Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İnsan etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bizi İnsan Yapan Nedir? I İnsan Belgeseli

Dünyanın dört bir yanından insan manzaraları, zenginler-fakirler, gençler-yaşlılar, siyahiler-beyazlar… ‘ Üvey babam beni sürekli döverdi. Sevdiği için dövdüğünü söylerdi. Uzun yıllar sevginin incitici olduğunu düşündüm. Sevdiğim herkesi incittim. Acı verdiğim ölçüde sevgiye değer biçtim. ’ Bu cümle ile başlıyor belgesel. Mutluluğa verilen cevaplar ile devam ediyor:  'Çocuklarımın akşam ev gelmesi' diyor, biri. Yaşlı bir kadın, 'yağmur ve soğuktan koruyan küçük bir kulübe', olarak tanımlıyor. Bir başkası, 'toprakta değil yatakta uyumak', diyor. Ve bir başkasının cevabı, 'sabah ağrısız uyanmak'. Sonrası savaş ile devam ediyor. ‘ Önceleri sadece hastalıktan ölürdük’ , diyor ihtiyar bir adam, ‘ bizim savaşımız öldürmezdi ’. Mevzu aşka gelince ‘ ruhu dolduran şeydir ’ diye bir tanımlama geliyor. Daha çok laf söyleniyor aşka dair, fakat bu cümle hepsine bedel. Ve, bir kadın, ‘annemin beni satmak istemesini asla unutamayacağı...

Mim Yazısı #Mim

Yüreğimin İklim blogunun başlatmış olduğu bir mim etkinliği var. Güzel ve anlamlı bir mim. Bazı soruların cevapları, henüz soruları okurken hemen zihnimde canlanırken, bazı cevaplar için düşünmeme gerekti. Bu da bazı konularda farkındalık kazanmamı sağladı. Yüreğimin İklimi blogunun mim yazısını linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Benim cevaplarım için. Buyrun, başlayalım.  SÜREKLİ ERTELEDİĞİM     Spor… YAZIN EN ÇOK ERTELEDİĞİM   Havalar sıcak olunca herşey… KAFAMI YASTIĞA KOYDUĞUMDA   Hemen uyurum. EN ÖZENDİĞİM   Her şeye rağmen mücadele ruhunu kaybetmeyenler…. OKUDUĞUM  KİTABIN 125. SAYFA 5. CÜMLESİ   Mitat ENÇ / BİTMEYEN GECE kitabını okuyorum.  ‘Ancak, düzenimi bilmeyen birinin gayretkeşlik gösterip bunları kendinin uygun bulduğu bir yere koyması durumunda sorunlar başlıyordu’. SON GÖRDÜĞÜM RÜYAM Rüyalarımı çoğunlukla hatırlamıyor, hatırladıklarımı da hemen unutuyorum. İNANDIĞIM EN BÜYÜK YALAN   Hoca...

Bakmak ve Görmek

Aynı olsa da baktığımız nokta, gördüğü farklıdır hepimizin. Bakmak ve görmek diye tabir ettiğimiz nokta işte burasıdır. Baktığımız şeylerde birbirimizden farklı şeyler görmemiz, belki en güzel hasletlerimizden biri. Hayatı kolaylaştıran, çevremizde olup bitenleri daha iyi anlamamıza vesile olan bir hasletimiz. Ancak, zihnimizde yer etmiş kalıp yargılarımız ‘görmek’ gibi güzel bir hasletimizin önüne set çekebiliyor. Bazen de farklı görme özelliğimiz kişiler arası çatışmalara sebebiyet verebiliyor. Hatta çatışmalarımızın en önemli kaynağı farklı görmek olabiliyor.  Baktığımız noktada gördüklerimiz hayata dair beklentilerimizden etkileniyor, beklentilerimizi etkiliyor. Ve, bir bakıma kendimizi görüyoruz baktığımız noktada: yaşanmışlıklarımızı, beklentilerimizi, ön yargılarımızı, düşüncelerimizi, acılarımızı, pişmanlıklarımızı, gönlümüzden geçenleri… Baktığımız yer bir aynadır, ve gördüğümüz kendimizizdir çoğu zaman. Üstü başı yırtık, pejmürde bir vaziyette bir kadın oturuyor ...

Zihin Kontrol Yöntemleri

Algılarımız yönetiliyor mu? Zihin kontrolü gerçek mi? Çok konuşulan, tartışılan mevzular.  İnsanların geniş kitleleri kontrol altında tutmak, toplumu yönlendirmek, isteklerini gerçekleştirebilmek hususunda en önemli silahlarından biri zihin kontrolü. Eğitim programları(müfredat) ile, televizyonki reklam ve programlar ile, basın-yayın yolu ile zihin kontrolü yapılabiliyor.  İlaçlar, kimyasal maddeler insan vücuduna/beynine etki ederek zihin kontrolünde kullanılabiliyor. Tabi bu yöntemlerin hiç biri tek başına kitlelerin Zihnini kontrol etmek için yeterli değil. Ancak bir arada kullanıldıkları takdirde geniş kitlelere etki edebiliyorlar.  Pelin Çift ile Prof. Dr. Sinan Canan’ın hazırladığı Beynin Sırları kitabında zihin kontrol yöntemlerinden bazıları şu şekilde: Grup Baskısı: Ait olunan grubun değerleri övülürken, diğer grupların değerleri kötü gösterilir. Grup üyeleri, başka grupları kötü olarak algılamaya başlar. Eski Değerlere Saldırı: En fazla kullanılan...

Bir Şehirle Tanışma Hikayesi: Mardin-2

Kahve ve sabun kokuları içimi ürpertirken, hayran gözlerle etrafı süzerek ilerliyorum. Yokuşa yukarı attığım her adım yeni bir heyecan getiriyor yüreğime. Damları, dar sokakları, dar sokaklarda yürüyen atları, vitrinleri süsleyen eşyaları, taş duvarları heyecanlı gözlerle süzüyorum. Bir müddet amaçsız yürüyüşten sonra Ulucami yazan levhanın peşine takılıp ağır adımlarla merdivenlerden oluşan dar sokaktan iniyorum. İhtişamlı minaresi ötelerden gözüken caminin avlusundayım. Dikdörtgen avlunun orta yerinde sekiz köşeli bir sebil, hemen yanında sebili gölgeleyen bir ağaç. Avlunun öbür ucunda minarenin bulunduğu dama uzanan merdiven. Damın köşesinde kare şeklinde başlayıp, yuvarlak olarak devam eden minare. Birbiriyle uyumlu evlerin arasında caminin damında bulunan kubbenin ayrıcalıklı bir duruşu var. Birbirine paralel sütunların oluşturduğu caminin içi de avlu gibi dikdörtgen biçiminde. Ahşap giriş kapısının karşısı sayılabilecek bir noktada mübarek sakalı şerif ziyaretçilerin ilgisini...

Hz. Muhammed - Tolstoy I KitapYorum(5)

Dünya edebiyatının ünlü isimlerinden Tolstoy’un bu kitabını çok merak etmeme rağmen bugün okuma fırsatı bulabildim. Tolstoy müslüman oldu mu? Olmadı mı? Defalarca duyduğum olumlu ve olumsuz yanıtlar ile bu kitabı daha çok merak ediyordum. Tolstoy İslam hakkında ne yazmıştı? Kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde hadis-i şerifler yer alıyor. Tolstoy’un Hz. Muhammed’in Hadisleri başlığıyla bastırdığı bir kitapçığın tercümesinden oluşan bu bölümde, özellikle ahlak, fakirlik, sevgi gibi mevzularla alakalı hadis-i şerifler var. Tolstoy’un kitapçığına ilave olarak hadis-i şeriflerin asıl kaynaklarının da sunulmuş.  İkinci bölümde, bir anne ile Tolstoy arasındaki mektuplara yer verilmiş. Kocası müslüman, kendisi Hristiyan(Ortodoks) olan bir hanım, Tolstoy’a çocuklarının hangi dini seçmelerinin daha iyi olacağı sorusunu sorar. Tolstoy, mektup yoluyla anneye kendi görüşlerini aktarır. Tolstoy mektubunda İslam’ı en son ve en büyük din olarak tanımlarken, diğer dinlerin hu...

Mutsuz Olmak İçin Ne Lazım?

Mutluluk, tüm zamanların en çok konuşulan konularından olsa gerek. Hakkında yazılan, çizilen, söylenen sözlerin sayısını tespit etmek mümkün değil. Mutluluğa nasıl ulaşılır?, mutluluğun formülü , mutluluk sırları gibi konular günümüz insanının en çok merak ettiği konular arasında. Bu yüzden bu konular çok yazılıyor. bende daha önce mutluluk hakkında yazmıştım. Yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz. Değişiklik olsun için, bu defa mutsuzluğu yazmaya karar verdim. Çoğumuz mutluluk arayışı içerisindeyiz. Günlük hayatta tanıştığım, konuştuğum insanlardan bol bol ‘ mutlu olmak için ne yapmam lazım’ sorusunu duyuyorum. İnsan psikolojisi hakkında az buçuk bilgim olduğu kanaatini taşıdıkları için soruyorlar tabi bu soruyu. Nasıl mutlu olunur? Bu soruya tam ve kesin bir cevap vermek mümkün değil. Kendimce, bir kaç cümle ile mutluluğa dair kelam ediyorum, ama biliyorum ki, yeterli olmuyor. Yeterli olmayacaktır da. Bu cümleler ile mutlu olunmaz. Herhangi birinden mutluluğa dair bir kaç...

Bloggerde Bir Sene

Herkese merhabalar…  ‘ Acaba nasıl olur?’ sorusu zihnimi meşgul ederek adım attığım blogger dünyasında bir seneyi tamamladım. 2016’nın ilk günlerinde biraz tedirgin, biraz acemice bir hal içerisinde blogumu kurdum ve ilk yayınımı paylaştım. İlk yayınımı görmek isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz. Blogdaki ilk günlerimde özellikle teknik konularda yaşadığım problemlerin ümidimi kırdığı zamanlar oldu. 4 ay gibi bir süre blogumu kendi haline bıraktım: yazı eklemedimi takip etmedim vs. Sonraları, bir şeyler yazma isteğinin ihtiyaca dönüştüğü günler yaşadım. Döndüm yeniden blogda yazmaya. Bu defa daha istekli, daha araştırmacı olarak işe koyulduğum için problemleri çözmek daha kolay oldu. Blogdaki ilk devrelerim daha çok deneme mahiyetinde geçti. Bugüne kadar süregelen ikinci devrede ise blog dünyasında bloga, insanlara, hayata dair yeni şeyler öğrenerek; blog dünyasına gerçekten adım attım.  Tabi bu süre zarfında da kişisel yoğunlukluklarımdan dolayı bloggerden...

Düş'lenecek Zamanlar

Ömürden bir seneyi daha geride bırakmaya yaklaştığımız şu günlerde, zemheri ayazıyla kavrulurken yanaklarımız, bacalardan tüten dumanlara karışıyor ‘ah’larımız… Hayal ile hatıralar arasında, soğuk Kars gecelerine hapsolan düşüncelerimiz, sessizliğe meydan okurcasına haykırıyor yüreğimize. Sokaklar tipiye mahkum, şehir bembeyaz örtülerle sarılı.

Amak-ı Hayal - Filibeli Ahmed Hilmi I KitapYorum(4)

Şu sıralar Filibeli Ahmet Hilmi’nin Amak-ı Hayal’ini okuyorum. Henüz sonuna ulaşamamış olmama rağmen oldukça etkilendiğimi söylemeliyim. Amak-ı Hayal, Hayalin Derinlikleri anlamına geliyor. Kitapta olaylar, Raci’nin hayal aleminde gerçekleşen olaylar çerçevesinde ilerliyor. Kitabın iki karakteri Raci ve Aynalı. Aynalı Raci’ye hocalık yapar vaziyette. Aynalı’nın mekanında buluşup, kahve eşliğinde sohbet ederken, Aynalı ney çalmaya başlar. Raci’nin hayalleri Aynalı’nın ney çaldığı süre içinde gerçekleşir.  Kitabı daha iyi anlamak ve analiz edebilmek için temel tasavvuf bilgisinin, İran, Hint, Uzakdoğu ve Yunan mitolojisinin bilinmesi faydalı olacaktır.  Kitabın her cümlesi başlı başına bir değerlendirme konusu. İnsanı derin düşüncelere sevk ediyor. Bu yüzden kitabın genel değerlendirmesini yapmak uzun sürecektir. sayfalara sığmayacaktır. O yüzden sadece diğer bölümlere oranla daha fazla dikkatimi çeken kısımlar hakkında düşüncelerimi yazacağım. - Raci, Aynalı’nın...

Dikkat Dağınıklığı Olanlara Tavsiyeler

Günümüz insanlarının yakındığı hususlardan biri, dikkat dağınıklığı. Kime sorsak, 'dikkatim çabuk dağılıyor, bir işe başlıyorum ama dikkatimi uzun süre veremiyorum' gibi cümleler duyuyoruz. Dikkat dağınıklığının bir çok sebebi var; yapılan çalışmalar yediğimiz gıdalardan, soluduğumuz havaya kadar bir çok faktörün dikkat üzerinde etkisi olduğunu gösteriyor. Ve öyle ki, dikkatimizi olumsuz etkileyen bazı şeyleri hayatımızdan atmamız mümkün değil. Bu yazımda dikkat dağınıklığını azaltabilecek bazı zihinsel egzersizler üzerinde duracağım. Düzenli olarak kitap okumak: Düzenli olarak kitap okumak dikkat süresini artıracaktır. Okuma yaparken önemli yerlerin altını çizme, göz gezdirme gibi yöntemler kullanılabilir. Sesli okumalar yapmak: Günlük olarak yapılan yüksek sesle kitap okuma egzersizleri dikkat süresini artıracaktır. Aynı zamanda hafızayı da kuvvetlendirir. Alakasız kelime ezberleri yapmak: Birbiriyle alakalı olmayan kelime ezberleri yapmak dikkat süresinin artmasın...

Ey Gafil İnsan

Her maddede ruh, her maddede can  Her madde Allah' ı an ı yor her an  Gönül gözü ile bakmı yorsa can  Nas ıl görürsün ki ey gafil insan? Huzuru her zaman kendinde ara  Bedene ruh veren rabbinde ara  Dikmi şsin gözünü çok uz aklara  Nas ı l bulursun ki ey gafil insan? Dokuz ay karn ı nda ta şı yan anan  Hem can olmu ş sana hem de canan  Takdir etmedikçe rahmeti, Rahman  Nas ı l ya ş ars ı n ki, ey gafil insan? Yükselmişsin ama en son rütbeye  Bilmezsin yolculuk nerden nereye  Evrende kurulu bu nizam niye  Nas ıl düşünmezsin ey gafil insan? Soruyor ya Veysel, o büyük üstad:  Dünyaya gelmende ne idi maksad  Bilmiyorsan e ğ er ahreti vuslat  Nas ıl görü rs ü n ki ey gafil insan? San ı rs ın galiba ölüm çok uzak  Hepimizin sonu ölüm olacak  Tecelli edince kaderi mutlak  Her şeyi görürsün ey gafil insan? Kula kulluk etmek, en büyük hat...

Aynalar Koridorunda Aşk - Mustafa Ulusoy l KitapYorum(3)

İz bırakan kitaplar listemde bu kez Mustafa Ulusoy’un Aynalar Koridorunda Aşk adlı romanı var. Aynalar Koridorunda Aşk, üniversitede bir hocamın tavsiyesiyle edindiğim, üzerinde düşünerek iki defa okuduğum etkileyici bir kitap.  Günlük hayata dair meşgalelerimizi, insanlardan beklentilerimizi, hepimizin yaşadığı duyguları farklı açılardan ele almış yazar. İnsanlara ilişikin gözlemlerini ustalıkla kaleme dökmüş ve sevme/sevilme duygularını düşündüren ve sorgulayan bir dille ifade etmiş. Aşk insanın kalbini doldurmaya yeter mi? sualine cevap olabilecek nitelikte olaylar, duygusal karmaşalarımız hakkında kendimizi sorgulamamıza yol açıyor:                       Gerçekten seviyor muyuz?           Sevilmek için mi seviyoruz?           Sevdiğimiz için mi seviliyoruz?           Aşk bizim için ne anlam ifade ediyor? Kitaptan Alıntılar: ...

Öğrenmek İçin Fırsatlar Oluşturun!

Çocuğundan büyüğüne, yaşlısından gencine hepimizin duyduğu bir söz var: Öğrenmenin yaşı yoktur. İnsan henüz bebek olduğu günlerde nefes alıp vermeyi öğrenir, biraz büyür emekleyip yürümeyi öğrenir, ilkokula başlar okumayı öğrenir, sonrasında öğrenmeyi öğrenir(yada öğrenemez). Bebeklik çağında başlayan öğrenme insanın ölümüne kadar devamlılığını sürdürür. Ve insan öğrendiklerini hayatın çeşitli merhalelerinde kullanmaya başlar. Öğrenmenin yaşı olmadığı gibi zamanı ve mekanı da yoktur. Her zaman ve mekanda öğrenme mümkündür. Yeter ki insanda öğrenme isteği olsun. Öğrenmek isteyen insan sabah servisle işe yada okula giderken on tane kelimenin ingilizce karşılığını öğrenebilir. Bir tenefüs esnasında sevdiği şairin bir şiirini daha öğrenebilir. Bir arkadaşla sohbet ederken tebessümün gönül kapılarını açtığını öğrenebilir. Öğrenmek için yeterli zaman yada uygun mekan diye bir durum söz konusu değildir. Öğrenmede aslolan istektir. İstek ve samimiyet. Birçoğumuz öğrenmenin zaman ...

Dini ve Tecrübi Bilgiler Işığında Unutma Sebepleri

İslam inancında unutmanın en önemli sebebinin günah işlemek olduğu, Kur’an-ı Kerim okumak, namaz kılmak gibi dini vecibeleri yerine getirmenin unutmayı azalttığı vurgulanmaktadır.

Ne Oldu Biz'e

Bizi biz yapan değerlerden ve onların süratli bir şekilde yok oluşa doğru geçtiğinden dem vururuz ya sürekli... Bizi biz yapan değerlerin ne olduğunun farkında bile değilken, yaptığımız fiil ve eylemlerle bu değerlerimizi yıkıma doğru sürüklediğimizden haberdar bile olmadan şikâyet eder dururuz her birimiz. Bu şikâyeti yaparken hepimiz de biliriz aslın da; aramızda ayrılıklar olduğunu, ‘BİZ’ olmaktan çoktan uzaklaştığımızı, ‘Ben, Sen...’ ayrılıklarının başladığını... Ve öyle ki hepimiz biliriz; farklı mekânlarda yaşayıp aynı düşleri kuran, aynı hayallerde birleşen ve aynı şeyler için dua eden ecdadın; aynı ortamlarda farklı dünyaları yaşayan, farklı hayallerin peşinde koşan torunları olduğumuzu. Bizi ‘Biz’ yapan değerlerin süratle yok olduğu, birçoğunun çoktan unutulduğu yüreklerimizi acıtsa da kaçınılmaz bir gerçektir. Materyalizm ve bireycilik anlayışının dor uk noktasına ulaştığı günümüzde herkes kendi halinde yaşam sürmekte, herkes kendi derdinin dermanı peşinde koşmakta ...

Yorgun Yüreğim

Kara sevda döküldü başımdan aşağı Birikti altında ayaklarımın. Ayaklarım Çakılı kaldı olduğu yerde. Prangalar vurulmuş gibi Kocaman çiviler çakılmış gibi. Ellerim, çaresizliğin vehminde Titredikçe titredi Durduramadım. Feri tükenmiş dizlerim Hükmümden rızasını çekip İsyan türküleri fısıldayan düşüncelerime  Ortak olunca Oldu her ne olduysa Fersiz dizlerime hükmüm geçmedi Adım atamadım Dizlerime kadar çıkan bataklığını içinde Çırpındıkça battım.  Battıkça çırpındım. Ayaklarım, ellerim Derken Bütün bedenim… Yüreğime ölüm sükutu doldu göz pınarlarımdan Dingin akan bir derenin hışmı Ortalığı kasıp kavuran rüzgarın sükutu Hepsi yüreğimde Yorgun yüreğim.

Her Gün Huzursuzluğumuz Biraz Daha Artıyor.

Hepimizin şikayetçi olduğu hususlardan biri: huzursuzluk. İçimde bir sıkıntı var ama ne olduğunu bilemiyorum? diyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Sebebini bilemediğimiz huzursuzluklar, sebepsiz sıkıntılar ahvalimize tesir ediyor. Belki endişe çağında yaşamanın huzursuzluğuyla karşı karşıyayız. Belki de Sadi Şirazi’nin(1) dediği gibi endişe insanın vazgeçilmez bir parçası. Bu yüzden huzursuzluğumuz fazla, bilemiyorum. Hayatımızdaki değişikliklerin, topraktan betona doğru kayan yaşam alanımızın, samimi ilişkilerden resmi ilişkilere geçişin.. Bir çok amilin neticesi olabilir huzursuzluğumuz? Kendinizi sebepsiz sıkıntılardan ve huzursuzluktan muzdarip hissediyorsanız, kendinizi sorgulamanızın vakti gelmiş demektir:

Bir Fotoğraf, Bir Fotoğraftan Ötedir Bazen

Hiç düşündünüz mü?  Bir fotoğraf ne kadar uzağa götürebilir insanı?  Ne kadar acıtabilir yüreğini insanın.  Ya da insan, bir fotoğraf karesine takılıp yüreğine doldurabilir mi hüznü? Facebook ekranımda bir anda karşıma çıkan bir fotoğraf.  Afrika’ya alakasını ve yardım gayretlerini bildiğim bir dernek yüklemiş. Oyun oynayan çocuklar mı?…  Hayal kuran çocuklar mı?  Her şeye rağmen gülücükler saçan çocuklar mı?  Her şeye rağmen hayata tutunmaya çalışan çocuklar mı?  Hangisi tanımlar karedeki çocukları?  Hepsi mi, hiç biri mi? Bilinmez... En son ne zaman oyun oynadınız?  Oyununuz hayallerinizi barındırıyor muydu içinde?  Ya da acılarınızı, yokluklarınızı, hayatınızı?…  Bir fotoğraf, bir fotoğraftan ötedir bazen. Acıyı, sevgiyi, özlemi, hayali; kısaca hayatı taşır içinde.  Hayatın acınası yüzünü, umudun yaşatma gücünü, ışıldayan gözlerin tebessümünü anlatan bir fotoğraf.  Ya...