Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İktibas etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Şerbet & Zehir - İktibas(40)

Mutluluk üzerine araştırma yapan psikologların vardığı sonuçlardan biri şudur: Başkalarına değil kendine odaklan. Kendi iç dünyana, elindeki nimetlere, hal ve hareketlerine bak; diğer insanlarda olup sende olmayan nimetlere odaklanırsan daima eksiklik hissiyatı oluşur ve neticede mutsuzluk ortaya çıkar.  Dünya hayatı böyledir, kimi yoklukla kimi bolluk ile imtihan olur. Ve öyle ki devir değiştikçe eldeki imkanlar ve nimetler de değişir. Yani hayat düz bir çigide ilerlemez, inişeri, çıkışları, zorlukları, kolaylıkları vardır. İnsanın aynı hal üzere sabit kalması güçtür.  Dünyada bazı insanlar meşakkatli bir hayat sürerken, bazı insanların rahat ve müreffeh bir hayatı vardır. Bu böyledir, böyle gider. Necati mahlasıyla şiirler yazan bir Osmanlı devri şairi bu hali şu muazzam beytiyle ifade eder: Nidelüm devr sunarsa sana şerbet bana zehir Bu cihan böyle olur gah bana gah sana Bu yüzden mağlubiyetlerin hüznü da galibiyetlerin sevinci de bir süre sonra kaybolur.  Beytin açıkl...

İktibas: Lokantanın Esrarı

Lokantalarda yemek yemek çoğunlukla rahatsız eder beni. Mecbur kalmadıkça da yemek yemem zaten. Çok bilinen, güvenilir(?) lokantalar dahi olsa tereddüt ederim. Temizlik, helallik boyutu etkili olur bu düşüncemde. Zira, etin nereden geldiği, İslami usüllere göre kesilip kesilmediği, yemeklerde kullanılan ürünlerin helal olup olmadığı gibi konularda diğer müslümanlar gibi endişe ederim. Kullanılan malzemelerin temizliği, mutfağın genel hijyeni de aynı şekilde endişe ettiğim bir husustur. Bu sebeple dışarıda nadiren yemek yerim.  Düzenli takip ettiğim İnsan ve Hayat Dergisinin 2020 Aralık sayısında bu konuya temas eden bir yazı okudum. Mustafa Boran, Ömer Seyfettin'in "Lokanta Esrarı" isimli hikayesini özet geçmiş. Ömer Seyfettin'in birçok hikayesine aşina olsam da "Lokanta Esrarı" hikayesini ilk defa duydum. Sürekli lokantada yemek yiyen bir adam, artık yemeğe para yetiştiremeyeceği düşüncesiyle bir lokantada işe girip bedavadan bol bol yemek istem...

Dil Meselesine Dair-İtibas#39

Dil meselesi çok konuşuluyor, tartışılıyor. Tartışılmaya devam ediyor. Bu mesele hakkında çok büyük tartışma ve çalışmalar olmuş. Öyle ki, bu işlere nezaret eden Türk Dil Kurumu adında bir kurum mevcut. Yavuz Bülent Bakiler'in, Sözün Doğrusu kitabını okurken dil meselesi yeniden zihnimde canlandı. Kitaptan sevdiğim bir paragrafı sizinle paylaşıyorum. Dil meselesi üzerine yoğun gayretler gösteren Yavuz Bülent, Konfüçyüs'ten bir anektod paylaşıyor bizlerle. Çin'in meşhur filozofu Konfüçyüs'e sormuşlar.: 'Ülkenizi yönetme imkanı size verilseydi, işe önce nereden başlardınız?' Konfüçyüs tereddütsüz cevap vermiş: 'İşe önce dilimizi ele alarak başlardım. Çünkü dil bozul olursa düşündüklerimizi iyi anlatamayız. Düşündüklerimiz iyi anlatamazsak yapılmasını istediğimiz işler doğru dürüst yapılamaz, işler doğru dürüst yapılamazsa, adetler ve kültür bozulur. Adetler ve kültür bozulursa, adalet terazisi çalışmaz olur. Adalet terazisi çarpılırsa halk ümitsizliğe...

Vatan Nedir? İktibas#38

... Vatan kültür değildir, sadece dil, sadece müzik, sadece halk oyunu, sadece din, sadece bayrak, sadece sadaka taşı, sadece vergi, sadece milli gelir değildir. Vatan kişinin karnının doyduğu yer de olabilir gözyaşının aktığı yer de.   ... Bu sebeple Çanakkale Şehitleri, Sarıkamış, Sakarya, Mohaç, Niğbolu, İstanbul’un fethi, İstiklal Savaşı ve İstiklal Marşı vatandır. Vatanın tapusu şehitlerin mezar taşlarıdır.   ... Vatan sevmektir, benimsemektir, önemsemektir. Vatan mevcudun mânasıdır. Vatan ecdadın mirasıdır. Vatan nutuk değil vasiyettir. Hem vasiyet hem nasihattır. Vatan verilmiş sözdür. Söz namustur. Namusun ne olduğunu namussuzlardan başka herkes bilir.   ... Vatan Yunus'tur. Yunus Emre'dir, neden, çünkü vatan onun yokluğunda yerine koyacak bir şey bulamamaktır. Vatan dayanışma, paylaşma, adalet , şefkat, merhamet ve fazilettir.   Vatan bu dünyada ahiret için çalışacak bir imtihan mekanıdır. Vatan kitaplar, kütüphaneler, alimler, şeyhler, tekkeler,...

Hayatın Dengesini Ararken-İktibas#37

Teknoloji hızla gelişiyor. Bu gelişim hayatımıza güzel şeyler getirdiği gibi güzel şeyler de götürüyor hayatımızdan. Teknolojinin getirdiklerini ve götürdüklerini saymak bile zor artık. Daha önce Teknoloji Tembelleştirir mi? diye sorduğum bir soru ile teknolojinin getirdiklerini/götürdüklerini sorgulamıştık. Hayatımın büyük bir kısmı köyde ve kırsallığı ön planda olan ilçelerde geçti. Bu sebeple doğaya/toprağa yakın olmayı önemsiyorum. Kırsaldan uzakta kaldığım zamanlarda telefon/bilgisayar üzerinden doğaya yakın olmaya çalışırdım. Kuş cıvıltılarını, orman veya ırmak esintilerini telefon üzerinden dinlerdim. Gerçek ortamdaki hissiyatı vermese de ciddi bir rahatlama sağlıyordu. Teknolojik gelişmenin dolaylı sonuçlarından kentleşmenin getirdiği doğadan uzaklaşma durumunu, gene teknolojinin getirisi olan İnternet üzerinden yaşıyordum. Bu durum Hasan Bacanlı'nın Küçük Prens ile konuşturduğu bir kızın söylediklerinden sonra geldi aklıma. Hayatımızda konfor artıyor fakat biz...

İyi Şeyler de Oluyor-İktibas#36

7Gün7Bilgi-6. Bölüm başlıklı paylaşımımda yer alan bir cümle okuyucularımın dikkatini çekti. Helali Arama Stratejileri kitabından iktibasla paylaştığım cümle benim de dikkatimi çekmişti. Cümle şu: ' Kötülükler konuşuldukça artarken, iyilikler konuşulmadığı için azalır.' Okuyucunun da dikkatini çekmesi üzerine iyi şeyleri konuşmaya daha fazla ağırlık vermemiz lazım, diye düşündüm. Her gün etrafımızda, ülkemizde, dünyada iyi ve kötü şeyler meydana geliyor. Bu olaylardan kötü olanlarını daha çok dillendiriyoruz. Öyle ki, 'kötü haber tez yayılır' sözü de durumun böyle olduğunu gösteriyor. Bu konu üzerine düşünürken, iyi şeyleri de konuşmamız gerektiğini düşünmeye başladım. Bu sebeple iktibas bölümünde iyi bir olayı sizinle paylaşacağım. İyi şeyler de yazmalıyım, kararından sonra Yedikıta Dergisi'ne göz atarken bir iyi haberle karşılaştım. Tarih ve kütüphane konusuyla yakından ilgisi olan haber 'Bir Sandık Kaç Tarih Eder?' başlığıyla veriliyor.  1800'...

İyiliği Gizli Yapmak-İktibas#35

Siyasetçinin biri demiş ki; ' Seçim günü falanca adaya oy verirseniz, mahşer günü kurtuluş beratınız elinize verilir. ' Şaşırdım. Diyecek çok şey de bulamadım açıkçası. Bu haberleri görünce bir gün öncesinin takvim yaprağında okuduğum yazı geldi aklıma. Yazı Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) torunlarından Zeynelâbidin bin Hüseyin(r.a.) hakkında. Yazıyı okuyunca iyiliği gizlemenin, bu suretle yardım edilen kişinin yardım edene minnet eylemesini engellemenin önemini göreceksiniz. Bize karşı minnet eder, mahcup olur diye kendisi mahcup olan yardımseverlerden; insanın gözüne sokarcasına yardım eden insanlar haline nasıl geldik acaba? Peygamber Efendimizin (s.a.v.) torunlarından ve Tâbiînden olan Zeynelâbidin bin Hüseyin (radıyallâhü anhümâ) gizli olarak sadaka vermeyi çok severdi. Gece olup karanlık bastığı zaman insanlar uykuda iken sırtına un çuvallarını yüklenir, şehrin mahallelerini dolaşarak hayâsı sebebiyle bir şey istemekten çekinen ihtiyaç sahiplerine bunlar...

Meşguliyet İyidir - İktibas#34

Yalan söylemek, başkalarını rahatsız etmek, saldırganca davranışlar sergilemek vb. olumsuz davranışlar sergileyen çocuklara yönelik yapılması tavsiye edilen şeylerden biri de, onlara görev ve sorumluluk verilmesidir. Bu tür çocuklara uğraşacakları bir meşguliyet verilerek sorumluluk bilinci kazanmaları ve istenmeyen davranışları sergileyecek vakit bulamamaları hedeflenir. Bu işin pedagojik boyutu olmakla birlikte eskilerin, ' boş durana şeytan iş bulur ' sözleriyle de örtüşmektedir. Çocuklar için olduğu gibi yetişkinler için de aynı durum geçerlidir. Dedikodu, fitne-fesat, kavga gibi şeylerin temelinde genelde yapacak bir şeyin olmaması yatmaktadır. Bu durum bir bakıma insanın fıtratıyla alakalıdır.  Lider kişilikler insan fıtratında yer alan bu gibi özellikleri iyi gözlemleyip, bu doğrultuda davranmaya gayret ederler. Bu vesileyle de insanlar peşlerinden gelir. Bu tür kişilere misal teşkil eden liderlerden biri de Sultan Alpaslan'dır. Aşağıda okuyacağınız satırlar, mod...

Çocuklar Neyi, Nasıl Öğrenirler-İktibas#33

Medyaokuryazarlığı hakkında kısa bir araştırma yapmak için internette gezinirken Rtük tarafından hazırlanan medyaokuryazarlığı sitesini gördüm. RTÜK'ün bu meselede yeterince iyi olmadığını ve daha aktif olması gerektiğini düşünsem de bu siteyi faydalı bilgilerle dolu buldum. Araştırmalar, raporlar, istatistikler, projeler vs. zengin bir içerik var sitede. Sitede gezinirken bir şiir gördüm. Sitenin bana kattığı en güzel şey de bu olsa gerek. Verdiği mesajlar itibariyle şiiri sevdiğim için sizinle de paylaşmak istedim. Ben şiiri daha önce duymamış olsam da şiir çok sayıda dile çevrilmiş, bilinen bir şiirmiş. Çocuklar neyi, nasıl öğrenir? sorusu etrafında şekillenen şiir ebevynler için faydalı olabilir. Ayrıca şiir, kişilik gelişiminde çevrenin önemini de gözler önüne seriyor. Çocuklar Yaşadıklarını Öğrenirler Eğer çocuklar eleştiri ile yaşarlarsa, Eleştirmeyi öğrenirler. Eğer çocuklar düşmanlık ile yaşarlarsa, Kavga etmeyi öğrenirler. Eğer ...

Selfie Çekerken Ölenler-İktibas#32

Ölüm meleği Azrail’in ‘ insanlar benden küsecekler’ şeklindeki endişesi üzerine Allah’ın ilahi bir hikmetle Azrail’e; ‘ Seninle kullarımın arasında musibetler, hastalıklar perdesini bırakacağım, tâ ki şikayetler onlara gidip, senden küsmesinler’ dediği malumdur. Öyle ki; akla, hayale gelmedik musibetler zaman içerisinde ölüm sebepleri arasında yer almıştır, almaya devam etmektedir. Hastalıklar hayatın her döneminde olsa da teknolojiye bağlı ölüm sebepleri insanları hayrete sürüklüyor. Asırlar öncesinde araba kazasında ölüm insanların hayaline gelmezken, şimdilerde özçekimden(selfie)kaynaklı ölüm de çok az kişinin aklına gelmiyordur. Fakat yapılan bir araştırma özçekimin de ölüm sebepleri listesinde yer aldığını gösteriyor. Araştırma hakkında okuduğum kısa paragrafı sizinle paylaşıyorum. Kimbilir? Ölüm sebepleri arasına daha neler eklenecek? Bazı özentilik ve mode rüzgarları insanları peşinden sürüklemekle kalmıyor, onların ölümlerine de sebep oluyor. Kimsenin kısa biz zaman ö...

Modern Hayat ve Mutsuzluk-İktibas#31

Modernliğin artmasıyla gerçekleştiremeyeceğimiz şeylerin de artması; yaşam standartlarının gelişmesi ile imkanların çokluğu beklenmedik şekilde mutsuzluğa yol açar mı? İmkanlar bu kadar artıyorken nasıl olur da mutsuzluk artar? Hayata ve varoluşa dair anlamın kaybı mıdır sebep, yoksa seçimlerin sorumluluğundan duyulan endişe midir? Ya da insanın ne kadar uğraşırsa uğraşsın yapamacağı şeyler olduğunun bilincinde olması mıdır? Wilhelm Schmid’in aşağıdaki cümlelerini okurken bu sualler geldi aklıma? Sizin de cevaplarınızı almak isterim. Modern hayatla beraber mutsuzluk da artıyor mudur? Artıyorsa sebebi nedir? Seçme özgürlüğünün artması, sürekli tercihte bulunmanın ve bu tercihlerin sorumluluğunu üstlenmenin sıkıntısı büyür. Modern hayatın sunduğu imkanların çokluğu da mutsuz eder, çünkü hayat, şimdiye dek hiç olmadığı kadar uzadıysa bile, bunların hepsini gerçekleştiremeyecek kadar kısadır. Mutluluğun trajedisi, modern mutluluk kavramının insanları sistematik bir olarak ...

Sosyal Medya İstatistikleri-İktibas#30

Sosyal medya epey zamandır hayatın önemli bir parçası halini aldı. Birçok insan çeşitli sebeplerle sosyal medyayı kullanıyor. İletişim kurmanın ve paylaşım yapmanın yanında daha birçok açıdan da sosyal medyayı kullananlar var. Ticaret, alış-veriş, meslektaş grupları, haber programları gibi farklı alanlarda da sosyal medya kullanılıyor. Belki sosyal medyayı en fazla kullanan, sosyal medyadan en fazla yararlanan grupların başında ise politikacılar yer alıyor. Politikacının birini öven yahut diğer politikacıları alaya alan bir haber kasıtlı olarak sosyal medyaya atılıyor. O haber sosyal medyada çok kısa bir sürede kendini katlayarak yayılıyor. bir kişiye ulaşan haber, onun aracılığı ile iki kişiye, iki kişiden dört kişiye şeklinde hızla yayılıyor. Sosyal medya kullanıcılarının çoğunun gördüklerini değerlendirmediğini, bakıp geçtiğini de dikkate alırsak ortaya atılan yalan haber doğruymuş gibi algılanıyor. Bununla alakalı olarak tespit edilen durumlar da var. Mesela, Amerika başkanlık s...

Akıllı Kimdir? İktibas#29

Her kişinin hayata baktığı pencere farklı olduğu gibi milletlerin de pencereleri farklı olabiliyor. Hayata dair kültürel farklılıklar her yerde kendini gösteriyor. Çiğdem Kağıtıçıbaşı bu farklılıklara yaptığı bir araştırma sonuçlarından hareketle şöyle bir misal veriyor: ‘Amerika’da anne babanın çocuğun üzerine titremesi, çocuğa düşkün olması çocuk tarafından anne-babanın kendisini sevmediği şeklinde algılanıyor. Türkiye’de ise aynı durum karşısında çocuk anne-babasının kendini sevdiğini düşünüyor.’ Buna benzer durumlara çok daha fazlasını eklemek mümkün.   Kültürler arası farklılıklardan biri de akıl/zeka konusunda yaşanıyor. Hatta aynı kültürel çevredeki insanlar bile akıl konusunda farklı düşünebiliyor. Mesela 100 bin TL ile araba alan biri için bu durum akıllılık olarak düşünülürken, başka biri için akılsızlık olarak düşünülebiliyor. Bu kişi de 100 bin TL’nin üzerine kredi çekip ev almayı akıllılık olarak görebiliyor. Akıl ve akıllılık konusunda kişisel görüşleri tespit ...

Bu İstikamette miyiz?İktibas#28

Bu istikamette gidiyor muyuz acaba?  Klasikler on beş dakikalık radyo programlarınca uyacak şekilde kısaltılıyor, sonra iki dakikada okunacak bir kitap eleştirisi için tekrar kısaltılıyor, sonunda da bir sözlükte on on iki satır alıntı yapılıyordu. Abarttım tabii. Sözlükler referans içindi. Ama Hamlet ile ilgili tek bildikleri, ‘Artık nihayet klasikleri okuyabilirsiniz; komşularınıza ayak uydurun,’ iddiasında bulunan bir kitaptaki bir sayfalık özetti. Anlıyor musun? Anaokulundan üniversiteye, sonra da tekrar anaokuluna; entelektüelliğin son beş yüzyıl ve daha fazlasındaki gidişat bu işte. … Okullardan denetmenler, eleştirmenler, bilgili insanlar ve hayal gücü kuvvetli yaratıcılar yerine koşucular, atlayıcılar, yarışçılar, vasıfsız işçiler, gaspçılar, kapkaççılar, havacılar ve yüzücüler çıktıkça entelektüel kelimesi tam da hak ettiği şekilde küfür haline geldi tabii.   Fahrenhiet 451, Ray Brabury Takipte Kalın!  https://twitter.com/ozturkariff https://...

Yalancıdan Kadı Olmaz! İktibas#27

Devrin halifesi, İmam-ı Azam Hazretlerini Kufe'ye kadı tayin etmek ister. ve bu niyetini O'na açıklar. İmam-ı Azam Hazretleri yönetimin yanlışlarına alet olmamak için bu teklifi kabul etmez. Halife'ye: 'Ben kadılık yapamam!' diye cevap verir. Halife: 'Yalan söylüyorsun. Sen kadılık yaparsın.' deyince İmam-ı Azam Hazretleri: 'Eğer ben yalan söylüyorsam, yalan söylediğim için kadılık yapamam. Çünkü yalancıdan kadı olmaz. Eğer 'yapamam' dediğim zaman doğru söylüyorsam, bu defa sözümün gereği olarak kadılık yapamam. O halde her iki durumda da kadılık yapamam.' diyerek herkesi şaşırtır ve ikna eder. İkna Sanatı, Adem Serdaroğlu, say-135. 

Resimler Çok Şey Söyler-İktibas#26

İfade edilemeyen, içe atılan, bastırılan duyguların dışa vurumu açısından sanatsal faaliyetler önemli olmaktadır. Resim, hikaye, türkü gibi yollarla kişiler ifade edemedikleri duygularını yansıtabilirler. Bilhassa çocuklar için resim faaliyetleri duygu ve düşüncelerini ifade etmede etkili bir araç olmaktadır. Bizim resim deyip geçtiğim yorumlar içinde çocuğun dünyasına dair çok şey barındırmaktadır. Resim, psiko-pedagojik açıdan çocuğu bize tanıtmaya yarayan bir ölçüt olduğu gibi, onun zeka, kişilik, yakın çevre özellikleriyle iç dünyasını yansıtmaya yarayan bir ifade aracı olarak büyük önem taşır. Belirli bir kas etkinliğine kavuştuktan sonra her çocuk, kağıt üzerinde birtakım çizgi ve figür denemelerinde bulunur. Bireysel zeka ve kişilik faktörlerinin yanı sıra, çocuğun çevre ile olan etkileşimi ve günlük deneyimleri bir çocuğun çizgisini başka bir çocuğun çizgisinden farklı kılan başlıca etmenlerdir. .... Resim faaliyeti sırasında birey, konu seçimi ve yorumlamasıyla bize sal...

Küçük Bir Deney-İktibas#25

Geçtiğimiz günlerde 'Üç Psikolojik Soru' kitabını değerlendirmiştim. Merak ederseniz hemen şurada:  TavsiyeKitap: Üç Psikolojik Soru(7)  Kitapta hereksin yararlanabileceği, farkındalığı artıracak küçük uygulamalar var. Yazar bu uygulamaları 'Küçük Bir Deney' başlığı altında okuyucuya sunmuş. Bunlardan birini sizinle paylaşmak istedim:  Sizden küçük bir deney yapmanızı isteyebilir miyim? Bu satırları okurken, şu anda nasıl bir duygu içinde olduğunuzu gözleyin. Bu duygunun adın önemli değil. İsterseniz siz bir ad verin. Lütfen şimdi kitabı(bilgisayarı) bir kenara bırakın. Bir ayna alın veya aynanın karşısına geçin. Aynada yüzünüze bakın. Şimdi sizden gülümsemenizi isteyebilir miyim? Yalnız ufacık bir gülümseme değil, kocaman bir gülümseme olsun. Aynada gülümseyen yüzünüze bakarak içinizden 100’e kadar, o kocaman gülümsemeyi koruyarak sayın. Gülümsemeniz arada bir yok olmaya başlıyorsa, hatırlayıp gülümsemeyi canlandırın. Şimdi bırakın okumayı ve saymayı bitirdikten...

Bilgi Cahilliği Nedir? İktibas#24

İnsanların olmayan şeyleri olmuş gibi, yapılmayan şeyleri yapılmış gibi anlatmalarını hayretle karşılıyor, bu durumun medyadan yanlış bilgi edinme olduğunu biliyordum. Fakat bu duruma bir isimlendirme/tanımlama yapmakta zorluk yaşadığım dönemler oldu. Ayrıca bu durumu izah etmek de zor oluyordu. Kısaca algı yönetimi deyip geçiyordum. Bugünlerde okuduğum kitapta bilgi cahilliği kavramını gördükten sonra bu durumu anlamam daha kolaylaştı. Bu durum bilgi cahilliği olarak tanımlanabilirdi. Bilgi cahilliği; kısaca bilginin arkasına saklanarak cahilliği örtme durumu. Hatta kişi cahilliğinin farkında bile olmayabilir. Mesela; ana haber bülteninin şok haberler kısmında bir fotoğraf karesi gösterilir. Fotoğrafta oturan iki kişi vardır: bir arada bulunma amaçları, nerede oldukları, ne konuştukları bilinemediği halde o haberi izleyen bilgi cahili insanların çoğu olayı bildiği hissine kapılmaktadır. Halbuki fotoğrafı kırpıp ekrana koyan muhabir ne söyledi ise izleyenler de onu duymaktadır. Burad...

Alın Teri Kir Değildir! İktibas#23

Kimseyi hor görmemeli şu hayatta: boyacıyı, hurdacıyı, madenciyi, tamirciyi.. Varsın ellerimiz kirlensin, gönlümüz kirlenceğine, Varsın ellerimiz nasırlaşsın, kalbimiz katılaşacağına, Varsın kömür karası olsun yüzümüz,  kararacağına Kitabımızın kahramanı Enrico. Bir gün sınıf arkadaşı olan bir işçi çocuğu evlerine gelir. İmkanları kısıtlı olan işçi çocuğu babasının boya ve toz olmuş kıyafetlerini giymiştir.    Kanepeye çocuğun kıyafetindeki tozlar bulaşır. Çocuğun yanında kanepeyi temizlemek isteyen Enrico babasının uyarısı ile yaptığı şeyden vazgeçer. Üçüncü sınıfa giden Enrico, arkadaşı gittikten sonra hayata dair önemli bir şey öğrenir: alın terinin kir olmadığını . Babasının aşağıdaki sözleri ile hem bunu öğrenir hem de art niyet düşünmeden yapılan iyi hareketlerin de karşıdaki kişiyi kötü duruma düşürebileceğini görmüş olur.   'Sevgili oğlum, kanepeyi silmeni neden istemedim, biliyor musun? Çünkü kanepeyi arkadaşının yanında silmek, kanepeyi kirl...

Kim İçin, Ne İçin Yazıyorsunuz? İktibas#22

Yazarken bazen endişeye kapılıyordum: Yazdıklarımı okuyanlar beğenecek mi, acaba? Blogumun ilk günlerinde bu endişe fazla olsa da şimdi neredeyse hiç endişem yok. Yazdıklarımı beğenenler olabileceği gibi beğenmeyenler de olacaktır. Bu normal bir durum. Kim için yazıyorum? İlk önce kendim için. Yazmayı sevdiğim için. Düşüncelerimi yazıya geçirmeyi sevdiğim için. Blogumda paylaşmasam da yazıyorum. Bir yerlerde duruyorlar. İkinci olarak paylaşmak için yazıyorum. Hem düşüncelerimi paylaşmak, hem de bilgi sahibi olduğum bazı konularda okuyucuya bilgi vermek. Bu yolla bildiklerimi/öğrendiklerimi de pekiştiriyorum farkında olmadan.  William Zinsser'in aşağıya aldığım satırları kitap yazma uğraşı veren kişilere yönelik tavsiyeler olsa da biz blog yazarlarına da hitap ediyor şüphesiz:  'Kim için yazıyorum?' Bu esaslı bir sorundur ve esaslı bir cevabı vardır: Kendiniz için yazıyorsunuz. Büyük okuyucu kitlesini gözünüzde canlandırmaya çalışmayın. Böyle bir kitle yok-her oku...