Ana içeriğe atla

Kitabın Tarihi/savaş Tazminatı Olarak Kitap


Kitaplar... Samimi bir dost, dert ortağı, muhabbet erbabı... Kitaba sevdalı biri olarak bu hafta 'Kitabın Tarihi' hakkında kısa bir yolculuğa çıktım.
İlgiyle takip ettiğim Yedikıta Dergisinin Ocak ayı teması Kitabın Tarihi idi. Merakla ve heyecanla dergiyi okudum; kil tabletlerden elektronik tabletlere uzanan yolda düşüncelerim uzaklara gitti geldi. Kitabın tarihi hakkında bilmediğim şeyler öğrendim: papirüs ile parşömeni, onun öncesinde hüküm süren ve binlerce sene evvelinden günümüze ulaşan taş kitabeleri, matbaanın keşfi ile kitap çoğaltımının hız kazanması, el yazması eserlerin kıymeti vs... 

Öğrendiğim bir olay karşısında ise hayrete düşmekten kendimi alamadım: Abbasi Halife'lerinden Halife Memun ve Harun Reşid'in savaşlardan sonra tazminat olarak kitap isteme hadiseleri. Bu olay o devirde kitaba verilen kıymeti göstermesi açısından ibretlik. Harun Reşid Ankara civarında yapılan bir savaş neticesinde mağlup Bizans’tan tazminat olarak kitap ister. Çünkü, bilir ki kitap hazinelerin en büyüdüğüdür.
İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’den (a.s.) başlayarak insanlığa gönderilen peygamberler vasıtasıyla bizlere ilimler öğretilmişti. İnsanoğlu bilip öğrendiklerini kaybolmasın diye yazıya geçirdi. Zannettiğimizden daha uzun olan kitabın tarihi böylece başladı. İnsanoğlunun kendini ifade edebilmek için yazdığı kitap, şüphesiz ilk halinden günümüze dek büyük değişimler geçirdi.
Kâğıdın icadından evvel Sümer, Asur ve Hititler’de kil tabletler üzerine, Mısır’da papirüslere, Anadolu’da parşömenlere ve nihayet kâğıtlara yazıldı yazı.(Dergi tanıtımından)

Dergide başka neler var? 



İlim, irfan ve kültür merkezi olarak Beytül Hikme. Beytül Hikme; kütüphane, rasathane gibi bölümleriyle ilim ve bilim merkezi niteliğinde bir yapı. Bilim, sanat, kültür alanında çok hizmetleri olan, tarihi bir kurum.

Osmanlı maliyesinde kullanılan sıradışı, gizli ve özel yazı sistemi. Bu yazıyı okuyabilmek için Osmanlıca bilmek yeterli değil, özel uzmanlık istiyor.


Hasankeyf'in 100 sene evveline ait fotoğrafları. Bu bölüm de ilgimi çeken bölümlerden. Mardin'de askerlik yaptığım dönemde Hasankeyf’i bir kaç defa gezip görme fırsatım oldu. Hala gözümde canlanan Hasankeyf’i, bin sene evvelki haliyle görmek güzeldi. Hasankeyf hakkında yazdığım yazı ve fotoğraflar için buraya tıklayabilirsiniz.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Anadolu'nun Üç Şems'i

Şems güneş manasını ifade eden bir kelime. Arapça kökenli bir kelime.   Uzun zamandan beri kültür coğrafyamızda kullanılan isimlerimiz arasında yerini almış: Şems, Şemsi, Şemseddin vesaire. Şems ismi ile müsemma olan üç Şems var ki, bunlar tarih ve kültürümüzde yeni ufuklar açan şahsiyetler. Bu üç şahsiyetten Şems-i Tebrizi’yi Mevlana Celaleddin Rumi ile, Akşemseddin’i Sultan Fatih ile irtibatından biliriz. Fakat bir Şems daha vardır ki, O’nu bilenlerimizin sayısı azdır. Bu kişi Şemsi Sivasi Hazretleridir. Şu anda Sivas’ta medfun olup 4. Mehmed devrinde yaşadığı bilinmektedir. Bu yazıda Anadolu’nun üç Şems’i hakkında kısa bilgi verilecektir.   Şemsi Tebrizi Hazretleri Çoğumuzun Hz. Mevlana Celaleddin Rumi ile dostluğundan bildiği bir şahsiyet Şemsi Tebrizi hazretleri. Asıl ismi Mevlana Muhammed olan Şemsi Tebrizi hazretleri bugün İran hudutları içinde olan Tebriz’de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren din ilimlerinde gösterdiği kabiliyetle dikkat çekmiş,...

Dikkat! Derin Anlam İçerir

Yaklaşık iki senedir takip ettiğim bir facebook sayfası var: Pawel Kuczynski. Pawel Kuczynski bir çizer, bir sanatçı. Hicivsel çizimler yapıyor. Yaptığı çizimleri facebook sayfasında paylaşmaya devam ediyor. Sayfada birbirinden güzel, birbirinden anlamlı çizimler mevcut. Çizimlere hem hayran kalıyorum, hem de çizimler üzerinde derin derin düşünüyorum. Derin anlam içeren çizimler. Mükemmel tespitlere vesile olan bir gözlem yeteneği çizimlerde hissediliyor. Buyrun, çizimlere yakından bakın.

Yolgeçen Hanı Nerede?

Yolgeçen Hanı/Hasankeyf Günlük hayatta sürekli kullandığımız, anlamını tam anlamıyla bilmediğimiz/düşünmediğimiz bir tabir var: Yolgeçen hanı. Geleni gideni çok olan, sürekli misafiri olan yerler için kullandığımız bir tabir. Kimi zaman ‘ birader burası yol geçen hanı mı?’ şeklinde öfkemizi ifade ederken, kimi zaman ‘bizim mahallenin yolgeçen hanı burası, bu yoldan geçen buraya uğramadan gitmez’ şeklinde espirili bir dille kullandığımız tabir.  Anlamından dolayı kafelere, lokantalara özellikle de yol güzergahında bulunan tesislere verilen isimlerden biri.