Dünyanın dört bir yanından insan manzaraları, zenginler-fakirler, gençler-yaşlılar, siyahiler-beyazlar… ‘ Üvey babam beni sürekli döverdi. Sevdiği için dövdüğünü söylerdi. Uzun yıllar sevginin incitici olduğunu düşündüm. Sevdiğim herkesi incittim. Acı verdiğim ölçüde sevgiye değer biçtim. ’ Bu cümle ile başlıyor belgesel. Mutluluğa verilen cevaplar ile devam ediyor: 'Çocuklarımın akşam ev gelmesi' diyor, biri. Yaşlı bir kadın, 'yağmur ve soğuktan koruyan küçük bir kulübe', olarak tanımlıyor. Bir başkası, 'toprakta değil yatakta uyumak', diyor. Ve bir başkasının cevabı, 'sabah ağrısız uyanmak'. Sonrası savaş ile devam ediyor. ‘ Önceleri sadece hastalıktan ölürdük’ , diyor ihtiyar bir adam, ‘ bizim savaşımız öldürmezdi ’. Mevzu aşka gelince ‘ ruhu dolduran şeydir ’ diye bir tanımlama geliyor. Daha çok laf söyleniyor aşka dair, fakat bu cümle hepsine bedel. Ve, bir kadın, ‘annemin beni satmak istemesini asla unutamayacağı...