Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hatırda Kalanlar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

O Ev

Lise yılları boyunca önünden geçtiğim, avlusu çeşitli meyve ağaçlarıyla dolu, iki katlı şirin bir bina idi o ev. Sarı renge boyalı duvarları, bahçe duvarının dışına sarkan elma, vişne, kiraz ağaçları. Bana çocukluğumun evini hatırlatırdı. Çocukluğumun evi, önünde bostanı, söğüt ağaçları, tavuk kümesi ve kerpiç duvarları ile şehre uzak toprağa yakın bir yerdi. Duvarların kerpiç ve ahşap karışımı olmasından olsa gerek kışın çetin soğuklarında soba ısısı içeriyi yeterince sıcak tutardı. Kışın olduğu gibi yazın da duvarlar serin kalmasını sağlardı evimizin. Bostandan topladığı domatesi, biberi, fasülyeyi söğüt ağacının gölgesinde ayıklayan annem ile yanık benizle buğday hasatından dönen babam söğüt gölgesinde oturur, yaz güneşinin sıcağını yeşil yapraklar ile perdelerlerdi. Biz ise oyun oynamaktan yorulmuş halde söğüt gölgesi altında karpuzlar yerdik. O günlerde üreten, ürettiği nispette tüketen bir hayatımız vardı. Üretirdik, üretmenin neşesiyle neşelenirdik. Kümeste yumurtala...

Bir Zamanlar Midyat'ta

Askerlik için Midyat’a ilk ayak bastığım günler; hüzünlü, tedirgin, şaşkın, heyecanlı, yorgun, umutlu, meraklıyım… Belki de ilk defa bu kadar çok karmaşık duyguyu bir arada yaşıyorum. Bir şehirle tanışmak elbet biraz karmaşık oluyor.  İki uçlu değerlendirmelerin arasında beynimiz bir insanı süzer ya biz farkında olmadan, gönlüm işte öyle süzmeye başladı Estel ile Midyat’ı. Minibüs ağır ağır Estel’den Midyat’a ilerlerken yüzümü bir sağa bir sola çevirerek düşüncelere daldım. Arapça bir türkünün sözleri düşüncelerimin arka planını oluşturuyordu. Türkünün verdiği hissiyattan olsa gerek çok dinlemediğim ama ‘her nereden duydumsa’ zihnime yerleşmiş bir türkünün sözlerini hatırladım:  Estel Midyat Arası Sevdan Başım Belası Senin Bayan Gözlerin Melhem Yürek Yarası…. Türkünün sözleri zaman zaman kulaklarıma gelirdi bir yerlerden. Estel neresi, Midyat neresi bilmezdim, merak etmezdim. Bana ne idi ki, Estel’den, Midyat’tan! Kad...

Yıldızlı Geceler

Van Gogh'un 'Yıldızlı Gece' tablosu. Ne zamandır özlemişim bol yıldızlı geceleri. Betonlaşan şehirlerin yıldızların güzelliğini örtmek vazifesi gören ışıklandırmaları arasında geçen gecelerden sonra yıldızların parıldadığı gecelere atıyorum adımlarımı. Çocukluğumun yıldızlı gökleri nereye kayboldu diye zaman zaman hayıflanırdım. Meğer sokak lambaları ve diğer ışıklandırmalar yıldızların görülmesini engellermiş. Şimdi farkediyorum. Hiç düşünmediğim bir şeyi, öğrenmiş oluyorum.  Işıklandırmaların nispetle daha az olduğu, cırcır böceklerinin sabaha kadar ötüp durduğu, günün ilk ışıkları ile serçelerin şarkısının başladığı yerlerde; çocukluğumda şahit olduğum yıldızlı geceleri yeniden görmeye başladım.  Gecenin maviliği arasında yıldızlar süzülüyor, gökte ay öylece salınıp duruyor. Sırtüstü uzanıyorum, seyre dalıyorum yıldızları. Eskiden olduğu gibi saymak gayretine girişiyorum. Kendimce isimler yakıştırıyorum. Hayaller kuruyorum. Hatıralar gözümün önünden geçiyo...

Hoş Geldin Dedi Kars*

Bir selam etmeye kalmadan daha  Hoş geldin dedi Kars, ta derinlerden  Hazırdı yüreğim of ile ah'a  Bizdensin dedi Kars, ta derinlerden. Uzaktan seyrettim kale burcunu  Yedim rüzgârını, içtim suyunu  Daha çözemeden hiç bir huyunu  Çözersin dedi Kars, ta derinlerden Çektim ciğerime temiz havayı  Her nefes az daha deşti yarayı  Burda yaşam için akla karayı  Seçersin dedi Kars, ta derinlerden Daha olmamışken günün akşamı Dağladı iyice gönül yaramı  Sılada gözleri yaşlı anamı  Özlersin de di Kars, ta derinlerden Geldimdi çabucak gitmeye hazır  'Bir söz vardır dilden dile dolaşır:  Kaleye çıkanlar yedi yıl kalır'  Kalırsın dedi Kars, ta derinlerden. Karşıladı beni güz yağmurları Yağmura karışıp eser rüzgârı  Sivas’tan da soğuk olur kışları  Üşürsün dedi Kars , ta derinlerden Bin yıllık tarihten bakınca geri  Görünür ecdadın ayak izleri ...

Candan İleri

Askerlik yaptığım günlerde şiir olsun diye peşpeşe sıraladığım dizler. Ne kadar şiire benzedi bilemiyorum. Eski zamanları anarken hatırıma geldi. Paylaşmak istedim. (Bugünlerde askerlik yaptığım günler üzerine çok düşünüyorum galiba.) Can'ım dolunaylı akşamların tutkunu Canan'ım lacivertine aşık renklerin Lacivert gökyüzünde dolunaylı akşamlar Vaktidir gönülde gamın, kederin. Mardin akşamları; sıcak ve kuru Kurulukta yoğrulur sevda hamuru Canım cananımı arar her yerde Gözümden süzülür aşkın yağmuru Gurbette akşamlar hüzünlü geçer Hüznümün ortağı gökler ve yerler Lacivert göklerin sessiz çığlığı Gönlümden gözüme sirayet eder Gönüller sevdanın kılıfın biçer Her sevdanın hükmü gönülden geçer Canımı pazara çıkarsam ne ki Canansız canın hükmü ne eder.                                          31.07.2015 - Mardin

Bir Şehirle Tanışma Hikayesi: Mardin - 3

Kısıtlı vaktimizde minik bir gezinin sonuna geliyoruz ağır ağır. Mardin'in yöresel lezzetlerini tatmadan gitmek olmaz düşüncesiyle tavsiye üzerine Sultan Sofrası lokantasına giriyoruz. Ne çok dar ne çok geniş olan alana lükse kaçmadan yerleştirilmiş masa ve sandalyeler. Biraz bekleyişten sonra siparişler geliyor: Mardin Kebabı, Mardin etli ekmeği, kaburga dolması ve şembeşekten(şam böreği) oluşan bir servis tabağında. Adana Kebabı'na benzeyen Mardin kebabı, et ile hamurun içiçe geçtiği etli ekmek, Şam börek ve kaburga dolması yemeye değer. Birbirinden lezzetli yemekleri tadarken, bölgenin kendine has kabında ikram edilen ayranla yüreğimizi ferahlatıyoruz. Günün sonlarına doğru yaklaşıyorken, güneş taş duvarlar arasında parıltılarını toplamaya başlıyor. Belki talihimizden, belki dikkatsizliğimizden Mardin semalarını süsleyen güvercinleri göremeden şehirden ayrılma vaktimiz geliyor. Çatıların üzerinde oyunları, taklaları ve ani manevralarıyla izleyenleri mest eden bir kaç ...

Bir Şehirle Tanışma Hikayesi: Mardin-2

Kahve ve sabun kokuları içimi ürpertirken, hayran gözlerle etrafı süzerek ilerliyorum. Yokuşa yukarı attığım her adım yeni bir heyecan getiriyor yüreğime. Damları, dar sokakları, dar sokaklarda yürüyen atları, vitrinleri süsleyen eşyaları, taş duvarları heyecanlı gözlerle süzüyorum. Bir müddet amaçsız yürüyüşten sonra Ulucami yazan levhanın peşine takılıp ağır adımlarla merdivenlerden oluşan dar sokaktan iniyorum. İhtişamlı minaresi ötelerden gözüken caminin avlusundayım. Dikdörtgen avlunun orta yerinde sekiz köşeli bir sebil, hemen yanında sebili gölgeleyen bir ağaç. Avlunun öbür ucunda minarenin bulunduğu dama uzanan merdiven. Damın köşesinde kare şeklinde başlayıp, yuvarlak olarak devam eden minare. Birbiriyle uyumlu evlerin arasında caminin damında bulunan kubbenin ayrıcalıklı bir duruşu var. Birbirine paralel sütunların oluşturduğu caminin içi de avlu gibi dikdörtgen biçiminde. Ahşap giriş kapısının karşısı sayılabilecek bir noktada mübarek sakalı şerif ziyaretçilerin ilgisini...

Bir Şehirle Tanışma Hikayesi: Mardin -1

Askerliğimi Mardin’in Midyat ilçesinde tamamlayışımın üzerinden neredeyse iki sene geçiyor. Askerlik dönemine ait hatıralar gözümde canlanıyor; hüzünlü, hasretli, neşeli hallerim gözlerimin önünden geçerken, soluduğum hava tatsızlaşıp, içimde biriken sesler boğazımda düğümleniyor. Askerlik günlerimin neredeyse her anında yanımda bulunan, samimiyetleri ve tatlı hatıralarıyla yüreğimde taht kuran iki asteğmen arkadaşıma, İlker ve Oğuzhan ’a, selamlarımı ilettikten sonra Mardin’de geçen bir günü sizlerle paylaşıyorum. Minibüs'ten beton zemine ilk adımı attığım anda bedenimi ve ruhumu sarıp sarmalıyor bilinmeyen bir şehrin yabancılığı: yabancı bir şehirde olmanın getirdiği tedirginlik ve bir şey ararmışçasına etrafı tarayan anlamsız bakışlar. istikametini bilmiyor ayaklarım. Hedefsiz, amaçsız, başıboş yürüyoruz bir müddet. Yanımda Bursa/Mustafakemalpaşalı İlker: veteriner asteğmen. Eski Mardin'e gitmek üzere bekliyoruz durakta. Şehir içi minibüs önümüzde durduğunda kal...

Bloggerde Bir Sene

Herkese merhabalar…  ‘ Acaba nasıl olur?’ sorusu zihnimi meşgul ederek adım attığım blogger dünyasında bir seneyi tamamladım. 2016’nın ilk günlerinde biraz tedirgin, biraz acemice bir hal içerisinde blogumu kurdum ve ilk yayınımı paylaştım. İlk yayınımı görmek isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz. Blogdaki ilk günlerimde özellikle teknik konularda yaşadığım problemlerin ümidimi kırdığı zamanlar oldu. 4 ay gibi bir süre blogumu kendi haline bıraktım: yazı eklemedimi takip etmedim vs. Sonraları, bir şeyler yazma isteğinin ihtiyaca dönüştüğü günler yaşadım. Döndüm yeniden blogda yazmaya. Bu defa daha istekli, daha araştırmacı olarak işe koyulduğum için problemleri çözmek daha kolay oldu. Blogdaki ilk devrelerim daha çok deneme mahiyetinde geçti. Bugüne kadar süregelen ikinci devrede ise blog dünyasında bloga, insanlara, hayata dair yeni şeyler öğrenerek; blog dünyasına gerçekten adım attım.  Tabi bu süre zarfında da kişisel yoğunlukluklarımdan dolayı bloggerden...

Mağaralar Şehri Hasankeyf Sular Altında Kalıyor!

Tarihi ve doğal güzellikleriyle cenneti andırır Türkiyemiz. Doğu-Batı, kuzey-güneyi ile tarihi yapıların, doğal güzelliklerin, kültürün binbir çeşidini içinde barındırır. Batman'ın Hasankeyf ilçesi bu güzelliklerden sadece bir tanesi: tarihi ve doğal güzelliğiyle, kendine has kültürüyle.  Mağara Ev Hasankeyf Batman'a 40 km uzaklıkta, nüfus bakımından küçük fakat muhteva itibariyle hayli geniş yelpazesi olan minik bir ilçe. Tarihi çok eski çağlara uzanıyor. Öyle ki antik dönemlere kadara uzanan bir geçmişe sahip olduğunu gösteren kazı çalışmaları mevcut. Dicle Nehri üzerinde olması önemli bir yerleşim merkezi olmasını sağlamış. Bu öneminden dolayı çeşitli devletlerin kuşatmalarına maruz kalmış, çeşitli devletlerin himayesi altına girmiş. Bu devletler sırasıyla Bizans(Roma), Sasaniler, Hz. Ömer Dönemi Müslümanlar, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler, Osmanlılar ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti(1). Bu kada...

Mahallenin Çocukları

Güne ş li bir bahar ikindisinde sokak ortasında top oynayan çocuklara ili ş ti gözüm. Bahar yelleri tatlı tatlı yüzümü ok ş amadayken çocukları görebilece ğ im bir noktaya geçip oturdum, kaldırım üzerine. Kom ş uluk kültürünün varlı ğ ını devam ettirdi ğ i, herkesin birbirini tanıdı ğ ı mahallemizde yün çırpıyor mahallemizin kadınları, soka ğ ın öbür ucunda. Tüm benli ğ imle çocuklara odaklanmı ş ım. Hatıralar mı sürükledi beni çocukları izlemeye, çocukluk günlerime duydu ğ um özlem mi bilemiyorum. Dertsiz- tasasız, gamsız oyunlar oynadı ğ ım günler çok uzaklarda ş imdi. Hepsi de hayallerden ve hazin hatıralardan ibaret. Enerji yüklü vücutlarıyla bir o yana bir bu yana ko ş up durmada çocuklar. Saf ve temiz yüreklerini ta ş ıdıkları bedenlerinde yorgunluk emareleri, ş akaklarında ter damlaları... co ş kuyla top ko ş turmaya devam etmedeler. Yoldan gelip-geçen arabalar homurdanmalarına yol açsa da, ‘ Gol’ diye ba ğ ırdıkları vakit co ş kuyla haykırıyorlar: homurdanmalarında...

Sevdadan Kurtuluş Olmaz (Bir Askerin Dilinden)

Bazı zamanlarda dert dinlemek olur işim. Bu zamanların birinde sevdaya tutulmuş bir Mehmetçik’in derdine derman aradık. Saatlerce konuştuk...

Siyasi Partiler ve Spor Kulüpleri Ne İşe Yarar

Bundan iki üç sene evvel, Türkiye'nin daha ileriye gitmesinin yolunu siyasi partilerden birinde görüyor, o siyasi partinin destek ve savunuculuğunu yapıyordum. Parti savunuculuğu yaptığım o günlerde bir arkadaşımla hararetli şekilde münakaşaya tutuştuk. İkimizde farklı partileri savunuyorduk. O münakaşanın neticesinde kimse galip gelmedi. Gelemezdi de zaten. İkimizin de nefret ve düşmanlık duyguları kabardıkça kabarıyordu. Neticede birbirimizi vatan haini ilan ettik ve ayrıldık. O gün itibariyle arkadaşımla uzun süre görüşmedik. Siyasi partileri savunurken kıymetli bir arkadaştan olmuştum. Etrafımda buna benzer durumlar neticesinde arkadaşından olan, akrabalarına küsen onlarca insanın varlığına şahittim. Siyasi parti liderleri yaptıkları açıklamalar ile insanlar arasındaki nefret ve düşmanlık ağlarını kuvvetlendirmeye devam ediyorlardı. Belki biliyorlardı, belki bilmiyorlardı. Ama insanlar arasında uçurum her geçen gün daha çok açılıyordu.  O günlerde aklıma şu sual takıld...

Büyük Adamların Yazısı

Okuyup büyük adam olma hayalleri süslerdi hep, çocukluğumun düşlerini: okuyacak, büyük adam olacaktım. Derslerim iyiydi o zamanlar; kuş uçmaz, kervan geçmez köyümüzün öğretmensiz okulunda çalışkan sıfatıyla nitelenen birkaç öğrencisinden biriydim.