Ana içeriğe atla

İdam Tartışmaları Ne Durumda? İdam Gelecek mi? Gelmeyecek mi?


Zaytung facebook sayfasından aldım bu görseli. İdam tartışmalarını gündeme getiren olaylar üzücü olsa da senenin bazı dönemlerinde idamın tekrar tekrar gündeme gelmesi ve sonra unutulması düşündürüyor insanı. Üniversitede okuduğum dönemde bir kitaptan şöyle bir not almışım: 'Ah! Ah! Konuştukça üzülüyorum.Unutkanlık var benim milletimde. Dünü hemen unutuverir. Bir de alışkanlık... Alıştıra alıştıra verince her türlü zehri kabullenir. Çok büyük de sabrı var. Bıçak kemiğe dayanmadan harekete geçmez'. Kitabın ismini hatırlamıyorum. 
Hakikaten unutkanlık var milletimizde. Bilhassa siyasal-toplumsal meselelerde dün olanları hemen unutuyoruz. 15 Temmuz Darbesi olaylarının sonrasında halk yoğun bir şekilde idam tartışmalarını başlatmıştı. Hatta, siyasiler de tartışmaya dahil olarak ortamı kızıştıran bir tablo sunuyorlardı. Aradan biraz zaman geçti, unutuldu gitti. Daha sonra taciz, tecavüz haberleri gündeme geldi. Yeniden idam lafı ortaya atıldı. Unutuldu. Tekrar taciz, tecavüz olayları gündeme geldi. İdam tartışması yapıldı. Unutuldu. Son olarak 2018'in ilk aylarında istenmeyen haberler gündeme geldi. İdam tartışıldı. Tekrar unutuldu. Bugünlerde gene medyanın gündemini idam tartışmaları meşgul ediyor. Benim düşünceme göre idam gelmeyecek. Çünkü idamı kaldıran mevcut hükumet idi. Tekrar geri getirmeyecektir. 
İdamın gelmesi bazı açılardan beni endişelendiriyor: Birincisi, adalet sisteminde tam oturmamış şeyler var. Suçlu bulup idam edilen kişinin bir süre sonra suçsuz olduğu anlaşılabilir. Bunun emsallerini 100 senlik Cumhuriyet tarihinde ziyadesiyle görüyoruz. Bir suçtan kesin olarak hüküm yiyen bir kimse seneler sonra temize çıkabiliyor. Hukuki olarak bazı eksikliklerimiz var yani. İkincisi idamın çözüm olup olmayacağı meselesi. Bu mesele hakkında 3 Adımda Cinsellik ve Şiddet Olaylarına Çözüm-1 ve 3 Adımda Cinsellik ve Şiddet Olaylarına Çözüm-2 başlıklı yazılarımda düşüncelerimi ifade etmiştim. Ocak-Şubat ayında idam tartışmalarının olduğu günlerde yazmıştım bu iki yazıyı. Taciz, tecavüz ve şiddet olaylarının sebebi nedir? İdam geldiği zaman bu sebepler ortadan kalkacak mıdır? Bu sebepler ortadan kalkmadıkça bu tür olayların önüne geçilecek midir? Üçüncüsü, idamın temel amacı adaletin tesisini sağlamak, suç oranlarını azaltmak olarak ifade ediliyor. Birinci maddedeki durumdan dolayı adaletin sağlanıp sağlanmayacağı endişesi var olacak gibi gözüküyor. Amacın suç oranlarını azaltmak kısmı ise muhtelif tedbirler almak suretiyle de sağlanabilir. Yahut bu suçlara iten sebepler ortadan kalkmadığı takdirde suç oranlarının azaltılması amacına ulaşmak mümkün gözükmüyor. 
Burada İslam'da idamın varlığı tartışması akla geliyor. Bazı tanıdıkların 'İslam'da idam var. Niye uygulamayalım.' şeklinde yorumlarına şahit oluyorum. Doğru İslam'da idam var. Fakat İslam idamdan ibaret değil. İslamiyet kurallarının hiç birine uymayıp İslam'da var düşüncesiyle idamı uygulamak İslamiyet anlayışı ile ne kadar bağdaşır. İslamiyet hayatın her alanına hitap eden bir dindir. Tam manasıyla İslamiyet kuralları uygulanırsa idam da uygulanabilir. 
İdamın gelip gelmemesi hususunda net bir yorum beyan etmiyorum. Yorum beyan edebilmek için mesele hakkında etraflıca bilgi sahibi olmak lazım. Meselenin psikolojik, sosyolojik, hukuki, dini vb. boyutlarını bilmeden gelsin/gelmesin yorumu yapmayı doğru bulmuyorum. Kendi alanım ve bilgim dahilinde bu olayı değerlendirdim. İdamın gelip gelmemesi hususunda karar verecek kişilerinde bu alanlarda bilgili olması gerektiğini düşünüyorum. Kişinin siyasetçi olması, meclise girmiş olması bu meseleleri bildiği anlamına gelmez. Yemin törenlerinde görüyoruz vekillerin halini: önlerine verilen yemin metnini okumakta zorlananlar bile var aralarında. Kişinin ünlü olması da bu meseleleri bildiği anlamına gelmez. Geçen bir yerde denk geldim. Ünlü bir kadın -çok fazla takip etmediğim için adını yeni duydum, ünlüymüş- idamın gelsin/gelmesin şeklinde görüşünü şiddetle savunuyor. Savunmak bir yana ahkam kesiyor. Kadının özgeçmişine de baktıktan sonra kadın hakkındaki yorumum: gündeme gelmek için bu konuda ahkam kesiyor. Ne siyasetçi, ne şöhret sahibi kişiler. Bu tür meselelerde bilir kişiler karar verici olmalıdır.

Son söz: Ülkenin problemlerine siyasilerden çözüm beklemek boşuna. Mevcut problemleri problem alanına ilişkin ilim/bilim adamları çözebilir Allah'ın izniyle. 


2018 © Arif Öztürk

Yorumlar

  1. "Ülkenin problemlerine siyasilerden çözüm beklemek boşuna. Mevcut problemleri problem alanına ilişkin ilim/bilim adamları çözebilir Allah'ın izniyle."

    Son paragrafınız ile özetlemişsiniz mevzuyu.. bu ülkenin yıllarca mühendisten başbakanları , köy ağasından milletvekilleri oldu.. işi ehline bırakmak lazım.. siyaset siyasetçilerin işi olsun...

    güzel yazınız için teşekkürler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşi ehline bırakacağımız günlerin gelmesi dileklerimle..
      Yorum için teşekkürler :)

      Sil
  2. Bu yazınızı çok beğendim. Vekiller, siyasiler, galeyana gelmişlerle çözülecek iş değil. Aslinda bu ulkenin hicbir sorunu onlarla onlarin yontemleriyle cozulemez.... Sorunlarin tam teşhisi ve sebeplerin ortadan kaldirilmasina yonelik güçlü adimlar atilmali. Bu da ciddi bir zihniyet dönüşümü ve gelişimi gerektiriyor....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Gerçekten de sorunların tespiti ve soruna sebep olan şeylerin ortadan kaldırılması çok önemli.

      Sil
  3. Bence, öncelikle idam cezasından önce, idamı gerektiren olayları ortadan kaldırmak gerekir. Bunu da eğitim seviyesini yükselterek yapabiliriz. Ülkemizin yöneticileri bu konuda öncelikle eğitim seviyesini yükseltmek için çaba göstermeli bence.

    Ülkemizin eğitim seviyesi yeterince iyi olursa bu tür idamı gerektiren olayların ( Taciz, kadına şiddet, tecavüz gibi ) olayların olmadığını görürüz. Yani bir ülkenin eğitim seviyesi ne kadar iyi olursa o ülkede suç oranları o kadar azalır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her alanda eğitim karşımıza çıkıyor.. Önemini kavramamız lazım eğitimin :)

      Sil
  4. Ben de adalet sisteminde idamin yanlis uygulamalara neden olacagini düsünüyorum. Artik cag disi disi olan bu yöntemden ziyade sistem düzene sokulmali.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sistemin düzelmesi lazım ama zor görünüyor :(

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Anadolu'nun Üç Şems'i

Şems güneş manasını ifade eden bir kelime. Arapça kökenli bir kelime.   Uzun zamandan beri kültür coğrafyamızda kullanılan isimlerimiz arasında yerini almış: Şems, Şemsi, Şemseddin vesaire. Şems ismi ile müsemma olan üç Şems var ki, bunlar tarih ve kültürümüzde yeni ufuklar açan şahsiyetler. Bu üç şahsiyetten Şems-i Tebrizi’yi Mevlana Celaleddin Rumi ile, Akşemseddin’i Sultan Fatih ile irtibatından biliriz. Fakat bir Şems daha vardır ki, O’nu bilenlerimizin sayısı azdır. Bu kişi Şemsi Sivasi Hazretleridir. Şu anda Sivas’ta medfun olup 4. Mehmed devrinde yaşadığı bilinmektedir. Bu yazıda Anadolu’nun üç Şems’i hakkında kısa bilgi verilecektir.   Şemsi Tebrizi Hazretleri Çoğumuzun Hz. Mevlana Celaleddin Rumi ile dostluğundan bildiği bir şahsiyet Şemsi Tebrizi hazretleri. Asıl ismi Mevlana Muhammed olan Şemsi Tebrizi hazretleri bugün İran hudutları içinde olan Tebriz’de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren din ilimlerinde gösterdiği kabiliyetle dikkat çekmiş,...

Dikkat! Derin Anlam İçerir

Yaklaşık iki senedir takip ettiğim bir facebook sayfası var: Pawel Kuczynski. Pawel Kuczynski bir çizer, bir sanatçı. Hicivsel çizimler yapıyor. Yaptığı çizimleri facebook sayfasında paylaşmaya devam ediyor. Sayfada birbirinden güzel, birbirinden anlamlı çizimler mevcut. Çizimlere hem hayran kalıyorum, hem de çizimler üzerinde derin derin düşünüyorum. Derin anlam içeren çizimler. Mükemmel tespitlere vesile olan bir gözlem yeteneği çizimlerde hissediliyor. Buyrun, çizimlere yakından bakın.

Yolgeçen Hanı Nerede?

Yolgeçen Hanı/Hasankeyf Günlük hayatta sürekli kullandığımız, anlamını tam anlamıyla bilmediğimiz/düşünmediğimiz bir tabir var: Yolgeçen hanı. Geleni gideni çok olan, sürekli misafiri olan yerler için kullandığımız bir tabir. Kimi zaman ‘ birader burası yol geçen hanı mı?’ şeklinde öfkemizi ifade ederken, kimi zaman ‘bizim mahallenin yolgeçen hanı burası, bu yoldan geçen buraya uğramadan gitmez’ şeklinde espirili bir dille kullandığımız tabir.  Anlamından dolayı kafelere, lokantalara özellikle de yol güzergahında bulunan tesislere verilen isimlerden biri.