Eylül Ayından Sonra(2017)

Eylül ayı, hepimize malum, güz ayı. Hazan mevsiminin başladığı, yaprakların sarıya dönerek gönül dünyamıza hüzün getirdiği günlerin başlangıcı. Tabiattaki değişimler insan ruhunu da etkiliyor. Yahut bana öyle geliyor. Eylül ayı ile yorgunluklar da artmaya başladı benim için. Tabi, bu yorgunlukta iki aylık tatilin ardından işlerin yoğun bir şekilde başlaması oldu. Malum, okullar açıldı. Kurban Bayramı’nın hemen ardından başladık işe. 
MEB’de Psikolojik danışman ve rehber öğretmen olarak çalışıyorum, bilmeyenler için söylemiş olayım. MEB’de çalışanlar için bir dizi yenilikler yapıldı bu sene: müfredatlar değişti, mevzuatlar değişti, TEOG kalktı, Ygs-Lys sisteminde değişiklik yapılacak. MEB’de çalışınca bu tür değişiklerin, yeniliklerin uyum süreci, yeni sezona hazırlık süreci biraz yoğun oluyor haliyle. Bunun üzerine bir de liseden ortaokula geçmiş olmanın yabancılığı var üzerimde. Dört senedir Anadolu Lisesi’nde çalışıyorken, bu sene itibariye ortaokulda çalışmaya başladım. Yeni heyecan, yeni ortam, gençlik dönemini yaşayan ergenlerin yanından, ergenliğe yeni adım atan çocukların okuluna alışma süreci. İster istemez, yoğun ve yorucu geçen günler. Bu yoğunluktan dolayı bloga da fazla zaman ayıramadım. Ekimin ilk haftasından sonra normale dönmeyi, bloga daha fazla zaman ayırmayı planlıyorum. Her şey yolunda  giderse tabi. 
Eylül'de Okuduklarım
Sıhhatnüma: Kitap, tecrübelerin ve bilimsel verilerin ışığında sağlıklı yaşama rehberi niteliğinde. Kitabın vurguladığı en önemli nokta ise sağlıklı yaşamak için tedbirler almak. Vücudu hastalıklardan korumak için dikkat edilmesi gereken hususlar vurgulanıyor. Devamını okuma için tıklayın.
Kafa Karıştıran Kelimeler: Rasim Özdenören’in deneme türünde yazdığı bir kitap. Kitabı genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim. Anlatılan şeyler güzel, düşündürücü. Kelimelerin gücü ve dilimize yerleşmiş kelimelerin mahiyeti anlatılıyor. Öyle kelimeler var ki, dilimize yerleşen, kullanıldığında ne anlam ifade ettiğini anlamak mümkün değil. Söyleyen başka bir manada kullanıyor, dinleyen başka bir mana çıkarıyor. Özgürlük, irtica gibi bir çok kelime var, kafa karıştıran. 
Saatleri Ayarlama Enstitüsü: Klasik Tanpınar romanlarından. Kuvvetli anlatım, derin tahliller, ruha dokunan şiir gibi cümleler. Tanpınar’ı kesinlikle okumak lazım. Klasik Türkiye bürokrasisinden izler, toplumun sosyolojik yapısı gözler önüne seriliyor.
Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler: Sinan Canan’ın basit anlatımı ile bilimsel şeyleri anlattığı güzel bir kitabı. İnsana dair yazılar, biyolojiden, fiziğe bilimsel yazılar var. İnsan farkındalık kazandıran bir kitap. Özellikle Kaos Teorisi hakkında yeni şeyler öğrenmiş oldum. Kitap hakkında yorumlarımı önümüzdeki günlerde yazacağım, inşallah. 

İzlediklerime Gelince..
Bir kaç aydır tadımlık olarak izlediğim Leyla ile Mecnun’u bitirdim. Keşke daha çok devam etseydi… Eylül’de uzun bir aradan sonra film izlemeye başladım. İzlediğim filmler şunlar. 
Sineklerin Tanrısı: Aynı adlı kitaptan uyarlanan 1990 yapımı film. Otuz kadar Amerikan askeri okul öğrencisinin bulunduğu uçak tropikal bir ada yakınlarında düşer. Öğrenciler, çocuk yaştadır. İlk günler adada düzen kurup o şekilde yaşarlarken, çocukların çoğu vahşileşmeye başlar. Film hakkındaki yorumum şurada.
İhanet: 1997 yapımı ABD filmi. Bir uçak kazası sonucu vahşi ormanlara düşen bir milyarder ile, bir moda fotoğrafçısının hayatta kalma mücadelesinin anlatıldığı film. Anthony Hopkins milyarderi, Alec Baldwin moda fotoğrafçısını oynuyor. Hayatta kalma mücadelesinde birbirleri hakında çarpıcı gerçekleri öğreniyorlar.
Son olarak Zindan Adası: Leonerdo Dicaprio’nun başrolü oynadığı efsane bir film. Seneler önce izlemiştim. Tekrar izledim. anlaşılması zor, kafa karıştıran bir film. Olaylar akıl hastalarının tedavi edildiği bir adada geçiyor. 

Yeni yazılarda görüşmek üzere. 


Eylül ayı, hepimize malum, güz ayı. Hazan mevsiminin başladığı, yaprakların sarıya dönerek gönül dünyamıza hüzün getirdiği günlerin başla...

Bilişsel Gelişim Dönemleri


Bilişsel gelişim denilince akla gelen ilk isimlerden biri şüphesiz, Jean Piaget’dir. Piaget yaptığı araştırmalarla bir insanın bebeklikten yetişkinliğe kadar olan düşünme süreçlerini incelemiştir. İlk araştırmalarını kendi çocuklarını gözlemleyerek yapan Piaget, bilişsel gelişimi 4 döneme ayırmıştır. 
  1. Duyusal Motor Dönemi(0-2 yaş)
Refleksif davranışlardan amaçlı davranışlara geçiş,
Kendini dış dünyadan ayırma,
İlk deneme-yanılma öğrenmeleri,
Taklit ve oyunlar
Alışkanlık kazanma gibi özellikler bu dönemde kazanılır.
  1. İşlem Öncesi Dönem(2-7 yaş)
Dilin hızla geliştiği geliştiği dönem.
Sembolik ve oyun ve düşünme,
Benmerkezcilik,
Odaklama,
Korunumu kazanmama(uzun bardağın geniş bardaktan daha çok su aldığını düşünme gibi) gibi özellikler bu dönemin özellikleri arasındadır.
  1. Somut İşlemler Dönemi(7-11 yaş)
Somut problemleri çözme,
Mantıksal düşünme,
Korunum kazanma,
Gruplama ve sıralama yapabilme,
Tersine çevirebilme gibi özellikler bu dönemin özelliklerindendir.
  1. Soyut İşlemler Dönemi(11- +yaş)
Soyut düşünme başlar,
Akıl yürütme,
Soyut kavramların anlaşılması,
Göreceli düşünme ve fikirler, 
Ergen benmerkezciliği gibi özellikler bu dönemde görülmektedir.

Piaget’in gelişim dönemlerinde 4 temel kural bulunmaktadır.

  • Dönemler değişmez bir sıra ile ortaya çıkarlar.
  • Dönemler hiyerarşiktir. Sonraki dönem önceki dönemi de kapsar.
  • Aynı dönemde bulunsalarda bireyler arsı gelişim oranları farklılık gösterebilir.
  • Her dönemin tipik özellikleri vardır. (Benmerkezcilik, taklit, sıralama yapabilme gibi..)

Çocuktan beklentilerin çocuğun gelişim dönemi ile uyumlu olması için gelişim dönemlerinin bilinmesi faydalı olacaktır.

** Yararlanılan Kaynaklar: 



Bilişsel gelişim denilince akla gelen ilk isimlerden biri şüphesiz, Jean Piaget’dir. Piaget yaptığı araştırmalarla bir insanın bebeklikten y...

Dikkat! Derin Anlam İçerir




Yaklaşık iki senedir takip ettiğim bir facebook sayfası var: Pawel Kuczynski. Pawel Kuczynski bir çizer, bir sanatçı. Hicivsel çizimler yapıyor. Yaptığı çizimleri facebook sayfasında paylaşmaya devam ediyor. Sayfada birbirinden güzel, birbirinden anlamlı çizimler mevcut. Çizimlere hem hayran kalıyorum, hem de çizimler üzerinde derin derin düşünüyorum. Derin anlam içeren çizimler. Mükemmel tespitlere vesile olan bir gözlem yeteneği çizimlerde hissediliyor. Buyrun, çizimlere yakından bakın.

Yaklaşık iki senedir takip ettiğim bir facebook sayfası var: Pawel Kuczynski. Pawel Kuczynski bir çizer, bir sanatçı. Hicivsel çizimler...

Çocuğunuzun Motivasyonunu Nasıl Artırırsınız?


Motivasyonun ne olduğunu daha önceki yazılarımda kısaca anlatmıştım. (Okumak için tıklayın) Motivasyon içsel ve dışsal motivasyon olarak gruplandırılır. İçsel motivasyon kişiyi geliştirirken, dışsal motivasyon kişiyi bağımlı hale getirir. Çocukları ve öğrencileri yetiştirirken yaptığımız şeyler, takındığımız tavır onların içsel yada dışsal motivasyon geliştirmelerini etkiler. Çoğu zaman farkında olmasak da yaptıklarımız çocukların hayatına dokunur. Yaptığımız olumsuz uygulamalar dışsal motivasyonu artırırken, yaptığımız olumlu şeyler içsel motivasyonu artırır. Çocuklarımızın içsel motivasyonlarını artırarak onları geleceğe daha iyi hazırlayabiliriz.
Çocuğun yahut öğrencinin motivasyonun artırmak için şu noktalara dikkat etmek lazımdır:

Çocuğa hedefler oluşturmak noktasında destek olmak gerekir. Çocuklar henüz karakter olarak gelişim ve değişim aşamasındadırlar. Kendileri hakkında farkındalıkları daha az olduğu için hedef belirlemekte belirsizlikler yaşarlar. Hedef belirleme noktasında onlara yardımcı olmak, gerçekçi hedefler belirlemek içsel motivasyonlarını olumlu etkileyecektir.
Çocuğa ulaşılabilir ve gerçekçi hedefler koymak önemlidir. Çok uzun süreli hedefler, çocuğun ulaşmasının mümkün olmayacağı hedefler çocuğu yıpratacak, aynı zamanda motivasyonunu zedeleyecektir. 
Çocuğun başarı duygusunu tatması ile motivasyonu artacaktır. Bir şeyler yapabildiğini farkeden çocuğun kendine güveni ve motivasyonu artar. 
Çocuktan yapılması istenen şeyler çocuğun yaşına, beklenti ve yeteneklerine uygun olmalıdır. Çok hafif yahut çok zor görevler çocuğun özgüvenini olumsuz etkiler. Kendisine basit gelen şeyleri yapmak istemez, çok zor olan şeyler karşısında pes etmekten başka çare bulamaz. Çocuğun motivasyonunu artırmak amacımız varsa bu noktaya dikkat etmek gerekir. 
Çocuğun faaliyetlerinde kendi seçimini yapmasını sağlamak da motivasyonu olumlu etkiler. Çocuğa birey olduğu hissi ile yaklaşıp, kendisi ile alakalı kararalar alırken O’nun görüşlerini dikkate almak lazımdır. 

Çocuğu cesaretlendirmek ve merak uyandırmak yolu ile çocuğa öğrenmenin lezzeti tattırılmalıdır. Bu lezzeti tadan çocuk içsel motivasyonu ile bilerek ve isteyerek bir şeyler yapma gayreti içerisine girer.

Motivasyonun ne olduğunu daha önceki yazılarımda kısaca anlatmıştım. (Okumak için tıklayın ) Motivasyon içsel ve dışsal motivasyon olar...

Nice 100'lere


Zaman ne çabuk geçiyor. İçindeyken yavaş geçtiğini düşündüğümüz her an, ötelerden bakınca bir çırpıda tükenmiş hissi uyandırıyor insanda. Bloggerde geçen günlere uzaktan bakıyor, bir çırpıda geçiveren anlar olarak görüyorum.
Blog dünyasına acemi adımlarımı attığım günler epey geride kaldı. Bazen yazacak bir şey bulamadan, bazen kağıda dökülen kelimeler bombardımanında günler geldi, geçti. Blogda 99 yazıya ulaştım, ve şu an 100. yazımla sizlerleyim. Acemice geçen ilk günlerden sonra,  blogda usta olmasak da(ustalık gibi bir niyetim de yok gerçi) kendi halimde bir şeyler karalamaya devam ediyorum. Kendi işimi görecek kadar, kendime yetecek kadar bloggerim. Okuyorum, yazıyorum, paylaşıyorum. 

100. yazıya kadar neler oldu? 

Bloğa deneme ve şiirle başladıktan sonra minik hikayeler ile devam ettim. Psikoloji ve eğitim alanında çalışıyor olmanın getirisi olarak psikoloji ve eğitim konularında yazılarım blogda kendine yer bulmaya başladı. Kitap yorumları blog için olmazsa olmazlardan. Hal böyle olunca kitap yorumlarımı da ekledim. Daha sonraki dönemlerde kitap kategorisini güncelledim. Okuduğum kitapları KitapYorum bölümünde yorumlarken, okuyup başka insanlara da faydalı olacağını düşündüğüm kitapları tavsiye olarak Kitap Önerileri bölümüne ekledim. Ve gene blog yazmaya başladıktan sonra okuduklarımı Kitap Listesi olarak bloğuma ekledim. Tabi eksikler var, ilk baştan itibaren liste tutmadığım için.

Kırk yıllık Kani, olur mu Yani’ sözünün hikayesi bloğumda TarihveKültür kategorisini ekleme vesile oldu. Sonrasında tarih ve kültüre dair etkisinde kaldığım şeyleri, yaşadığım ve gezdiğim yerlerdeki tarihi ve kültürel gözlemlerimi bu bölüme ekledim.
Çok sık film izleyen biri değilim. Ama bloglarda paylaşılan film yorumları dikkatimi çekiyor. Böylelikle film izlemeye de başladım. Genellikle haftada bir defa film izliyorum. İzlediklerimi de Film Yorumları bölümünde sizlerle paylaşıyorum. Tabi bütün filmleri değil. Her ay bir film paylaşmayı düşünüyorum. Şimdilik böyle. Belki fikrim sonra değişir.  İlk film yorumu olarak Sineklerin Tanrısı'nı ekledim. Sonrasında Daha Mutlu Yaşam'ın önerisi ile İhaneti izledim. Çok beğendim filmi, ama film hakkında yazmayacağım. Merak edenler buradan Daha Mutlu Yaşamın filmle alakalı kısa tanıtım yazısını okuyabilir. 

An itibariyle blog yayın planım şu şekilde: ayda bir defa olmak üzere KitapYorum yazısı, ayda bir defa Kitap Öneri yazısı ve gene ayda bir defa Film Yorum yazısı yazmayı planlıyorum. Diğer konulardaki düşüncelerimi ise aklıma estiği an paylaşıyorum zaten.

Psikoloji ve eğitim ile ilgilendiğimi söylemiştim zaten. Psikoloji konusunda ‘şunu da yazsam’ dediklerimin sayısı artmaya başlayınca yeni bir blog açmaya karar verdim. Çünkü kişisel blogum psikoloji yazılarıyla dolacaktı. Önceliğim gene kişisel blogum olacak. Psikoloji yazılarını ise ağırlıklı olarak YazarPsikoloji blogumda paylaşacağım. Psikolojik yorumlarım ise kişisellik taşıdığı için gene kişisel blogumda olacak.


Şimdilik bu kadar. 100. yazıya gelene kadar bu şekilde geçti blogdaki  değişimlerim. Buraya gelmemde katkısı olanlara ve tüm bloggerlara teşekkürler…

Zaman ne çabuk geçiyor. İçindeyken yavaş geçtiğini düşündüğümüz her an, ötelerden bakınca bir çırpıda tükenmiş hissi uyandırıyor insanda...

Motivasyonunuzu Artırın


'Konu işlerin yürütülmesine gelince, motivasyon her şeydir.' Iacocca

Motivasyon başarının olmazsa olmazlarından. Yaptığımız her işte başarılı olmak için belli düzeyde motivasyona ihtiyacımız var. Bir işe başlayabilmek, devamını getirebilmek ve devamlılığı yakalayabilmek motivasyon durumumuzla alakalı olan şeyler. Motivasyon nedir?Bu durumda motivasyonu nasıl artırırız?

  1. Motivasyonu yüksek bir insan olmak için en önemli şart kişinin kendini tanıması olacaktır. Kendini tanıyan, hayattan beklentilerini bilen insanın motive olması daha kolay olacaktır. Ne istediğinizi bilip o doğrultuda gayret eiyorsanız motivasyonunuz yüksek olacaktır. 
  2. Yaptığınız işlerde aldığınız yolun kaydını tutmak, gözden geçirmek de motivasyonunuzu artırır. Nereden nereye geldiğinizi görmek motivasyonu artıracaktır.
  3. Alışkanlıklarınızı gözden geçirin. Kimi zaman alışkanlıklarımız motivasyonumuzu azaltan şeylerdendir. Fakat çoğu zaman bunun farkında olmayız. Kendinize yönelik iyi bir gözlemle alışkanlıklarınızı gözden geçirip, size fayda yahut zarar sağladığını fark edebilirsiniz.
  4. Adım attığınız işlerde ilk başlayacağınız noktayı tespit etmek motivasyon için önemlidir. Çok kolay ya da çok zor noktalardan başlamak, çok yavaş ya da çok hızlı ilerlemek bıkkınlığa yol açabilir. Baştan başlayıp merdivenleri adım adım çıkmalı, hızlı çıkayım gayreti ile kendinizi yormamalısınız. 
  5. Ara ara kendinize küçük ödüllendirmeler yapabilirsiniz. Tabi, bu ödüllendirmeler çok abartılmamalı, hayatın merkezine yerleştirilmemeli. Ödüllendirmede en önemli nokta kendi iç sesiniz olmalı. 
  6. Cesaret motivasyon için önemli şeylerden biridir. Cesaretiniz iyi düzeyde olmalı. Kendinize güveniniz tam olup, gereksiz ve aşırı güvenden kaçınmalısınız.
  7. Başarısızlık korkusu da çoğu zaman motivasyonumuzu düşüren şeylerden biridir. Başarısız olmayı göze alarak işe başlamalı, bazen düşüşlerin olacağını akıldan çıkarmadan hareket etmelisiniz.

'Motivɑsyon konusundɑki en önemli şey, hedef belirlemektir.Dɑimɑ bir hedefin olmɑlıdır.' Frɑncie Lɑrrieu Smith

'İlk önce kendine ne olacağını sor; sonra ne yapmak gerekiyorsa yap.'Epiktetos

'Yüzüstü yere serilseniz bile, hala ileriye doğru hareket ediyorsunuzdur.'Victor Kiam

'Konu işlerin yürütülmesine gelince, motivasyon her şeydir.'  Iacocca Motivasyon başarının olmazsa olmazlarından. Yaptığımız...

Dünyada Eğitim Uygulamaları

Beklenen gün geldi. Çocukların, ebeveynlerin, öğretmenlerin beklediği gün geldi ve okullar pazartesi günü açılıyor. 
Eğitimle alakanız varsa veya takip ediyorsanız duymuşsunuzdur: eğitim müfredatları güncellendi, bu seneden itibaren yeni müfredat uygulanacak. Kimilerince eleştirilen, kimilerince takdir gören yeni bir müfredat var. Bakalım, nasıl olacak?
Eğitimle alakalı konu açılınca bir çoğumuz sistemden, uygulamalarda şikayet ediyoruz. Bu konuda ne kadar haklıyız? Kesin bir şey söylemek mümkün değil? Başarısızlığımızda tek sebep sistem midir? İşin içinden çıkmak zor.
Takip ettiğim İnsan ve Hayat dergisi Eylül sayısında dünyadan eğitim uygulamalarına misaller vermiş. O uygulamaları kısaca paylaşmak istiyorum.

1. Nijerya: Yüzen Okul 
Eğitim problemine bir çözüm olarak, yüzen okullar uygulamaya konulmuş. Bu sayede daha fazla öğrenciye ulaşma imkanı var.

2. Güney Kore: Okulunu temizleyen öğrenciler
Öğrenciler okullarını kendileri temizleyerek sorumluluk kazanıyor, hayata alışıyorlar. Temizliği kendisi yapan öğrenciler kirletme ve kirletmeme arasındaki farkı da öğreniyorlar.
3. Japonya: ayakkabı ile girilmeyen sınıflar
Öğrenciler temizliklerini zaten kendileri yapıyor. Ayakkabısız okullar ile hem temizlik sağlanıyor, hem evdeymiş hissi veriliyor.
4. ABD: Teknolojisiz okul
Slikon vadisinde öğrenciler tamamen teknolojiden uzakta eğitim-öğretim görüyorlar.
5. Norveç: Karnesiz ve sınavsız okul
Öğrencilere sınav yapılmıyor, karne olayı yok. Öğrenciler sadece öğrenmeye odaklanıyor. Her öğrenci başarılı.

6. Finlandiya: Derssiz öğretim
Eğitim denilince akla gelen ilk ülke durumundaki Finlandiya eğitimde devrime giderek tüm dersleri kaldırdı. Derslerin günümüz eğitim anlayışına uymadığından hareketle dersler yerine, olaylar üzerinden disiplinlerarası öğretim yapılıyor. Mesela 'Kafede Çalışmak' etkinliği ile öğrenciler İngilizce, ekonomi ve iletişim konularını bir arada öğreniyor.

Beklenen gün geldi. Çocukların, ebeveynlerin, öğretmenlerin beklediği gün geldi ve okullar pazartesi günü açılıyor.  Eğitimle alakanız va...

Motivasyon Nedir?

Motivasyon, biliş ve davranış boyutunda harekete geçiren, öğrenmeyi sağlayan itici bir güçtür . Kısaca, insanı harekete geçiren güç olarak tanımlanabilir. Bu güç insanda bir şeyler yapma arzusu ve gayretini ortaya çıkarır. Kendini tanıyan, ne istediğini bilen ve kendini yönetebilen insanların motivasyonu daha yüksek olmaktadır. Çünkü motivasyonu sağlayan en önemli şey, bir şeyi istemektir.

Motivasyon içsel ve dışsal motivasyon olarak ikiye ayrılır. İçsel motivasyon, kişinin kendi iç süreçlerinin etkisi ile biliş ve davranışı harekete geçiren güç; dışsal motivasyon dışsal faktörlerin etkisi ile insanı harekete geçiren güçtür. İçsel motivasyon kişinin gelişimine katkı bulunurken, dışsal motivasyon kısa vadede kişinin gelişimini olumlu etkilesede uzun vadede kişiyi dışa bağımlı hale getirir. Bu haliyle içsel motivasyon iyi iken, dışsal motivasyon iyi olmayabilir. Hatta hayatımıza yerleşen motivasyon eksikliğinin en önemli sebebi dışsal motivasyondur. Mesela, bir öğretmen sınavdan iyi puan alan öğrencisine bir hediye vermiş olsun. Öğrenci iyi puan ile ödülü ilişkilendireceği için her iyi puandan sonra ödüle ihtiyaç duyacaktır. Ödül verilmediği zaman iyi puan almanın bir önemi olmadığını düşünmeye başlayacaktır. İş hayatına atılan insanların teşvik/takdir görmeyince iş yapmamaları, motivasyonlarını kaybetmeleri de aynı sebeple alakalıdır.(Daha ayrıntılı bilgi için Özgür Bolat’ın Beni Ödülle Cezalandırma kitabını okuyabilirsiniz.) Oysa içsel motivasyonu yüksek olan bir öğrenci sadece başarıya odaklandığı için ödüle ihtiyaç duymadan, yeniden başarılı olmaya gayret edecektir. Başarılı olmak için hayatı boyunca kendi kendini motive edebilir hale gelecektir.

Motivasyonu iyi olan kişiler amaçlarına ulaşabilmek için duygularını yönetebilirler. Motivasyon ile başarma dürtüsü, girişimcilik, bağlılık, iyimserlik oluşur.
  • Başarma dürtüsü: kişinin sürekli gelişmeye yönelik çabası.
  • Girişimcilik: karşısına çıkan fırsatları değerlendirebilmek.
  • Bağlılık: yaptığı işlere uyum sağlayabilme.
  • İyimserlik: kişinin karşılaştığı zorluklara karşı kararlı ve inançlı olması. 

Motivasyonun üç boyutu vardır. 
  • Harekete geçme, bir hedef için başlangıç yapmayı ifade eder.
  • Devamlılık, bir şeye başladıktan sonra devamını getirmeyi ifade eder.
  • Yoğunluk, bir işi yaparken ne kadar odaklandığımızı ifade eder. 

Motivasyon, biliş ve davranış boyutunda harekete geçiren, öğrenmeyi sağlayan itici bir güçtür . Kısaca, insanı harekete geçiren güç olarak t...

Bir Zamanlar Midyat'ta


Askerlik için Midyat’a ilk ayak bastığım günler; hüzünlü, tedirgin, şaşkın, heyecanlı, yorgun, umutlu, meraklıyım… Belki de ilk defa bu kadar çok karmaşık duyguyu bir arada yaşıyorum. Bir şehirle tanışmak elbet biraz karmaşık oluyor.  İki uçlu değerlendirmelerin arasında beynimiz bir insanı süzer ya biz farkında olmadan, gönlüm işte öyle süzmeye başladı Estel ile Midyat’ı.
Minibüs ağır ağır Estel’den Midyat’a ilerlerken yüzümü bir sağa bir sola çevirerek düşüncelere daldım. Arapça bir türkünün sözleri düşüncelerimin arka planını oluşturuyordu. Türkünün verdiği hissiyattan olsa gerek çok dinlemediğim ama ‘her nereden duydumsa’ zihnime yerleşmiş bir türkünün sözlerini hatırladım: 

Estel Midyat Arası
Sevdan Başım Belası
Senin Bayan Gözlerin
Melhem Yürek Yarası….

Türkünün sözleri zaman zaman kulaklarıma gelirdi bir yerlerden. Estel neresi, Midyat neresi bilmezdim, merak etmezdim. Bana ne idi ki, Estel’den, Midyat’tan! Kaderin cilvesi yolumu Midyat ile birleştirene dek hiç düşünmedim. Şimdi öylesine aklıma gelivermişti. Estel ile Midyat’ın orta yerinde. Yaklaşık 9-10 ay boyunca Estel’den Midyat’a gittim, geldim. Ömrümün bir 10 ayı da orada tükeniverdi.
Estel Midyat’a bağlı bir semt gibi. Daha evvelinde farklı bir köy iken, Midyat ilçe olunca oraya dahil edilmiş. Estel ve Midyat, her ikisi de kendine has çarşı, pazara sahip. İki semtin orta yerinde Midyat Hükumet Konağı. Hükumet Kadın filmlerinde görülen konak da burası aynı zamanda. Midyat, kesme taştan yapılan konakları ile güzel. Sayıları her geçen gün azalan ya da tahribata uğrayan konaklar ilçenin görünümüne şiirsel bir hava katıyor. Midyat’ta Sıla’nın Konağı adıyla bilinen konak, Estel’de müze olarak kullanılan konaklar görülmeye değer. Özellikle, konaklarda toprağın altına doğru ilerleyen oda ve depolar ilgimi çeken yerlerden. Serin oldukları için çoğunlukla depo olarak kullanılıyor. Estel’deki Kültür Evi de, duvarlarını süsleyen yüzlerce dokuma fotoğrafları ile farklı bir yer. Bu fotoğraflarda Adile Naşit’ten, Yılmaz Güney’e Yeşilçam'ın yüzleri; Deniz Gezmiş’ten, Alpaslan Türkeş’e her görüşe mensup kişileri görmek mümkün. Siyasetçilerin, sarkıcıların, film yıldızlarının, bir şekilde tanınan herkesin fotoğraflarını halıya dokunmuş olarak duvarlarda görebilirsiniz. 
Midyat’ta Araplar, Süryaniler, Kürtler ve Türkler yaşıyor. Estel bölümünde daha çok Araplar, Midyat kısmında ise Kürtler yaşıyor. Süryanilerin de kendilerine has bir kültürü ve yaşam tarzı var. Kiliseleri ve özel kıyafetleri ile çarşı-pazarda dolaşan papazları ile onlar da bu memleketin insanı. 
Arapça, Türkçe, Kürtçe ve Süryanice kelimelerin aynı cümle içerisinde kullanıldığı, Arapça bir kelime ile başlayan cümlenin Kürtçe bir kelime ile neticelendiği Midyat’ta; en çok duyduğum cümlelerden biri, ‘Başım gözüm üstüne’ idi. Berberde traş olurken, manavda meyve alırken, çay ocağında çay yudumlar iken. İnsanlar sevecen ve hürmetkar bir tavır ile bütün taleplerinize ‘başım gözüm üstüne’ kelamı ile karşılık verirler. Bir zaman sonrasında yabancısı olduğunuz Arapça, Kürtçe kelimelere aşina hale gelirsiniz. Midyat, Ulu Camii ve Cevatpaşa Camii ile, konakları ile, üzüm bağları ve kavunları ile, kahve ve badem şekerleri ile, Arap, Kürt, Süryani insanları ile ülkemizin görülmeye değer yerlerinden. 

Askerlik için Midyat’a ilk ayak bastığım günler; hüzünlü, tedirgin, şaşkın, heyecanlı, yorgun, umutlu, meraklıyım… Belki de ilk defa bu ...

Kendini Yönetebilen İnsanlar Daha Başarılı


Anneler, babalar, öğretmenler tarafından çokça duyduğumuz kalıplaşmış cümleler var: Anneler, babalar çocukları hakkındaki endişelerini, beklentilerini dile getirdikten sonra, çocuklarının ‘çok zeki olduğu’ ile başlayan cümlelerini mahcup bir eda ile ‘ama çalışmıyor’ diye sonlandırıyorlar. Öğretmenler öğrencileri hakkında ‘bu çocuk çalışsa her şeyi yapar’, ‘çok zeki ama kendini derse vermiyor’ gibi cümleler söylüyorlar. Bu şekilde zeki ama başarısız gençlerin sayısı her gün biraz daha artıyor. Neticede bu insanlar zeki olsalarda başarısız oluyorlar. 

Bu noktada devreye giren şey nedir? Her anne babanın ifade ettiği gibi çocukları gerçekten zeki midir? Zeki olmak başarı için yeterli midir? Çocukları/insanları hedefledikleri şeylerde başarıya götüren şey nedir? 

Colombia Üniversitesi’nde Psikolog Walter Mischel 1970li yıllarda bir deney yapıyor. Boş bir odaya 4-6 yaş arası çocuklar tek tek alınıyor. Testi yapacak kişi masanın üzerine bir lokum koyuyor, çocuğa “lokumu isterse şimdi yiyebileceğini ancak bir süre beklemesi halinde ikinci bir lokum kazanacağını” söyleyerek odadan çıkıyor. Odadan çıktıktan sonra dışardan çocuğu gözlemeye başlıyor. Çocuklar farklı tepkiler verebiliyor deneye. Bazıları lokumu hemen yerken, bazıları adamın ikinci lokumla gelmesini bekliyor. Bazıları lokumdan bir ısırık alıp beklemeye devam ederken, bazıları lokuma elini uzattığı halde beklemesi gerektiği için bekliyor. Bir çocuk için gerçekten zor bir süreç, ikinci lokumu isteyen çocuklar dikkatlerini lokumdan başka şeylerle vererek sabretme yeteneklerini kontrol etmeye çalışıyorlar: şarkı söyleyenler, gözlerini kapatıp bekleyenler, odanın içinde dolaşanlar oluyor. 1970li yıllardan beri bu test “Zevki Erteleme Becerisi Testi” adıyla  kullanılmaya devam ediyor.

Bu deney ile çocuklar hakkında iki önemli nokta gözlemleniyor: birincisi güdülerini kontrol edebilmeleri ikincisi karar verme becerileri. Deney burada bitmiyor tabi. Tek lokumu yiyenler ve ikinci lokumu hak edenler, seneler boyunca gözlemleniyor. Zevki erteleyebilenlerin erteleyemeyenlere oranla akademik açıdan daha başarılı, hedeflerini daha çok gerçekleştirebilen kişiler oldukları görülüyor. 

Bu deney gözler önüne seriyor ki, kendini yönetebilen insanlar daha başarılı oluyorlar. Kendini yönetebilmek ise temelde kişinin kendi iç dünyasını ve ne istediğini bilmesi ile, sonrasında duygularını ve dürtülerini kontrol etmesi ile mümkün. Zihinlerimize yerleşen yanlış kanaatin aksine başarılı olmanın yolu zeki olmaktan değil kendini kontrol etmekten geçiyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, azimli olmak, duygu ve düşünceleri kontrol edebilmek zekadan daha fazla önemli.

Lokum(marsmallow) deneyinin uygulanışı.

Anneler, babalar, öğretmenler tarafından çokça duyduğumuz kalıplaşmış cümleler var: Anneler, babalar çocukları hakkındaki endişelerini, ...

Yıldızlı Geceler

Van Gogh'un 'Yıldızlı Gece' tablosu.

Ne zamandır özlemişim bol yıldızlı geceleri. Betonlaşan şehirlerin yıldızların güzelliğini örtmek vazifesi gören ışıklandırmaları arasında geçen gecelerden sonra yıldızların parıldadığı gecelere atıyorum adımlarımı. Çocukluğumun yıldızlı gökleri nereye kayboldu diye zaman zaman hayıflanırdım. Meğer sokak lambaları ve diğer ışıklandırmalar yıldızların görülmesini engellermiş. Şimdi farkediyorum. Hiç düşünmediğim bir şeyi, öğrenmiş oluyorum. 

Işıklandırmaların nispetle daha az olduğu, cırcır böceklerinin sabaha kadar ötüp durduğu, günün ilk ışıkları ile serçelerin şarkısının başladığı yerlerde; çocukluğumda şahit olduğum yıldızlı geceleri yeniden görmeye başladım. 

Gecenin maviliği arasında yıldızlar süzülüyor, gökte ay öylece salınıp duruyor. Sırtüstü uzanıyorum, seyre dalıyorum yıldızları. Eskiden olduğu gibi saymak gayretine girişiyorum. Kendimce isimler yakıştırıyorum. Hayaller kuruyorum. Hatıralar gözümün önünden geçiyor...
Yıldızlı geceler güzel. 

Not: Yapılan uzay gözlemlerinde uzak yıldızların dönen gaz ve toz bulutları çevrelendiği tespit edilmiş. Yıldızlar ve etrafındaki toz bulutlarının hareketi Van Gohg'un bu tablosundaki şekle benziyormuş. 

Van Gogh'un 'Yıldızlı Gece' tablosu. Ne zamandır özlemişim bol yıldızlı geceleri. Betonlaşan şehirlerin yıldızların güzel...

Dikkatimiz Neden Dağılır?


Dikkat dağınıklığı, insanlarımızın çoğunun muzdarip olduğu bir şikayet. Bir şeye odaklanamama, odaklandıktan sonra hemen kopuverme birçoğumuzun şikayetlerinden. Hemen hatırlatmak lazım ki, biyolojik, fizyolojik, psikolojik durumlardan kaynaklı dikkat dağınıklığı olabilir. Bu durumda yapılacak en iyi şey, bir uzmanla görüşmek olacaktır. Uzmanın yol göstericiliği ile dikkat dağınıklığı azaltılabilir, kontrol edilebilir. 
Hastalık boyutu olmadan yaşadığımız dikkat dağınıklığı bir çok insanda var. İnsanın kendini kontrol edememesi, boş vermesi bu dikkat dağınıklığının yaşanmasına yol açar. Bana göre dikkat dağınıklığının en önemli sebebi hız. Bir bakıma hız çağında yaşıyoruz. Hayatı hızlı yaşamaya alışmışken, yavaşlayıp bir şeye dikkat kesilmek zor oluyor. Onun için yaşantımızı biraz yavaşlatırsak dikkat seviyemiz de artacaktır.
Bazı gıdaların dikkat dağınıklığına yol açtığı, uykusuzluk, yorgunluk gibi etkenlerin dikkati etkilediği de artık biliniyor. Buna göre beslenmeye dikkat edilmesi, uyku düzeninin sağlanması dikkat dağınıklığını azaltacaktır. Alışkanlıklarımızda değişikliğe gitmek, rutinin dışına çıkmak da dikkat dağınıklığını azaltmakta faydalı olabilir. 

Dikkat dağınıklığını önlemenin en iyi yolu zihni meşgul etmektir. Beyin bir şey üzerinde işlem yaparken insanın dikkati kolay kolay dağılmaz, ama beyin meşgul olmadığı zaman kendisine meşguliyet bulmaya çalışır. Ve bu da dikkatin başka yönlere kaymasına sebep olur. Mesela hesap makinasıyla bir işlem yaparken, beyin işlevsiz kalır ve meşgul olabileceği başka bir şey arayışına yönelir. Kısaca beyin bir şey üzerinde düşünürken, bir şeyler öğrenirken dikkat dağılmaz. Maalesef bir çoğumuz düşünmemekte ısrar ettiğimiz için, bir şeyler öğrenmek(öğrenme, bir şeyleri anlamlandırma, olay ve konular arasında bağlantı kurma, bilgiyi organize etme) yerine hazır bilgiye konmaya çalıştığımız için dikkatimiz çabuk dağılıyor. Oysa bilgileri organize etmeye çalışsak dikkatimiz daha az dağılır.

Dikkat dağınıklığı, insanlarımızın çoğunun muzdarip olduğu bir şikayet. Bir şeye odaklanamama, odaklandıktan sonra hemen kopuverme birç...

Pozitif Psikoloji Nedir?


Psikoloji camiası uzun seneler boyu, insana dair olumsuz durumlar üzerine odaklanmıştır. İnsanın zayıf ve sorunlu yanları ile bu zayıflıkların nasıl giderileceği üzerine uzun çalışmalar yapılmıştır. Olumsuzluklar üzerinde yoğunlaşan araştırmalar Carl Rogers, Abraham Maslow gibi araştırmacıların hümanistik yaklaşımına kadar devam etmiştir. 
Bu durumu Martin Seligman’ın pozitif psikoloji araştırmaları takip etmiştir. Martin Seligman olumsuzluklar üzerine çalışmanın yanı sıra insanın güçlü yanlarına da vurgu yapılması gerektiğini vurgulamaya başlamıştır. Pozitif psikoloji tanımı da, Martin Seligman’ın insanın güçlü yanlarını araştırma ve geliştirme fikrinden hareketle ortaya çıkmıştır.
Pozitif psikoloji denilince akla ilk olarak mutluluk gelmektedir. Öyle ki, birçok insan pozitif psikolojiyi mutluluk psikolojisi olarak algılamaya meyillidir. Şunu vurgulamak lazım ki, pozitif psikoloji mutluluk psikolojisi değildir. Mutluluk, pozitif psikolojinin araştırdığı konulardan biridir.
Pozitif psikoloji, insanın güçlü yönlerinden ilham alan bir disiplindir. Pozitif psikolojinin en önemli vurgularından biri psikolojik sağlamlıktır. Olumsuz yaşantılar karşısında güçlü kalabilme, özellikle travmatik olayları daha kolay atlatabilmede psikolojik sağlamlık önemli olmaktadır.

Pozitif psikoloji kısa bir ifade ile psikolojik iyi oluş ve kendini toparlama gücünü araştırmaya çalışan disiplindir. Empati, motivasyon, mutluluk, minnettarlık, hayatın anlamı, iyimserlik gibi konular pozitif psikolojinin ilgilendiği konulardandır. 




Psikoloji camiası uzun seneler boyu, insana dair olumsuz durumlar üzerine odaklanmıştır. İnsanın zayıf ve sorunlu yanları ile bu zayıflık...

Gönül Dünyamız


Hayatımız maddi düşüncelerin kıskacında sıkışıp kalıyor. Hayata dair, tüketmeye ve biriktirmeye dair planlarımız her geçen gün benliğimizi daha çok etkisi altına alıyor. Hal böyle olunca gönül dünyamızda huzursuzluklar baş göstermeye, tatminsizliklerimiz artmaya devam ediyor. 
İnsanlarla ilişkilerimiz, hayal dünyamız, hayatımız metalaşırlarken; hatır-gönül için ve Allah rızası için yaptıklarımız hayatımızdan uzaklaşıyor. Yaptığımız her şeyin maddi bir karşılığı olsun istiyoruz.
Yaratılanı  hoş gör, yaradandan ötürü diyen Yunus Emre'yi bile metalaşmış zihinlerimizin kıskacında düşünüyoruz. Hoşgörü söylemleriyle metalaştırdığımız Mevlana da aynı şekilde. Gönül dünyamızı etkileyen her kim varsa bir şekilde onları metalaştırıyoruz. Maddi çıkarlarımız için. 
İnsanları ‘ederi kadar’, gibi kalıplara sokup bilerek yahut bilmeyerek insana da alınıp satılan bir mal hüviyeti yüklüyoruz. Olumsuz özellikler taşıdığına inandığımız insanlar için kullandığımız, ‘üç kuruşluk insan’ tabirleri de bu durumu aşikar ediyor.
Hayatımız bu kadar metalaşmışken, imkanlarımız iyiye gitmesine rağmen huzursuzluklarımız artıyorken, biraz da gönül dünyamızı aydınlatmak lazım. Kesemizi değil, gönlümüzü genişletmek niyetiyle, karşılığını beklemeden ihtiyacı olan birinin elinden tutmak, somurtan bakışlarımız arasına tebessüm ilave etmek ve gönüller fethetmek... gönül dünyamızı aydınlatacaktır.

Yunus Emre’ye kulak verelim: 
….
Sevelim sevilelim
Bu dünya kimseye kalmaz.


Hayatımız maddi düşüncelerin kıskacında sıkışıp kalıyor. Hayata dair, tüketmeye ve biriktirmeye dair planlarımız her geçen gün benliğim...

Sineklerin Tanrısı-Film Yorumu


Sineklerin Tanrısı

Vizyon Tarihi: 1990, ABD
Tür: Dram, Korku, Macera

Burası Hayal Kahvesi blogunda Sineklerin Tanrısı kitabına dair yorumu okuyup, filminden haberim olunca izleme listeme ekledim. Çok fazla film izleyen biri olmadığımdan filmi duymamıştım. Kitap her yerde karşıma çıkıyor. Okuma listeme eklemiş olsam da sıranın gelmesine beklemektense filmi izleyeyim dedim. İyi ki de izlemişim. Artık daha fazla film izleyeceğim. İzleyeceğim filmleri de bloglardaki yorumlara göre seçeceğim. 

Filmin 1963’te, bir de 1990’da olmak üzere iki yapımı var. Benim izlediğim 1990 yapımı. Okyanus üzerinde uçakları düşen Amerikan askeri okul öğrencileri ıssız bir adaya düşerler. Sayıları otuzu bulmakta, aralarında yetişkin bulunmuyor. Adadaki ilk günlerinde demokratik bir şekilde seçtikleri liderleri öncülüğünde adada yaşama uyum sağlıyorlar. Avlanıyorlar, oyun oynuyorlar, yaktıkları ateşin nöbetini tutuyorlar. Bir süre sonra düzen bozuluyor. İçlerindeki eğlence isteği ile isyan ve vahşilik harekete geçiyor; düzen yerine eğlenceyi ve vahşiliği tercih ediyorlar. Ralph düzeni savunan grubun lideri olarak kalırken, Jack peşine takılanlarla karşı tarafın lideri oluyor.

Jack ve Ralph

Bundan sonrası iyi ile kötünün, düzen ile vahşiliğin, medenilik ile barbarlığın mücadelesi şeklinde devam ediyor. Düzeni savunan grup ile vahşiliği savunan grup, sayıca birbirlerine yakın olsa da vahşi grup güçlendikçe, düzeni savunan grupta kimse kalmıyor. Son iki kişiden biri de vahşileşen grup tarafından öldürülünce, düzeni savuna kişi tek kalır: Grubun lideri Ralph. Vahşilerin kendini linç etme koşturmacasında kaçmaya çalışırken, kendilerini bulmaya gelen askerler ile karşılaşır.
Filmi beğenerek izledim. Güzel bulduğum bir filmdi. Nasıl geçtiğini bile anlamadan film bitti. Düşündürücü, çocuk bile olsa insanın iç dünyasındaki iyilik ve kötülüğü, düzen arayışı ve vahşiliği, hayatta kalma mücadelesini gözler önüne seren bir film. 


Sineklerin Tanrısı Vizyon Tarihi: 1990, ABD Tür: Dram, Korku, Macera Burası Hayal Kahvesi blogunda Sineklerin Tanrısı kitab...

TavsiyeKitap: Sıhhatnüma (1)


Sıhhatnüma: Geçmişin tecrübesi, Bugünün bilgisiyle...
İnsan ve Hayat Kitaplığı
Haz. Ercan Erdoğan
144 syf.

Arka kapaktan; 'İş, güç, ev, araba... derken bazı şeyleri atlıyoruz, unutuyoruz. Bazı ipuçlarını unutuyor, sağlığımızı tekrar kazanmak için verdiğimiz mücadeleyi ne yazık ki yerindeyken vermiyoruz. Hayatımızın ve sağlığımızın değerini ancak kaybedince anlıyoruz. Mesele uzun bir ömür değil mutlu ve huzurlu bir hayat sürebilmektir. Sıhhatnüma bizlere hayatta kaçırdığımız ipuçlarını yakalamaya ve sağlığımızın kıymetini onu kaybetmeden önce bilmemize, mutlu ve huzurlu bir hayat sürmemize yardım ediyor.'


İnsan ve Hayat kitaplığından çıkan kitap, reçete kitaplar etiketiyle okuyucuya ulaşıyor.  Sıhhat: sağlık nüma: gösteren manasında. Yani, sıhhatnüma, sağlık kılavuzu anlamına geliyor. Kitap, tecrübelerin ve bilimsel verilerin ışığında sağlıklı yaşama rehberi niteliğinde. Kitabın vurguladığı en önemli nokta ise sağlıklı yaşamak için tedbirler almak. Vücudu hastalıklardan korumak için dikkat edilmesi gereken hususlar vurgulanıyor. Bu haliyle, sağlığın kıymeti üzerinde durularak, hastalıkta tedavi yöntemleri değil hastalığa yakalanmamak ön plana çıkıyor. Gerçekten de vurgulanan nokta çok mühim. Çünkü, günümüzde yapılan çalışmaların büyük bir bölümü hastalıkların tedavisi üzerine. Oysa hastalığa yakalanmamak için neler yapılmalı? Bu konu üzerine daha fazla eğilim olsa, sıkıntılar daha az olacak belki.
Kitap, toplamda dört bölümden oluşuyor. Birinci bölüm; sıhhat ila alakalı çeşitli mevzuları içinde barındırıyor. Anne sütünden, yaşanılan yere; uyku kalitesinden kıyafetlere; içtiğimiz sudan, yediğimiz besinlere varıncaya kadar sıhhati etkileyen hemen her şey hakkında kısa ve öz bilgiler yer alıyor. Bu konularda nelere dikkat edilmelidir? sualine cevap verilirken, sıhhatli bir vücut için alınacak önlemler anlatılıyor.
İkinci bölüm, hayvani ve nebati gıdaları inceliyor. Yediklerimizin hastalıkların en önemli sebeplerinden olduğu düşünüldüğünde bu bölümün önemi ortaya çıkıyor. Meyve ve sebzelerin özellikleri, neyi, nasıl yemek gerektiği konuları; hayvani gıdaların sıhhate etkilerinin durumu, tüketirken dikkat edilmesi gerekenler; etlerin nasıl tüketilmesi gerektiği bu bölümde inceleniyor.
Üçüncü bölüm, beden sağlığı üzerine odaklanıyor. Beden sağlığı ile alakalı konularda uzmanların tavsiyelerine yer veriliyor. Ne zamana, ne kadar su içmeliyiz? Bel fıtığı, şaşılık ve göz tembelliği, mide için yanlış bilinenler bu bölümde anlatılıyor. Nasıl bir uykuya ihtiyacımız var? Kapalı alanda nelere dikkat edilmeli? Bu gibi suallerde bu bölümde cevaplanıyor.
Dördüncü bölümde, gıdada seçiciliğin sağlık için önemi vurgulanıyor. Meyve suyundan, süte; kurban etinden, tavuk etine; sebzelerin saklanmasından, turşu yapımına uzanan yelpazede tükettiğimiz gıdalarda seçici olmanın önemi anlatılıyor.

Kitap, verdiği bilgi ve tavsiyeler itibariyle çok faydalı. Verdiği bilgileri, ayrıntıya boğmadan, kısa ve öz olarak okuyuca sunması kitabın önemli bir özelliği. Geçmişin tecrübesi ve bugünün bilgisiyle sağlıklı yaşam kılavuzu olarak bir başucu kitabı.

Sıhhatnüma: Geçmişin tecrübesi, Bugünün bilgisiyle... İnsan ve Hayat Kitaplığı Haz. Ercan Erdoğan 144 syf. Arka kapaktan; &...