Beni Korkutan Ne? Heidi Howarth


Beni Korkutan Ne?
Heidi Howarth (Yazar)
Daniel Howarth (Çizer)
Ekrem Emre Sezer(Çevirmen)
Tübitak Yayınları

Zaman zaman çocuklar için faydalı olacağını düşündüğüm kitaplar hakkında da paylaşım yapacağım blogda. Oğlumun sevgiyle ve ilgiyle takip ettiği kitaplardan biri olan Beni Korkutan Ne? bu minvalde bir paylaşım. Kapağında 6+ yaş üzeri için tavsiye edilse de, kitap 4 yaşına yaklaşan oğlumun gayet ilgisini çekti. 

Arka kapak yazısında şu şekilde tanıtılıyor kitap: 'Güçlü cesur ve korkusuz... Leopar denince akla İşte bunlar gelir. Peki ya birazcık korkak bir leopar olsaydınız Tıpkı Minik Leopar gibi...
O bu kitapta korkmanın bir zayıflık değil güvende olmayı sağlayan bir duygu olduğunu ve anne babasının da her zaman her konuda düşündüğü kadar güçlü cesur ve korkusuz olmadığını öğreniyor. Minik Leopar'ın korkularına dair neler keşfettiğini görmek için siz de ona katılın.'


Tübitak Yayınlarından çıkan Beni Korkutan Ne?, çocuklarda sıklıkla görülen korkuları ele alıyor. Temel duygulardan biri olan korku duygusunu minik leoparın yaşadıklarından hareketle okuyucuya sunan kitap, çocukların korku duygusunu anlamasını kolaylaştıracak türden. Başarı-başarısızlık, cesaret-korku gibi özelliklerin artmaya başladığı 6- yaş döneminin bu çatışmalarını çocuğunuza aktarmak için ideal bir kitap. Aynı zamanda abi/abla - kardeş atışmaları da var kitapta. 

Beni Korkutan Ne? Heidi Howarth (Yazar) Daniel Howarth (Çizer) Ekrem Emre Sezer(Çevirmen) Tübitak Yayınları Zaman zaman çocuk...

Tarla Kuşunun Sesi - Mustafa Kutlu I KitapYorum(25)


Mustafa Kutlu hikayeleri okumaya devam ediyorum. Tarla Kuşunun Sesi kitabında Kutlu, toprağı, vatanı, aşkı, maziyle atiyi harmanlıyor. Yaylaları, köyleri, küçük kasabalarda geçen hayatları usta bir dille, doğal akışını bozmadan anlatıyor. Kutlu'nun bir çok hikayesinde olduğu gibi Tarla Kuşunun Sesi'nde de hayat toprağın etrafında şekilleniyor.
Kutlu, Osmanlı'nın son devirlerini, Sultan Abdülhamit'i, İttihatçıları, Çanakkale'yi, Anadolu'nun kurtuluş mücadelesini, Cumhuriyet'i ve inkılapları halkın bakış açısıyla ele alıyor. Sonrasında daha yakın tarihe geliyoruz. Deniz kıyılarının betonlaşma serüveninden ipuçları yakalarken, eski ile yeni kuşağın çatışmalarını okuyoruz.
Özet ve Yorum
Hikaye iki kısımdan oluşuyor. Birinci kısım Molla Murat'ın yaşadıkları etrafında şekilleniyor. İkinci kısım ise Molla Murat'ın torunu Hamit etrafında şekilleniyor.

Birinci kısımda destansı bir anlatımla Molla Murat'ın hikayesini okuyoruz. Molla Murat Sultan Abdülhamit döneminde yaylalarda yaşayan bir yörük. Bir bey kızına sevdalanır. Evlenirler, fakat kaderin cilvesi evlilikleri biter. Molla Murat daha sonraki süreçte başkasıyla evlenir. Zaman geçip giderken çocukları olur. İlk çocuğunu evlendirdiği günlerde 1. dünya savaşı patlak verir. Savaş sona erdiğinde köyden, kasabadan giden diğer gençler gibi Molla Murat'ın çocukları da cepheden dönmez. Babası cepheye gittiği günlerde dünyaya gelen Hamit, Molla Murat'ın evlad ü iyalinden kalan tek kişidir. Molla Murat'ın variyeti Hamit'e kalacaktır.
Molla Murat ömrü boyunca Sultan Abdülhamit dönemi olaylarına, sancılı savaş yıllarına, Cumhuriyete, yapılan devrimlere, bu devrimlerin halktaki yansımalarına şahitlik eder.
Hikayenin ikinci kısmında Hamit'i ve çocuklarının hayatı yer alıyor. Hamit Bey, kendilerine sonsuz nimetler veren, zenginleştiren toprağa ehemmiyet verirken; çocukları toprakları bir an evvel satıp kısa yoldan çok zengin olmak hayalindedir. Bu durum baba ile çocuklar arasında çatışmalara sebep olmaktadır.
Hikayenin bu kısmında yıldız futbolcu olmak hayali ile heba olan hayatları, zengin olma hırsıyla her şeyi yapmayı göze alanları görürüz. Aynı zamanda çok parayla büyük şehirden gelip güzelim toprağı betonlaştıranları, hazır paranın çabuk yendiğini hesap etmeyip toprağını terk edenleri görürüz. Neticede, Hamit Bey'in toraklarını satmamak mücadelesi devam ediyor.

Mustafa Kutlu hikayeleri okumaya devam ediyorum. Tarla Kuşunun Sesi kitabında Kutlu, toprağı, vatanı, aşkı, maziyle atiyi harmanlıyor. Ya...

Vatan Nedir? İktibas#38


...Vatan kültür değildir, sadece dil, sadece müzik, sadece halk oyunu, sadece din, sadece bayrak, sadece sadaka taşı, sadece vergi, sadece milli gelir değildir. Vatan kişinin karnının doyduğu yer de olabilir gözyaşının aktığı yer de. 
...Bu sebeple Çanakkale Şehitleri, Sarıkamış, Sakarya, Mohaç, Niğbolu, İstanbul’un fethi, İstiklal Savaşı ve İstiklal Marşı vatandır. Vatanın tapusu şehitlerin mezar taşlarıdır. 
...Vatan sevmektir, benimsemektir, önemsemektir. Vatan mevcudun mânasıdır. Vatan ecdadın mirasıdır. Vatan nutuk değil vasiyettir. Hem vasiyet hem nasihattır. Vatan verilmiş sözdür. Söz namustur. Namusun ne olduğunu namussuzlardan başka herkes bilir. 
...Vatan Yunus'tur. Yunus Emre'dir, neden, çünkü vatan onun yokluğunda yerine koyacak bir şey bulamamaktır. Vatan dayanışma, paylaşma, adalet, şefkat, merhamet ve fazilettir. 
Vatan bu dünyada ahiret için çalışacak bir imtihan mekanıdır. Vatan kitaplar, kütüphaneler, alimler, şeyhler, tekkeler, üniversiteler, taş-toprak-kuş-ağaç ve uçsuz bucaksız bozkırdır. Bozkırda esen rüzgardır. Kangal iti, sürü, çoban ve kavaldır. Vatan Nemrut'ta batan güneş, İshakpaşa Sarayı'na dolan gün ışığıdır. Vatan Ayasofya, Hacı Bayram, Akşemseddin, Eyup Sultan ve Hacı Bektaş'tır. Tarla Kuşunun Sesi, Mustafa Kutlu. Sayfa, 87-88.

... Vatan kültür değildir, sadece dil, sadece müzik, sadece halk oyunu, sadece din, sadece bayrak, sadece sadaka taşı, sadece vergi, sad...

Yetenekli Çocuğun Dramı - Alice Miller I KitapYorum(24)


Alice Miller bir psikoterapist.
Çocukluk döneminde bastırılmış ve bilinçdışına itilmiş duyguların ortaya çıkarılmasını, bunun çoğunlukla terapi ile mümkün olduğunu ifade ediyor. Öyle ki, çocukluk döneminde bastırılan duygular kişinin hayatı boyunca etkili oluyor, kişiyi bunalım veya büyüklük tutkusuna itiyor. Miller'in büyüklük tutkusu ile kastettiği şey, kibirlenmek değil; daima 'bir şeyler başarmak' peşinde olmak.
Alice Miller, erken çocukluk döneminde insanların aile ve çevre tarafından -bilerek yada bilmeyerek-baskı gördüğünü, mevcut yetenekleri olan duygularının köreldiğini savunuyor. Ebeveynler yaptıkları ile çocukların duygularını bastırmasına, çocukların aşağılanmasına sebep oluyorlar. Miller bu durumları çeşitli misaller üzerinden ele almış. Mesela, 'sen yapamazsın, yiyemezsin' gibi söylemlerin çocuklar için aşağılayıcı olduğunu(misaller üzerinden); çocuğa şarta bağlı sevgi sunmanın çocuğun duygularını körelttiğini ifade ediyor. Ebeveyn baskısı ile çocuğun üzüntü, öfke ve bazen sevinç duygusunun bastırılması, çocuğun aile tarafından arzulanan biri hale gelmesine katkı sağlasa da esasında çocuk benliğini kaybediyor. 
Miller, 'Duyguların körelmesi ile 'sahte benlik' geliştiriyorlar' diyor. Bu sahte benlikten kurtulmak ancak duygulanma yeteneğinin yeniden kazanılması ile mümkün. Miller'in terapide odaklandığı nokta da sahte benlikten kurtulmak, duyguları yeniden yaşamak.
Neticede Alice Miller benlik gelişiminde duyguların önemini vurguladığı Yetenekli Çocuğun Dramı'nda, duygulanma yeteneği elinden alınan çocukların durumunu ele alıyor.

Kitaptan İktibaslar

Annenin çocuğa onun tüm yaşamı boyunca mutlaka ihtiyaç duyacağı şeyleri verebilmesinin ön koşulu annenin yeni doğan bebekten ayrı bir mekanda tutulmamasıdır.
İnsanları genellikle öldüren, bilinçli olarak yaşanınca gerçeği ortaya çıkarabilen duyguların bilinçten itilmesi, yok sayılıp bastırılmasıdır.
Giderek daha açık biçimde görülüyor ki, psikanaliz çocukluk gerçeğinin önemini kabullenmek konusunda artık tümüyle Freud'un bakış açısına bağlı kalmamakta ve eski katılığından da gittikçe daha fazla vazgeçmektedir.

Alice Miller bir psikoterapist. Çocukluk döneminde bastırılmış ve bilinçdışına itilmiş duyguların ortaya çıkarılmasını, bunun çoğunlukl...

İnsan ve Hayat Mayıs 2019


Düzenli takip ettiğim dergilerden biri, İnsan ve Hayat. Mayıs sayısı merakımı cezbeden içeriklerle geldi: Tuna'dan İstanbul'a Beş Asırlık Dostluk temasıyla birlikte güncel mevzular. 
Balkanlarda Türk izlerinin peşinde seyahat, Yavuz Bülent Bakiler'in kitaplarını hatırlattı bana. Balkanlarda Osmanlı mimarisinin izlerini, kaybolan tarihi ve kültürü okurken; Karlofça Antlaşmasının yapıldığı yerde kurulan çadırı öğrendim. 4 kapılı çadırın bir kapısı senelerce kapalı tutulmuş. Osmanlı'yı ve Türkleri temsil eden bu kapı, 'Artık Türkler buralara gelemez.' düşüncesiyle uzun senelerce kapalı kalmış. 

Diğer içerikler arasında hitabetin püf noktaları, Afrika Günlükleri, İki Çocukla Umre gibi yazılar var. Afrika Günlüklerinde duyguların dili olmadığını(kocası ölen bir kadına taziyeye gittiklerini anlatıyor yazar) bir kez daha öğreniyor, dergiye yeni eklenen bir bölümde İstanbul'da yaşayan Endonezyalı çift ile yapılan mülakatı okuyoruz. Şöyle diyor, Endonezyalı çift: 'Buraya gelmeden Türkiye'yi Avrupa ülkesi sanıyorduk. Ama değilmiş.'. Daha sonra ise Türkiye'de evlenmenin zorluğundan bahsediyorlar.

Son olarak, dergiden not ettiğim şu cümle ile yazıyı tamam edelim: 'İnsanın en iyi şekilde ilim öğrenebilmesi için gözünün maviye de, yeşile de doyması gerekir.'

Düzenli takip ettiğim dergilerden biri, İnsan ve Hayat. Mayıs sayısı merakımı cezbeden içeriklerle geldi: Tuna'dan İstanbul'a Beş...

Ülker Fırtınası - Safiye Erol I KitapYorum(23)


Safiye Erol, geç keşfettiğim bir yazar. Semiha Ayverdi'nin defaatle ifade ettiği gibi, 'harika bir üslupçu'. Okuduğum ilk romanı Ciğerdelen'de, Türk varlığının Balkanlar'dan adım adım çekilişini ustalıkla anlatırken; Ülker Fırtınası'nda Cumhuriyet sonrası İstanbul'un panoramasını sunuyor. Bu panoramada aşk var, insan var, musiki var. Aynı zamanda doğu ile batı arasında sıkışan hayatlar var. Cumhuriyet'in 10. senesi, soyadı kanunu, harf inkılabı da o dönemde oluyor. Bütün bu olanların hayata tesirini görmek mümkün.

Özet ve Yorum

Nuran Avrupa'da musiki tahsilini tamamlayıp gelmiştir. Alafranga musikiye tutkulu, alaturka musikiye karşıdır. Lakin tahsilini tamamlayıp İstanbul'a geldiği günlerde alaturka musiki yapan Sermet'e aşık olur. Evlenme hayalleri kurarken Sermet'in evli ve dört çocuk sahibi öğrenir. Bu noktadan sonra ne evlenebilirler, ne de ayrılabilirler.
Böylece Nuran için Ülker Fırtınası başlar. Ülker Fırtınası gelip geçse de Nuran ve Sermet birbirleriyle görüşmeye devam ederler.
Nuran'ın kuzenleri; Selçuk ile Turan da Avrupa'da tahsil görmüştür. Romanda Nuran, Sermet, Turan, Selçuk, Dilruba Hanım, Numan, Ali Fethi Bey gibi karakterler etrafında vuku bulan olaylar, şark ile garbın mücadelesine şahitlik ediyor.
Neticede aşk, insan, musiki üçgeninde 1930'lu senelerin İstanbul'u dimağımızda canlanıyor. 

Neleri Sevdim/Sevmedim

Giriş cümlelerimde ifade ettiğim gibi kitabın üslubu çok güzel. Olay örgüsü, tasvirler vs. de güzel. Sevmediğim bir şey varsa, o da, olay örgüsünün yasak aşklar üzerine kurgulanmış olması olabilir.

Kitaptan İktibaslar

Sevgimden şüphe ederek beni incitmeyiniz.

Hakikat nerede başlar?Kelimelerin tükendiği yerde...

Hatırlamak tekrar yaşamak demektir.

İdeal Türk ,Türk olmanın mesûliyetini, millete karşı borcunu en çok duyan ve ona göre çalışan adamdır.

Safiye Erol, geç keşfettiğim bir yazar. Semiha Ayverdi'nin defaatle ifade ettiği gibi, 'harika bir üslupçu'. Okuduğum ilk rom...

Tavsiye Kitap: Müslüman Psikologların Çıkmazı(11)


Müslüman Psikologların Çıkmazı
Prof. Dr. Malik Bedri
Mahya Yayıncılık
3. Baskı-2018

Müslüman psikologlar bir çıkmazın içinde midir? Müslüman psikologlar sağa sola bakmadan batılı psikologların peşinde kertenkele deliğine mi girmektedir? Bu çıkmazdan kurtulmak mümkün müdür? Kertenkele deliğine girmeyen Müslüman psikolog olur mu?

Prof. Dr. Malik Bedri bu sorular ışığında Müslüman psikologların durumunu sorguluyor. Peygamber Efendimiz’in(sav), ‘Onlar bir kertenkele deliğine girseler, sizler de onları takip edeceksiniz.’ hadisi şerifini referans noktası olarak seçtiğini söyleyebiliriz. Bu sorgulamaları yaparken psikoloji bilimini ve batı psikolojisini toptan reddetmek gibi bir yola girmiyor. Bilhassa psikoloji ekollerinin referans noktası olan insan doğasının felsefi/psikolojik temelleri noktasında batı psikolojisine karşı çıkıyor. Fıtratı dikkate almayan psikolojinin Müslümanları çıkmaza sürüklediğini ifade ediyor.

Psikoloji bilimine yön veren ekollerden biri olan davranışçılığın dini, koşullandırma ve reflekslerden ibaret görmesi İslam düşüncesine ters düşüyor. Gene öğrenilen her şeyin ödül ve cezanın etkisiyle koşullanma yoluyla öğrenildiği iddiası da yazarın davranışçılığa yaptığı eleştirilerden. Aynı zamanda davranışçıların temel vurgusu olan koşullanma insan var olalıdan beri kullanılmaktadır. Yazar bu duruma eski Arapların şahinleri koşullandırmasını misal veriyor.  Koşullanma üzerine İslam ulemasının çalışmaları olduğunu hatırlatan yazar, İmam Gazali’nin koşullanma refleksi üzerine yapılan bir araştırmaya atıfla iddiasını kuvvetlendiriyor.

Sonraki bölümlerde Freud ekolünün bilimsel olmadığı ve İslamın insan doğası tanımı ile tezat teşkil ettiğini vurgulayan yazar; ‘çocuk her zaman haklıdır.’ şeklinde özetlediği batıda çocuk psikolojisi tanımının kültürel/dini normları dikkate almadığını ifade ediyor. Bu haliyle batının çocuk psikolojisi teori ve uygulamalarının elemeye tabi tutulmadan Müslüman toplumlarda uygulanmasını akademik ve sosyal suç olarak görüyor.

Freud ekolünün bilimsel dayanağı olmaması ve psikoterapide yeterince işlevsel olmaması sebebiyle batı psikolojisinde bile artık kullanılmamaya başladığı, buna karşın bazı Müslüman psikologların evrensel gerçeklermiş gibi Freud’un görüş ve yöntemlerini Müslüman toplumlarda uygulamaya çalıştığını belirtiyor.

Yazar Müslüman psikologların bu çıkmazdan kurtulabileceklerini, bu minvalde ilk adımların atıldığını ifade ediyor. Müslüman psikologların ise bilhassa psikoterapi, psikometri, sosyal psikoloji, eğitim psikolojisi, kişilik psikolojisi gibi alanlarda İslami temelleri olan çalışmalar yapmaları; batı psikolojisinin kültür ve dini normlara uyarlanıp kullanılmasının İslama ve Müslümanlara faydalı olacağı görüşünü dile getiriyor.

Netice itibariyle Malik Bedri bu kitabında batı psikolojisinin işlevsel metodlarını kullanabileceğimizi, İslami temelleri olan psikoloji araştırma ve çalışmalarının artması gerektiğini vurguluyor.

Müslüman Psikologların Çıkmazı Prof. Dr. Malik Bedri Mahya Yayıncılık 3. Baskı-2018 Müslüman psikologlar bir çıkmazın içinde mi...

Nisan Ayında Okuduklarım-2019

Kendini Bulmak - İhsan Fazlıoğlu

Geçtiğimiz aylarda yazarın Kendini Aramak isimli kitabını okumuştum. kitap onun devamı niteliğinde. Tarihi, felsefi ve dini perspektiflerden hareketle insanı bulmaya çalışıyor. Yazarın kullandığı felsefi dil zaman zaman kitabı anlaşılmaz hale getiriyor.

Rehberlikte Bütüncül Psikoterapi - Tahir Özakkaş

Tahir Özakkaş, Psikoterapi üzerine eğitimler veren bir psikiyatrisi. Kitap, yazarın çeşitli kurumlarda yaptığı konuşmaların dökümünden oluşuyor. Ergenleri anlamak ve kişilik özellikleri üzerinde kültürün etkisi dikkat çeken başlıklar arasında yer alıyor. Farklı yerlerde olsa da aynı konular konuşulduğu için kitabın bazı bölümlerinde tekrarlar. var.

Modern Psikoloji Tarihi

Psikolojinin felsefeden ayrılarak bilim haline gelmesi süreci ile daha sonraki gelişimini anlatıyor kitap. Psikoloji öğrencileri için ders kitabı niteliğinde(Belki ders kitabı olarak kullanılıyordur).

Fark Et Düşün Hisset Yaşa - Hakan Türkçapar

Nisan ayının en verimli kitabı. Aynı zamanda -yukarıdaki kitapların aksine- herkese hitap ediyor. Ülkemizde Bilişsel Davranışçı Terapinin önde gelen isimlerinden Hakan Türkçapar'ın kaleme aldığı kitap kendi kendine yardım kitabı. Anlaşılır, sade ve kısa içeriği sayesinde herkesin okuyabileceği bir kitap. Günübirlik sıkıntıların çözümünde faydalı olacağını düşünüyorum.

Kendini Bulmak - İhsan Fazlıoğlu Geçtiğimiz aylarda yazarın Kendini Aramak isimli kitabını okumuştum. kitap onun devamı niteliğinde. Ta...