Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Tarih ve Kültür etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yedikıta Dergisi - Haziran 2019 (Sayı:130)

Haziran sayısında 'Mukaddes toprakların Portekizlilere karşı ilk müdafaası' ana başlığıyla tarih severlere ulaşan Yedikıta, dolu içeriğiyle herkese hitap ediyor.  Osmanlı'nın hakimiyeti henüz oralara ulaşmamışken, Selman Reis'in gayretleri ile Kızıldeniz'i ve akabinde Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere'yi hedef alan Portekizlilere karşı verilen mücadele Prof. Dr. İdris Bostan'ın ifadeleriyle okuyucuya ulaşıyor. Geçmişten günümüze Maveraünnehir.. İlgimi çeken başlıklar arasında. Maveraünnehir'in mazisine kısa bir yolculuk sayılacak bu bölüm; Maveraünnehir'de kimler yetişmiş, nasıl yaşamışlar suallerine cevap arıyor.  2. Abdülhamit ve Yıldız istihbaratı,  Mescid-i Haram’da Osmanlı Revakları, Osmanlı Toprakları gibi diğer konular da ilgiyle okunacak başlıklar arasında. Berceste kısmında yer alan vecize insanı kendiyle hesaplaşmaya götürüyor:  ' Çok hizmet etmiştir "Etmedim" diyen '   Behcet (Ahmed) Daha fazlası dergide ve...

Anadolu'nun Üç Şems'i

Şems güneş manasını ifade eden bir kelime. Arapça kökenli bir kelime.   Uzun zamandan beri kültür coğrafyamızda kullanılan isimlerimiz arasında yerini almış: Şems, Şemsi, Şemseddin vesaire. Şems ismi ile müsemma olan üç Şems var ki, bunlar tarih ve kültürümüzde yeni ufuklar açan şahsiyetler. Bu üç şahsiyetten Şems-i Tebrizi’yi Mevlana Celaleddin Rumi ile, Akşemseddin’i Sultan Fatih ile irtibatından biliriz. Fakat bir Şems daha vardır ki, O’nu bilenlerimizin sayısı azdır. Bu kişi Şemsi Sivasi Hazretleridir. Şu anda Sivas’ta medfun olup 4. Mehmed devrinde yaşadığı bilinmektedir. Bu yazıda Anadolu’nun üç Şems’i hakkında kısa bilgi verilecektir.   Şemsi Tebrizi Hazretleri Çoğumuzun Hz. Mevlana Celaleddin Rumi ile dostluğundan bildiği bir şahsiyet Şemsi Tebrizi hazretleri. Asıl ismi Mevlana Muhammed olan Şemsi Tebrizi hazretleri bugün İran hudutları içinde olan Tebriz’de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren din ilimlerinde gösterdiği kabiliyetle dikkat çekmiş,...

Dünyanın Düzeni ve İnsanların Huzuru Nasıl Sağlanır?

Dünya düzeni ve insanlar Abraham Maslow tarafından ortaya atılan ‘ İhtiyaçlar Hiyerarşisi ’ teorisi ile alakalı yazımda İslam alimlerinden Maverdi’nin de insanların ihtiyaçları hakkında görüş beyan ettiğini söylemiştim. Ebul Hasen el Maverdi Türkçe karşılığı ‘Din ve Dünya Edebi Hakkında Yüce Gayeler’ olan ‘Kitabu’l-Buğyetü’l-Ulya fi Edebi’d-Dünya ve’d-Din’ isimli kitabında ictimai ve şahsi huzur için lazım olan şartları tafsilatlı bir şekilde izah etmiştir. Yüce Hedefler Kitabı Maverdi, insanın huzurunun ictimai ve şahsi şartlar bağlı olduğunu ifade eder. İctimai ve şahsi huzur karşılıklı olarak birbirini etkilemektedir. Bu bağlamda hem şahsın hem de ictimai düzenin oluşması, huzurun sağlanması için bazı şartların olması lazımdır. Maverdi, bu şartları iki bölümde değerlendirmektedir. Birincisi, Dünyanın düzeni ve insanların huzuru için lazım olan şartlar; ikincisi insanların şahsi huzur ve saadetleri için lazım olan şartlar. Maverdi’nin bu değerlendirmesi Abraham Maslo...

Elimizden Ne Gelir Ki?

Konuya geçmeden önce; Yalnızamaözgür blogunda güzel bir çekiliş var. Hediyeleri ilginizi çekecektir. Göz atın derim: http://yalnizamaozgur.blogspot.com.tr/2017/10/ce-ki-lis.html Her birimiz şikayetçiyiz bir şeylerden: hayattan, insanlardan, işten, savaşlardan, güvensizliklerden. Her birimiz bir şeylerin yanlış hatta çok yanlış olduğunu dillendiriyoruz. Bir kısırdöngü içinde, karamsarlık ve umutsuzluk haliyle bir çoğumuz aynı şeyler için hayıflanıyoruz.  Ama bu yanlışları düzeltmek adına yaptığımız ne var? Çoğu zaman hiç bir şey. Düşünüyoruz, üzülüyoruz. Çaresiz hissediyoruz: Elimizden ne gelir ki?  Biz şikayete devam ettikçe yanlışlar artarak devam ediyor. Şikayet etmek yerine çözüm üretmeye, konuşmak yerine icraat yapmaya çalışsak mutlaka daha iyi olacak. Yaptığımız iş her ne ise en iyi şekilde yapmaya çalışsak. Kısaca kendimizden emin bir şekilde, daha iyi bir dünya için çalışsak, her şeyin daha iyi olması için kelebek etkisini başlatmış...

Dikkat Çekmeye Çalışanlar

Hepimizin gözlemlediği bir durum var. Günlük hayatta çokça şahit olduğumuz, hayat var oldukça şahit olacağımız bir durum. Belli bir döneme gelmeye başlayan bebekler kendileriyle ilgilenilsin isterler. Yaptıkları her şeyle ilgilenilmesi, her hareketlerinin tepkiyle karşılanması onlar için önemlidir. Hatta bu vesileyle bir çok şeyi keşfederler. Bir misafirlikte yahut benzer durumlarda bebek kendiyle ilgilenilmediği hissine kapılır. İlgiyi yakalayabilmek için de önce makul isteklerde bulunur. Daha sonraki adım olarak farklı yollarla ilgiyi üstüne çekmeye çalışır. Bu yol genelde ebeveynlerin istemediği yollardır. Çocukluk sürecinde de bu böyle devam eder. Çocuklar bir şekilde kendileriyle ilgilenilsin isterler. Kendilerini rahat bir şekilde ifade edemedikleri, baskı altında oldukları ortamlarda ilgi ihtiyaçları farklı şekillerde göze çarpabilir. İstemsiz gibi gözüken alt ıslatma, karın ağrıları gibi. Okullarda özellikle anaokulu ve ilkokulda sık görülen bu tür davranışların sebeplerin...

Bir Zamanlar Midyat'ta

Askerlik için Midyat’a ilk ayak bastığım günler; hüzünlü, tedirgin, şaşkın, heyecanlı, yorgun, umutlu, meraklıyım… Belki de ilk defa bu kadar çok karmaşık duyguyu bir arada yaşıyorum. Bir şehirle tanışmak elbet biraz karmaşık oluyor.  İki uçlu değerlendirmelerin arasında beynimiz bir insanı süzer ya biz farkında olmadan, gönlüm işte öyle süzmeye başladı Estel ile Midyat’ı. Minibüs ağır ağır Estel’den Midyat’a ilerlerken yüzümü bir sağa bir sola çevirerek düşüncelere daldım. Arapça bir türkünün sözleri düşüncelerimin arka planını oluşturuyordu. Türkünün verdiği hissiyattan olsa gerek çok dinlemediğim ama ‘her nereden duydumsa’ zihnime yerleşmiş bir türkünün sözlerini hatırladım:  Estel Midyat Arası Sevdan Başım Belası Senin Bayan Gözlerin Melhem Yürek Yarası…. Türkünün sözleri zaman zaman kulaklarıma gelirdi bir yerlerden. Estel neresi, Midyat neresi bilmezdim, merak etmezdim. Bana ne idi ki, Estel’den, Midyat’tan! Kad...

Malazgirt'e Giden Yol

Dolunay gökte salınırken, Alpaslan'ın ordusu son hazırlıklarını yapmaktadır. Malazgirt önlerinde, düşmana kılıç sallamak için. Yurda giriş yapmak için, Rum ilini Türklere vatan yapmak için. O gecenin şafağında başlayan cenkte Anadolu’nun kapıları artık Türklere açılmıştır ve Alpaslan’ın şu sözü gönülleri mest eylemiştir: ‘ Size öyle bir vatan aldım ki, ebediyyen sizin kalacaktır’ .  Malazgirt Zaferi. Tarih: 26 Ağustos 1071. Bugün Malazgirt Zaferi'nin yıl dönümü. Sizi, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun Malazgirt için yazdığı destansı şiir ile başa bırakıyorum.  Aylardan Ağustos, günlerden Cuma  Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum'a  Bozkurtlar ordusu geçti hücuma  Yeni bir şevk ile gürledi gökler  Ya Allah...Bismillah... Allahuekber Önde yalın kılıç Türkmen Başbuğu  Ardında Oğuz'un ellibin tuğu  Andırır Altay'dan kopan bir çığı  Budur, Peygamberin övdüğü Türkler...  Ya Allah...Bismillah... Allahu...

Ebul Hasan El Harakani Hazretleri

Facebook/ KarsFotoğrafKulübü sayfasından alınmıştır. Kars'ta yaşadığım bir kaç sene boyunca en sevdiğim yerlerden biri Evliya Cami ve Hasan Harakani Hazretleri türbesi idi. Canım sıkıldığında, boş vakitlerimde öylesine gidip ruhumu dinlendirdiğim bir mekan. Cami ve türbe yanyana. Yanlarında eski mezarlarda var. Cami Osmanlı Döneminde Lala Mustafa tarafından yapılmış. Gene aynı gümlerde Hasan Harakani’nin kabri bulunup, caminin yanına türbe yapılmış.  Ebul Hasan el Harakani Hazretleri, Anadolu’nun manevi mimarlarından olup, Türklerin akın akın Anadolu’ya geldiği günlerde yola çıkanlardan. Selçuklular’ın Anadolu’ya adım attığı devirlerde O da hem kılıcı ile hem de ilmi ile mücadele edenlerden. Ebul Hasan Harakani Hazretleri’nin çok sayıda talebe ve hafız yetiştirdiği, kapısına geleni boş çevirmediği, sofrasından fakirlerin eksik olmadığı, dergahının her daim açık olduğu bilinmektedir.   Tasavvuf ehli bir çok kişinin kabri Orta Asya bölgesinde olmasında rağmen, Ebul...

Türkiye’nin % 99'u Müslüman mı?

MAK Danışmanlık tarafından Haziran ayı içerisinde yapılan bir araştırmada toplumun dine ve dini değerlere bakışı incelendi. Yapılan açıklamada; toplumun sosyo-kültürel yapısına uygun denek belirlendiği, likert tipi ölçeklerin kullanıldığı, hata/yanılma payının % 1,3 olduğu belirtiliyor. Çıkan sonuçlara göre, ‘ Türkiye’nin % 99’u müslümandır ’ kalıp yargısının gerçeği yansıtmadığı görülüyor. ' Allah’ın varlığına, birliğine bizi yaratıp yaşattığına inanıyor musunuz'? sorusunda % 86 oranında ‘ evet’ cevabı, % 6 oranında sadece bizi yarattığına inanıyorum cevabı, % 4 oranlarında da ‘ hayır ’ ve ‘ kararsızım ’ cevapları verilmiş. Araştırma sonuç raporuna göre; Meleklere inananların oranı, % 75 Kuran-ı Kerime inananların oranı % 76 Peygamberlere inananların oranı % 83, Kadere(hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine) inananların oranı % 55 Ahiret gününe inananların oranı, % 73 olarak görülüyor.  Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (SAV) hayatını okuyanların oranı, ...

Bir Şehirle Tanışma Hikayesi: Mardin - 3

Kısıtlı vaktimizde minik bir gezinin sonuna geliyoruz ağır ağır. Mardin'in yöresel lezzetlerini tatmadan gitmek olmaz düşüncesiyle tavsiye üzerine Sultan Sofrası lokantasına giriyoruz. Ne çok dar ne çok geniş olan alana lükse kaçmadan yerleştirilmiş masa ve sandalyeler. Biraz bekleyişten sonra siparişler geliyor: Mardin Kebabı, Mardin etli ekmeği, kaburga dolması ve şembeşekten(şam böreği) oluşan bir servis tabağında. Adana Kebabı'na benzeyen Mardin kebabı, et ile hamurun içiçe geçtiği etli ekmek, Şam börek ve kaburga dolması yemeye değer. Birbirinden lezzetli yemekleri tadarken, bölgenin kendine has kabında ikram edilen ayranla yüreğimizi ferahlatıyoruz. Günün sonlarına doğru yaklaşıyorken, güneş taş duvarlar arasında parıltılarını toplamaya başlıyor. Belki talihimizden, belki dikkatsizliğimizden Mardin semalarını süsleyen güvercinleri göremeden şehirden ayrılma vaktimiz geliyor. Çatıların üzerinde oyunları, taklaları ve ani manevralarıyla izleyenleri mest eden bir kaç ...

Bir Şehirle Tanışma Hikayesi: Mardin-2

Kahve ve sabun kokuları içimi ürpertirken, hayran gözlerle etrafı süzerek ilerliyorum. Yokuşa yukarı attığım her adım yeni bir heyecan getiriyor yüreğime. Damları, dar sokakları, dar sokaklarda yürüyen atları, vitrinleri süsleyen eşyaları, taş duvarları heyecanlı gözlerle süzüyorum. Bir müddet amaçsız yürüyüşten sonra Ulucami yazan levhanın peşine takılıp ağır adımlarla merdivenlerden oluşan dar sokaktan iniyorum. İhtişamlı minaresi ötelerden gözüken caminin avlusundayım. Dikdörtgen avlunun orta yerinde sekiz köşeli bir sebil, hemen yanında sebili gölgeleyen bir ağaç. Avlunun öbür ucunda minarenin bulunduğu dama uzanan merdiven. Damın köşesinde kare şeklinde başlayıp, yuvarlak olarak devam eden minare. Birbiriyle uyumlu evlerin arasında caminin damında bulunan kubbenin ayrıcalıklı bir duruşu var. Birbirine paralel sütunların oluşturduğu caminin içi de avlu gibi dikdörtgen biçiminde. Ahşap giriş kapısının karşısı sayılabilecek bir noktada mübarek sakalı şerif ziyaretçilerin ilgisini...

Bir Şehirle Tanışma Hikayesi: Mardin -1

Askerliğimi Mardin’in Midyat ilçesinde tamamlayışımın üzerinden neredeyse iki sene geçiyor. Askerlik dönemine ait hatıralar gözümde canlanıyor; hüzünlü, hasretli, neşeli hallerim gözlerimin önünden geçerken, soluduğum hava tatsızlaşıp, içimde biriken sesler boğazımda düğümleniyor. Askerlik günlerimin neredeyse her anında yanımda bulunan, samimiyetleri ve tatlı hatıralarıyla yüreğimde taht kuran iki asteğmen arkadaşıma, İlker ve Oğuzhan ’a, selamlarımı ilettikten sonra Mardin’de geçen bir günü sizlerle paylaşıyorum. Minibüs'ten beton zemine ilk adımı attığım anda bedenimi ve ruhumu sarıp sarmalıyor bilinmeyen bir şehrin yabancılığı: yabancı bir şehirde olmanın getirdiği tedirginlik ve bir şey ararmışçasına etrafı tarayan anlamsız bakışlar. istikametini bilmiyor ayaklarım. Hedefsiz, amaçsız, başıboş yürüyoruz bir müddet. Yanımda Bursa/Mustafakemalpaşalı İlker: veteriner asteğmen. Eski Mardin'e gitmek üzere bekliyoruz durakta. Şehir içi minibüs önümüzde durduğunda kal...

Kitabın Tarihi/savaş Tazminatı Olarak Kitap

Kitaplar... Samimi bir dost, dert ortağı, muhabbet erbabı... Kitaba sevdalı biri olarak bu hafta 'Kitabın Tarihi' hakkında kısa bir yolculuğa çıktım.       Kırk Yıllık Kani, Olur mu Yani?       Mağaralar Diyarı Hasankeyf İlgiyle takip ettiğim Yedikıta Dergisinin Ocak ayı teması Kitabın Tarihi idi. Merakla ve heyecanla dergiyi okudum; kil tabletlerden elektronik tabletlere uzanan yolda düşüncelerim uzaklara gitti geldi. Kitabın tarihi hakkında bilmediğim şeyler öğrendim: papirüs ile parşömeni, onun öncesinde hüküm süren ve binlerce sene evvelinden günümüze ulaşan taş kitabeleri, matbaanın keşfi ile kitap çoğaltımının hız kazanması, el yazması eserlerin kıymeti vs...  Öğrendiğim bir olay karşısında ise hayrete düşmekten kendimi alamadım: Abbasi Halife'lerinden Halife Memun ve Harun Reşid'in savaşlardan sonra tazminat olarak kitap isteme hadiseleri. Bu olay o devirde kitaba verilen kıymeti göstermesi açısından ibretlik. Harun Reşid Ankara ci...

Şehitlerin İzinde Yürümek: Sarıkamış

‘Sarıkamış’ta deli rüzgarlar eser. Zemherinin kör ayazında yürekler Allah-ü Ekber nidalarıyla inletir karlı dağları... Beyaz dağların, gri göklerin sükutu, deli rüzgarların uğultusu arasında dev gibi çamların yeşilliği tek hayat belirtisidir. Düşe kalka, bata çıka, soğuk havaya meydan okurcasına yürümektedir Osmanlı askerleri. Kimisi aç, kimisi yorgun, kimisi soğuktan bitap; düşman askerine kılıç sallamanın, Sarıkamış'tan düşmanı kovmanın hayal ve heyecanı ile coşkuyla yol almaktadırlar. Lakin soğuk hava, zemheri soğuğu müsade etmez bu yiğitlere... Neticede onbinlerce can soğuk havanın, karla kaplı Allah-ü Ekber Dağları’nın koynunda şehadet şerbetini içer.’ Sarıkamış Faciasının 102. sene-i devriyesinde Kars Valiliği çeşitli programlar tertip etti. Bu programlardan biri de #TürkiyeŞehitleriyleYürüyor sloganıyla onbinlerin katılımı ile gerçekleştirilen Sarıkamış Yürüyüşü. Öğrencilerimizle beraber Sarıkamış Şehitlerinin izinde yürüyüşe katıldık. Türkiye'nin çeşitli yer...

2016'da Okuduğum En İyi 10 Kitap

2016'nın son günlerindeyiz. İnsanlar bir yandan geçen senenin muhasebesini yaparken bir yandan gelecek sene için hedefler, hayaller belirliyor. Böyle bir hengamede, kendimce 2016 senesinin muhasebesini yaparken kitaplar da yerini aldı listemde. Kitap, en iyi dostlarımdan. Kitap okumak en büyük meşguliyetlerimden. 2016 senesinde okuduğum kitaplar arasından en etkili ve faideli olduğunu düşündüğüm 10 kitabı bloğuma taşıdım.

Kırk Yıllık Kani, Olur mu Yani?

Bugün hepimizin çokça duyduğu, kullandığı bir sözün hikayesini anlatacağım.  Hepimizin bu kadar da olmaz, uzun  zamandan beri bu şekilde devam ederken birden değişmez, manalarında kullandığımız sözlerden biri:                                                         ‘Kırk yıllık Kani, olur mu Yani?’ Söz Osmanlı Döneminde yaşayan şair, edib ve katip Tokatlı Ebubekir Kani Efendi’ye aittir. Ebubekir Kani Efendi Tokat'ta şiirle iştigal ederken, devrin yöneticilerinden birinin şiirlerini görmesi ve beğenmesi üzerine İstanbul'a gelir. Sonrasında Ebubekir Kani Efendi çeşitli şehirlerde katiplik vazifesi yapar. Muhtelif şehirlerden sonra vazifesini ifa etmek üzere Bükreş'e tayin olunur. Gene katiplik vazifesi için. Ebubekir Kani Efendi burada bir Rum kızına sevdalanır. Kız hristiyandır ve şehrin önde gelen hristiyan ailelerind...

Kars Any Harabeleri

Malazgirt zaferinin Anadolunun kapılarını Türklere açtığını hepimiz biliriz. Ancak Malazgirt öncesinde Alpaslan'ın Ermeni krallığının başkenti olan Ani kentini fethettiğini çok fazla bilmeyiz. Any şehri Ermenistan'a başkentlik yapan, ticaret yolları üzerinde bulunan 100.000'in üzerinde insanın yaşadığı bir şehirdir o zamanlar. Alpaslan'ın fethinden sonra şehir İslamlaşmaya başlamış Anadolunun fethi için bir dönüm noktası olmuştur. Günümüzde harabe vaziyette bulunan Any, Any Antik Kenti yada Any Harabeleri olarak anılmaktadır.

Yolgeçen Hanı Nerede?

Yolgeçen Hanı/Hasankeyf Günlük hayatta sürekli kullandığımız, anlamını tam anlamıyla bilmediğimiz/düşünmediğimiz bir tabir var: Yolgeçen hanı. Geleni gideni çok olan, sürekli misafiri olan yerler için kullandığımız bir tabir. Kimi zaman ‘ birader burası yol geçen hanı mı?’ şeklinde öfkemizi ifade ederken, kimi zaman ‘bizim mahallenin yolgeçen hanı burası, bu yoldan geçen buraya uğramadan gitmez’ şeklinde espirili bir dille kullandığımız tabir.  Anlamından dolayı kafelere, lokantalara özellikle de yol güzergahında bulunan tesislere verilen isimlerden biri.

Mağaralar Şehri Hasankeyf Sular Altında Kalıyor!

Tarihi ve doğal güzellikleriyle cenneti andırır Türkiyemiz. Doğu-Batı, kuzey-güneyi ile tarihi yapıların, doğal güzelliklerin, kültürün binbir çeşidini içinde barındırır. Batman'ın Hasankeyf ilçesi bu güzelliklerden sadece bir tanesi: tarihi ve doğal güzelliğiyle, kendine has kültürüyle.  Mağara Ev Hasankeyf Batman'a 40 km uzaklıkta, nüfus bakımından küçük fakat muhteva itibariyle hayli geniş yelpazesi olan minik bir ilçe. Tarihi çok eski çağlara uzanıyor. Öyle ki antik dönemlere kadara uzanan bir geçmişe sahip olduğunu gösteren kazı çalışmaları mevcut. Dicle Nehri üzerinde olması önemli bir yerleşim merkezi olmasını sağlamış. Bu öneminden dolayı çeşitli devletlerin kuşatmalarına maruz kalmış, çeşitli devletlerin himayesi altına girmiş. Bu devletler sırasıyla Bizans(Roma), Sasaniler, Hz. Ömer Dönemi Müslümanlar, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler, Osmanlılar ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti(1). Bu kada...

Allah, Hilal ve Lale

Lâle  İ sm-i Celâl’e mazhar olmasaydı  Bu kadar yüksek rütbeye ula ş amazdı.  A ş ki Efendi Lale; binbir renk çe ş idiyle çiçeklerin en müstesna olanlarından. Bir çiçek de ğ il sadece; aynı zamanda bir ya ş ayı ş tarzı, bir devrin adı. Lalezarların bahçesinde çiçek, ş airlerin kaleminde ş iir, nakka ş ların elinde desen, hattatların elinde hat ve ebrudur ressamların sanatında, lale. Saraylarda çini, kilimlerde desen, küçük e ş yalar üzerinde en müstesna süs. Anavatanı Pamir ve Tanrı Da ğ ları olan lale Türk göçleriyle beraber Anadolu’ya gelmi ş , Selçuklu-Osmanlı döneminin çe ş itli eserlerinde kendine yer bulmu ş , güzelli ğ iyle dikkatleri üzerine çekmi ş tir. Sanat eserlerinde, mimari eserlerde, edebi eserlerde çokça kullanılmı ş tır. Selçuklular döneminden itibaren kültürümüzde ayrı bir yere sahip olmu ş tur lale. Çiçeklerin en güzellerinden olan lalenin Osmanlı’nın bazı dönemlerinde 1108 çe ş idinin yeti ş tirildi ğ i anlatılmaktadır. Gene Osmanl...