Kar Geceye Yakışır

     en çok da geceye yakışırdı kar
     gri göklerin altında
     dokununca,
     kaybolan güzelliğiyle...
     altında sokak lambalarının 
     sarıya dönen rengiyle.

     en çok da geceye yakışırdı kar 
     uzaktan bakınca 
     sıcak, samimi.
     yakından bakınca 
     soğuk ve ıslak.
     aynı zamanda 
     ürkek;
     ıslatıp üşütmeyen
     el değdirince sönen, 
     ve etrafında sokak lambalarının 
     pervanece dönen güzelliğiyle.

     en çok da geceye yakışırdı kar 
     sessizliğinde gecenin.
     kıpır kıpır düşmedeyken toprağa
     inceden ince,
     ve olabildiğince 
     yakın olarak yüreğe.
     yararak karanlığını gecenin
     üşümesin diye
     üstünü örtmedeyken toprağın
     en çok da geceye yakışırdı kar. 

     en çok da geceye yakışırdı kar      gri göklerin altında      dokununca,      kaybolan güzelliğiyle...      altında sokak...

Kitabın Tarihi/savaş Tazminatı Olarak Kitap


Kitaplar... Samimi bir dost, dert ortağı, muhabbet erbabı... Kitaba sevdalı biri olarak bu hafta 'Kitabın Tarihi' hakkında kısa bir yolculuğa çıktım.
İlgiyle takip ettiğim Yedikıta Dergisinin Ocak ayı teması Kitabın Tarihi idi. Merakla ve heyecanla dergiyi okudum; kil tabletlerden elektronik tabletlere uzanan yolda düşüncelerim uzaklara gitti geldi. Kitabın tarihi hakkında bilmediğim şeyler öğrendim: papirüs ile parşömeni, onun öncesinde hüküm süren ve binlerce sene evvelinden günümüze ulaşan taş kitabeleri, matbaanın keşfi ile kitap çoğaltımının hız kazanması, el yazması eserlerin kıymeti vs... 

Öğrendiğim bir olay karşısında ise hayrete düşmekten kendimi alamadım: Abbasi Halife'lerinden Halife Memun ve Harun Reşid'in savaşlardan sonra tazminat olarak kitap isteme hadiseleri. Bu olay o devirde kitaba verilen kıymeti göstermesi açısından ibretlik. Harun Reşid Ankara civarında yapılan bir savaş neticesinde mağlup Bizans’tan tazminat olarak kitap ister. Çünkü, bilir ki kitap hazinelerin en büyüdüğüdür.
İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’den (a.s.) başlayarak insanlığa gönderilen peygamberler vasıtasıyla bizlere ilimler öğretilmişti. İnsanoğlu bilip öğrendiklerini kaybolmasın diye yazıya geçirdi. Zannettiğimizden daha uzun olan kitabın tarihi böylece başladı. İnsanoğlunun kendini ifade edebilmek için yazdığı kitap, şüphesiz ilk halinden günümüze dek büyük değişimler geçirdi.
Kâğıdın icadından evvel Sümer, Asur ve Hititler’de kil tabletler üzerine, Mısır’da papirüslere, Anadolu’da parşömenlere ve nihayet kâğıtlara yazıldı yazı.(Dergi tanıtımından)

Dergide başka neler var? 



İlim, irfan ve kültür merkezi olarak Beytül Hikme. Beytül Hikme; kütüphane, rasathane gibi bölümleriyle ilim ve bilim merkezi niteliğinde bir yapı. Bilim, sanat, kültür alanında çok hizmetleri olan, tarihi bir kurum.

Osmanlı maliyesinde kullanılan sıradışı, gizli ve özel yazı sistemi. Bu yazıyı okuyabilmek için Osmanlıca bilmek yeterli değil, özel uzmanlık istiyor.


Hasankeyf'in 100 sene evveline ait fotoğrafları. Bu bölüm de ilgimi çeken bölümlerden. Mardin'de askerlik yaptığım dönemde Hasankeyf’i bir kaç defa gezip görme fırsatım oldu. Hala gözümde canlanan Hasankeyf’i, bin sene evvelki haliyle görmek güzeldi. Hasankeyf hakkında yazdığım yazı ve fotoğraflar için buraya tıklayabilirsiniz.

Kitaplar... Samimi bir dost, dert ortağı, muhabbet erbabı... Kitaba sevdalı biri olarak bu hafta 'Kitabın Tarihi' hakkında kısa ...

Şehitlerin İzinde Yürümek: Sarıkamış


‘Sarıkamış’ta deli rüzgarlar eser. Zemherinin kör ayazında yürekler Allah-ü Ekber nidalarıyla inletir karlı dağları... Beyaz dağların, gri göklerin sükutu, deli rüzgarların uğultusu arasında dev gibi çamların yeşilliği tek hayat belirtisidir. Düşe kalka, bata çıka, soğuk havaya meydan okurcasına yürümektedir Osmanlı askerleri. Kimisi aç, kimisi yorgun, kimisi soğuktan bitap; düşman askerine kılıç sallamanın, Sarıkamış'tan düşmanı kovmanın hayal ve heyecanı ile coşkuyla yol almaktadırlar. Lakin soğuk hava, zemheri soğuğu müsade etmez bu yiğitlere... Neticede onbinlerce can soğuk havanın, karla kaplı Allah-ü Ekber Dağları’nın koynunda şehadet şerbetini içer.’
Sarıkamış Faciasının 102. sene-i devriyesinde Kars Valiliği çeşitli programlar tertip etti. Bu programlardan biri de #TürkiyeŞehitleriyleYürüyor sloganıyla onbinlerin katılımı ile gerçekleştirilen Sarıkamış Yürüyüşü.

Öğrencilerimizle beraber Sarıkamış Şehitlerinin izinde yürüyüşe katıldık. Türkiye'nin çeşitli yerlerinden onbinlerin katılımıyla gerçekleştirilen yürüyüş görmeye değerdi. Ayyıldızlı bayraklar beyaz örtüyü süslerken, Ayyıldız bereli onbinlerce insan hepimiz Mehmed’iz, hepimiz Mehmetçiğiz mesajıyla biz buradayız diyordu. Ellerde bayraklar, dillerde memleket türküleri, gönüllerde vatan aşkı kilometrelerce yürüdük…

Allah'ü Ekber Dağlarının eteklerinde şehitlerin izinde yürüdük. Şehitlerimizin hatırasını yad etmek, onların yaşadığı durumları idrak edebilmek, Allah-ü Ekber Dağları’nın sert ayazını hissedebilmek maksadıyla toplanan onbinlerce insan.

Mevsim şartlarına göre Sarıkamış için sıcak sayılabilecek bir havada gerçekleşti yürüyüş. (Hava sıcak dediğime bakıp aldanmayın, gene -10, -15'lerdeydi hava sıcaklığı, belki daha fazla) Hava çok soğuk olmasa da, atkımız, beremiz, montumuz üstümüz kışlık giyeceklerle sarılı olsa da, yürüdüğümüz yer kardan temizlenmiş olsa da zorlandığımız zamanlar oldu: üşüdük, yorulduk, kaydık, düştük. Biz bu imkanlarda, bu havada bu olumsuzlukları yaşadıysak bir asır evvelinin yiğitleri ne derece zorlanmışlardır? Kimbilir?


‘Sarıkamış’ta deli rüzgarlar eser. Zemherinin kör ayazında yürekler Allah-ü Ekber nidalarıyla inletir karlı dağları... Beyaz dağların, ...

Bloggerde Bir Sene



Herkese merhabalar… 

Acaba nasıl olur?’ sorusu zihnimi meşgul ederek adım attığım blogger dünyasında bir seneyi tamamladım. 2016’nın ilk günlerinde biraz tedirgin, biraz acemice bir hal içerisinde blogumu kurdum ve ilk yayınımı paylaştım. İlk yayınımı görmek isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz.

Blogdaki ilk günlerimde özellikle teknik konularda yaşadığım problemlerin ümidimi kırdığı zamanlar oldu. 4 ay gibi bir süre blogumu kendi haline bıraktım: yazı eklemedimi takip etmedim vs. Sonraları, bir şeyler yazma isteğinin ihtiyaca dönüştüğü günler yaşadım. Döndüm yeniden blogda yazmaya. Bu defa daha istekli, daha araştırmacı olarak işe koyulduğum için problemleri çözmek daha kolay oldu.

Blogdaki ilk devrelerim daha çok deneme mahiyetinde geçti. Bugüne kadar süregelen ikinci devrede ise blog dünyasında bloga, insanlara, hayata dair yeni şeyler öğrenerek; blog dünyasına gerçekten adım attım.  Tabi bu süre zarfında da kişisel yoğunlukluklarımdan dolayı bloggerden uzak kaldığım zamanlar oldu.

İkinci devre günlerimde yeni bloglar keşfederek, yeni insanlar tanıyarak, yeni yazılar yazarak yolculuğa devam ettim. Keşfettiğim bloglar vesilesi ile yeni şeyler öğrendim, olaylara bakış açımı sorguladım. Hayat ve hayatım üzerine düşündüm. 

Neticede bugünlerdeyim.

Baktığım zaman insan ve hayata dair hala öğreneceğim çok şey var. Blog hususunda hala acemiliklerim var. Biraz acemi, biraz meraklı, biraz yorgun blogda yazmaya devam ediyorum. 


Bloggerde bir seneyi tamam ettiğim şu günlerde blog temamı güncelledim. Belki eskisi daha iyiydi ama ara ara yenilenmek de lazım. Bazı zamanlarda değişiklik iyidir değil mi?

Herkese merhabalar…  ‘ Acaba nasıl olur?’ sorusu zihnimi meşgul ederek adım attığım blogger dünyasında bir seneyi tamamladım. 2016...