Yorumlarda Sorun Var! Yardım Lazım!


Herkese merhaba!..
Son iki haftadır kendi bloguma yapılan yorumlara cevap veremiyorum. Aynı şekilde başka bloglarda yorum da yapamıyorum.
Şu şekilde bir durun ortaya çıkıyor. Hesabıma giriş yaptığım halde durum hala değişmiyor.

Farklı yanıtla seçeceğinden farklı şekillerde yorum yapmayı denedim. O da olmuyor.
Bu problemi nasıl çözebilirim?
Bu konuda yardımcı olabilecek birileri var mı?
Yada böyle bir problem yaşayan?
Yardımcı olursanız çok sevinirim :)

Herkese merhaba!.. Son iki haftadır kendi bloguma yapılan yorumlara cevap veremiyorum. Aynı şekilde başka bloglarda yorum da yapamıyorum...

Hadi be Oğlum! Film Yorumu


Dram filmlerini seven biri olarak Hadi Be Oğlum ile buradayım. Yaz ayından kalma telaşların bitmesi ile film izlemeye vakit bulabildiğimiz günlere geldik. Hadi Be Oğlum! bir dram filmi. Net bilgim olmasa da senaryonun gerçek hayattan alındığını düşünüyorum.

Ali(Kıvanç Tatlıtuğ) borçla aldıkları teknede babası ile geçimlerini temin etmeye çalışıyor. Bu sıralarda oğlu Efe hayatlarına dahil oluyor.

Efe’nin hayatına dahil olmasından sonra ise sevgi, sabır ve yaşam mücadelesi şeklinde hayatı devam ediyor. Efe’ye bir başına bakması, Efe’nin diğer çocuklardan farklı özellikler taşıması Ali’yi hayli yıpratsa da evlat sevgisi her şeyin üstünde geliyor.

Efe konuşmuyor, göz teması kurmuyor. Yalnızca kalemiyle ritim tutturuyor. Bu ritimlerin üst düzey piyano yeteceğinin habercisi olduğu ise sonraları anlaşıyor. Artık Efe’nin tek uğraşı oyuncak piyanosuyla nota tutturmak haline geliyor.

Sabır, sevgi, şefkat üçgeninde bir yaşam…

Ali’nin tek isteği ise evladının yüzüne bakması, bir kerecik kendisi ile iletişim kurması. Ali’nin hayallerini bu şekillendiriyor ve umudu her geçen gün kayboluyor.

Ali ile sabır yolculuğuna çıkmaya, umudu her daim canlı tutmaya ne dersiniz? Bu filmde bunu bulacaksınız!

Ayrıca filmin otizm hakkında farkındalık sağlayabileceğini söyleyebilirim. Her ne kadar filmde otizm tanısından bahsedilmese de Efe otizmli bireylerin özelliklerin taşıyor.

* Görseller google görsellerden alınmıştır.  

2018 © Arif Öztürk

Dram filmlerini seven biri olarak Hadi Be Oğlum ile buradayım. Yaz ayından kalma telaşların bitmesi ile film izlemeye vakit bulabildiği...

Eğitimde Karşılıklı Güven ve Bir Hikaye


Yeni bir eğitim öğretim senesinin ikinci haftasına başlıyoruz. Hepimiz için hayırlı olacak bir sene olması dileklerimi sunarak eğitim-öğretim hakkında kısa bir değerlendirmede bulunacağım. Bilindiği gibi eğitim öğretim süreci öğrenci, öğretmen ve veli olmak üzere üç ayak üzerine kuruludur. Bunlara sistemi(yönetim) de eklersek eğitim için dört ayaklı bir sacayağı benzetmesi yapılabilir. Bu ayaklardan birinde aksaklık olduğu zaman dengeyi yakalamak için diğer ayakların fazladan çaba göstermesi gerekir. Fakat diğer ayakların fazladan çabası dengeyi sağlamakta yetersiz kalabilir. Her zaman aksaklığın olduğu tarafa doğru çökme meyli olacaktır. Sacın diğer ayakları dengeyi sağlamaya çalışmak yerine aksaklık var düşüncesiyle rehavete kapılırlarsa denge tam anlamıyla bozulur.
Eğitim-öğretim içerisinde bulunan biri olarak eğitimin dört ayağıyla ilgili olarak şu şekilde bir gözlemim var: Dört ayakta eğitimin dengede kalmasını engelleyecek şekilde davranmaya meyilli. Bu, şu şekilde oluyor: Öğrenci; sistem, öğretmen ve bazen de aileyi suçluyor. Başarısız oluşunun sebebini onlara bağlıyor. Aile; çocuğunu tembel, öğretmeni yetersiz olmakla suçluyor, sistemden hoşnut değil. Öğretmen; çocuğu tembel olarak suçlamanın yanısıra aileyi ilgisiz/aşırı ilgili olmakla suçluyor. Ayrıca sistemi de beğenmiyor. Sistem; öğrenci, öğretmen ve aile girdabında hangi yöne döneceğini şaşırmış durumda. Hal böyle olunca eğitimde istenen başarı sağlanmıyor. 
Herkes diğer köşeleri başarısızlığın sorumlusu olarak görürken, başarıyı yakalamak adına sorumluluk alanların sayısı hayli az. Hâlbuki başarıyı yakalamak için önce sorumlulukları yerine getirmek, bunu yaparken de karşılıklı güven duygusu taşımak şart. Bu dört ayaktan her biri kendi üzerine düşeni yapsa, diğer ayakları suçlamak yerine kendini geliştirmeye odaklansa eğitimde başarı adına güzel şeyler olacaktır…

                                                                     Bir Hikâye

Güven ve adalet sistemindeki çıkmazları düşündükçe bir hikâye gelir aklıma. Gerçekliğini bilemesem de verdiği mesaj itibariyle hikâyeyi çok manidar buluyorum. 
İngiltere’de hâkimler maaşlı sistemle çalışmaz. Maaş yerine ihtiyaçları nispetinde kullanacakları sınırsız kredili çek defterleri bulunur. Bir gün hâkimin biri bankaya gidip çok yüksek meblağda çek bozdurmak istediğini söyler. İlk defa bir hâkimin yüksek meblağda para istemesi ile bankada kısa süreli bir şaşkınlık ve telaş yaşanır. Banka yöneticileri üst makamlardan onay almadan bu kadar parayı veremeyeceklerini söyleyip çeşitli kademelerdeki üst düzey yöneticileri ararlar. Aradıkları kişilerin hepsi de aynı cevabı verir: Ödeyin. Fakat bankada o kadar para yoktur. Hâkimden ertesi gün gelmesini rica ederler. Ertesi gün bir bavul içinde hazırlanan para hâkime verilir. 
Aradan birkaç gün geçer ve hâkim bankaya gelir. Parayı bankaya iade etmek niyetindedir. Banka yöneticileri tekrar hayrete düşer ve Adalet Bakanlığı’nı ararlar. Devreye giren bakanlık müfettişleri hâkime hareketinin sebebini sorarlar. Hâkim; ‘Devlet bize gerçekten bu kadar güveniyor mu? Onu sınadım’ der. Raporlar tutulur, görüşmeler yapılır ve aynı gün hâkim azledilir. Adalet Bakanlığı’nın hâkime gönderdiği yazıda şu not vardır: ‘Kraliçe hükumetinin saygın bir hâkimi, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenemez.’
*Güven çok ince bir çizgidir. Onu kalınlaştırarak kırılmasını engelleyen tek şey, iki taraflı olmasıdır.
**Hâkimlerin rüşvete bulaşmaması maksadıyla böyle bir uygulama olduğunu duymuştum.

2018 © Arif Öztürk

Yeni bir eğitim öğretim senesinin ikinci haftasına başlıyoruz. Hepimiz için hayırlı olacak bir sene olması dileklerimi sunarak eğitim-ö...

Eğitim Hikayedir!


Başlığı okuyunca eğitimi boşverdiğimiz, zannedilmesin. ‘Eğitim hikayedir’ sözünü gerçek anlamında kullanıyoruz. Gayemiz, eğitimde hikâyenin ehemmiyetini vurgulamak. Bu açıklamayı yapıyoruz, zira kullandığımız kelimeler yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermesin. Hikâye kelimesini boş, önemsiz, uydurma gibi anlamlara gelecek şekilde; ‘okumak falan hikaye, bu devirde popçu/topçu olacaksın’, ‘helalmiş, harammış hikaye, ben aldığım paraya bakarım’ gibi cümleler içerisinde görebiliyoruz. Zaman zaman da eğitim sistemiyle alakalı tartışmalarda ‘eğitim falan hikâye oldu artık’ şeklinde bir cümleye muhatap olabiliyoruz.

Eğitim hikâyedir, diyoruz. Çünkü eğitimde hikâye ve hikâyeleştirme çok önemli bir yer ihtiva ediyor. Anlatması namümkün olan, anlaşılması muhal mevzuları hikâye metodu ile anlatabilmek mümkün. Hem de dinleyenleri sıkmadan vermek istediğimiz mesajı ulaştırmış oluyoruz. Hikâye de bir metod ve eğitim işini icra ederken kullanabileceğimiz metodlardan bir tanesi. Her yaş grubu için uygun olsa da bilhassa çocuk ve gençlerin eğitiminde istifade edebileceğimiz bir metod.

Geçmiş devirlerden beri eğitimde hikâyeden faydalanılıyor. Efsanelerin, masalların,  deyimlerin ortaya çıkışı da eğitimin hikâye olmasıyla alakalı. İlk insan Hz. Adem’den bilitibar eğitimde hikaye yolu kullanılıyor. İnsanların ibret alması noktasında anlatılanlar Hz. Adem ile Hz. Adem’in yaratılış sürecine kadar ilerliyor.

Hikâye İle Ahlak Eğitimi

Bilhassa değerler eğitimi diye isimlendirdiğimiz güzel ahlaka dair hasletlerin kazanılmasında hikâye metodu çok faydalı olacaktır. Kuran-ı Kerim’de insanların ibret alması için anlatılan kıssalar insan eğitiminde hikâyenin önemini ortaya koyuyor. ‘Talut askerlerle beraber ( cihad için) ayrılınca, Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna kim ondan içmezse bendendir, dedi. İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler. Talut ve iman edenler beraberce ırmağı geçince: bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak hiçbir gücümüz yoktur, dediler. Allah’ın huzuruna varacaklarına inananlar, nice az topluluk Allah’ın izniyle çok topluluğu yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.’ Bakara Suresi 249. ayeti kerimesinde anlatılan bu kıssa ile ulül emre itaatin ehemmiyetini görüyoruz. Malumünüz, Hz. Vahşi Uhut Savaşı’nda Peygamberimizin(sav) amcası Hz. Hamza’yı şehit etmiştir. Mekke’nin fethinden sonra müslüman olmak isteyen Hz. Vahşi’ye Peygamberimiz(sav), seni görünce amcamı hatırlıyorum, diyerek üzüntüsünü ifade etmiş. Hz. Vahşi’ye kelime-i şehadeti tarif ederek, müslüman olmasını sağlamıştır. Akabinde de Hz. Vahşi’ye karşı şahsi bir tutum sergilememiş, her türlü meselede adil davranmıştır. Bu hikâye ile adaletin ehemmiyetini anlatmak mümkündür.
Bu kıssalar hayatın içerisinde yer alan yaşanmış olaylardır. Bazı hikâyeler de gerçek hayatta yer almamasına rağmen anlatılmak istenen meseleleri daha iyi anlatabilmek için hayal gücü oluşturulan hikâyelerdir. Masallar, efsaneler, destanlar, deyimler de bu şekilde doğal ve kendiliğinden oluşan türler olmuştur. Dede Korkut hikâyeleri, Sadi Şirazi’nin Bostan ve Gülistan’ı, Mevlana’nın Mesnevi’si başta olmak üzere muhtelif destan, masal ve hikâyeler bunlara misaldir. Hepsi de eğitim işi için kullanılmışlardır.

Hasılı hikaye eğitimde ve bilhassa ahlak eğitiminde çok önemlidir. Kısaca diyebiliriz ki, eğitim hikâyedir. Vesselam.

2018 © Arif Öztürk

Başlığı okuyunca eğitimi boşverdiğimiz, zannedilmesin. ‘Eğitim hikayedir’ sözünü gerçek anlamında kullanıyoruz. Gayemiz, eğitimde hikây...

Ağustos'ta Neler Okudum? 2018


Ağustos Ayı çeşitli yoğunluklarla geçiverdi. Yoğunluğun olmadığı vakitlerde ise tembellik ettim sanırım. Bu süre zarfında bloga yazı eklemediğim gibi, kitap okumayı da ihmal ettim. Sadece iki kitap okudum Ağustos Ayı boyunca.

Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan: Oğuz Atay’ın kaleme aldığı biyografik ağırlıklı bir roman. Atay bu romanında hocası da olan bir mühendisin, Mustafa İnan’ın hayatına ışık tutuyor. Mustafa İnan’ın mühendislik alanına katkıları, sosyal hayatı, düşünceleri talebelerinin, arkadaşlarının dilinden anlatılıyor. 3/4

Kişilik Gelişiminde Cezasız Eğitim: Ara ara çocuk gelişimi ve eğitime dair kitaplar okumaya özen gösteriyorum. Adem Güneş’in kitabını bu sebeple okudum. Çocuk Gelişiminde cezanın zararları artık bilinir olsa da yazarın tecrübelerinden süzerek verdiği misaller kitaba farklılık katıyor. Kitabın en güzel tarafı ise neler yapılması gerektiği üzerine verilen öneriler. 4/4


2018 © Arif Öztürk 

Ağustos Ayı çeşitli yoğunluklarla geçiverdi. Yoğunluğun olmadığı vakitlerde ise tembellik ettim sanırım. Bu süre zarfında bloga yazı ek...