Zaman Her Şeye Yeter mi?


Zamanı yetirebilmek hususunda sıkıntı mı yaşıyorsunuz?
İşten-güçten hobilerime vakit ayıramıyorum mu diyorsunuz?

Zaman sınırsız değil, her şeyi yapmak için yeterli olmayacak. Her şeyi yapmak mümkün olmayacağına göre yapmanız gereken şeyleri öncelik sırasına listeleyip, neyi ne zaman yapacağınızı bilirseniz hedeflediğiniz şeyler için zaman daha çok yeterli hale gelecektir. 


Zamanın kıymetini bilmek, zamanın sınırsız olduğunu bilmek hakkında güzel bir video. Enerji Verimliliği başlıklı bir yarışmada derceye girmiş. Öğrencilere izletiyorum, bakış açılarını etkiliyor. 


Zamanı yetirebilmek hususunda sıkıntı mı yaşıyorsunuz? İşten-güçten hobilerime vakit ayıramıyorum mu diyorsunuz? Zaman sınırsız de...

Hayat-Engin Geçtan I KitapYorum(17)


Engin Geçtan uzun senelerden beri psikiyatrist olarak çalışan bir yazar. Yazdıkları psikoterapi süreçlerindeki gözlemlerinden, okudukların, öğrendiklerinden süzülen bilgiler. Hayatın içinden, hepimizin gördüğü fakat dikkat etmediği durumları, bazen hepimizin yaşadığı sıradan problemleri gözler önüne seriyor. Yazarın daha önce iki kitabını okudum: İnsan Olmak, Psikanaliz ve Sonrası. Psikanaliz ve Sonrası adından da anlaşıldığı gibi teorik sayılabilecek bir kitap. İnsan Olmak ise, gene günlük hayata dair yazarın kaleminden süzülenler…

Günümüz insanının sıkıntıları, günümüzün sıradanlaşan problemleri, geçmişten günümüze insanın değişim süreci gibi konular sohbet havasında işleniyor kitapta. Hayatın karmaşıklığı her satırda kendini hissettiriyor, anlatılanlar Kaos kuramından izler taşıyor. Kendine yabancılaşma olgusu irdeleniyor, kitabın bir çok bölümünde kendine yabancılaşma olgusuyla alakalı gözlemler yer alıyor. Yazarın önemli bir tespiti var ki, benim de yazılarımda üzerinde durduğum bir konuyu daha iyi aydınlattığı için burada değinmeden geçemiyorum. Diyor ki; ‘üzüntünün normal olduğunu unutup üzüntüyü zihinden uzaklaştırmaya çalışırken aslında üzüntü sürecini uzatıyoruz.’ Üzüntü üzerine odaklandığımız için zihinde aktif olarak kalıyor.

Yazar hızı da bir çeşit uyuşturucu olarak görürken, ‘büyük kent insanının kullandığı uyuşturuculardan bir de hız. Aynı şey telaşsız da aynı sürede yapılabilir, üstelik yapılacak şeye ayrılan zaman ve enerjinin bir bölümü seferberlik sırasında tüketilmeden. Ama hız, insanın içindeki boşlukla yüzleşmemesi için çağdaş normların da pekiştirdiği ve uyuşturucu niteliği kazandığında yavaşlatılması zor bir araç’.

İç diyalogların dış dünyada yaşandığı hissinin sonuçlarından örnekler veriiyor yazar. İçimizde düşündüğümüz bir şeyi dış dünyada yaşanmış gibi düşünebiliyoruz. Mesela bir işin nasıl yapılması gerektiğini zihnimizde planlıyor, kimseye fikrimizi söylemediğimiz halde, çalışanlarımıza plana göre gitmedikleri için kızabiliyoruz. İç konuşmalarımızı onlarla paylaştığımızı zannediyoruz.

Çağdaş olmayı takıntı haline getirdik. Bu takıntıyla yaşamak çoğumuzda endişeye yol açıyor. Çoğu zaman da temelleri oluşturmadan yeni bir hayat tarzı yakalıyoruz. Tabii, temel olmayınca bocalamak kaçınılmaz oluyor.

Kitapta, yukardakilere benzer örnekler çok daha fazla. En çok dikkatimi çekenler bunlar.

Kitapta Neleri Sevmedim?

Kitapta net bir konu çerçevesi yok. Hayatın içinden çok şey bulabilirsiniz. Böyle olunca kitabın sürekliliği ve devamlılığı olmuyor. Nedenini tam olarak bilemesem de, zor okunan bir kitap. Belki devamlılık olayı olmadığı için, belki konu yelpazesi geniş olduğu için. Emin değilim. 

Sevdiğim Noktalar Neler?

Günlük hayattan örnekler sevdiğim şeylerden. Bölüm başlarında başlık kullanılmamış. (Net bir çerçeve olmadığı için sanırım) Ancak bölüm başlarında alıntılar var. Bu sözler kitapla alakalı en sevdiğim şeylerden oldu. Bu sözler aynı zamanda o bölümün yaklaşık olarak neyle alakalı olduğunu da gösteriyor. Biraz bölüm başlığı gibi.
Kitap bir kızılderilinin konuşmasıyla bitiyor. Beyaz adam tarafından halkının topraklarını satması istenince kızılderili şef tarafında 1854 yılında yapılan bir konuşma. İnsan olarak gidiş istikametimizi göstermesi açısında çok yerinde bir son bölüm olmuş kitap için. 

Alıntılar


‘Televizyon insanları koflaştırmayı amaçlamıyor, insanların kofluğunu ortaya çıkarıyor’ Malcolm Muggerıdgee
‘Beyaz adam adil olsun ve halkıma iyi davransın. Çünkü ölüler hiç de sandığınız kadar güçsüz değildir.’ Kızılderili şef Seattle
‘Kendi tarihlerini kabul edemeyen insanlar gibi, tarihiyle yüzleşip onu ortaklaşa kabul edememiş toplumların da huzura ulaşmaları mümkün olamıyor’

Engin Geçtan uzun senelerden beri psikiyatrist olarak çalışan bir yazar. Yazdıkları psikoterapi süreçlerindeki gözlemlerinden, okuduklar...

Elimizden Ne Gelir Ki?


Konuya geçmeden önce;
Yalnızamaözgür blogunda güzel bir çekiliş var.
Hediyeleri ilginizi çekecektir.
Göz atın derim:

Her birimiz şikayetçiyiz bir şeylerden: hayattan, insanlardan, işten, savaşlardan, güvensizliklerden. Her birimiz bir şeylerin yanlış hatta çok yanlış olduğunu dillendiriyoruz. Bir kısırdöngü içinde, karamsarlık ve umutsuzluk haliyle bir çoğumuz aynı şeyler için hayıflanıyoruz. 
Ama bu yanlışları düzeltmek adına yaptığımız ne var? Çoğu zaman hiç bir şey. Düşünüyoruz, üzülüyoruz. Çaresiz hissediyoruz: Elimizden ne gelir ki? 

Biz şikayete devam ettikçe yanlışlar artarak devam ediyor. Şikayet etmek yerine çözüm üretmeye, konuşmak yerine icraat yapmaya çalışsak mutlaka daha iyi olacak. Yaptığımız iş her ne ise en iyi şekilde yapmaya çalışsak. Kısaca kendimizden emin bir şekilde, daha iyi bir dünya için çalışsak, her şeyin daha iyi olması için kelebek etkisini başlatmış oluruz belki. Birçoğumuzun aklına şöyle bir düşünce gelecek; milyarlarca insan arasında benim yaptığım şeyin ne önemi olacak? Halbuki, dünyayı iyi yahut kötü yapan bizleriz. Sen ve ben iyi isek, dünya da iyi olur. Sen ve ben kötü isek dünya da kötü olur. Öyle ki, sen ve ben kötü olduğumuz için, yeterince iyi olamadığımız için dünyada iyi değil. Hırslarımız, arzularımız, ardı arkası kesilmeyen tutkularımız, kısaca bencilliğimiz bizlere kısa vadede hazlar tattırsa da uzun vadede daha çok problemlere sebep oluyor. 

Daha iyi bir dünya için ne yapıyoruz? 
Ne yapabiliriz? 
Sürekli şikayet ve eleştiri bizi nereye götürecek?
Tek başına yapacağımız mücadele belki çok küçük gibi geliyor bize. Ama aklınızda bulunsun: 

Nemrud’un askerleri Hz. İbrahim’i ateşe atmak üzere oldukları esnada bir karınca ağzında küçücük bir damla su ile koşa koşa gidiyormuş. Göklere uzanan yüksekliği ve kocaman genişliğiyle yanmakta olan ateşe doğru.
Başka bir karınca onun bu telaşını görüp sormuş hemen yanına yanaşıp: "Bu acelen niye? Nereye böyle?"
Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp, "Duymadın mı" demiş, "Nemrud, İbrahim Peygamber'i ateşte yakacakmış. İşte ateşin olduğu yere su götürüyorum."
Bu sözleri duyan karınca kendini tutamayarak uluorta kahkahalarla gülmeye başlamış. "Sen şu ateşe dönüp yüzünü hiç bakmadın mı?" diye sormuş. "Ne kadar büyük. Senin bir damla suyun ona ne yapabilir ki?"

Su taşıyan karınca, "Olsun" demiş. "Hiç olmazsa hangi taraftan olduğum anlaşılır."


Konuya geçmeden önce; Yalnızamaözgür blogunda güzel bir çekiliş var. Hediyeleri ilginizi çekecektir. Göz atın derim: ...

Kaliforniya Sendromu


Dünyada zevk arayışının sürekli arttığı, bu duruma paralel olarak tatminsizliklerin de arttığı gerçeği her yerde dillendiriliyor. Materyalizm ve hedonizm her geçen gün biraz daha yerleşiyor hayatımızın merkezine. Materyalizmin artışıyla da psikolojik sıkıntıların, anlamsızlık duygularının, endişenin ve belirsizliklerin hayatımıza etkisi belirgin hale geliyor. Yaşanılan bu durum muhtelif şekillerde isimlendirilmiş, bu isimlendirmelerden biri de Kaliforniya Sendromu. 


Niye Kaliforniya Sendromu Deniliyor?

Kaliforniya ekonomik anlamda dünyanın en zengin sayılan yerlerinden biri. Kaliforniya'da para kazanma hırsı, zevke düşkünlük ve tüketim çılgınlığı çok uç noktalarda yaşanıyor. İnsanlar arasında bu durumların giderek yaygınlık kazanması, aynı zamanda tatminsizliklerin artması psikolojik/sosyolojik anlamda bir problemi ortaya çıkarıyor. Bu probleme bağlı olarak insanların mutsuzlukları artıyor. Bu durumların en çok yaşandığı ve ilk çıktığı yer Kaliforniya olduğu için bu durum Kaliforniya sendromu olarak adlandırılıyor. 

Kaliforniya sendromunun temel belirtileri zevke düşkünlük, bencillik ve yalnızlık. Bunların sonucu olarak ise mutsuzluk. Maddi zevklerin peşinde, sürekli zevk alma gayreti ile kendini unutan, manevi dünyasını hiçe sayan insanların sayısı her geçen gün artıyor. Bu durumun ilk başlangıç noktası olarak Kaliforniya gösteriliyor. Uzmanların ifade ettiğine göre ülkemizde ve dünyada farklı yerlerde bu durumu yaşayanların sayısı artış gösteriyor.

Kaliforniya sendromu için ‘susuzluğu deniz suyu içerek dindirme çabası’ şeklinde kullanılan bir ifade var. Çok yerinde bulduğum bu ifade Kaliforniya Sendromu için çok uygun. Bu sendroma takılanlar tükettikçe daha çok tüketmek isteyen, eğlendikçe daha çok eğlence arayan ve neticede tatminsiz ve mutsuz olan insanlar oluyor. Benciller, yalnızlar; zevk düşkünlüğü, tüketim çılgınlığı, kumar bağımlılığı gibi durumları çok uç noktalarda yaşıyorlar.

Dünyada zevk arayışının sürekli arttığı, bu duruma paralel olarak tatminsizliklerin de arttığı gerçeği her yerde dillendiriliyor. Mater...

Dikkat Çekmeye Çalışanlar



Hepimizin gözlemlediği bir durum var. Günlük hayatta çokça şahit olduğumuz, hayat var oldukça şahit olacağımız bir durum. Belli bir döneme gelmeye başlayan bebekler kendileriyle ilgilenilsin isterler. Yaptıkları her şeyle ilgilenilmesi, her hareketlerinin tepkiyle karşılanması onlar için önemlidir. Hatta bu vesileyle bir çok şeyi keşfederler. Bir misafirlikte yahut benzer durumlarda bebek kendiyle ilgilenilmediği hissine kapılır. İlgiyi yakalayabilmek için de önce makul isteklerde bulunur. Daha sonraki adım olarak farklı yollarla ilgiyi üstüne çekmeye çalışır. Bu yol genelde ebeveynlerin istemediği yollardır. Çocukluk sürecinde de bu böyle devam eder. Çocuklar bir şekilde kendileriyle ilgilenilsin isterler. Kendilerini rahat bir şekilde ifade edemedikleri, baskı altında oldukları ortamlarda ilgi ihtiyaçları farklı şekillerde göze çarpabilir. İstemsiz gibi gözüken alt ıslatma, karın ağrıları gibi. Okullarda özellikle anaokulu ve ilkokulda sık görülen bu tür davranışların sebeplerinden biri de ilgi eksikliği olabilir. Okula gelinceye kadar evde sürekli ilgi odağı olan çocuk, okulda görmediği ilgiyi bir şekilde üstüne çekmek ister. Kardeşi dünyaya geldikten sonra yeniden bebeklik dönemi yaşıyormuş hissi veren çocuklarda da aynı durum vardır. Onlar da kendilerine olan ilginin yeni doğan kardeşlerine kaydığını görüp o kardeş gibi davranmaya başlayabilirler.

Bebeklik döneminde ilgi ihtiyacı karşılanmayan çocuklar veya yetişkinler daha farklı ve sıkıntılı şekillerde ilgi arayışına girebilir. Saldırganlık, uyumsuzluk gibi problemlerin sebepleri arasında ilgi eksikliği bir etken olabilir. Bunlar günlük hayatta karşılaşabileceğimiz örneklerden. İlgi ihtiyacının bu tür durumlarda karşımıza çıkabileceğini biliyoruz.

Bu yazıyı kaleme almama sebep olan bir durum da var ki, bir çeşit ilgi çekme durumu olarak yorumluyorum. Bir şekilde ünlü olmuş kişilerin durumu. (Ünlülerin hepsini kastetmiyorum tabii..) Haberlere her baktığımda ünlüler arasında tartışmalara dair, ünlü bir kişinin yaptığı alakasız eyleme dair tartışmalar görüyorum. A ünlüsü, B ünlüsüne sert çıkmış; C ünlüsü hiç alakası olmayan bir konuda tartışılacak sözler sarf etmiş, vs.. Bu tür haberleri son zamanlarda çok fazla görmeye başladım.

Ünlülerin birbirleriyle atışmaları, birilerine sataşmaları, üstüne vazife olmayan konularda yorum yapmaları, özel hayatlarına dair absürd sayılacak bilgileri ulu orta söylemeleri bir çeşit dikkat çekme çalışması olabilir. Sanatı ile dikkatleri üzerine çekemez olunca yahut yaptıkları sanatın yeterince ses getirmediği düşüncesinden hareketle farklı şekillerde kendileri hakkında konuşulsun istiyorlar. Halbuki, birbiriyle edebi ve sanatsal şekilde atışan, söylemek istediğini edebi bir dille ifade eden nice sanatkarlarımız var. Hicivleriyle ünlü divan şairi Nef’i, birbiriyle atışma hikayesi anlatılan Fuzuli ile Baki gibi.
Dönemin divan katibi Tahir Efendi, Nefi'ye kelp (köpek) diye saldırmış. Ozanımız şu dörtlükle cevap vermiş:"Bize kelp demiş Tahir Efendiİltifatı bu sözde zahirdirMaliki mezhebim, ziraİtikadımca kelp, tahirdir"Tahir, temiz anlamına geldiğinden Nefi, bu sözcüğü, tevriyeli (çift anlamlı kullanarak; köpeğin, tahir (temiz) olduğunu belirtirken aynı zamanda rakibi Tahir'in köpek olduğunu da söyleyerek intikamını alıyor.
İki büyük şair Fuzuli ve Ruhi sarayda bir davete icabet etmişler. Dostlukları uzun soluklu iki arkadaş sarayın bahçesinde dolaşırlarken; Şair Ruhi'nin aklına muziplik gelmiş;Ruhi: -Ya Fuzuli dostum, şu cennet gibi bahçenin, şu güzel çiçeklerin içinde, şu göz alıcı işlemeli duvarların dibindeki o uyuz iti görüyor musun?Fuzuli:-Görüyorum ya Ruhi?Ruhi:-İşte o it bu sarayda Fuzuli!Atılan taşı tekrar gediğine koymak için bir an düşündükten sonra;Fuzuli: -Doğru söylersin ya Ruhi...Sıkacaksın şu itin boğazını çıkacak içinden Ruhi!


Hepimizin gözlemlediği bir durum var. Günlük hayatta çokça şahit olduğumuz, hayat var oldukça şahit olacağımız bir durum. Belli bir dön...

Akıl Oyunları - Film yorumu






Orijinal adı: A Beautiful Mind
Vizyon Tarihi: 8 Mart 2002
Yapımı: 2001
Tür: Biyografi, Dram
Süre: 135 Dak.







Bir matematik dahisinin şizofreni ile mücadelesi. John Nash genç yaşta başarılar yakalayan bir matematik dahisidir. Ancak sosyal iletişim konusunda zayıftır, bencildir, özgüveni çok yüksektir. Bu yüzden başarılı olma hırsı her şeyin üstüne geçmiştir. Bencilliği ile şizofreniye yakalanan John Nash dahilik ve delilik sınırında bir hayat sürmeye başlar. Şizofreni etkisi ile kendini gizli bir görevde zanneder. Bir süre ilaç tedavisi alsa da sonraları ilaç tedavisini red eder. Şizofreni hastası olarak günlük hayatını devam ettirecek duruma gelir, hatta üniversitede dersler bile vermeye başlar.

Film, imdb’de yüksek puanlı filmler arasında yer alıyor. Çok beğenilen, çok izlenen filmelerden. Eğer izlemediyseniz, tez zamanda izleyin derim. Çünkü film çok iyi. Tam olarak emin olamasam da çeşitli ödüllere aday gösterildi, bazı ödüller aldı.

Şizofreni ile hayata nasıl tutunulur? Günlük hayatta deli diye tanımladığımız insanlarımızın durumu John Nash’in durumundan ne kadar farklı. Destek ve zamanında müdahale fırsatı olsa durumları değişir miydi? Neyse.. Filmi beğenerek izledim. İkinci defa izleyişim oldu. 6-7 sene önce izlemiştim. Çok beğendiğim için tekrar izledim. 

Orijinal adı: A Beautiful Mind Vizyon Tarihi: 8 Mart 2002 Yapımı: 2001 Tür: Biyografi, Dram Süre: 135 Dak. ...

Kitap Listesi 1

Bu listede psikoloji ile alakalı okuduğum kitaplardan en çok beğendiklerimden bir kısmı yer alıyor.

1. Açlık - Knut Hamsin (Roman)
2. Bir Cinayetin Psikanalizi - Jed Rubenfeld (Roman)
3. Bir Psikiyatristin Gizli Defteri - Gary Small
4. Deliliğe Övgü - Desiderius Erasmus
5. Dokuz Yüz Katlı İnsan - Mustafa Merter
6. Gerçekten Beni Duyuyor musun? - Leyla Navaro
7. İnsan Olmak - Engin Gençtan
9. Nietzsche Ağladığında - Irvin D. Yalom (Roman)


Bu listede psikoloji ile alakalı okuduğum kitaplardan en çok beğendiklerimden bir kısmı yer alıyor. 1. Açlık - Knut Hamsin (Roman) 2...

TavsiyeKitap: İyi Hissetmek (2)


İyi Hissetmek: Yeni duygu durum tedavisi
Psikonet Yayınları
David Burns
Çeviren: Esra Tuncer
404 sayfa


Arka kapaktan; 'endişe, suçluluk, kötümserlik, erteleme, düşük benlik saygısı ve depresyonun diğer dipsiz kuyularından kendinizi ilaçsız kurtarabilirsiniz! İyi Hissetmek'te psikiyatrist David Burns sizi harekete geçirecek ve hayata daha olumlu bakmanızı sağlayacak bilimsel olarak test edilmiş teknikler sunuyor.'

Normalde kişisel gelişim, kendi kendine yardım vs kitapları seven biri değilim. Büyük çoğunluğunu okumanın anlamsız olduğunu düşünüyorum. Kendine yardım kitapları arasında nadir bulunan kitaplardan biri, İyi Hissetmek. Yazar psikoloji alanında uzman, uzun senelerden beri psikiyatrist olarak çalışan biri. Özellikle depresyon olmak üzere öfke, özgüven, duygudurum dengesizlikleri konularında bilişsel psikoloji boyutunda terapi yapıyor. Yaptığı çalışmalardan hareketle hazırladığı bu kitap çok büyük oranda fayda sağlayacağını düşündüğüm bir kitap. Tabi, şurasını hemen belirteyim ki, depresyon veya öfke düzeyiniz çok yüksekse bu kitap size yardımcı olamaz. Profesyonel bir destek işinize yarayacaktır.

Kitap teorik bilgileri verip ardından uygulama basamaklarını gösteriyor. Olumsuz duygulara yol açan düşünceleri, öfke yahut depresyonun düşüncelerimizle ilişkisini gerçekçi be ikna edici bir dille ortaya seriyor. Kitapta yer alan basamaklara göre tavsiye edilen şeyleri uygulamaya başladığınızda değişimi görebilirsiniz. Kitabın yazarı oldukça iddialı. Kitabın son sayfalarına ulaştığım anlarda iddialı olmakta haklı olduğunu görebiliyorum. Yazar özellikle ilaçsız tedaviye yönlendirmeye çalışıyor.

Olumsuz duygularla baş etmede, öfkenizi kontrol etmede, özgüven ve onay problemlerinde yararlanabileceğiniz bir kitap. Hiç bir sıkıntınız yokken bile okumak düşüncelerinizin ve duygularınızın farkına varmanızı sağlayacaktır.

Kitap altı bölümden oluşuyor: İlk bölüm teori ve araştırmaya yer veriyor. 2. bölüm Pratik Uygulamalar'a yer verirken, 3. bölüm Gerçekçi Depresyonlar konusunu tartışıyor. 4. bölüm Önleme ve Kişisel Gelişim konusunda rehberlik ediyor, 5. bölüm Umutsuzluğu aşma yollarını gösteriyor. Ve son olarak 6. bölüm Günlük Hayatın Stresleriyle nasıl başa çıkabileceğimizi tartışıyor.


İyi Hissetmek: Yeni duygu durum tedavisi Psikonet Yayınları David Burns Çeviren: Esra Tuncer 404 sayfa Arka kapaktan; ...

Aktif Dinlemenin Önündeki Engeller


Dinleme konusunda büyün çoğunluğumuzun problem yaşadığı, dinlemekten ziyade konuşma gayreti taşıdığı muhakkak. Ancak, iyi bir iletişim kurmak ve geliştirebilmek için etkin dinleme çok önemli. Etkin dinlemeyi engelleyen bazı engeller şu şekilde: 
  1. Konuşmaya aşırı değer vermek: ikna etme teknikleri, konuşma becerileri teknikleri gibi isimleri bir sürü kurs, kitap vs görmüşsünüzdür. Hepsi de iyi bir iletişim için iknanın ve dolayısıyla konuşmanın önemini ısrarla vurgularlar. Halbuki çok az insanın başarabildiği gibi, ikna edebilmekten ziyade dinleme becerisi kazanmak iletişim için daha önemli olabilir. 
  2. Bir konuda odaklanamamak; İnsan ortalama olarak dakikada 180 sözcük konuşurken, 300-500 sözcük dinleyebilmektedir. Bu durum dinleyinin dikkat dağınıklığı yaşamasına sebep olur. Dinleyen kişi arada oluşan boşluğu farkında olmadan doldurmaya başlar: hayaller dalar, günlük yapacağı şeyleri planlar, vs. Etkin bir dinleyici olmak için bu durumu bilmek faydalı olacaktır. Konuşanın söylediklerini zihnimizde anlamlandırmaya çalışırsak dikkat dağınıklığını daha aza indirme fırsatı yakalamış oluruz.
  3. Zihinsel yorgunluk: Bir kişiyi uzun süre dinlemek zihni yorabilir. Fiziksel veya ruhsal yorgun olduğunuz anlarda dinleme becerilerin zaafa uğrayacaktır. Etkin bir dinleyici olmak için fiziksel ve zihinsel olarak zinde olmak önemlidir.
  4. Klişelere Başvurmak: Dinlemenin önündeki engellerden biri de insanları klişeleştirmektir. İnsanları klişeleştirip söylediklerini önemsizleştirmek, söyleyeceği şeyler zaten belli algısına kapılmak etkin dinlememeyi engeller. Bilerek yahut bilmeyerek bir çok insan bu engele takılır. Konuşan kişinin farklı şeyler söyleyebileceğini göz ardı eder.ı
  5. Kişisel Duygu Yükünü Taşımak: Söylenen şeylerden duygusal olarak etkilenme durumudur. Olumlu ya da olumsuz duygular olabilir. Duyduğumuz kelimeler kişisel dünyamızla alakalı bir şeyleri çağrıştırabilir. Mesela, duyduğumuz bir isim bizi çocukluğumuza götürür, hüzünleniriz. Bu durumdan sonra söylenenleri kaçırmaya başlarız.
  6. Kendisiyle Meşgul olmak: Aşılması en zor engellerden biri budur. Kişinin kendiyle meşgul olması başka kişilerin söylediklerini anlamsız hale getirir. Kişinin bu durumu farketmesi ve değiştirmesi zor bir süreçtir. 

Dinleme konusunda büyün çoğunluğumuzun problem yaşadığı, dinlemekten ziyade konuşma gayreti taşıdığı muhakkak. Ancak, iyi bir iletişim k...

Dağ Havası



Boram boram dağ havası,
Dört bir yandan esen yeller
Rengi boza dönmüş dağlar
Kıştan haberci rüzgârlar 
Ağaçların rengi bozlak
Dökülmüşler yaprak yaprak 
Buz gibi akıyor sular
Bir yudumda yorgunluklar 
Dinginliğe dönüşüyor 
Çıplak ağaçlar üşüyor 
Uçuşuyor gökte kuşlar 
Önümde zorlu yokuşlar 
Yavaş yavaş yürüyorum 
Heybetini görüyorum: 
Yıldızdağı çok heybetli
Bir o kadar merhametli 
Göklerde mavi bulutlar 
Güneşle oynaşmaktalar 
Benzi soluk yaprakları
Bağrı yanık toprakları
Topraklar yağmura hasret 
Yağmur ki en büyük rahmet 
Bir canlılık her yağmurda 
Yağmur berekettir yurda 
Yazın sonu gelmiş çoktan 
Güzü görmek arkasından 
Öksüz kalmış tüm ağaçlar 
Kışa hazır dağlar, taşlar 
Canlı cansız tüm varlıklar 
Her yerde kış telaşı var
Bir ekim akşamındayı
Sonbahar ortasındayız 
Biraz buruk biraz yorgun 
Bedenim ruhuma dargı
Bedenim dinlenmek ister 
Ruhuma çok yoruldum der 
Ruhum huşu bulmuş biraz 
Dağ havası ruhuma az; 
Huzur vermiş, huşu vermiş 
Ruhum muradına ermiş 

Boram boram da ğ havas ı , Dört bir yandan esen yeller Rengi boza dönmüş da ğ lar K ış tan haberci rüzgârlar  A ğaçları n rengi ...

Teşekkürler Cahil Okur


Cahil okurun düzenlediği çekilişler serisini biliyorsunuzdur. Bilmiyorsanız buraya tıklayıp bilgi edinebilirsiniz. Bu çekilişlerin 6.sında yedek talihli olarak kitap kazandım. 
Cahil Okur yazdığı kitap değerlendirmeleri arasında çekilişler  yapıyor. Kitap değerlendirme yazıları sıralı olarak ilerliyor. Şu an kitapla alakalı 87. yazı var sanırım blogunda. Çekilişler 5 rakamını takip eden kitap paylaşımlarında yapılıp 0’ı takip eden paylaşımlardan sonra sonuç açıklanıyor. Yani 85. kitap yazısından sonra yapılan çekilişin sonucu 90. yazıdan sonra  belli oluyor.
Yaptığı 6. çekiliş etkinliğinde yedek talihli olarak kitap kazandım. 10 kitap arasından Kilit romanını seçtim. Kitap dün itibariyle elime ulaştı. Biraz gecikmeli de olsa teşekkür yazısı mahiyetinde bu yazıyı kaleme aldım.

Teşekkürler Cahil Okur.

Kitapla alakalı yazı için burayı,
Güncel çekilişe katılmak için burayı yıklayın. 

Cahil okur un düzenlediği çekilişler serisini biliyorsunuzdur. Bilmiyorsanız buraya tıklayıp bilgi edinebilirsiniz. Bu çekilişlerin 6.s...

Çocuklar İçin Dikkat Düzeyi Ölçeği


Bu test çocuk ve gençlerin dikkat seviyelerini belirlemeye yönelik olup, tanı koymanızı sağlamaz, bir uzman tanısının yerini almaz. Sadece dikkat seviyesi hakkında genel fikir verir.

* Aşağıda yer alan soruları cocuğunuza uygunluğunu değerlendirerek 0 ile 3 arasında puanlayın. Puanlarınızı toplayın.
( Yok: 0 – Bazen: 1 – Sık: 2 – Çok sık: 3)

1. Dikkatsizce hatalar yapar.
2. Dikkatini sürdürmede zorluk çeker.
3. Aklı baska yerde gibidir.
4. Basladıgı isi bitiremez.
5. Dagınık ve düzensizdir.
6. Uzun dikkat isteyen isleri sevmez.
7. Sık esya kaybeder.
8. Dikkati kolayca dagılır.
9. Günlük etkinliklerde unutkandır.
10. Sürekli kıpır kıpırdır, oturdugu yerde kıpırdanır.
11. Yerinde oturamaz, sürekli ayaktadır.
12. Düz duvara tırmanırcasına hareketlidir.
13. Sakince oynamaz
14. Sanki motor takılmıs gibi hareket halindedir.
15. Çok konusur.
16. Sorulan soru tamamlanmadan cevap verir.
17. Sırasını beklemede güçlük çeker.
18. Söz keser, herseye karısır.
19. Kontrolünü kolay kaybeder.
20. Eriskinlerle tartısır.
21. Kurallara ve isteklere karsı çıkar.
22. Baskalarını istiyerek rahatsız eder.
23. Kolayca baskalarını suçlar.
24. Alıngandır, kolayca kızar.
25. Kızgındır, çabuk küser.
26. Kincidir, intikam almak ister.
27. Kabadayılık eder.
28. Kavga-dövüs baslatır.
29. Baskalarına tas, sopa vb. ile vurucu-kırıcıdır.
30. İnsanlara fiziksel olarak acımasız davranır.
31. Hayvanlara fiziksel olarak acımasız davranır.
32. Açıktan hırsızlık yapar.
33. Baska birini cinsel eylem için zorlar.
34. İsteyerek yangın çıkarır.
35. Esyalara istiyerek zarar verir.
36. Baskasının evine, arabasına zorla girer.
37. Bilerek yalan söyler.
38. Gizlice hırsızlık yapar.
39. 13 yas öncesinden beri yasaga ragmen evden kaçar.
40. Sebepsiz evden kaçar.
41. 13 yasından öncesinden beri okuldan kaçar.

Bu test çocuk ve gençlerin dikkat seviyelerini belirlemeye yönelik olup, tanı koymanızı sağlamaz, bir uzman tanısının yerini almaz. Sad...

Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler -Sinan Canan I KitapYorum(16)


Sinan Canan’ın kaleminden düşündüren bir kitap. Daha önce yazarın Unutulacak Şeyler kitabını okumuştum. Her iki kitapta aynı tarzda, bilimsel şeylerin gündelik dille anlatılması şeklinde. Sinan Canan çeşitli konularda düşüncelerini, bilime dair öğrendiklerinden bazılarını aktarıyor.

Özet ve Değerlendirme

Kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm, ‘Bize Dair’ başlığı ile özellikle lisan, kelime ve düşüncelerin oluşum sürecini ihtiva ediyor. Lisanın önemi, kelimelerin düşünceye etkisi, düşünce kısırlığımızda lisan suistimallerinin önemi bu bölümde dikkat çekiyor. Lisan suistimalleri düşünceyi kısırlaştırdığında göre, gündelik hayatta kullanılan zihin kontrol yöntemlerinden birçoğu kelimelerle alakalı. Bu yöntemlerden bazıları anlatılıyor. Yazar, yabancı lisanla eğitime şiddetle karşı çıkıyor, hatta bu durumu ihanet olarak değerlendiriyor. (Yabancı lisan öğrenmeye değil, yabancı lisanla eğitime karşı çıkıyor) Lisanın öneminin vurgulandığı; günlük hayatımızdaki anlaşmazlıklardan, düşünce yapımızdaki gelişmelere lisanla alakalı bir çok konunun irdelendiği bu bölüm kitapta en önemsediğim bölüm oldu. Gene bu bölümde hayatımızda sıradanlığın, geçiciliğin ve hızın eleştirisi yapılıyor. Yazar sıradan olmamak gayretiyle sıradanlaşan insanlardan örnekler veriyor. Bu örnekler arasında kendi yaşantılarından izler de var. Hayatı hızlı yaşamaya başladıkça, hayatımızdaki geçicilik de artıyor.
İkinci bölüm, ‘Bilime ve İnanca Dair’ başlığıyla okuyucuya sunuluyor. Bilim ve inanç anlamında tartışılan konularda yazar düşüncelerini aktarıyor. Özellikle evrim konusundaki yanlış anlaşılmalar, evrim teorisinin genel mahiyeti, evrim ve inanç arasındaki ilişki bu bölümde açıklanıyor. Yazar bazı konularda evrim teorisinin İslam ile çelişmediğini, evrim teorisinde insanın maymundan geldiği iddiasının olmadığını ifade ediyor. Yazar, evrim ve inanç konusunda çok fazla soru ile karşılaştığından hareketle, en fazla sorulan sorulara cevap veriyor. Ve son olarak, bilimle ilgilenmek isteyenlere tavsiyelerde bulunuyor. Bu bölüm için özellikle bu tavsiyeler önemli. Bilimle ilgilenmek arzusu olanlar için tabi.
Üçüncü bölüm, ‘Kaos’a Dair’ başlığını taşıyor. Güzel şeyler öğrendiğim, farklı şeyler düşündüğüm bir bölüm oldu bu son bölüm. Çokça duyduğum, bazen bilip bilmeden hakkında konuştuğum kaos ve kaos teorisi hakkında fikir sahibi oldum. Merkezin her zaman iyi olmayabileceğini, kenarlarında iyi olabileceğini bu bölümde görmüş oldum. Frkaktal geometriyi burada duyup, kaos teorisi ile ceddimizin tecrübi bilgileri arasındaki burada öğrenmiş oldum. Ceddimiz çeşitli olay ve durumlara dair tecrübi bilgilerini aktarırken aslında kaos teorisini ve fraktalları kullanıyormuş. Kitaba adını veren yazı da bu bölümde: Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler. İslam dünyasında mugayyebatı hamse olarak isimlendirilen kimsenin bilemeyeceği beş şeyin açıklandığı yazı ile bölüm bitiyor.

Alıntılar

Yabancı bir lisanla eğitim Türkiye’ye bilinçli veya bilinçsiz olarak yapılan en büyük ihanetlerden biridir ve kanımca yıllardır bizi yerlerde sürükleyen en önemli etmenlerden biri olan batı karşısındaki aşağılık kompleksimizin de en önde gelen nedenlerindendir
Sıradan olmamak gerek desem size, çoğunuz benimle aynı fikirde olursunuz. Sıradan olmamak lazım argümanını onaylayan insanlarla birlikte sıradanlaşmak pahasına bunu yaptığınızı bile fark etmezsiniz çoğu zaman… 
Göğsünün ortasında atan kalbe dikkat edebilen insan için saatin tıkırtıları önemini yitirir ama zaman paha biçilemez hale gelir.
Nefes aldığının farkında olan insan, o nefesin boş laflarla tüketilemeyecek kadar kıymetli olduğunun farkına daha kolay varır. 
….   Bugün uzak tarihini belleğinden silmeye ve yüz yıldan öncesinin görmemeye şartlanmış nesiller yetiştirme projeleri sayesinde, bu muhteşem hafızanın ciddi oranda kaybı söz konusudur.

Sinan Canan’ın kaleminden düşündüren bir kitap. Daha önce yazarın Unutulacak Şeyler kitabını okumuştum. Her iki kitapta aynı tarzda, bil...

Pazardan Kalan

Bu pazarı minik bir kır gezisi ile geçirdik. Üç beş kafadar demliğimizi, çayımızı alıp; güzel bir çeşme başına oturduk. Maksadımız, sadece çay ve muhabbet.







 Sonbahar iyiden iyiye hissediliyor, üşüten bir hava var. Ağaçlar yapraklarını dökmeye, dağlar yeşilliğini kaybetmeye başlamış.

Yolda giderken bir fırın arabası gördük, bir kaç tane de simit aldık. İyi ki almışız. Simitler çıtır çıtır, çok güzel.
Yıldızdağı/Sivas

Bu pazarı minik bir kır gezisi ile geçirdik. Üç beş kafadar demliğimizi, çayımızı alıp; güzel bir çeşme başına oturduk. Maksadımız, sadece ...