22 Kasım 2017 Çarşamba

Kasım 22, 2017 7

Güne Nasıl Başlıyorum? (MİM)

Merhaba, kaç gündür sadece okumakla iktifa ettiğim güne nasıl başlıyorum mimine bende katılıyorum. Mavi ve Edebiyat blogundan Bay Müdo beni de mimlemiş. Okumak isterseniz Onun yazısı şurada.
Güne karla uyandık..
Aslında güne başlamakla alakalı tam bir rutinim yok. Bazen yaptığım şeyleri bazen yapmadığım oluyor. Genelde güneş doğmadan evvel kalkmaya çalışıyorum. Şu sıralar yaşadığım yerde güneş 07:10 civarında doğuyor. Ben de 06:45-07:00 gibi kalkmış oluyorum. Kişisel temizlik ve bir kaç esneme hareketinden sonra, biraz etrafa bakınıyorum. Pencereyi açıp bir kaç dakika temiz hava eşliğinde kuş sesleri dinlemeye özen gösteriyorum.)Gerçi son bir kaç gündür ortadan kayboldular. Bahara kadar da gelmezler herhalde.) Sonrasında bazen kitap, bazen dergi okuyorum. Bazen de bloglara göz atıyorum.
Bu arada eşim ve oğlum(26 aylık) kalkmış oluyor. Ben oğlumla oyun oynarken eşim kahvaltı hazırlıyor, beraber kahvaltı yapıyoruz. Her sabah evde kahvaltı yapmayı çok önemsiyorum. Kahvaltının mutlulukla alakası olduğuna inananlardanım.
https://sizvebiz.blog
Kahvaltıdan sonra bir kaç dakika daha oğlumla vakit geçirip, saat 08:50 gibi işe gitmek üzere evden çıkıyorum. 
Öyle zannediyorum ki, çoğu kişi bu mimi yaptı. Henüz yapmamış olan ve yapmak isteyen herkesi mimliyorum :)
***
Mevzu güne başlamak olunca çok sevdiğim bir şiiri paylaşmadan geçemeyeceğim: 


  Selam Ver - Üstün Dökmen

Yola çıkınca her sabah

  Yola çıkınca her sabah
  Bulutlara selam ver
  Taşlara,atlara,otlara,kuşlara
  İnsanlara selam ver.
  Ne görürsen selam ver,
  Sonra çıkarıp cebinden aynanı,
  Bir selamda kendine ver
  Hatırın kalmasın el gün  yanında
  Bu dünya da sen de varsın
  Üleştir dostluğunu varlığa
  Bır kısmı senide sarsın.


19 Kasım 2017 Pazar

Kasım 19, 2017 14

Dünyanın Düzeni ve İnsanların Huzuru Nasıl Sağlanır?

Dünya düzeni ve insanlar

Abraham Maslow tarafından ortaya atılan İhtiyaçlar Hiyerarşisi teorisi ile alakalı yazımda İslam alimlerinden Maverdi’nin de insanların ihtiyaçları hakkında görüş beyan ettiğini söylemiştim. Ebul Hasen el Maverdi Türkçe karşılığı ‘Din ve Dünya Edebi Hakkında Yüce Gayeler’ olan ‘Kitabu’l-Buğyetü’l-Ulya fi Edebi’d-Dünya ve’d-Din’ isimli kitabında ictimai ve şahsi huzur için lazım olan şartları tafsilatlı bir şekilde izah etmiştir.
Yüce Hedefler Kitabı

Maverdi, insanın huzurunun ictimai ve şahsi şartlar bağlı olduğunu ifade eder. İctimai ve şahsi huzur karşılıklı olarak birbirini etkilemektedir. Bu bağlamda hem şahsın hem de ictimai düzenin oluşması, huzurun sağlanması için bazı şartların olması lazımdır. Maverdi, bu şartları iki bölümde değerlendirmektedir. Birincisi, Dünyanın düzeni ve insanların huzuru için lazım olan şartlar; ikincisi insanların şahsi huzur ve saadetleri için lazım olan şartlar. Maverdi’nin bu değerlendirmesi Abraham Maslow tarafından ortaya atılan ihtiyaçlar hiyerarşisi ile benzerlik göstermektedir. Maslow şahsi ve ictimai şartlar farkı gözetmese de kuramı içerisindeki ihtiyaçların karşılanması şahıs ve toplumu karşılıklı olarak ilgilendirmektedir.

  1. Dünyanın Düzeni ve İnsanların Huzuru İçin Lazım Şartlar:

Dünya huzurunun ve düzenin sağlanması için insanların tam bir iman ile hükümlerine bağlanabilecekleri bir dinin varlığı: İnsanlığın bekasını ve medeniyetin devamını sağlayacak dini hükümlere uyarak yaşamak huzuru ve düzeni sağlayacaktır.
Güçlü, kuvvetli, işleri yürütebilecek bir idareci: Güçlü bir idarecinin varlığı ictimai düzen için çok ehemmiyet arz etmektedir. Güçlü, meselelerin halledilmesinde muktedir kişilerin idareciliği huzuru artıracaktır. (İnsanlar farkında olarak yahut olmayarak ictimai huzuru çoğunlukla güçlü bir idarecinin varlığı ile eşdeğer olarak görmektedir. Hayretle karşıladığımız bir durum olan zalim idareciye sadakat insanların güçlü bir idarecinin varlığı ile alakalı olabilmektedir.)
Hiç bir ayrım yapmaksızın insanlığın tamamına şamil olan adalet ve hakkaniyet: İdareci güçlü olup adalete riayet ettiği takdirde ictimai huzur kendiliğinden gelecektir. İnsanlar arası ayrışmalar değil, kaynaşmalar ön plana çıkacak; insanlar arasında sevgi ve dostluk bağları kuvvetlenecektir.
Genel emniyet ve güven: İnsanların kendilerini emniyette hissetmeleri huzurun olması için önemli şeylerdendir. Endişe ve korkudan uzak, kendini emniyette hisseden insanlardan oluşan toplumda huzur ve düzen sağlanacaktır.
Geçim darlığını önleme: İnsanların geçim sıkıntısı yaşamalarını engellemek, fiyatları asgari düzeyde tutup insanlara kolaylık sunmak devletin vazifeleri arasındadır. Geçim darlığı olmadan ihtiyaçlarını karşılayabilen insanlar arasında muhabbet daha fazla olacaktır. Herkes ihtiyacını giderebildiği takdirde haset problemi ciddi oranda azalacaktır.
Ömrü aşan ulvi hedefler: Son olarak ulvi hedefler insanlar için tam bir huzur kaynağıdır. Maddi hesaplar gütmeyen, günlük meşgalelerden sıyrılıp ulvi hedefleri sahiplenmek hem şahsi huzur için hem de ictimai huzur için önemlidir.

  1. İnsanların Şahsi Huzur ve Saadeti İçin Lazım Olan Şartlar:

İtaatkar bir nefs: Tatmin olan bir nefsin varlığı insanın huzuru için çok önemlidir. Nefsin arzularının sonu yoktur. Bu bakımdan nefsin kontrol altına alınması huzur için önemlidir.
Temiz dostluk: Sosyal varlık olması itibari ile insan diğer insanlar ile münasebet içerisinde hayatını devam ettirir. İnsanın kendine yakın hissedeceği dostlarının varlığı, kendini iyi hissetmesi için lazımdır.
Mal ve sermaye: İnsanın geçimini sağlayacak, ihtiyaçlarını karşılayacak derecede sermayesinin olması lazımdır.



14 Kasım 2017 Salı

Kasım 14, 2017 13

Köpeğin Dişleri


Medine sıcağı ortalığı kasıp kavurmaktadır. Her zamankinden daha sıcak, daha kasvetli bir hava vardır. İkindi namazından sonra Kainatın Efendisi(sav) ikindi sonrasının serinliğini hissedebilmek maksadıyla şehrin dışına doğru yürümek ister. Yanında ashabı olduğu halde şehrin dışına doğru yürümeye başlarlar. Sokakları, evleri geçtikten sonra vahanın serinliği hissedilmeye başlar.
Yavaş adımlarla ilerledikleri sırada ağır bir koku havayı doldurmaya başlar.  Yolun kenarında bir köpek leşi, üstünde uçuşan böcekler.  Sıcak havanın da tesiriyle koku ağırlaştıkça ağırlaşır. Ashab elleriyle burunlarını kapatıp adımlarını hızlandırır. Bu esnada Peygamberimizde(sav) her zamanki sükunet hali hakimdir. Yüzünü ashabına döner ve köpeği işaret eder, köpeğin inçi parlayan dişlerini göstererek; ‘Bakın’ der ‘ne kadar güzel, şu bembeyaz dişlerin güzelliğine bakınız... ve düşününüz.


11 Kasım 2017 Cumartesi

Kasım 11, 2017 26

Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Üzerine

İnsanın ihtiyaçlarının neler olduğu hususunda bir çok araştırma yapılmış, birçok fikir ortaya atılmıştır. Doğuda ve batıda ihtiyaçlar hususunda ortaya atılan fikirler arasında en çok bilineni Abraham Maslow tarafından oluşturulan ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisidir. İslam alimlerinden Ebü’l-Hasen Maverdi’nin(m.974-1058) insanın ve toplumun ihtiyaçları üzerine söyledikleri de Maslow’un hiyerarşisi ile benzerlik göstermektedir.
Abraham Maslow teorisini ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidi adıyla bilinen piramit etrafında şekillendirmiştir. Ona göre piramidin alt basamaklarında temel ihtiyaçlar karşılandıkça üst basamaklara çıkmak için motivasyon oluşacaktır. Ona göre ihtiyaçlar şu şekildedir:
1) Fizyolojik İhtiyaçlar: Maslow’a göre ihtiyaçların en alt ve temel basamağını oluşturur. Yemek, içmek, nefes almak gibi insanın hayatını devam ettirmesini sağlayan ihtiyaçlar bu basamakta yer alır. Bu basamaktaki ihtiyaçlar karşılanmadan üst basamaklara çıkmak mümkün olmayacaktır. Yemek, içmek gibi temel ihtiyaçlarını karşılamayan bir insan için sevgi, onay, statü gibi şeyler ihtiyaç olarak görülmeyecektir. Temelde insan hayatı boyunca bu ihtiyaçlarını karşılamak için çalışacaktır. 
2) Güvenlik İhtiyacı: Piramidin ikinci basamağını güvenlik ve emniyet oluşturur. Fizyolojik ihtiyaçlarını belli bir oranda karşılayan kişi için güvenlik bir ihtiyaç olacaktır. Kişinin endişelerini giderecek olan bir ihtiyaç barınma, korunma gibi ihtiyaçları barındırır. İnsanın dış faktörlerden kaynaklı tehlikelerden korunma endişesi bu basamakta olacaktır. Bu basamakta insan belirsizlik durumlarında tedirgin olur, endişe duyar.
3) Ait Olma ve Sevgi: Bu aşama sosyal ihtiyaçların giderilmesi ile alakalıdır. İnsan doğası icabı sosyalleşmek, başkaları ile etkileşimde bulunmak ihtiyacı duyar. Bir gruba ait olma, evlilik ve çocuk sahibi olma gibi durumlar bu basamağın ihtiyaçları arasındadır. Diğer insanlarla kurduğu etkileşim kişiye ait olma hissi sağlayacak, insan başkalarıyla kurduğu etkileşim vesilesi ile varolduğunu hissedebilecektir. Özetle, fizyolojik ihtiyaçlarını gideren, kendini emniyette hisseden insanlar başkaları ile etkileşim kurarak varolduklarının bilincinde olmak isterler.
4) Saygı(nlık) İhtiyacı: Alt basamakların tamamlanması ile insan saygı ihtiyacı hissetmeye başlar. Bu aşamada insan hem kendisine saygı ve güven duymak ister hem de başkalarının kendisine güvenmesini ister. Kişinin özsaygısı ile etrafındaki insanların kendisine güveni kişi için bir saygınlık göstergesi olur. Mevcut durum bu durumun tersi ise, yani kişinin özsaygısı düşük yahut etrafındakilerin kendisine güveni az ise kişi kendini rahatsız hissedecektir. 
5) Kendini Gerçekleştirme: En üst basamak kendini gerçekleştirme basamağıdır. Alt basamakları tamamladıktan sonra kişi kendini gerçekleştirme ihtiyacı hisseder. Alt basamaklar somut ve açık olduğu için kişi alt basamaktaki ihtiyaçlarını kolay karşılayabilirken, kendini gerçekleştirme ihtiyacı soyut ve belirsizdir. Bu belirsizlik sebebiyle kendini gerçekleştirme ihtiyacını karşılamak zorlaşmaktadır.  Genelde insanlar bu basamağın soyut ihtiyaçlarının farkında bile değildir. Bu bakımdan tamamlanması en zor basamağın bu basamak olduğu söylenebilir. ‘Yediği önünde, yemediği arkasında’, ‘tüm ihtiyaçları fazlası ile tamam’ kişilerin yaşadığı belirsiz huzursuzluk Maslow’un ‘kendini gerçekleştirme’ diye tanımladığı basamakla alakalıdır.

Her basamakta ihtiyaçların fazlası ile karşılanmasından ziyade önemli olan şey ihtiyaçların kafi derecede karşılanmış olmasıdır. Modern insanın en önemli sıkıntılarından biri bu noktada baş göstermektedir. Kendini gerçekleştirme ihtiyacını karşılamakta sıkıntı yaşayanlar, çareyi daha alt basamaklardaki ihtiyaçlarını fazlası ile karşılama yolu ile gidermeye çalışırlar. Mesela, ilk dört basamağı tamamalamış, fakat ‘kendini gerçekleştirme’ ihtiyacını giderememiş biri aşırı yemek tüketmek, alışveriş çılgınlığına takılmak gibi fizyolojik ihtiyaçlar basamağında; obsesif takıntılar yaşayıp kendini güvende hissetmeme gibi güvenlik ihtiyacı basamağında; sevgi ve onay bağımlısı olmak gibi sevgi ve ait olma basamağında; özgüven kaybı gibi saygı basamağında sıkıntı yaşayabilir. 
Günümüz insanı ‘kendini gerçekleştirme’ basamağının soyut ihtiyaçları için düşünmek yerine teknolojik gelişmelerin ve maddi ihtiyaçların tesiriyle alt basamaklara dönüş yapmaktadır. Kendine yetenden çok fazlasını biriktirme gayreti, alışveriş bağımlılığı, teknoloji, oyun ve internet bağımlılığı, çeşitli madde bağımlılıkları ‘kendini gerçekleştirme’ arayışları olarak yorumlanabilir.

***
Yararlanılan Kaynaklar:
Doğan Cüceloğlu, İnsan ve Davranışı, Remzi Kitabevi
Jerry M. Burger, Kişilik/Psikoloji Bilminin İnsan Doğasına Dair Söyledikleri, Kaknüs Yayınları

8 Kasım 2017 Çarşamba

Kasım 08, 2017 19

Leyla ile Mecnun

Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Âşık-ı sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var.
                                                                Fuzuli
(Bende Mecnun’dan daha çok aşıklık yeteneği vardır. Sevgide sadakat gösteren âşık benim, Mecnun’un ancak adı var.)

Leyla ile Mecnun, dillere destan bir aşk hikayesi. Kendinden vazgeçecek kadar aşık olan Kays, bu aşk ile Mecnun olur. Leyla'ya olan aşkı onu önce çöllere salar, sonra Mecnun'a döndürür. Haklarında türlü hikayeler anlatılır, şiirler yazılır, türküler bestelenir. Muhakkak yazılanlar arasında en önemlisi Fuzuli'nin yazdığıdır. Fuzuli’nin yazdığı Leyla ile Mecnun’u çok sevdiğimden belki de bana öyle geliyor. 

Çoğumuzun taliplisi olduğu bir aşktır Leyla ile Mecnun aşkı. Talebimizin fazlalığınca da azdır cesaretimiz. Leyla olmak, Mecnun olmak cesaret ister. Leyla ile Mecnun'un aşkı nispetinde aşklar günümüzde var mıdır? bilemesem de, yazılan şiirler, türküler gönül dünyamızın nice aşklara gebe olduğunu, hakiki aşklara duydugumuz özlemi gözler önüne seriyor. Buyrun, Leyla ile Mecnun’a atıfta bulunan bir kaç türkü ve bir şiir:

Erkan Oğur - Kerpiç Kerpiç Üstüne


Bora Öztoprak - Başkadır Başka

Aşık Veysel - Mecnunum Leyla mı Gördüm


Neşet Ertaş-Öldürme Ben


Mecnun'un Ancak Adı Var - Fuzuli


5 Kasım 2017 Pazar

Kasım 05, 2017 13

Ekim'de Neler İzledim? 2017

Hükümet Kadın 2
Bazen daha önce izlediğim filmleri tekrar izlerim. Bu da öyle oldu. Film ilk filmden 10 yıl öncesinde geçen olayları anlatıyor. Çocukları eğitiminden başka şey düşünmeyen Xate kocasının beklenmedik şekilde hapise girmesiyle seçimler için kolları sıvar. Karşısında Faruk vardır. Aralarında geçen seçim yarışı bazen komik bir hal alır, bazen düşündürür. Film bir dönemin panaromasını sunmaktadır.

İftarlık Gazoz 
Olaylar Ege kasabalarından birinde geçmektedir. İlkokul öğrencisi Adem yazı çalışarak geçirmek ister. Gazozcu rolünde oynayan Cem Yılmaz’ın çırağı olarak çalışmaya başlar. Ramazan ayı yaz günlerine denk gelmiştir ve Adem oruç tutmak istemektedir. ailesinin ve ustasının karşı koymasına rağmen oruç tutmak ister. Ancak günün sonlarına doğru serap görmeye başlar.

Bir matematik dahisinin şizofreni ile mücadelesini anlatan film. John Nash genç yaşta başarılar yakalayan bir matematik dahisidir. Ancak sosyal iletişim konusunda zayıftır, bencildir, özgüveni çok yüksektir. Şizofreniye yakalanır. Şizofreni ile mücadelesi izlenmeye değer.

Hachıko 
Gerçek bir olaydan hareketle yapılan film bir köpeğin(Hachıko) sadakatını anlatmaktadır. Her akşam tren istasyonunda sahibinin karşılayan Hachıko sahibinin ölümünden sonra da senelerce aynı yerde sahibini bekler. Gerçekten mükemmel bir sadakat. Hüzünlenerek izlediğim bir film.

Deli Deli Olma
Tarık Akan’ın oynadığı film Kars’ta geçiyor. Rus yönetimi tarafından Kars’a sürgün edilen Malakan’ların hayatta kalanlarından biridir Tarık Akan. Köyde kimilerince dışlanan, kimilerince sevgi-saygı gören yalnız bir adam olarak yaşar. Yaşamının son demleri yalnızlık, yoksulluk ve hastalık ile geçer. Beğenerek izledim.



3 Kasım 2017 Cuma

Kasım 03, 2017 29

Ekim'de Neler Okudum? 2017


Merhabalar, 
Bu yazımda Ekim ayında okuduklarımdan kısaca bahsedeceğim. 

  • Cam ve Elmas, Sadık Yalsızuçanlar: Kitap yazarın bir belgesel çekimi için Kars’ta bulunduğu günleri anlatıyor. Yazarın, Kars’a ilişkin gözlemleri ve Kars’ta medfun bulunan Ebul Hasan Harakani Hazretleri ile kıssaları harmanladığı deneme-günlük tarzı bir kitap. Yazarın bu harmanlamayı iyi yapamadığı kanaati oluştu. Bu durum kitabı karmaşık bir hale getirmiş. Günlük-deneme tarzında yazıldığı için kolay okunuyor.
  • Cahil Hoca, Jacques Ranciere: Biraz felsefik bir kitap. Eğitim ile alakalı. Yazar bir insan bilmediği şeyi öğretebilir varsayımından hareketle yola çıkıyor. Kitap boyunca da temel olarak bu durumu savunan örnekler veriyor. Kitap toplamda beş bölümden oluşuyor. Kitabın kapağında vurgulandığı üzere, yazar beş ders ile zihinsel özgürleşmeyi sağlamayı amaçlıyor. Klasik eğitim uygulamarına farklı bir yaklaşım. 
  • Kilit, Mustafa Necati Sepetçioğlu: Yazar seri kitaplarıyla tanınan biri. Kilit kitabı Anahtar, Kapı, Konak gibi kitaplarla devam ediyor. Fırsat buldukça serinin diğer kitaplarını okumayı da düşünüyorum. Kitap CahilOkurun çekilişinden hediyesiydi. Bu arada O’na tekrar teşekkür etmiş olalım. Kitap Selçuklu Devleti’nin kuruluş hikayesini anlatıyor. Tuğrul ve Çağrı Beyleri, Sultan Alpaslan’ı, Malazgirt’te Bizans’tan Alpaslan’ın ordusuna geçen Türkleri, Selçuklu’nun kuruluşunda Ahmet Yesevi talebelerinin rolünü anlatıyor. Kitabı sevdim.
  • İyi Hissetmek, David Burns: Kitap hakkında ayrıntılı yazı yazmıştım daha önce. Okumak isterseniz şuradan ulaşabilirsiniz. Yazar bir psikiyatrist. Özellikle depresyon olmak üzere çeşitli problemlerin çözümüne dair etkili öneriler sunuyor. Kişisel gelişim türü kitaplara karşı olsam da bu kitabın çok güzel olduğunu düşünüyorum. Gerçekten faydalı olabilecek bir kitap.
  • Hayat, Engin Geçtan: Bu kitapla alakalı yorum yazımı da blogda paylaşmıştım. Şurada. Yazar günlük hayata dair gözlemlerini, insanın çeşitli hallerini ve hayata dair çoğu zaman dikkat etmediğimiz ayrıntıları gözler önüne seriyor. Kitaplarını seviyorum.
  • Osmanlı İmparatorluğunda Hoşgörü Söylemi, Devrim Burcu Eğilmez: Beklentilerimi karşılamayan bir kitaptı. Kitabın yarısından fazlası batılı tarih yazımında hoşgörü ve hoşgörüsüzlüğün teorik temellerini anlatıyor. O yüzden bu bölümler sıkıcıydı. Osmanlı hoşgörüsü/hoşgörüsüzlüğü hakkında Ebussuud Efendi fetvalarından örnekler yer alıyor. Yazar bu fetvaları batılı tarih yazımında hoşgörü teorilerine göre yorumluyor.


Ekim’de okuduklarım bu kadar. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. 



31 Ekim 2017 Salı

Ekim 31, 2017 20

Zaman Her Şeye Yeter mi?

Zamanı yetirebilmek hususunda sıkıntı mı yaşıyorsunuz?
İşten-güçten hobilerime vakit ayıramıyorum mu diyorsunuz?

Zaman sınırsız değil, her şeyi yapmak için yeterli olmayacak. Her şeyi yapmak mümkün olmayacağına göre yapmanız gereken şeyleri öncelik sırasına listeleyip, neyi ne zaman yapacağınızı bilirseniz hedeflediğiniz şeyler için zaman daha çok yeterli hale gelecektir. 


Zamanın kıymetini bilmek, zamanın sınırsız olduğunu bilmek hakkında güzel bir video. Enerji Verimliliği başlıklı bir yarışmada derceye girmiş. Öğrencilere izletiyorum, bakış açılarını etkiliyor. 


28 Ekim 2017 Cumartesi

Ekim 28, 2017 20

Hayat-Engin Geçtan I KitapYorum(17)


Engin Geçtan uzun senelerden beri psikiyatrist olarak çalışan bir yazar. Yazdıkları psikoterapi süreçlerindeki gözlemlerinden, okudukların, öğrendiklerinden süzülen bilgiler. Hayatın içinden, hepimizin gördüğü fakat dikkat etmediği durumları, bazen hepimizin yaşadığı sıradan problemleri gözler önüne seriyor. Yazarın daha önce iki kitabını okudum: İnsan Olmak, Psikanaliz ve Sonrası. Psikanaliz ve Sonrası adından da anlaşıldığı gibi teorik sayılabilecek bir kitap. İnsan Olmak ise, gene günlük hayata dair yazarın kaleminden süzülenler…

Günümüz insanının sıkıntıları, günümüzün sıradanlaşan problemleri, geçmişten günümüze insanın değişim süreci gibi konular sohbet havasında işleniyor kitapta. Hayatın karmaşıklığı her satırda kendini hissettiriyor, anlatılanlar Kaos kuramından izler taşıyor. Kendine yabancılaşma olgusu irdeleniyor, kitabın bir çok bölümünde kendine yabancılaşma olgusuyla alakalı gözlemler yer alıyor. Yazarın önemli bir tespiti var ki, benim de yazılarımda üzerinde durduğum bir konuyu daha iyi aydınlattığı için burada değinmeden geçemiyorum. Diyor ki; ‘üzüntünün normal olduğunu unutup üzüntüyü zihinden uzaklaştırmaya çalışırken aslında üzüntü sürecini uzatıyoruz.’ Üzüntü üzerine odaklandığımız için zihinde aktif olarak kalıyor.

Yazar hızı da bir çeşit uyuşturucu olarak görürken, ‘büyük kent insanının kullandığı uyuşturuculardan bir de hız. Aynı şey telaşsız da aynı sürede yapılabilir, üstelik yapılacak şeye ayrılan zaman ve enerjinin bir bölümü seferberlik sırasında tüketilmeden. Ama hız, insanın içindeki boşlukla yüzleşmemesi için çağdaş normların da pekiştirdiği ve uyuşturucu niteliği kazandığında yavaşlatılması zor bir araç’.

İç diyalogların dış dünyada yaşandığı hissinin sonuçlarından örnekler veriiyor yazar. İçimizde düşündüğümüz bir şeyi dış dünyada yaşanmış gibi düşünebiliyoruz. Mesela bir işin nasıl yapılması gerektiğini zihnimizde planlıyor, kimseye fikrimizi söylemediğimiz halde, çalışanlarımıza plana göre gitmedikleri için kızabiliyoruz. İç konuşmalarımızı onlarla paylaştığımızı zannediyoruz.

Çağdaş olmayı takıntı haline getirdik. Bu takıntıyla yaşamak çoğumuzda endişeye yol açıyor. Çoğu zaman da temelleri oluşturmadan yeni bir hayat tarzı yakalıyoruz. Tabii, temel olmayınca bocalamak kaçınılmaz oluyor.

Kitapta, yukardakilere benzer örnekler çok daha fazla. En çok dikkatimi çekenler bunlar.

Kitapta Neleri Sevmedim?

Kitapta net bir konu çerçevesi yok. Hayatın içinden çok şey bulabilirsiniz. Böyle olunca kitabın sürekliliği ve devamlılığı olmuyor. Nedenini tam olarak bilemesem de, zor okunan bir kitap. Belki devamlılık olayı olmadığı için, belki konu yelpazesi geniş olduğu için. Emin değilim. 

Sevdiğim Noktalar Neler?

Günlük hayattan örnekler sevdiğim şeylerden. Bölüm başlarında başlık kullanılmamış. (Net bir çerçeve olmadığı için sanırım) Ancak bölüm başlarında alıntılar var. Bu sözler kitapla alakalı en sevdiğim şeylerden oldu. Bu sözler aynı zamanda o bölümün yaklaşık olarak neyle alakalı olduğunu da gösteriyor. Biraz bölüm başlığı gibi.
Kitap bir kızılderilinin konuşmasıyla bitiyor. Beyaz adam tarafından halkının topraklarını satması istenince kızılderili şef tarafında 1854 yılında yapılan bir konuşma. İnsan olarak gidiş istikametimizi göstermesi açısında çok yerinde bir son bölüm olmuş kitap için. 

Alıntılar


‘Televizyon insanları koflaştırmayı amaçlamıyor, insanların kofluğunu ortaya çıkarıyor’ Malcolm Muggerıdgee
‘Beyaz adam adil olsun ve halkıma iyi davransın. Çünkü ölüler hiç de sandığınız kadar güçsüz değildir.’ Kızılderili şef Seattle
‘Kendi tarihlerini kabul edemeyen insanlar gibi, tarihiyle yüzleşip onu ortaklaşa kabul edememiş toplumların da huzura ulaşmaları mümkün olamıyor’

25 Ekim 2017 Çarşamba

Ekim 25, 2017 28

Elimizden Ne Gelir Ki?


Konuya geçmeden önce;
Yalnızamaözgür blogunda güzel bir çekiliş var.
Hediyeleri ilginizi çekecektir.
Göz atın derim:

Her birimiz şikayetçiyiz bir şeylerden: hayattan, insanlardan, işten, savaşlardan, güvensizliklerden. Her birimiz bir şeylerin yanlış hatta çok yanlış olduğunu dillendiriyoruz. Bir kısırdöngü içinde, karamsarlık ve umutsuzluk haliyle bir çoğumuz aynı şeyler için hayıflanıyoruz. 
Ama bu yanlışları düzeltmek adına yaptığımız ne var? Çoğu zaman hiç bir şey. Düşünüyoruz, üzülüyoruz. Çaresiz hissediyoruz: Elimizden ne gelir ki? 

Biz şikayete devam ettikçe yanlışlar artarak devam ediyor. Şikayet etmek yerine çözüm üretmeye, konuşmak yerine icraat yapmaya çalışsak mutlaka daha iyi olacak. Yaptığımız iş her ne ise en iyi şekilde yapmaya çalışsak. Kısaca kendimizden emin bir şekilde, daha iyi bir dünya için çalışsak, her şeyin daha iyi olması için kelebek etkisini başlatmış oluruz belki. Birçoğumuzun aklına şöyle bir düşünce gelecek; milyarlarca insan arasında benim yaptığım şeyin ne önemi olacak? Halbuki, dünyayı iyi yahut kötü yapan bizleriz. Sen ve ben iyi isek, dünya da iyi olur. Sen ve ben kötü isek dünya da kötü olur. Öyle ki, sen ve ben kötü olduğumuz için, yeterince iyi olamadığımız için dünyada iyi değil. Hırslarımız, arzularımız, ardı arkası kesilmeyen tutkularımız, kısaca bencilliğimiz bizlere kısa vadede hazlar tattırsa da uzun vadede daha çok problemlere sebep oluyor. 

Daha iyi bir dünya için ne yapıyoruz? 
Ne yapabiliriz? 
Sürekli şikayet ve eleştiri bizi nereye götürecek?
Tek başına yapacağımız mücadele belki çok küçük gibi geliyor bize. Ama aklınızda bulunsun: 

Nemrud’un askerleri Hz. İbrahim’i ateşe atmak üzere oldukları esnada bir karınca ağzında küçücük bir damla su ile koşa koşa gidiyormuş. Göklere uzanan yüksekliği ve kocaman genişliğiyle yanmakta olan ateşe doğru.
Başka bir karınca onun bu telaşını görüp sormuş hemen yanına yanaşıp: "Bu acelen niye? Nereye böyle?"
Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp, "Duymadın mı" demiş, "Nemrud, İbrahim Peygamber'i ateşte yakacakmış. İşte ateşin olduğu yere su götürüyorum."
Bu sözleri duyan karınca kendini tutamayarak uluorta kahkahalarla gülmeye başlamış. "Sen şu ateşe dönüp yüzünü hiç bakmadın mı?" diye sormuş. "Ne kadar büyük. Senin bir damla suyun ona ne yapabilir ki?"

Su taşıyan karınca, "Olsun" demiş. "Hiç olmazsa hangi taraftan olduğum anlaşılır."


23 Ekim 2017 Pazartesi

Ekim 23, 2017 14

Dikkat Çekmeye Çalışanlar



Hepimizin gözlemlediği bir durum var. Günlük hayatta çokça şahit olduğumuz, hayat var oldukça şahit olacağımız bir durum. Belli bir döneme gelmeye başlayan bebekler kendileriyle ilgilenilsin isterler. Yaptıkları her şeyle ilgilenilmesi, her hareketlerinin tepkiyle karşılanması onlar için önemlidir. Hatta bu vesileyle bir çok şeyi keşfederler. Bir misafirlikte yahut benzer durumlarda bebek kendiyle ilgilenilmediği hissine kapılır. İlgiyi yakalayabilmek için de önce makul isteklerde bulunur. Daha sonraki adım olarak farklı yollarla ilgiyi üstüne çekmeye çalışır. Bu yol genelde ebeveynlerin istemediği yollardır. Çocukluk sürecinde de bu böyle devam eder. Çocuklar bir şekilde kendileriyle ilgilenilsin isterler. Kendilerini rahat bir şekilde ifade edemedikleri, baskı altında oldukları ortamlarda ilgi ihtiyaçları farklı şekillerde göze çarpabilir. İstemsiz gibi gözüken alt ıslatma, karın ağrıları gibi. Okullarda özellikle anaokulu ve ilkokulda sık görülen bu tür davranışların sebeplerinden biri de ilgi eksikliği olabilir. Okula gelinceye kadar evde sürekli ilgi odağı olan çocuk, okulda görmediği ilgiyi bir şekilde üstüne çekmek ister. Kardeşi dünyaya geldikten sonra yeniden bebeklik dönemi yaşıyormuş hissi veren çocuklarda da aynı durum vardır. Onlar da kendilerine olan ilginin yeni doğan kardeşlerine kaydığını görüp o kardeş gibi davranmaya başlayabilirler.

Bebeklik döneminde ilgi ihtiyacı karşılanmayan çocuklar veya yetişkinler daha farklı ve sıkıntılı şekillerde ilgi arayışına girebilir. Saldırganlık, uyumsuzluk gibi problemlerin sebepleri arasında ilgi eksikliği bir etken olabilir. Bunlar günlük hayatta karşılaşabileceğimiz örneklerden. İlgi ihtiyacının bu tür durumlarda karşımıza çıkabileceğini biliyoruz.

Bu yazıyı kaleme almama sebep olan bir durum da var ki, bir çeşit ilgi çekme durumu olarak yorumluyorum. Bir şekilde ünlü olmuş kişilerin durumu. (Ünlülerin hepsini kastetmiyorum tabii..) Haberlere her baktığımda ünlüler arasında tartışmalara dair, ünlü bir kişinin yaptığı alakasız eyleme dair tartışmalar görüyorum. A ünlüsü, B ünlüsüne sert çıkmış; C ünlüsü hiç alakası olmayan bir konuda tartışılacak sözler sarf etmiş, vs.. Bu tür haberleri son zamanlarda çok fazla görmeye başladım.

Ünlülerin birbirleriyle atışmaları, birilerine sataşmaları, üstüne vazife olmayan konularda yorum yapmaları, özel hayatlarına dair absürd sayılacak bilgileri ulu orta söylemeleri bir çeşit dikkat çekme çalışması olabilir. Sanatı ile dikkatleri üzerine çekemez olunca yahut yaptıkları sanatın yeterince ses getirmediği düşüncesinden hareketle farklı şekillerde kendileri hakkında konuşulsun istiyorlar. Halbuki, birbiriyle edebi ve sanatsal şekilde atışan, söylemek istediğini edebi bir dille ifade eden nice sanatkarlarımız var. Hicivleriyle ünlü divan şairi Nef’i, birbiriyle atışma hikayesi anlatılan Fuzuli ile Baki gibi.
Dönemin divan katibi Tahir Efendi, Nefi'ye kelp (köpek) diye saldırmış. Ozanımız şu dörtlükle cevap vermiş:"Bize kelp demiş Tahir Efendiİltifatı bu sözde zahirdirMaliki mezhebim, ziraİtikadımca kelp, tahirdir"Tahir, temiz anlamına geldiğinden Nefi, bu sözcüğü, tevriyeli (çift anlamlı kullanarak; köpeğin, tahir (temiz) olduğunu belirtirken aynı zamanda rakibi Tahir'in köpek olduğunu da söyleyerek intikamını alıyor.
İki büyük şair Fuzuli ve Ruhi sarayda bir davete icabet etmişler. Dostlukları uzun soluklu iki arkadaş sarayın bahçesinde dolaşırlarken; Şair Ruhi'nin aklına muziplik gelmiş;Ruhi: -Ya Fuzuli dostum, şu cennet gibi bahçenin, şu güzel çiçeklerin içinde, şu göz alıcı işlemeli duvarların dibindeki o uyuz iti görüyor musun?Fuzuli:-Görüyorum ya Ruhi?Ruhi:-İşte o it bu sarayda Fuzuli!Atılan taşı tekrar gediğine koymak için bir an düşündükten sonra;Fuzuli: -Doğru söylersin ya Ruhi...Sıkacaksın şu itin boğazını çıkacak içinden Ruhi!