Bilgi Cahilliği Nedir? İktibas#24

İnsanların olmayan şeyleri olmuş gibi, yapılmayan şeyleri yapılmış gibi anlatmalarını hayretle karşılıyor, bu durumun medyadan yanlış bilgi edinme olduğunu biliyordum. Fakat bu duruma bir isimlendirme/tanımlama yapmakta zorluk yaşadığım dönemler oldu. Ayrıca bu durumu izah etmek de zor oluyordu. Kısaca algı yönetimi deyip geçiyordum. Bugünlerde okuduğum kitapta bilgi cahilliği kavramını gördükten sonra bu durumu anlamam daha kolaylaştı. Bu durum bilgi cahilliği olarak tanımlanabilirdi. Bilgi cahilliği; kısaca bilginin arkasına saklanarak cahilliği örtme durumu. Hatta kişi cahilliğinin farkında bile olmayabilir. Mesela; ana haber bülteninin şok haberler kısmında bir fotoğraf karesi gösterilir. Fotoğrafta oturan iki kişi vardır: bir arada bulunma amaçları, nerede oldukları, ne konuştukları bilinemediği halde o haberi izleyen bilgi cahili insanların çoğu olayı bildiği hissine kapılmaktadır. Halbuki fotoğrafı kırpıp ekrana koyan muhabir ne söyledi ise izleyenler de onu duymaktadır. Burada fotoğraf karesinin arka planını düşünen, fotoğraftaki kişilerin fikri yapılarını sorgulayan, muhabirin söylediklerinin doğruluğunu araştıran kişiler olabileceği gibi bu zahmete girişmeyen kişiler de olacaktır. İşte bu zahmete katlanmayan kişilerin durumu bilgi cahilliği olarak ifade edilebilir. Televizyonun ve son yıllarda sosyal medyanın etkisinin artması ile bilgi cahili insanların oranı da artmaktadır. Öyle ki, herhangi bir kişinin 1 saatlik konuşmasında 10 saniyelik kesiti alıp o kişiyi kahraman zannetmek yada tam tersi hükme varmak mümkün. Cehaletini yenenler ise 1 saatlik konuşmayı dinler, konuşanın fikri yapısını göz önüne alır, hükmü ona göre verir.


Bir kareye bakarak olayları bilmenin mümkün olmadığını zannetmeye yukardaki görseller misal olabilir. Birinci resim ve benzerleri zaman zaman gündeme geliyor. Bu kare gösterilerek Amerika başkanının kendinden emin duruşunun yanında Ecevit'in güvensiz duruşu olduğu söyleniyor. Ancak ikinci görselde arkadaki bayan tarafından çekilen resim elimizde olsa muhtemelen bu yorumun tersi torumlar yapılabilir. Yani bir anın öncesini, sonrasını bilmeden anı değerlendirmek mümkün değildir. Herhangi bir an geçmişten etkilendiği gibi geleceği de etkileyecektir.

Gelelim haftalık iktibasımıza:

'Ancak asıl bilgi cahilliğinin dönemi gazeteden daha sonra başladı. Asıl bilgi cahilliği görsel medyanın, yani televizyonun, ilk defa hayata girmesiyle başladı. Çünkü gazete döneminde bilgi, az da olsa yazarlar ve editörlerin süzgecinden geçiriliyordu. Ancak televizyonda bunu yapmak mümkün olmadı. Neil Postman’ın, Öldüren Eğlence kitabında ‘Televizyonda gösterilen şeyler, özleri korunmuş olsun olmasın, oldukları halden başka bir şeye çevrilmiştir’, tespiti bilgi ile cehalet arasındaki ilişkiyi analiz etmemiz için önemlidir. Bilgi bir süzgeçten geçirilmeden ekranlara aktarıldığı gibi artık onun söze ve görüntüye aktarılma süreci de gerçekleştiği bir dönemdir televizyon dönemi.' Sizi Medyanın Elinden Kurtaracak Kitap & TV'siz Evler, Harun Özdemir, Syf-119.
2018 © Arif Öztürk

İnsanların olmayan şeyleri olmuş gibi, yapılmayan şeyleri yapılmış gibi anlatmalarını hayretle karşılıyor, bu durumun medyadan yanlış bilg...

Çocuk Kalbi-Edmondo de Amicis I KitapYorum(20)


Dünyanın en faydalı çocuk kitabı hangisidir? Bu soruya verilen cevap kişiden kişiye göre değişecektir. Benim favorilerim arasında Küçük Prens başı çekiyor. Küçük Prens’in yanısıra ilk defa bugünlerde okuyup bitirdiğim Çocuk Kalbi’nin de faydalı çocuk kitaplarından biri olduğunu söyleyebilirim. (Kitap okumaya lise yıllarında başlamış biri olarak Çocuk Kalbi’ni okumakta hayli gecikmişim. Bu kitabı çocukluğumda okumuş olmak isterdim.) Bir eğitim öğretim yılının hikayesi olan kitap; bir çocuğun gözünden hayatın akışını göstermesi ile, öğretmenin verdiği aylık hikayeler ile, anne-babanın verdiği hayatı anlamlandıran öğütleri ile okunmaya değer bir kitap.

Özet ve Değerlendirme

Enrico üçüncü sınıfa giden bir öğrencidir. Okulda, evde ve diğer yaşam alanlarında yaşadıklarını, gördüklerini günlüğüne aktarır. Kitap bu günlüklerden oluşuyor. Okulun ilk günü ile başlayıp okulun son günü arasında süren Enrico’nun eğitim öğretim serüvenine okuyucu da dahil oluyor. Bu serüvende anne babasının Enrico’ya verdiği hayat dolu öğütler günlükler arasında yerini almış. Enrico özelinde tüm çocuklara ve yetişkinlere hayata dair anlamlı mesajlar var. Bu mesajlardan birini şurada yazmıştım: Alın Teri Kir Değildir!  Eğitimin ayrılmaz bir parçası olan hikayeler de yer var kitapta. Her ayın bir hikayesi var ve öğretmen her ay ibretlik bir hikaye anlatıyor öğrencilerine. Söz uçar yazı kalır kabilinden anlatmakla kalmıyor, not aldırıyor hikayeyi. 

Enrico’nungünlükleri ile; fakir ve zengin, çalışkan ve tembel, mütevazi ve kibirli, işçi ve işveren, şehirli ve köylü her türden insanı bir çatı altında toplayan okulu görüyoruz. Farklı hayatlara açılan penceremiz oluyor günlükler, farklı hayatların okuldaki yansımalarını, Enrico’nun bu farklılıklar karşısında hissettiklerini görüyoruz. Kitabın ismi en çok bu noktada anlamlı hale geliyor: Enrico’nun nezdinde bir çocuğun kalbini görüyoruz. Hasta olduğu için okula yaşıtlarından geç başlayan bir öğrencinin dünyasını, zengin ve kibirli bir ailenin çocuğu olarak başkalarını hor gören bir öğrenciyi, kısıtlı imkanlar içinde gayret gösteren bir öğrenciyi ve daha fazlasını; bu durumlar karşısında Enrico’nun hislerini öğreniyoruz.

Kitabın önemli kısımlarından birini de annesinin ve çoğunlukla babasının Enrico’ya öğütleri teşkil ediyor. Bu öğütler ile Enrico saygıyı, sevgiyi, merhameti, azmi, mücadeleyi anlatıyor. Enrico’nun kalbine dokunacak, hayatını etkileyecek türden bu öğütler kitabın güzelliklerinden.

Kitapta Sevdiğim Noktalar…

Kitapta en sevdiğim yerler aylık hikayeler kısmı idi. Burada hikayeyi öğrencilere vatan sevgisi, azim ve çalışkanlık, saygı ve hoşgörü, anne babaya hürmet gibi değerlerimizi aşılayabileceğimiz etkili bir yöntem olarak görüyoruz. Ahlak eğitiminde hikayenin çok önemli olduğunu düşünen biri olarak kitapta yer alan bu kısmı çok sevdim.

Kitapları Neleri Sevmedim?

Baba Enrico’ya öğüt verirken, bazen kıyaslama yapıyor. Diğer arkadaşları ile kıyaslıyor. Kitaba dair sevmediğim tek nokta bu kıyaslamalar oldu. Çünkü, böyle bir kıyaslama durumunda çocuk savunmaya geçme, kendini kapatma ihtimali yüksek olacaktır. Bu da öğüdün tesirini azaltacaktır.


2018 © Arif Öztürk

Dünyanın en faydalı çocuk kitabı hangisidir? Bu soruya verilen cevap kişiden kişiye göre değişecektir. Benim favorilerim arasında Küçük ...

Yalan Haberlerden Nasıl Korunulur?


Yalan Haber Nasıl Üretilir? Yalan Haber Nasıl Yayılır? başlıklı yazıda yalan haberin ortaya çıkışı ve yayılmasının sebepleri üzerine İbn-i Haldun’un görüşlerini aktarmıştık. Bu yazı o yazının devamı niteliğinde. İbn-i Haldun’a göre bir haberin doğruluğunu anlamak için altı yöntem kullanılabilir. Bunlar:

Tahkik ve tetkik: Medyadan gelen bütün haberler tenkidi(eleştirel) bir anlayışla ele alınmalı, vakaları belirli metodlar çerçevesinde kritiği tabi tutmalıdır. 
Birden çok kaynaktan sağlama yapmak: Okunan haber önemseniyorsa kanaat geliştirmek için bir kaynak yerine bir kaç kaynağa müracaat edilmelidir. Safsata ya da hatalardan korunmak için bu gereklidir. Olayları değerlendirme kabiliyeti geliştirmek için kronoloji, coğrafya, arkeoloji, sosyoloji ve antropoloji gibi yardımcı disiplinler hususunda da entelektüel birikim sahibi olmayı olmaya gayret edilmelidir. (Burada şuna dikkat etmek lazım, okunan haber önemsenmiyorsa bile kişinin iç dünyasını etkileyerek, tutumlarında değişikliğe sebep olabilir. ‘Hımm, demek öyleymiş’ deyip geçtiğiniz önemsiz bir yalan haber yahut yönlendirici bir başlıkla sunulan doğru haber zihninizde işleme tabi tutulur. Bu işlem sizin tutumlarınızda değişikliğe sebep olabilir. Kritiğe tabi tutulup gerçekliği tespit edilmeyen her bilgi aynı etkiyi oluşturabilir.)
Belgelere önem verilmesi: Bazen haberler abartılı ve dedikodu mahsulü olabilmektedir. Bunun sebebi çoğunlukla abartılı şeylere nefsin ve insanların düşkünlüğüdür. Bir haberi doğru kabul etmeden veya yayılmasına vesile olmadan, o hususta sahih belgeler olup olmadığı araştırılmalıdır. 
Mukayese: Haberin doğruluğunu anlamanın usüllerinden biri de mukayese metodudur. Diğer metodların yanında bu usülle de haberleri irdelemek lazımdır. 
Derin görüşlülük: Haberleri idrak ve derin görüşlülüğün hakemliğiyle incelemek gerekir. Bu da okuma yönü, kabiliyeti, istidat nispetince mümkün olur.
Tenkit(Eleştiri): Yalan haberleri ortaya çıkarmadaki başka ölçü de tenkit metodudur. İnsanın kendine ulaşan haberleri herhangi bir değerlendirmeye tabi tutmadan kabul etmesi ve aktarması uydurma haberlerin yayılmasının sebeplerinden birisidir. 

Not: Bu yazı İnsan ve Hayat Dergisi Temmuz 2018 sayısından alınmıştır. Parantez içerisindeki yazılar benim yorumumdur. 
2018 © Arif Öztürk

Yalan Haber Nasıl Üretilir? Yalan Haber Nasıl Yayılır? başlıklı yazıda yalan haberin ortaya çıkışı ve yayılmasının sebepleri üzerine İ...

Alın Teri Kir Değildir! İktibas#23


Kimseyi hor görmemeli şu hayatta:
boyacıyı, hurdacıyı, madenciyi, tamirciyi..
Varsın ellerimiz kirlensin, gönlümüz kirlenceğine,
Varsın ellerimiz nasırlaşsın, kalbimiz katılaşacağına,
Varsın kömür karası olsun yüzümüz,  kararacağına

Kitabımızın kahramanı Enrico. Bir gün sınıf arkadaşı olan bir işçi çocuğu evlerine gelir. İmkanları kısıtlı olan işçi çocuğu babasının boya ve toz olmuş kıyafetlerini giymiştir.  Kanepeye çocuğun kıyafetindeki tozlar bulaşır. Çocuğun yanında kanepeyi temizlemek isteyen Enrico babasının uyarısı ile yaptığı şeyden vazgeçer.
Üçüncü sınıfa giden Enrico, arkadaşı gittikten sonra hayata dair önemli bir şey öğrenir: alın terinin kir olmadığını. Babasının aşağıdaki sözleri ile hem bunu öğrenir hem de art niyet düşünmeden yapılan iyi hareketlerin de karşıdaki kişiyi kötü duruma düşürebileceğini görmüş olur. 

'Sevgili oğlum, kanepeyi silmeni neden istemedim, biliyor musun? Çünkü kanepeyi arkadaşının yanında silmek, kanepeyi kirlettiği için arkadaşını bir nevi azarlamak gibiydi Ve bu uygun düşmezdi çünkü -her şeyden önce- arkadaşın bunu kasıtlı yapmamıştı, üstelik babasının çalışırken alçıya bulanmış kıyafetlerini giyinmişti ve çalışmak izi kir değildir. Çalışmak insanı kirletmez. İşten dönen bir işçiye asla ‘pis’ deme. ‘Kıyafetinde işinin, emeğinin izi var’ de. Hatırla bunu. Ve küçük duvarcıyı sev, onu öcelikle arkadaşın olduğu için, sonra da işçi evladı olduğu için sev.' BABAN Çocuk Kalbi, Edmondo de Amicis, syf-61


2018 © Arif Öztürk

Kimseyi hor görmemeli şu hayatta: boyacıyı, hurdacıyı, madenciyi, tamirciyi.. Varsın ellerimiz kirlensin, gönlümüz kirlenceğine, Vars...

Yalan Haber Nasıl Üretilir? Yalan Haber Nasıl Yayılır?


Yalan haberlere muhatap olmayanımız yok. Hemen her gün yalan haberlere muhatap oluyoruz. Yalan ve doğru her haberin sosyal medyada hızla yayılması ile birçoğumuz anında yalan habere muhatap oluyoruz. Haberin gerçekliğini sorgulamadığımızda yalan haberi gerçek zannediyoruz. Bu yüzden haberin doğruluğunu teyit etmek önemli.

Peki yalan haber üretimi ne zamandan beri var? Bunu tespit etmek mümkün olmasa da insanın olduğu tüm çağlarda yalan haberin yayıldığını düşünüyorum. İnsan ve Hayat Dergisi’nin Temmuz 2018 sayısını okurken yalan haber üzerine bir yazı ile karşılaştım. Yunus Özen Beyefendi tarafından kaleme alınan yazıda İbn-i Haldun’a göre yalan haber üretilmesinin altı sebebine de yer verilmiş. İbn-i Haldun’dan alınan bu altı yalan haber sebebi şu şekilde:
  1. Taklit: İbn-i Haldun, üç farklı haberci grubu ile ilgili tespitlerde bulunur. Birinci grup gördüklerini kaydederek anlatanlardır. İkinci grup, bu haberlere yalan yanlış eklemeler yapan ve yayan insanlardır. Üçüncü grup ise kendilerine ulaşan haberlerin doğru olup olmadığını sorgulamadan ve araştırmadan aktaran habercilerdir. Taklitçiler adını verdiği bu son grubunda ikinci grup kadar kabahati vardır. 
  2. Taraflılık: Bir görüşe karşı taraftarlığı ya da önyargısı olan haberciler, kendi görüşlerine uyan haberleri hemen doğru kabul eder, diğerlerini ise göz ardı eder ya da reddeder. (Toplulumuzda en fazla karşılaşılan sebeplerden biri bu olsa gerek. Tuttuğumuzun tarafın yanlışlarını görmek istemiyoruz)
  3. Haberin aktarıcılarına aşırı güven: Haberci, haberin kaynağına duyduğu aşırı güvenden dolayı haberi sorgulamadan doğru kabul eder ve iletir. (Bu madde ile alakalı sık geçtiğimiz aylarda sıklıkla karşılaştığım bir durum var: TV ekranlarında yetkili biri çıkıp bir kaç defa olmak üzere falanca ayda öğretmen ataması yapacağız dedi. Fakat dediği ayların hiç birinde atama yapılmadı. Ramazan Bayramı’nda memlekette atama bekleyen bir öğretmen arkadaşım bu yalan haberle alakalı soruya muhatap oldu. Adamın biri, falanca aylarda şu kadar öğretmen atandı. Sen atanamadın mı, diye dordu. Arkadaşım o aylarda öğretmen alımı yapılmadığını söyledi. Soruyu soran adam TV’de duyduğu haberlerin doğruluğuna o kadar inanmıştı ki, arkadaşım ve ben durumu anlattık. Adam ne kadar anladı orası malum.)
  4. Habere olan aşırı güven: Haberlere yalan karışmasının sebeplerinden bir diğeri ise habere habere aşırı güvenmek, diğer metotlar çerçevesinde haberin doğru olup olmadığını kontrol etmemektir. 
  5. Haberdeki inceliği anlayamamak: İbn-i Haldun’un üzerinde durduğu bir diğer konu; aktarıcı durumunda olan olan kişinin ulaşmış olduğu haberleri anlayıp yorumlayabilme ve haberdeki inceliği ortaya çıkarabilme yeteneğidir. Haberci, bilgi ve kapasitesi ile olayın ilk andaki görüntüsü ve ilk algılanandan farklı boyutlarını görebilmeli ve ona göre yorum yapabilmelidir. 
  6. İnsani zaaflar: İbn-i Haldun haberlere yalan girme konusunda insanların bazı olumsuz taraflarının olduğuna dikkat çeker. Mal, makam, para vb. dünyalık şeyleri elde etmek için ortaya konan tutum ve davranışlar bunlardan birisidir. Ona göre her toplumda zengin, itibar sahibi, yönetici, hükümdar veya makam sahibi kişilerin yanı sıra dalkavuk insanlarda bulunur. Bu tür insanlar yüksek rütbe sahipleriyle çeşitli yollarla dostluk kurarlar. Bunu yaparken de makam sahiplerinin kötü yönlerini dile getirmez, onları överek sadece iyi yönlerini ön plana çıkarırlar. Bir nevi yalan haberci olurlar. 
Not: Bu yazı İnsan ve Hayat Dergisi Temmuz 2018 sayısından alınmıştır. Parantez içerisindeki yazılar benim yorumumdur. 

2018 © Arif Öztürk

Yalan haberlere muhatap olmayanımız yok. Hemen her gün yalan haberlere muhatap oluyoruz. Yalan ve doğru her haberin sosyal medyada hızl...

İdam Tartışmaları Ne Durumda? İdam Gelecek mi? Gelmeyecek mi?


Zaytung facebook sayfasından aldım bu görseli. İdam tartışmalarını gündeme getiren olaylar üzücü olsa da senenin bazı dönemlerinde idamın tekrar tekrar gündeme gelmesi ve sonra unutulması düşündürüyor insanı. Üniversitede okuduğum dönemde bir kitaptan şöyle bir not almışım: 'Ah! Ah! Konuştukça üzülüyorum.Unutkanlık var benim milletimde. Dünü hemen unutuverir. Bir de alışkanlık... Alıştıra alıştıra verince her türlü zehri kabullenir. Çok büyük de sabrı var. Bıçak kemiğe dayanmadan harekete geçmez'. Kitabın ismini hatırlamıyorum. 
Hakikaten unutkanlık var milletimizde. Bilhassa siyasal-toplumsal meselelerde dün olanları hemen unutuyoruz. 15 Temmuz Darbesi olaylarının sonrasında halk yoğun bir şekilde idam tartışmalarını başlatmıştı. Hatta, siyasiler de tartışmaya dahil olarak ortamı kızıştıran bir tablo sunuyorlardı. Aradan biraz zaman geçti, unutuldu gitti. Daha sonra taciz, tecavüz haberleri gündeme geldi. Yeniden idam lafı ortaya atıldı. Unutuldu. Tekrar taciz, tecavüz olayları gündeme geldi. İdam tartışması yapıldı. Unutuldu. Son olarak 2018'in ilk aylarında istenmeyen haberler gündeme geldi. İdam tartışıldı. Tekrar unutuldu. Bugünlerde gene medyanın gündemini idam tartışmaları meşgul ediyor. Benim düşünceme göre idam gelmeyecek. Çünkü idamı kaldıran mevcut hükumet idi. Tekrar geri getirmeyecektir. 
İdamın gelmesi bazı açılardan beni endişelendiriyor: Birincisi, adalet sisteminde tam oturmamış şeyler var. Suçlu bulup idam edilen kişinin bir süre sonra suçsuz olduğu anlaşılabilir. Bunun emsallerini 100 senlik Cumhuriyet tarihinde ziyadesiyle görüyoruz. Bir suçtan kesin olarak hüküm yiyen bir kimse seneler sonra temize çıkabiliyor. Hukuki olarak bazı eksikliklerimiz var yani. İkincisi idamın çözüm olup olmayacağı meselesi. Bu mesele hakkında 3 Adımda Cinsellik ve Şiddet Olaylarına Çözüm-1 ve 3 Adımda Cinsellik ve Şiddet Olaylarına Çözüm-2 başlıklı yazılarımda düşüncelerimi ifade etmiştim. Ocak-Şubat ayında idam tartışmalarının olduğu günlerde yazmıştım bu iki yazıyı. Taciz, tecavüz ve şiddet olaylarının sebebi nedir? İdam geldiği zaman bu sebepler ortadan kalkacak mıdır? Bu sebepler ortadan kalkmadıkça bu tür olayların önüne geçilecek midir? Üçüncüsü, idamın temel amacı adaletin tesisini sağlamak, suç oranlarını azaltmak olarak ifade ediliyor. Birinci maddedeki durumdan dolayı adaletin sağlanıp sağlanmayacağı endişesi var olacak gibi gözüküyor. Amacın suç oranlarını azaltmak kısmı ise muhtelif tedbirler almak suretiyle de sağlanabilir. Yahut bu suçlara iten sebepler ortadan kalkmadığı takdirde suç oranlarının azaltılması amacına ulaşmak mümkün gözükmüyor. 
Burada İslam'da idamın varlığı tartışması akla geliyor. Bazı tanıdıkların 'İslam'da idam var. Niye uygulamayalım.' şeklinde yorumlarına şahit oluyorum. Doğru İslam'da idam var. Fakat İslam idamdan ibaret değil. İslamiyet kurallarının hiç birine uymayıp İslam'da var düşüncesiyle idamı uygulamak İslamiyet anlayışı ile ne kadar bağdaşır. İslamiyet hayatın her alanına hitap eden bir dindir. Tam manasıyla İslamiyet kuralları uygulanırsa idam da uygulanabilir. 
İdamın gelip gelmemesi hususunda net bir yorum beyan etmiyorum. Yorum beyan edebilmek için mesele hakkında etraflıca bilgi sahibi olmak lazım. Meselenin psikolojik, sosyolojik, hukuki, dini vb. boyutlarını bilmeden gelsin/gelmesin yorumu yapmayı doğru bulmuyorum. Kendi alanım ve bilgim dahilinde bu olayı değerlendirdim. İdamın gelip gelmemesi hususunda karar verecek kişilerinde bu alanlarda bilgili olması gerektiğini düşünüyorum. Kişinin siyasetçi olması, meclise girmiş olması bu meseleleri bildiği anlamına gelmez. Yemin törenlerinde görüyoruz vekillerin halini: önlerine verilen yemin metnini okumakta zorlananlar bile var aralarında. Kişinin ünlü olması da bu meseleleri bildiği anlamına gelmez. Geçen bir yerde denk geldim. Ünlü bir kadın -çok fazla takip etmediğim için adını yeni duydum, ünlüymüş- idamın gelsin/gelmesin şeklinde görüşünü şiddetle savunuyor. Savunmak bir yana ahkam kesiyor. Kadının özgeçmişine de baktıktan sonra kadın hakkındaki yorumum: gündeme gelmek için bu konuda ahkam kesiyor. Ne siyasetçi, ne şöhret sahibi kişiler. Bu tür meselelerde bilir kişiler karar verici olmalıdır.

Son söz: Ülkenin problemlerine siyasilerden çözüm beklemek boşuna. Mevcut problemleri problem alanına ilişkin ilim/bilim adamları çözebilir Allah'ın izniyle. 


2018 © Arif Öztürk

Zaytung facebook sayfasından aldım bu görseli. İdam tartışmalarını gündeme getiren olaylar üzücü olsa da senenin bazı dönemlerinde idamı...

Kim İçin, Ne İçin Yazıyorsunuz? İktibas#22


Yazarken bazen endişeye kapılıyordum: Yazdıklarımı okuyanlar beğenecek mi, acaba? Blogumun ilk günlerinde bu endişe fazla olsa da şimdi neredeyse hiç endişem yok. Yazdıklarımı beğenenler olabileceği gibi beğenmeyenler de olacaktır. Bu normal bir durum.
Kim için yazıyorum? İlk önce kendim için. Yazmayı sevdiğim için. Düşüncelerimi yazıya geçirmeyi sevdiğim için. Blogumda paylaşmasam da yazıyorum. Bir yerlerde duruyorlar. İkinci olarak paylaşmak için yazıyorum. Hem düşüncelerimi paylaşmak, hem de bilgi sahibi olduğum bazı konularda okuyucuya bilgi vermek. Bu yolla bildiklerimi/öğrendiklerimi de pekiştiriyorum farkında olmadan. 
William Zinsser'in aşağıya aldığım satırları kitap yazma uğraşı veren kişilere yönelik tavsiyeler olsa da biz blog yazarlarına da hitap ediyor şüphesiz: 
'Kim için yazıyorum?'
Bu esaslı bir sorundur ve esaslı bir cevabı vardır: Kendiniz için yazıyorsunuz. Büyük okuyucu kitlesini gözünüzde canlandırmaya çalışmayın. Böyle bir kitle yok-her okuyucu farklı bir kişidir. Editörlerin ne tür şeyler istediğini ya da insanların ne okumak havasında olduklarını düşünmeyin. Editörler ve okuyucular okumaya başlamadan ne okumak istediklerini bilmezler. Ayrıca sürekli yeni şeyler ararlar.
Bir espri yapmak istediğinizde okuyucunun bunu anlayıp anlamayacağını düşünmeyin. Yazarken hoşunuza gidiyorsa yazın. İlk olarak kendinizi memnun etmek için yazıyorsunuz ve siz zevk alıyorsanız uğurlarına yazmaya değer okuyucular da ondan zevk alacaktır. İyi Yazmak Üzerine - William Zinsser, syf-39.
2018 © Arif Öztürk

Yazarken bazen endişeye kapılıyordum: Yazdıklarımı okuyanlar beğenecek mi, acaba? Blogumun ilk günlerinde bu endişe fazla olsa da şimdi...

TavsiyeKitap: Dikkat Vücudunuz Konuşuyor (7)



Dikkat Vücudunuz Konuşuyor / Türkiye'de Beden Dili İş Yaşamı ve Renkler
Ahmet Şerif Uzgören
Elma Yayınevi
212 sayfa

Arka kapaktan; 
"Yatağa uzanırken uykunuzu getirsin diye elinize aldığınız bir kitabın bütün gece sizi uyutmadığı oldu mu? Dikkat Vücudunuz Konuşuyor böyle bir kitap."
- Dr. Öner Göv

"Yıllardır yerli yabancı uzmanların verdiği üst düzey bir çok eğitim programına katıldım, bu kadar etkileyici bir seminerle karşılaşmadığımı rahatlıkla söyleyebilirim."
- Atilla Okumuş
Jumbo Genel Müdürü

Vücudumuz neler söylüyor? Duruşumuz, hareketlerimiz ne anlama geliyor, karşımızdaki kişiyi nasıl etkiliyor? Bu sorulara cevap bulabileceğiniz bir kitap, Dikkat Vücudunuz Konuşuyor. Bilhassa iş dünyasında ve siyasi mecrada bu etkinin nasıl kullanıldığını görmek mümkün. Kitap vücut dili alanına giriş niteliğinde olsa da hemen her şeyi içinde barındıran bir niteliğe sahip. Ayrıca kitap iade garantili olarak satışa sunulmuş. 
Giriş ve son söz bölümünü çıkardığımızda kitap 7 bölümden oluşuyor. 1. Bölüm bölgeler ve hakimiyet alanlarını hayatın içinden misallerle anlatıyor. Özel, kişisel, sosyal ve genel iletişim bölgeleri ile araba, ev, masa vb. hakimiyet alanları bu bölümün içerisinde. Mesela yazar asansör, metro gibi ortamlarda somurtan yüzlerin sebebinin özel alanın ihlaliyle alakalı olabileceğini söylüyor. Aynı şekilde apartmanlarda insanların hakimiyet alanı kısıtlandığı için daha gergin olabileceğimiz görüşü de var.
İkinci bölüm ‘Ellerin Verdiği Mesajlar’ı ele alıyor. Elin konumları, el sıkma türleri, elin anlattıkları bu bölümün konu başlıkları arasında. El sıkma türünün karşıdaki kişiye verdiği bilinçdışı mesaj, el hareketlerinden yalan vb. tespitler yapmanın mümkünlüğünü görüyorsunuz.
Üçüncü Bölüm ’Savunma’ başlığıyla kol ve abacakların genel duruşunu açıklıyor. Kol kavuşturmanın iletişimde kapalılık anlamına geldiği, gizli kol kavuşturma hareketinin tespit edilmesi, bacak bacak üstüne atmanın verdiği mesajlar ve daha fazlası bu bölümde.
Dördüncü Bölüm ‘Gözler, Bakışlar ve Başın Kullanımı’ hakkında. Kişinin bakışına göre ilgili, eleştirel, ilgisiz olup olmadığını anlamak; iletişimin devam edip etmeyeceğini tespit etmek gibi konularda anektodlar bu bölümde yer alıyor.
Beşinci Bölüm ‘Makam Odaları, İş Dünyası, Güç Oyunları’ başlığını taşıyor. İş dünyası ve algı yönetimi ele alındığında önemli gördüğüm bölümlerden biri bu bölüm. Yazarın şu tespitine de aynen katılıyorum: ‘’Küçükken bir şeyden saklanmak istediğimizde, kendimiz rahat hissetmediğimizde, yaramazlık yaptığımızda kanepenin, koltuğun veya bir masanın arkasına saklanırız. Biraz daha büyüyüp yaramazlıklar artıp yolsuzluklara dönüştüğünde meclis çatısı altına saklanmak en mantıklısıdır. Orada kendimizi daha rahat ve güvende hissederiz.’
Altıncı Bölüm ‘Aynalama, Flört, Yalan’ başlığını taşıyor. Aynalama’dan kasıt, karşıdakinin hareketlerini taklit ile ya da sevdiği hareketi yapmak sureti ile olumlu bir bağ kurmak. Karşıdaki kişinin olumlu duygular geliştirmesini sağlamak. Aynalama konusu daha önce üzerinde hiç durmadığım bir konuydu. Gördüm ki bu konu da önemliymiş. Yalan konusunda ise yalanın tespitinde vücut hareketlerinin etkisi anlatılıyor.
Yedinci ve Sekizinci Bölümler sırasıyla, vücudumuzun beyne ve duygularımıza olan etkileri ile, renklerin iş yaşamındaki kullanımını anlatıyor. Bilerek/bilmeyerek yaptığımız hareketler beynimizi etkiliyor, bu da duygularımızı etkiliyor. Egzersizin olumlu duyguları artırmasında olduğu gibi bazı hareketlerde olumsuz duyguları artırabiliyor.
Kitaba başlarken ve bitirirken yazarın vurguladığı bir nokta var: Kitapta anlatılan şeyleri bilin, ancak doğal davranmaya devam edin. Bu bilgiler size karşı kullanılırsa ona göre tedbir alırsınız. Gerçekten de doğal davranmak iletişimin en önemli noktadır. Şu kuralı öğrendim, şöyle bir kural varmış diyerek yapay davranmaya gerek yok.



2018 © Arif Öztürk

Dikkat Vücudunuz Konuşuyor / Türkiye'de Beden Dili İş Yaşamı ve Renkler Ahmet Şerif Uzgören Elma Yayınevi 212 sayfa Ar...

Haziran Ayında Neler Okudum? 2018


Yazın gelmesiyle hareketlilik başladı. Düğünler, nişanlar derken son günlerde biraz yoğunluk yaşadım. Bu anlamda Haziran Ayı yoğun geçti. Blogda çok fazla bulunamadığım gibi, kitap okumak için de vaktim kısıtlıydı. Haziran’da ancak üç kitap okuyabildim:

Mikro İfadeler: Li to Me - Dizi başlıklı yazımda mikro ifadeler konusunda okuma yapmak istediğimi söylemiştim. Yaptığım kısa araştırmalar neticesinde Oğuz Benlioğlu’nun bu kitabının bu alana ilişkin ideal kitaplardan biri olduğunu gördüm. Duygular yüzde nasıl etki eder? Yalanı nasıl anlayabiliriz? Bu tür sorulara bilimsel cevaplar bulabileceğiniz bir kitap. Meraklısına tavsiye olunur. 5/5

Mucize ve Ben: Mucize I KitapYorum(19) başlıklı yazımda değerlendirdiğim kitabın devamı niteliğinde bir kitap. Mucize’de olaylara Aggue’nin gözünden bakarken bu kitapta olaylara Aggue’nin çevresinde bulunanların gözünden bakma fırsatı bulacaksınız. Çocuğun karakter gelişiminde yetiştirme etkisini görebileceğiniz güzel bir kitap. Mucize ile bir arada okunduğunda daha anlaşılır olacaktır. 4/5

Dikkat Vücudunuz Konuşuyor: Beden Dili/Sözsüz İletişim konusuna giriş niteliğinde bir kitap. Özellikle iş dünyasında beden dilinin hangi anlamlara geldiği kültürümüzden verilen misallerle anlatılmış. Misaller oldukça açıklayıcı. İletişim kurarken farkında olmadan yaptığımız hareketler ile siyasetçilerin insanları etkilemek için kullandıkları sözsüz iletişimi merak edenler için basit bir kitap. Siyasetçilerin ustalıkla kullandıkları beden dili sayesinde ağızlarından çıkan yalanı nasıl gizledikleri hususu kitapta en beğendiğim kısımlardan. 4/5


2018 © Arif Öztürk

Yazın gelmesiyle hareketlilik başladı. Düğünler, nişanlar derken son günlerde biraz yoğunluk yaşadım. Bu anlamda Haziran Ayı yoğun geç...