Bizi biz yapan değerlerden ve onların süratli bir şekilde yok oluşa doğru geçtiğinden dem vururuz ya sürekli... Bizi biz yapan değerlerin ne olduğunun farkında bile değilken, yaptığımız fiil ve eylemlerle bu değerlerimizi yıkıma doğru sürüklediğimizden haberdar bile olmadan şikâyet eder dururuz her birimiz. Bu şikâyeti yaparken hepimiz de biliriz aslında; aramızda ayrılıklar olduğunu, ‘BİZ’ olmaktan çoktan uzaklaştığımızı, ‘Ben, Sen...’ ayrılıklarının başladığını... Ve öyle ki hepimiz biliriz; farklı mekânlarda yaşayıp aynı düşleri kuran, aynı hayallerde birleşen ve aynı şeyler için dua eden ecdadın; aynı ortamlarda farklı dünyaları yaşayan, farklı hayallerin peşinde koşan torunları olduğumuzu.
Bizi ‘Biz’ yapan değerlerin süratle yok olduğu, birçoğunun çoktan unutulduğu yüreklerimizi acıtsa da kaçınılmaz bir gerçektir. Materyalizm ve bireycilik anlayışının doruk noktasına ulaştığı günümüzde herkes kendi halinde yaşam sürmekte, herkes kendi derdinin dermanı peşinde koşmakta ve herkes kendini komşusundan, arkadaşından bir adım daha öne geçirme uğraşı vermektedir. Kapitalist sistemin bir gerekliliği olarak ortaya çıkan yanlış rekabet ortamı, insanlarımızın ‘BİZ’ duygusunu yerle bir etmiş, bunun yerine insanlarımız arasında ‘Ben, Sen...’ ayrılıkları ortaya çıkmaya başlamıştır. Kısacası, yatmadan önce komşusunun açlığını-tokluğunu düşünen nesillerin yerinde, komşusunun omuzlarına basıp daha yükseklere çıkma hayalleri kuran nesiller var şimdi.
Batı hayranlığı ve olur olmaz her noktada batıyı taklit etmeler sonucunda toplumumuz manevi ve kültürel değerlerin birçoğundan taviz vermek durumuna kalmıştır. Öyle ki bizi ‘BİZ’ yapan bu değerlerin bir bölümü ağır ağır yok oluşa doğru gitmedeyken, önemli bir bölümü de çoktan unutulmuştur.
Bizi biz yapan değerlerimizde oluşan tahribatları gidermek, toplumun bağrında açılmış yaralara merhem olmak kesinlikle çok önemlidir. Ancak bilinmelidir ki toplum olarak içimizdeki ayrılıkları gidermeden, aramızda örülü nefret duvarlarını yıkmadan; bizi ‘Biz’ yapan değerleri korumak mümkün olmayacaktır. Pir Sultan Abdal’ın ‘Gelin canlar bir olalım’ çağrısına kulak verip; Allah davası yolunda ‘bir ve beraber’ olmadıkça bu kültür yıkımının önüne geçilemeyecektir. Bu sebepten dolayı en önce yapmamız gereken şey bencilliğimizi bir tarafa atarak, ‘BİZ’ olmak, ‘Biz’ duygusuna sahip olmaktır. Yeniden ‘Biz’ olabildiğimiz vakit elbette bizi ‘Biz’ yapan değerler yeniden filizlenecektir.
Biz olmayı öğrendiğimizde bence sorunlar çözülecektir :) Çok güzel bir yazı olmuş :)
YanıtlaSilKesinlikle biz olmayı öğrenmek çok önemli. Teşekkürler :)
SilYüreğinize sağlık. Yazınızı okurken içinde bulunduğumuz duruma hayıflandım ve hüzünlendim. Hani demişsiniz ya ''Farklı mekanlarda yaşayıp aynı düşleri kuran, aynı hayallerde birleşen ve aynı şeyler için dua eden ecdadın; aynı ortamlarda farklı dünyaları yaşayan, farklı hayallerin peşinde koşan torunları'' İşte aynen böyleyiz biz. Dilerim yeniden aynı hayallerde buluşuruz...
YanıtlaSilİnşallah... Yeniden ortak düşlerde buluşmak dileğiyle... Teşekkür ederim
SilAllah sonumuzu hayır etsin Arif abi :)
YanıtlaSilAmin kardeşim. Amin
SilKaleminize ,yüreğinize sağlık çok hoş bir yazı olmuş :)
YanıtlaSilBu arada sizi mimledim bloguma bir bakın :))
YanıtlaSilHemen bakıyorum :)
SilGaliba bir daha ecdadımız gibi hiç olamayacağız.
YanıtlaSilMaalesef öyle gözüküyor
SilHepimiz birlik olabilmeyi temenni ediyoruz fakat "ümmetim 73 fırkaya ayrılacak..." hadisi şerifini de hatırlıyoruz. Ve düşünüyoruz ki; herşey takdiri İlahi.
YanıtlaSilEvet her şey takdiri ilahi. Allah bizi fırka-i Naciyede olanlardan eylesin
Sil