Bir Şehirle Tanışma Hikayesi: Mardin -1


Askerliğimi Mardin’in Midyat ilçesinde tamamlayışımın üzerinden neredeyse iki sene geçiyor. Askerlik dönemine ait hatıralar gözümde canlanıyor; hüzünlü, hasretli, neşeli hallerim gözlerimin önünden geçerken, soluduğum hava tatsızlaşıp, içimde biriken sesler boğazımda düğümleniyor. Askerlik günlerimin neredeyse her anında yanımda bulunan, samimiyetleri ve tatlı hatıralarıyla yüreğimde taht kuran iki asteğmen arkadaşıma, İlker ve Oğuzhan’a, selamlarımı ilettikten sonra Mardin’de geçen bir günü sizlerle paylaşıyorum.

Minibüs'ten beton zemine ilk adımı attığım anda bedenimi ve ruhumu sarıp sarmalıyor bilinmeyen bir şehrin yabancılığı: yabancı bir şehirde olmanın getirdiği tedirginlik ve bir şey ararmışçasına etrafı tarayan anlamsız bakışlar. istikametini bilmiyor ayaklarım. Hedefsiz, amaçsız, başıboş yürüyoruz bir müddet. Yanımda Bursa/Mustafakemalpaşalı İlker: veteriner asteğmen.

Eski Mardin'e gitmek üzere bekliyoruz durakta. Şehir içi minibüs önümüzde durduğunda kalabalığın arasında bir ses geliyor kulaklarıma: doğu şivesinin hakim olduğu bir söyleyiş, kalabalığın uğultusundan daha baskın. Yeşilçam filmlerinde 'aksaraayy, aksarayy, Sarıyer' diye bağıran muavinleri hatırlatan bir ses. 15-16 yaşlarında, sesi yeni yeni kalınlaşmaya başlamış bir delikanlı. Muavinliğini yapıyor minibüsün, 'gel abi, eski Mardin'e gider, ordan da geçiyoruz abi, kaptan inecek var' gibi sözler doğu şivesinin kedine has güzelliğiyle çıkıyor dudaklarının arasından.

Minibüs'ten iniyoruz mazinin izlerini taşıyan evlere uzanan sokakta. Cadde üzerinde yöresel eşyaların, telkarilerin satıldığı dükkanlar, yöresel yemeklerin yapıldığı esnaf lokantaları ile lüks restoranlar, sıra gecelerinin yapıldığı konaklar ile 'canlı müzik vardır' tabelaları camlarını süsleyen kafeler, dik yamaçlara doğru inişli-çıkışlı dar sokaklar. Dar sokaklarda, cadde üzerinde gidip gelen, kimi eskiden olduğu gibi şalvarlı, kimi modaya uygun giyinen, kimi artistik güneş gözlüklü, kimi başında uçları püsküllü örtüleriyle dolaşanlar(sonradan bu örtüye kefiye denildiğini öğreniyorum) yürüyen insanlar. At ve arabaların yük ve yolcu taşımacılığında rastgele kullanıldığı, nal izlerinin lastik izleri arasında kaybolduğu yollar. Damlarda çamaşır asanlar bir yanda, fotoğraf makinesinin karşısında poz verenler bir yanda, yabancıların yapmacık davranışları karşısında doğal ve samimi davranışlarıyla doğallığı yapaylığa baskın çıkaran hane sahipleri.

Eski ile yeninin, mazi ile atinin bir arada bulunduğu şehir. Geleneğin geleceğe uzandığı, geçmişin gelecekte hayat bulduğu mekanlar. Kilise ile caminin karşı karşıya durduğu, arap ile kürtün bir arada hayat sürdüğü, tarihsel dokusuyla kardeşliğin ve hoşgörünün diyarı.Ve üzülerek görüyorum ki, bu hoşgörünün yanında nefret tohumları da filizlenmeye başlıyor.
Arif öztürk
Arif öztürk

Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Blog Yazarı

4 yorum:

  1. Mardin' in tarihi ve güzel bir şehir olduğu söyleniyor. Hak ettiği ilgiyi görmediği de. Umarım bir gün gitme şansım olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende hakettiği ilgiyi görmediği düşünenlerdenim :)

      Sil
  2. Arif abi niye sözlerini kestin ya ne güzel devam ediyorduk işte tıpkı kitap okur gibi okudum şıp diye bitti kırıldım :) Abi ufak olayları açarak anlatman profesyonelliğine dayanıyor bunu zaten söylememe gerek yok. Sevgiler sana :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yorumların için teşekkür ederim Samet. Önümüzdeki günlerde devamını da yazacağım inşallah :)

      Sil