Masal ve Hayatın Hikmeti-İktibas#3


Günümüz dünyasında bilginin artmasına karşılık bilgeliğin azaldığı görüşü hakim. Dünyaya dair bilgimiz artıyorken kendimize dair farkındalığımız yahut dünyanın anlamına dair bilgeliğimiz azalıyor. Bu durumun bir çok sebebi olabilir. Asıl sebep olmasa da en önemli sebep bir kızılderili atasözünün ifade ettiği gibi, 'hikmeti değil bilgiyi arar*' oluşumuz. Bu sebeplerden biri de, çocukluğumuzun gecelerini süsleyen masalların yerini sayıları, renkleri öğrenme telaşının almış olmasıdır. Masallar hayatın hikmetine dair çok şey katıyor çocukların zihinlerine. Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir kitapta bu konuya dair bir paragraf vardı:

Masal çocuğun kulağına hayatın hikmetini fısıldar. Bunun bilimsel bilgi ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu bülbül sesi, su şırıltısı, bulut gülümsemesi, kuzu melemesi gibi bir şeydir. Uğurböceğinin parmak uçlarında gezinip aniden uçmasıdır. Hayat dediğimiz şey ise zaten kuzukulağı, patlangaç mısır ve reçel kavanozundan oluşmuştur; tadılır, anlaşılır. Mustafa Kutlu, Hüzün ve Tesadüf, syf-27

* Bahsi geçen kızılderili sözü: 'Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti değil. Oysa bilgi mazidir, hikmet ise gelecek' Amerika Yerlisi Lumbee Kabilesi

© 2018 I Arif Öztürk

Günümüz dünyasında bilginin artmasına karşılık bilgeliğin azaldığı görüşü hakim. Dünyaya dair bilgimiz artıyorken kendimize dai...

2017 Soru Etkinliği #Mim

2017 Nisan ayı sonlarında Erzincan 
Merhaba, bir mim yazısı ile buradayım. 2017 ‘ye dair soruladan oluşan mimde beni Maviveedebiyat blogu mimledi. Ben de hemen cevaplayayım dedim. Maviveedebiyat’ın yazısını buradan okuyabilirsiniz dedikten sonra, sorulara geçebiliriz. 

1)  2017 senin için beş üzerinden kaç puan alır?
Kendi açımdan değerlendirdiğimde 2017 iyi geçti benim için. Birçok açıdan olumlu bir sene diyebilirim. Olumlu tarafı fazla da olsa mükemmel değildi sonuçta. 5 üzerinden 4 puan veriyorum.
2)  Maddi açıdan mı çok şey kazandın, manevi açıdan mı?
Manevi kazançlarım daha fazladır mutlaka. Manevi kazançlarım hakkında çok düşünmedi aslında. Ama maddi kazancım çok yok. Kazandığımız ihtiyaçlarımız için geri gidiyor :(
3)  Kitap okumaya ne kadar özen gösterdin?
Kitap okumak en önemli meşguliyetlerim arasında. Haziran ve temmuz ayları hariç, kitap okumaya özen gösterdim.
4)  Hiç pişman oldun mu?
Mutlaka pişman olmuşumdur. Pişman olduğum şeyler, varsa eğer, çok önemli olmayan şeyler hakkındaymış ki, hatırlamıyorum.
5)  Hiç bağışta bulundun mu?
Evet, bulundum. Bağış yapmak bir çok açıdan önemli bir değerimiz. İmkanı olan herkesin bağış yapması gerektiğine inanıyorum.
6)  Kendine yeteri kadar vakit ayırdın mı?
Zamana göre değişen bir durum bu. Kendime orta seviyede vakit ayırdım diyebilirim. 
7)  İş/okul kısacası çalışma hayatında ne kadar başarılıydın? (10 üzerinden)
İş hayatımdaki başarıma 10 üzerinden 8 puan veriyorum. Genel itibariyle başarılı bir seneydi diyebilirim. Tabii, eksiklerimiz vardı, 2 puan ordan kırdım:) 
8)  Hayatına giren mi çok oldu, çıkan mı?
Hayatıma giren daha fazla oldu. 
9)  Gereksiz harcamaların mı ön plandaydı, iyi yatırımların mı?
Yatırım yapmak gibi bir düşüncem yok. Harcamalara bakınca da gereksiz olabilecek harcamam da yok dencek kadar az. 
10)  Blogunun durumu 2017'de nasıldı?
2016’daki acemiliğin ardından 2017’de blogum iyiydi. Yeterli değildi ama. Özellikle yılın ikinci yarısından itibaren daha iyiydi blogum. Maalesef, yeterince vakit ayıramıyorum bloguma. 

Çoğu kişi mimi yapmıştır herhalde. Bugünlerde biraz uzağım blog gündeminden. Yapmak isteyen herkesi mimliyorum. 
© 2018 I Arif Öztürk

2017 Nisan ayı sonlarında Erzincan  Merhaba, bir mim yazısı ile buradayım. 2017 ‘ye dair soruladan oluşan mimde beni Maviveedebiyat blo...

TavsiyeKitap: Televizyon Öldüren Eğlence (4)




Televizyon Öldüren Eğlence
Ayrıntı Yayınları
Neil Postman
Çeviren: Osman Akınhay
195 sayfa


Arka kapaktan; ‘Televizyon bir cazibe merkezi olarak hayatımızın baş köşesine oturdu. Yirmi dört saat yayın yapan kanallarda tam bir görüntü sarhoşluğu yaşıyoruz. Alışkanlıklarımız, konuşma biçimimiz, ilişkilerimiz televizyona endekslendi sanki. "Eğlenceli", "renkli" bir hayat yaşamaya başladık. Resmi ideolojinin yasaklıları, toplum kıyısında yaşayanlar bütün "giz"leriyle evlerimizde artık. Kameralar pervasızca mahremiyetimizin en ücra köşelerine giriyorlar. Şiddetin bütün türleriyle tanıştık.

Aylık takip ettiğim dergilerden İnsan ve Hayat’ın Ocak ayı teması TV’siz Evler. Dergide bu konuyla alakalı kapsamlı yazılar, Türkiye ve başka ülkelerden misaller var. Dergiyi okuyunca Neil Postman’ın Televizyon Öldüren Eğlence kitabı aklıma geldi. Kitaba zaman zaman göz atıyor, kitaptan iktibaslar yapıyordum. Kitabı tekrar elime aldım, göz atmaya başladım. Derken, kitap hakkında blogda da yazma fikri ortaya çıktı. 
Kitabı 2013 Eylül, Ekim ayında okumuşum. Neil Postman eğitim reformcusu, iletişim kuramcısı, eleştirmen ve yazar. Bu kitabı yazdığında 20 civarında kitabı varmış. Kitapların konuları genellikle eğitim ve medya üzerine. Kitap iki bölüm ve 11 alt bölümden oluşuyor. Ayrıca televizyonun yanında kamusal söylem aracı olarak gazete hakkında da görüşlere yer veriliyor. 
Birinci Bölüm, alt bölümleriyle beraber medya üzerine kuramsal açıklamalarda bulunuyor. Medyanın epistemoloji boyutu, Amerika’dan misaller, gösteri çağı ve kamusal söylem bu bölümde ben çıkan başlıklar arasında. Mesela gösteri çağıyla alakalı olarak; ‘Zira televizyonda söylem büyük oranda görsel imajla yansıtılır; yani televizyon konuşmayı bize kelimelerle değil, görüntülerle aktarır diyor. Bu cümle televizyonun konuşma, anlama ve düşünme becerisine olan olumsuz etkilerini açıklaması bakımından önem arz ediyor. Medyanın algı yönetimindeki rolüyle alakalı olarak da Postman diyor ki; Dünyadaki yaşamımıza ister söz ister basılı yayınlar ister televizyon kamerası merceğinden bakalım, medya metaforlarımız dünyayı bizim adımıza sınıflandırır, bir sıraya sokar. bir çerçeve çizer, genişletir, küçültür, renklendirir ve dünyanın görünümüne ilişkin savlar ortaya atarlar.' 
İkinci bölüm yazarın televizyonun komik faydalarından verdiği misaller ile başlıyor: Eski televizyonların büyüklüğünden hareketle üstü kitaplarla dolu televizyonların faydasını kitap rafı olması, iş yerlerinde sürekli açık televizyonları pano olması itibariyle faydalı görüyor. Televizyon ile gösteri çağının tamamen başladığını söyleyen Postman, televizyon vasıtası ile trajedinin ve dinin eğlence aracı haline geldiğini savunuyor ve diyor ki: ‘Sorun, televizyonun bize eğlendirici temalar sunması değil, bütün temaların eğlence olarak sunulmasıdır ve bu da bambaşka bir sorun oluşturur.’ Televizyonda yer alan eğitim, din ve politik tartışma programlarının amacı ‘düşünmeyi sağlamak değil, alkış almaktır.’ Birçok özelliği ile televizyon insanlara sürekli eğlence sunmaktadır, vurguladığı şey ise: ‘sürekli eğlenin’ olmaktadır. Ahiret hayatının, az ile yetinmenin, sıkıntının bereketinin anlatıldığı bir dini program bile yayında olsa, yayından önce, sonra yada yayın arasında yer alan gösteriler ‘sürekli eğlenin’ vurgusu yapmaktadır. Sürekli tüketin, sürekli eğlenin. Sürekli eğlence araçlarından biri de, trajedidir. Trajedik bir hayat hikayesi televizyonda milyonların önüne eğlence unsuru olarak çıkmaktadır. 
Yazar kitaba başlarken ve bitirirken distopik yazarlar Orwell(1984) ve Huxley(Cesur Yeni Dünya)’e atıfta bulunuyor. Kitap Huxley’e detaylı olarak atıfta bulunuyor ve Huxley’in Cesur Yeni Dünya’da kurduğu distopyanın önümüzde bir tehlike olarak durduğunu söylüyor. Zira, Huxley’in distopyasında teknolojik uyuşturucu çağı vurgusu yapılıyor. Kitap içerisinde önemli gördüğüm ve not aldığım nokta o kadar çok ki, hepsini buraya yazabilmem mümkün değil. Yazımı kitapta altını çizdiğim şu cümle ile bitirmek istiyorum: ‘Televizyonun en güçlü tarafı, kafalarımıza soyutlamalar değil, kalplerimize kişilikler sokmasıdır.

© 2018 I Arif Öztürk

Televizyon Öldüren Eğlence Ayrıntı Yayınları Neil Postman Çeviren: Osman Akınhay 195 sayfa Arka kapaktan; ‘ Televizyon ...

Hayırlı Olanı İstemek-İktibas#2


Zaman zaman düşünüyorum ve millet olarak gerginliği sevdiğimiz kanaatine varıyorum. Siyaset, spor, sanat... hepsinde de gerginlik var. Hususiyle de siyaset alanında gerginlik had safhada. Siyasi tartışmalardan uzak, hiç bir siyasi yapılanmayı desteklemeyen biri olarak bu gerginliği görüyor, üzülüyorum.(Siyasi partileri neden desteklemediğimi 2016'da yazmıştım. Okumak isterseniz burada) Geçen senelerde seçim döneminde samimi olduğum iki kişinin tartışmasına şahit oldum. Biri seçim kararını netleştirmiş, diğeri henüz netleştirmemiş. Haliyle birinci kişi ikinciyi ikna etmeye çalışıyor. Konuşma arasında birinci kişi 'benim istediğim sonucun çıkması için dua ediyorum' dedi. İkincinin cevabı ilginçti: 'ben hangisini tercih edersem edeyim, memleket için hayırlı olan sonuç çıksın diye dua ediyorum'. Şaşırdım. Adama hak verdim. Ne kadar ince bir düşünce değil mi? Bu ince düşünceye sahip olanlarımızın sayısı kaçtır acaba? Bu durum hakiki vatanperverliğin alameti değil midir? Aşağıdaki menkıbeyi okurken bu olay geldi aklıma. O gün bu menkıbeyi bilseydik, belki seçimlere farklı bir gözle bakardık:

‘Sultan Melikşah’ın bu örnek davranışlarıyla ilgili devrin kaynaklarında örnek menkıbeler anlatılmıştır. Bunlardan biri, kardeşi Tekiş’in birinci isyanı sırasında görülüyor. Sultan, Nizamülmülk ile beraber bu isyanı bastırmak üzere giderken Ali bin Musa’nın Tuş şehrinde bulunan türbesine uğradı ve ziyaret etti. Türbeden çıkınca Nizamülmülk’e, ‘nasıl dua ettin?’ diye sordu. O da ‘Allah’ın seni muzaffer kılması için dua ettim’ cevabını verdi. Sultan Melikşah ise ben, ‘Ey Allah’ım hangimiz müslümanlar hakkında hayırlı be halk için yararlı olacaksa onu muzaffer kıl diye dua ettim’ dedi. (Büyük Selçuklular, Ali Öngül)

© 2018 I Arif Öztürk

Zaman zaman düşünüyorum ve millet olarak gerginliği sevdiğimiz kanaatine varıyorum. Siyaset, spor, sanat... hepsinde de gerginlik var....

Anadolu'nun Üç Şems'i



Şems güneş manasını ifade eden bir kelime. Arapça kökenli bir kelime.  Uzun zamandan beri kültür coğrafyamızda kullanılan isimlerimiz arasında yerini almış: Şems, Şemsi, Şemseddin vesaire. Şems ismi ile müsemma olan üç Şems var ki, bunlar tarih ve kültürümüzde yeni ufuklar açan şahsiyetler. Bu üç şahsiyetten Şems-i Tebrizi’yi Mevlana Celaleddin Rumi ile, Akşemseddin’i Sultan Fatih ile irtibatından biliriz. Fakat bir Şems daha vardır ki, O’nu bilenlerimizin sayısı azdır. Bu kişi Şemsi Sivasi Hazretleridir. Şu anda Sivas’ta medfun olup 4. Mehmed devrinde yaşadığı bilinmektedir. Bu yazıda Anadolu’nun üç Şems’i hakkında kısa bilgi verilecektir. 

Şemsi Tebrizi Hazretleri

Çoğumuzun Hz. Mevlana Celaleddin Rumi ile dostluğundan bildiği bir şahsiyet Şemsi Tebrizi hazretleri. Asıl ismi Mevlana Muhammed olan Şemsi Tebrizi hazretleri bugün İran hudutları içinde olan Tebriz’de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren din ilimlerinde gösterdiği kabiliyetle dikkat çekmiş, kendisine Şemseddin yani dinin güneşi denilmiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in(sav) ahlakını örnek alan Şems-i Tebrizi hazretleri, daime arayış içerisinde olan bir zattır. Bu vesile ile sürekli gezmiş, farklı mutasavvıf ve alimlerden feyz almıştır. Bu özelliğinden dolayı kendisine Şemseddin Parende(uçan Şemseddin) diyenlerde olmuştur. 

Akşemseddin Hazretleri

Asıl adı Mehmed Şemseddin Bin Hamza olan Akşemseddin hazretleri 15. yüzyılın büyük alimlerindendir.  Hacı Bayram-ı Veli’nin(k.s) müridi ve Fatih Sultan Mehmed’in hocalarından olan Akşemseddin hazretleri İstanbul’un manevi fatihi olarak da bilinir. Sultan Fatih ile birlikte İstanbul’a girerken, şehir halkı Akşemseddin hazretlerini sultan zannederek hürmette bulunurlar. Bu sırada Akşemseddin hazretleri atını geri çekerek Sultanı işaret etse de Sultan Fatih hocası ve şeyhi olan Akşemseddin hazretlerine hürmetinden iltifat edenleri O’na yönlendirmiş, ‘O benim şeyhim ve hocamdır, çiçeklerini O’na veriniz’ demiştir. Böylece  önde Akşemseddin hazretleri olduğu halde şehre girilmiştir. Dini ve tasavvufi yönü ağır basan Akşemseddin hazretleri din ilimlerinin yanı sıra tıp ilmi ile de meşgul olmuştur. Tıp alanında kitapları olup, mikrobu bulmuştur. Ayrıca, saçı ve sakalı ak olduğu, beyaz elbiseler giydiği için ‘Akşeyh’ veya ‘Akşemseddin’ isimleriyle meşhur olmuştur. 

Şems-i Sivasi Hazretleri

Asıl adı Ahmet olan Şemseddin Sivasi Hazretleri esmerliğinden dolayı Kara Şems olarak  anılsa da daha yaygın olarak kullanılan ismi Şemsi Sivasi olmuştur. Sahn-ı Seman medreselerinde müderrislik yapan Şems-i Sivasi Hazretleri dönemin Sivas valisi tarafından Sivas’a davet edilmiş, yaklaşık elli sene Sivas halkına hizmet etmiştir. İsmi de buradan gelmektedir. 3. Mehmed eğri Seferi’ne hazırlanırken 80 yaşında olmasına rağmen Şems-i Sivasi hazretleri de sefere gitmek üzere hazılanmıştır. Hatta, tahta yeni çıktığı için zor günler geçiren padişaha çıktıkları seferin zaferle sonuçlanacağı müjdesini vermiştir. Şems-i Sivasi hazretlerinin türbesi Sivas Meydan Camii’ndedir.

‘İlim olmayan bir beden, suyu olmayan şehre benzer.’ Şems-i Tebrizi

‘Adalet nedir? - Ağaçları sulamak. Zulüm nedir? -Dikene su vermek.’ Akşemseddin

‘Bu dünyâ balına banma, Hayallerine aldanma,Ebedî kalırım sanma, Fenâdır payidar olmaz.’ Şems-i Sivasi

© 2018 I Arif Öztürk

Şems güneş manasını ifade eden bir kelime. Arapça kökenli bir kelime.   Uzun zamandan beri kültür coğrafyamızda kullanılan isimleri...

Hızlı Hayatlar - İktibas#1




Tolstoy’un ‘İnsana Ne Kadar Toprak Lazım’ isimli hikayesini okudunuz mu?  Okumadıysanız, okumanızı tavsiye ederim. Okuyanlar bilir: Daha fazla toprak sahibi olmak isterken hiç toprak sahibi olamayan bir adamın hikayesini anlatır. Modern çağdaki ahvalimiz bu hikayedeki adamın haline benziyor. Her şeye yetişmek isterken her şeyi kaçırıyoruz, her şeye sahip olmak isterken sahip olduklarımızı fark edemiyoruz. Bilhassa, internet ve sosyal medyanın popülaritesi artmasıyla sürekli bir şeyler kaçırıyormuşuz gibi bir hisse kapılıyoruz. Sürekli değişen ülke gündemi, sürekli değişiyormuş gibi gözüken sistemler bu hissimizi kuvvetlendiriyor. Tolstoy’dan misal verdiğime bakmayın. Kemal Sayar’ın aşağıdaki cümlelerini okurken düşündüm bunları.

'İnsan hayatını ne kadar hızlı yaşarsa, kendisini geçmişine ilmikleri o kadar kolay söker atar. Hızlı yaşamak modern dünyanın ritmine ayak uydurmak demektir. Çoğumuz işlerimizle belirli saatlerde ve çoğunlukla motorlu taşıtları kullanarak gideriz. Gözlerimizin gördüğü dünya bize sürekli değişen görüntüler sunar. Görüntüler adeta akar ve bu akış içerisinde biz daima bir şeylere geç kaldığımız yahut yetişemeyeceğimiz hissine kapılırız. Modern dünyanın kandırmacası da budur işte: Her şeye yetişmek isterken hiçbir şeye yetişememek, her şeye sahip olmak isterken aslında hiçbir şeye sahip olamamak'… (Kemal Sayar, Hüzün Hastalığı, syf. 115)
© 2018 I Arif Öztürk

Tolstoy’un ‘İnsana Ne Kadar Toprak Lazım’ isimli hikayesini okudunuz mu?  Okumadıysanız, okumanızı tavsiye ederim.  Okuyanlar bili...

İktibas


Bazen okuduklarım arasında öyle cümleler, paragraflar oluyor ki, ‘bunu başkalarıyla da paylaşamam lazım’ diye düşünüyorum. Kitap yazılarında bunları yazsam da her okuduğum kitaba dair yazı yazmadığım için bazı cümleleri paylaşamıyorum. Bu bakımdan her hafta bir defa olmak üzere blogumda kitaplardan iktibas ile paylaşımlar yapacağım. (İktibas alıntı demek bu arada. İktibas blogunun kelime hazneme kazandırdığı güzel kelimelerden bir tanesi.) Kimi zaman bir cümle, kimi zaman bir paragraf olacak. Bu bölüm benim için neden önemlidir? Bana hatırlattıkları neler? Bunları da kısaca izah edeceğim. İktibas yahut notlar bölümünde diğer blog yazılarıma nispetle daha kısa yazılar olacak. 
Pazar gününden itibaren ilk iktibasım ile burada olacağım inşallah.
Herkese hayırlı günler.

Bazen okuduklarım arasında öyle cümleler, paragraflar oluyor ki, ‘bunu başkalarıyla da paylaşamam lazım’ diye düşünüyorum. Kitap yazılar...

Liderlik


Liderlik ve Lider Kişinin Özellikleri

Liderlik ve etkili yönetim meselesine dair bir sürü özellik sıralanabiliyor. İyi bir dinleyici olmaktan, olumlu rol model olmaya kadar bir çok özellik liderlik becerileri arasında sayılıyor. Hakikaten liderlik becerileri bir çok kişilik özelliğini içinde barındırıyor. Liderlikle alakalı tartışılan çok özellik olsa herkesçe malum bir şey var ki, liderlik öğretilmez, öğrenilir. Bu yazıda bilhassa eğitime liderlik becerileri üzerinde durulacaktır.

Lider Kişinin Özellikleri

  1. Eğitim hikayedir; eğitimde ve liderlikte hikaye çok önemlidir. Anlatmak istenen şeyler hikaye ile daha iyi anlatılabilir. Hikaye ile insanları etkilemek daha kolay olabilir.
  2. Olduğun gibi görünmek: Lider kişinin olduğu gibi görünmesinin lüzumunu ifade eder. Riyaya kaçmadan olduğu gibi görünen ve davranan kişiler daha iyi liderlerdir.
  3. Şeffaflık: Liderin şeffaf olması, farklı görüşlere açık olması, emretmeden yönetebilme becerisine sahip olmasıdır. 
  4. Takım oyunu; Yapılan işlerde bir takım vardır. Takımdakilerin farklı rolleri bulunur. Lider olan kişinin takıma ayak uydurabilen biri olması lazım.
  5. Sorumluluk: Lider olan kişinin sorumluluğu daha fazladır. Bu bakımdan sorumluluklarının farkında olmalıdır. ‘Unutma ki, yukarıdakiler aşağıdakiler kadar emin değildir’. Şeyh Edebali
  6. Uyumluluk: Lider kişinin farklı ortamlara ve gruba uyumunu ifade eder.
  7. Kararlılık: Lider kişi kararlı ve tutarlı olmalı. Kendisi ile çelişen fitler yapmayacağı gibi, yapmak istediği şeyler için kararlı olmalı.
  8. Şaşırtabilmek: Lider kişi yaptıkları ve yapacakları ile insanları şaşırtabilmeli. 
  9. Olayları basitleştirebilmeli: Olayların çözümünde basitlik ilkesini benimseyip, farklı önerileri de aldıktan sonra basit ve uygulanabilen çözümler sunmalıdır.
  10. Vefa: Lider olan kişi vefalı olmalı, diğer insanlara tepeden bakmamalıdır
  11. Meselelere profesyönel yaklaşım: Meselelere amatörce ve tek açıdan bakmayıp, farklı açılardan ve profesyonel bir şekilde yaklaşmalı.
  12. Zamanı ve imkanları doğru yönetme: Zamanı iyi yönetebilen, elindeki fırsatları değerlendirebilen insanlar liderlik yapabilir.
  13. Güvenilirlik: Lider kişinin güvenilir biri olmasını ifade eder. İnsanların lidere güven duyması çok önemlidir.
  14. Değişime açıklık: Lider değişime ve yeni fikirlere açık olmalı, kendini yenileyebilmelidir.
  15. Bütünün parçası olmak: Lider, bütünün bir parçası olarak vardır. Lideri olduğu grubun bir parçasıdır. Bunun bilincinde olarak hareket etmelidir.
***
Bu yazı Gazi Üniversitesinden Dr. Sinan Demirtürk tarafından yapılan 'Liderlik' konulu sunuda aldığım notlara göre hazırlanmıştır. 

© 2018 I Arif Öztürk

Liderlik ve Lider Kişinin Özellikleri Liderlik ve etkili yönetim meselesine dair bir sürü özellik sıralanabiliyor. İyi bir dinleyici ...

Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk I KitapYorum(18)




Bruce Perry özellikle travmatik yaşantıları olan çocuklarla çalışan bir psikiyatrist. Maia Szalavıtz ise bir gazeteci. Bruce Perry, yaptığı çalışmaları, çalışmalarından edindiği tecrübeleri anlatmış, Maia Szalavıtz yazmış. Bruce Perry birbirinden ilginç, insan aklını zorlayan ihmal vakaları ile karşılaşmış. 
Kitabı epey zamandır okumak istiyor, fakat baskısı olmadığı için okuyamıyordum. Nihayet 2017’nin son aylarında kitabın baskısı yapıldı ve okuma fırsatı bulduk. Kitabın ismine bakarak ihmal edilmiş çocuklarla alakalı olduğunu tahmin edebiliyor, ağır derecede ihmal edilen çocukları ‘köpek gibi büyütülmüş’ olarak tanımladığını düşünüyordum. Yanılmışım. Kitap ismini gerçek manada köpek gibi muamele gören bir çocuğun hikayesinden alıyor. Köpekleri olan biri tarafından, kafeslerin içinde büyütülen bir çocuk düşünün. Tuhaf değil mi?
Yazar, erken çocukluk dönemi yaşantılarının özellikle beyin gelişimi için çok önemli olduğunu vurguluyor. Öyle ki, beyin büyüklüğünün % 90’ı 4 yaşına kadar tamamlanıyor. Bu dönemde çocuğun maruz kaldığı şeyler beyin gelişimini etkiliyor. Erken çocukluk döneminde ihmal edilen, istismara uğrayan çocukların beyin gelişimi sorunlu oluyor. Mesela, gördüğü tek erkek tarafından istismara maruz kalan bir çocuk, bütün erkeklerin aynı olduğu fikriyle büyüyor. 
Doktor Perry’e göre beyin örüntülü ve tekrarlayan deneyimlere göre şekilleniyor. Empati, iletişim, saldırganlık, şiddet bir çok şey örüntü ve tekrarlar sonucunda öğreniliyor. Empatik bir ortamda büyüyen çocuğun beyni empatik nöronları geliştirirken, şiddet ortamında büyüyen çocuk, şiddetle alakalı nöronlar geliştirir. Tutarsız bir ortamda büyüyen çocukların beyninde ise gelişen bir nöron sistemi olmaz. Çocuk nerede nasıl davranacağını bilmez. En ufak bir şey için öfkelenirken, çok büyük bir duruma tepkisiz kalabilir.

Ne Yapılabilir?

İhmal ve istismara, yani travmaya maruz kalmış kişilere iyileştirici yardım sağlamak için neler yapabiliriz? Kitap bu konularda da öneriler sunuyor.İlk olarak onların kendilerini güvende hissetmelerini sağlamak lazım. Psikolojik, fizyolojik, biyolojik açılardan güvende oldukları hissi vermek. Tekrarlayan örüntüler ile doğru davranış geliştirmeleri hususunda örnek olmak. Bu yolla beyindeki nöronları etkilemek, yanlış davranışa ilişkin nöronları söndürürken, doğru davranışlarla alakalı nöronları güçlendirmek. Bunlar tabii ki bol tekrar ile olacaktır. Mesela, bir kişinin yeni tanıştığı kişi ile tokalaşması örüntüsü çok fazla tekrar sonucu oluşan bir durumdur.
Kişiye sosyal destek sağlanması da önemli olacaktır. Kişi olumlu sosyal çevre ile desteklenmelidir. Sarılmak, dokunulmak biyolojik bir ihtiyaçtır.(Yakın çevrenin sarılması) Aradaki güveni sağladıktan sonra kişiye sarılmak, dokunmak önemli olacaktır. Annenin travmaya maruz kalan çocuğuna sarılması olumlu etki sağlar. Travmanın şoku henüz atlatılmadan sarılmaya çalışmak ters tepebilir. Çünkü travmatik olaya maruz kalan kişi, dokunmayı olumsuz bir durumun habercisi olarak görebilir. Ayrıca sarılmanın beyni olumlu etkilediği görülmüştür.

Alıntılar

  • Ama bu teknolojiler, hatta bizleri bir araya getirmesi gerekenler bile giderek bizleri birbirimizden uzaklaştırıyor. Modern dünya insan sosyal hayatının en başlıca biyolojik birimini bozmuş ve birçok açıdan onu terk etmiştir: Bu birim, geniş ailedir. 
  • Artık yaşadığımız dünya biyolojik açıdan saygısız; en temel insan ihtiyaçlarımızı göz önüne almıyor ve bizleri sağlıklı aktivitelerden uzaklaştırıp zararlı olanlara doğru itiyor.
  • Zihinsel sağlık uzmanları insanlara senelerce sosyal destek olmadan psikolojik açıdan sağlıklı olabileceklerini, 'siz kendinizi sevmezseniz, kimse sizi sevmez' fikrini öğretmiştir. Kadınlara erkeklere, erkeklere de kadınlara ihtiyaçları olmadığı söylenmiştir. İlişkileri olmayan kişilerin çok ilişkisi olan kişiler kadar sağlıklı olduğuna inanılmıştır. 
© 2018 I Arif Öztürk

Bruce Perry özellikle travmatik yaşantıları olan çocuklarla çalışan bir psikiyatrist. Maia Szalavıtz ise bir gazeteci. Bruce Perry, ...

Yeni Yıla Yeni Tema


Yeni yıl ile beraber blogumda değişiklikler yaptım. Temayı değiştirdim. Eski temayı sevdiğim için biraz ikilemde kaldım, değiştirip değiştirmemek hususunda. Nihayet, ara ara değişiklik iyidir deyip, temayı değiştirdim. 
Bakalım, yeni temayı beğenecek misiniz? Olumlu olumsuz görüşlerinizi bekliyorum. Geri bildirimlere göre temayı yeniden değiştiririm ya da kalıcı olur.
Ayrıca bloguma ‘Sözler’ köşesi ekledim. Sağ üst köşede sevdiğim sözler rastgele yer alacak. Bu sözler sayfayı her yenilediğinizde değişecek. Şu anda yazdığım söz sayısı az. Zamanla artacak. Başka bloglarda gördüğüm güzel sözleri de izin almak şartıyla ‘sözler’ köşesine ekleyeceğim.

Yeni yıl ile beraber blogumda değişiklikler yaptım. Temayı değiştirdim. Eski temayı sevdiğim için biraz ikilemde kaldım, değiştirip deği...