Depresyonda mısınız?


Son yıllarda süratle arttığı söylenen depresyon, dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor. Kendisini depresyonda hissedenlerin sayısı artıyor. Depresyon ilacı kullanımı diğer ilaçlar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bu haliyle depresyon, çağımızın en önemli problemlerinden. Google'da en fazla arananlar listesinde olan bir kelime. 

Bu durumun sonucu olarak, Google yeni bir uygulama için hazırlık yapıyor. Google, depresyon için arama yapanlara depresyonda mısınız? diye soracak. Ankete katılmak isteğe bağlı olup, kullanıcılar bu anket ile depresyonda olup olmadığını test edecek. Ankete katılanların kişisel bilgilerinin korunacağı, yani güvenlik zaafiyeti olmayacağı ifade ediliyor. Google yakın zamanda bu uygulamayı kullanıma sokacak. İlk olarak Amerika'da kullanılacak olan uygulama daha sonra diğer ülkelerde de uygulanacak.(BBC)

Bu haber, kimilerince güzel bir haber olarak değerlendirilirken; kimilerince yanlış bir uygulama olarak görülüyor. Özellikle depresyon hastalarına yönelik ilaç piyasası bu uygulamanın olumsuz tarafları arasında. Psikoloji kliniklerinden referansla satılan ilaçların çokluğu kimilerince tıbbın karanlık yüzü olarak görülüyor. Bu ilaçlar arasında da gene depresyon ilaçları başı çekiyor. Google'ın getireceği bu uygulamayı, ilaç firmaları için hazırladığı yorumları yapılıyor.

Son yıllarda süratle arttığı söylenen depresyon, dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor. Kendisini depresyonda hissedenlerin sayısı ar...

Hafta Sonu Tatili Psikolojimizi Nasıl Etkiler?



Hafta sonu tatili Cumhuriyet Devrinden sonra yasal olarak kullanılmaya başlanan bir uygulama. Osmanlıda yasal olarak hafta tatili yok. Ancak, perşembe günü öğleden sonra ile Cuma gününü kapsayan izinler mevcut. Özellikle mekteplerde(okul) bu durum geçerli. Osmanlının ilk dönemlerinde ve daha önceki dönemlerde ise mesai ve hafta sonu uygulaması yok. İnsanlar klasik olarak gün doğumundan gün batımına kadar çalışıyor. Yani doğanın ritmi, biyolojik saat ritmine uygun olarak çalışıyorlar; yazın fazla, kışın az. İhtiyaçları olduğu vakitlerde şahsi ihtiyaçlarına vakit ayırıyorlar.


Hafta sonu tatilinin uygulanmaya başlaması -özellikle devlet memurları- insanlar tarafından çok iyi karşılanıyor. Önce Cuma günleri olarak başlayan hafta tatili, Batı borsası ile uyuşmazlıkları önlemek amacıyla Cuma’dan Pazar’a alınıyor. Daha sonraki süreçte Cumartesi günü de tatil olarak Pazar gününe ekleniyor.


Cumartesi tatiline halkın tepkisi. Trt Arşiv

Hafta sonu tatilinin geçmişi ülkemizde yüz seneyi bile bulmasa da bugün gelinen noktada birçoğumuz cumartesi günlerini iple çeker hale geldik. Hatta pazartesi sabahları işe gitmenin zorluğunu tanımlamak amacıyla ‘Pazartesi Sendromu’ şeklinde bir kalıp bile uydurduk. Bu açıdan bakınca hafta sonu tatilini çok sevdiğimiz, çok önemsediğimiz gerçeği ortaya çıkıyor.

Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım, hafta sonu tatilinin geçmişini irdelemek değil. Pazartesi Sendromu’nu da anlatmayacağım. Burada amacım, hafta sonu tatili uygulamasının psikolojimiz üzerinde olumsuz etkisi olabileceği durumu. İçinde bulunduğumuz çağ, bir çok psikolog/psikiyatrist tarafından endişe ve boşluk, yani anlamsızlık çağı olarak adlandırılıyor. (Bu konuya daha önce Endişe ve Boşluk başlıklı yazımda temas etmiştim.) Bunlardan biri de Rollo May. Kendisi dünya çapında isim yapmış psikologlardan. Rollo May’e göre ‘hafta sonu tatili uygulaması insanlarda varoluşsal boşluğa sebep oluyor’. Zaten yoğun bir anlamsızlık duygusu içinde olan insanlar, hafta sonu ne yapacaklarını bilememenin endişesini yaşıyor. Bu da psikolojik durumu olumsuz etkiliyor. May’in görüşlerine katılan ve destekleyen başka psikologlar var mı? Şimdilik bilmiyorum.

Şunu da vurgulamak lazım ki, Rollo May, bu tespiti batı toplumunu merkeze alarak yapıyor. Bizim toplumumuzdaki kültürel normlar düşünüldüğünde bu durum nasıl olur? Olaya iki açıdan bakıyorum: Birincisi, hafta sonu ne yapsam acaba belirsizliği ile insanlarımızda geçici de olsa bir sıkıntı hali ortaya çıkıyor. Çünkü bir çok insan tam olarak ne yapmak istediğini bilmiyor. İkincisi ise, ekonomik problemlerden kaynaklı ortaya çıkan sıkıntı hali. Bu kişilerde de ekonomik yetersizlikten kaynaklı bir şey yapamama hali, bir şeyler yapmaktan kaçınma hali ortaya çıkabiliyor.

Peki, bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? 
Hafta sonu tatili, gerçekten varoluşsal boşluğa sebep olur mu? 
Psikolojik durumumuzu nasıl etkiler? 

Hafta sonu tatili Cumhuriyet Devrinden sonra yasal olarak kullanılmaya başlanan bir uygulama. Osmanlıda yasal olarak hafta tatili yok. ...

Malazgirt'e Giden Yol


Dolunay gökte salınırken, Alpaslan'ın ordusu son hazırlıklarını yapmaktadır. Malazgirt önlerinde, düşmana kılıç sallamak için. Yurda giriş yapmak için, Rum ilini Türklere vatan yapmak için. O gecenin şafağında başlayan cenkte Anadolu’nun kapıları artık Türklere açılmıştır ve Alpaslan’ın şu sözü gönülleri mest eylemiştir: ‘Size öyle bir vatan aldım ki, ebediyyen sizin kalacaktır’

Malazgirt Zaferi. Tarih: 26 Ağustos 1071. Bugün Malazgirt Zaferi'nin yıl dönümü. Sizi, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun Malazgirt için yazdığı destansı şiir ile başa bırakıyorum. 

Aylardan Ağustos, günlerden Cuma 

Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum'a 

Bozkurtlar ordusu geçti hücuma 

Yeni bir şevk ile gürledi gökler 

Ya Allah...Bismillah... Allahuekber
Önde yalın kılıç Türkmen Başbuğu 
Ardında Oğuz'un ellibin tuğu 
Andırır Altay'dan kopan bir çığı 
Budur, Peygamberin övdüğü Türkler... 
Ya Allah...Bismillah... Allahuekber


Dolunay gökte salınırken, Alpaslan'ın ordusu son hazırlıklarını yapmaktadır. Malazgirt önlerinde, düşmana kılıç sallamak için. Yurd...

Mahur Beste - Tanpınar I KitapYorum(15)



Mahur Beste, Tanpınar'ın ilk roman denemesi olarak gösteriliyor. Yazarın musiki ile irtibatının göstergesi niteliğinde bir kitap. Daha önce Tanpınar'ın Beş Şehir'ini okumuştum. Mahur Beste, okuduğum ikinci kitabı. Yazarın anlatım tarzına, kelimeleri seçmekteki maharetine, insanı yormayan tahlillerine, edebi gücüne hayran kalmamak mümkün değil.

Özet

2. Abdülhamit devri İstanbul'unda, Behçet kalemde çalışan bir memur. İsmail Molla'nın oğlu, Ata Molla'nın damadı. 2. Abdülhamit'in iradesiyle Ata Molla'nın kızı Atiye ile evlenir. Behçet Bey'i ne babası sever, ne kayınpederi Ata Molla, ne de Atiye. Behçet Bey'de eksiklik hissiyatı, insanlardan kaçma çabası göze çarpıyor. Bu haliyle Behçet Bey, daha çok eve hapsolmuş vaziyette günlerini geçiriyor. Saat tamiri ve mücellitlik(kitap bakım ve tamiri) en önemli uğraşı. Olaylar Behçet Bey ve karısı Atiye etrafındaki kişiler üzerine kurulu. Bu bağlamda olaylar çok eskilere gidip geliyor. Atiye'nin aile efradı, Behçet Bey'in aile efradı. Liste kalabalıklaşıyor. Kitaba ismini veren beste ise, Atiye'nin eniştesi Lütfullah Bey'in babasına ait.

Yorum ve değerlendirme

Tanpınar, kalemi kuvvetli, muhteşem bir yazar. Her cümlesi ayrı bir güzelliğe sahip. Her cümlede şiirsel bir ton, kulağa hoş gelen bir beste intibaı uyanıyor insanda. Edebi kişiliğinin yanında bir siyaset bilimci, bir psikolog, bir sosyolog gibi. Her romancı biraz psikolojiden, biraz sosyolojiden anlar tabi. Ama Tanpınar'da bu seviye hayli yüksek. Mahur Beste'de bu özellikler rahatlıkla görülüyor.

Kitaptaki kişiler 2. Mahmud Devri'nden, 2. Dünya Savaşı'nın sonuna dek uzanıyor. Bu haliyle tarihi, bir panaroma gibi gözler önüne seriyor. O devirlere ait siyasal gelişme ve değişimler, toplumun sosyolojik yapısı ile insanların psikolojik yapısı usta bir dille okuyucuya ulaştırılıyor. Devrin en önemli problemlerinden biri haline gelen batı hayranlığı ile doğulu kalma tartışmaları da anlatılıyor.

Alıntılar

  • Kafası, tersine işleyen bir saat gibi , geçmiş zamanı yaşamaya başladı.
  • İnsan hayatta yapmak istediklerinin birçoğunun evladı tarafından yapılmasını isterdi.
  • Ona göre esas olan ,zaman dediğimiz şeyi insan ruhunun benimsemesi, bir meyve ısırır gibi,kendi izlerini ona kuvvetle geçirmesiydi.
  • Onun için erkek olan insan, sevdiği kadını yakalayıp o zamana kadar ölçmediği, düşünmediği bir takım tepelere taşımalıydı. Sonunda imkânsız bir yerde, güçlükle nefes alınan bir uzlette bıraksa bile o yükseklikleri bir kere olsun geçmiş olmanın hazzı yeterdi.
  • Oğlum Behçet, sen bir medeniyetin iflası nedir, bilir misin? dedi. İnsan bozulur, insan kalmaz; bir medeniyet insanı insan yapan manevi kıymetler manzumesidir. Anlıyor musun şimdi derdin büyüklüğünü?… Cahilsin, okur öğrenirsin. Gerisin, ilerlersin. Adam yok, yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunu çaresi yoktur.

Ma hur Beste, Tanpınar'ın ilk roman denemesi olarak gösteriliyor. Yazarın musiki ile irtibatının göstergesi niteliğinde bir k...

Teknoloji Tembelleştirir mi?



Teknoloji hızla gelişiyor. Gelişmeye devam ediyor. Gelişen teknolojinin bir çok noktada hayatımızı kolaylaştırdığına şüphe yok.

Teknoloji, hayatımıza yenilikler ve kolaylıklar getirirken aynı zamanda bazı sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Bu kolaylıklara alışırken tembellik başta olmak üzere çeşitli sorunlar ile karşılaşıyoruz. Mesela, asansör sayesinde merdiven çıkmaya, araba ile yol yürümeye, telefon ile hafızamızı kullanmaya üşenir hale geldik. Bu üşengeçliğin vücudumuza mutlaka zararı oluyor. Vücudumuzun ihtiyacı olan hareketliliği tembelliğimiz yüzünden sağlamıyoruz. Asansörün, arabanın hayatımıza kattığı kolaylık çok güzel. Ama atalarımızın dediği gibi; 'işleyen demir pas tutmaz'. Vücudumuzu da işlek tutmamız lazım. Bunun için her gün biraz yürüyüş veya spor yapmak yeterli olabilir belki.

Tembelliğimizin bir de bilişsel boyutu var. Şöyle ki, eskiden hafızamızda tuttuğumuz telefon numaraları, adresler vs. şimdi telefonumuzda kayıtlı. Bir olayın tarihini anımsarken, eskiden hafızamıza başvururken, şimdi, hemen internete sarılıyoruz. Bu da, hafızamızı tembelleştiriyor. Tembelleşen hafıza bir süre sonra paslanır hale gelmeye başlıyor. Eskiden bir konuyu etraflıca düşünmek olağanken, şimdi düşünmek bile zahmetli bir hal alıyor. Çünkü telefonlarımıza ve internete o kadar çok güveniyoruz ki, düşüncelerimize ihtiyaç duymuyoruz. Bir şeyin gelişebilmesi ise ancak ihtiyaca bağlı. Arz-talep dengesi gibi.

Geçenlerde, bu duruma misal olacak bir olay yaşadım. Henüz telefonumun olmadığı günlerde bir akrabamın numarasını ezberlemiştim, lazım olunca ararım diye. Birinin o akrabama ulaşması lazımmış. Telefon numarası var mı diye sordu. Bende ezberden söyledim numarayı. Adam şaşırdı. Nasıl ezberinde tutabiliyorsun, diye. Sonra izah ettim adama, sadece bir kaç kişinin telefon numarasını ezbere bildiğimi. O konuşmadan sonra bir şeyi farkettim. Hafızam tembelleşmiş. Şimdi herhangi bir telefon numarasını ezberleyebilmem pek mümkün gözükmüyor. 

Teknoloji hızla gelişiyor. Gelişmeye devam ediyor. Gelişen teknolojinin bir çok noktada hayatımızı kolaylaştırdığına şüphe yok. Tek...

Hayat


Hayat, hüzünlü ve mutlu anların toplamından ibaret
İniş çıkışların, düşüp kalkmaların.
Bazen kelebekler uçuşur yüreğimizde,
Bazen fırtınalara ram olur benliğimiz.
Nasıl ki gebeyse gündüz geceye
Nasıl, her gecenin ardından güneş
Doğuyorsa ve yüreğimizi aydınlatıyorsa
Hüzün ve mutluluk da öyledir işte
Biri gider, biri gelir…
Bir güvercin pervanelerce döner etrafımızda
Omzumuza dokununca tazelenir umutlarımız
İçimizdeki kelebek ölür günün sonunda
Fil devrilişiyle yere çakılır yarınlarımız

Kimbilir?
Belki yere çakılan hayallerimizdir, bizi ayakta tutan
Düştüğümüz yerden bir aslan kükreyişiyle kalkışımız,
Yeniden hayata sarılışımız.
Belki, Hasan Harakani’nin(k.s) dediğidir;
Sıkıntının bereketidir bizi ayakta tutan

Her şey tadında güzel.
Bir gün ‘son’a ermesi kaçınılmaz hayatta
‘Son’ludur hayata dair ne varsa.
Hüzünlerimiz, sevinçlerimiz, hayallerimiz…
Mesele, düştüğümüzde yeniden doğrulabilmek,
Ve umut dolu gözlerle hayatı tutunabilmek.

Hayat, hüzünlü ve mutlu anların toplamından ibaret İniş çıkışların, düşüp kalkmaların. Bazen kelebekler uçuşur yüreğimizde, B...

Mahrem Macera - Şeyh Hamidu Kan I KitapYorum(14)


Kitap ve Yazar Hakkında



Yazar: Şeyh Hamidu Kan
Çevirmen: Saim Akmehmet
Yayınevi: Özgün Yayıncılık
Sayfa: 184 sayfa

Şeyh Hamidu Kan Senegalli bir yazar. Medrese usülü eğitim gördükten sonra Fransa'da felsefe eğitimi almış. Mahrem Macera'da eğitim sürecinde yaşadığı çatışmaları, içsel bunalımları anlatmış. Kitap bu haliyle otobiyografik roman özelliği taşıyor. Kitabın başkahramanı Samba Diello yazarın şahsını yansıtıyor.

Özet ve Yorum

Yer Afrika’nın Dillobe ülkesi. Olaylar çoğunlukla Samba Diallo’nun etrafında cereyan ediyor. Diallobe ülkesi Samba’nın yaşadığı devirlerden iki asır evvel beyaz adam tarafından işgal edilir. Diallobeliler ne olduğunu bile anlayamadan işgal edilmiştir memleketleri. İlk zamanlar halkı yıldıran savaş aletlerinin yerini batı emperyalizmi ve materyalizmi alır. Samba Diallo işte bu devirde iç dünyasında madde ile mananın savaşıyla karşı karşıya kalır. 
Samba, atalarının kültürünü yaşatmaya devam eden, Allah’a kuvvetli bir iman ile bağlı ve medresede eğitim gören bir genç. Modernizm ile beraber Diallobe halkı birer ikişer medreseyi bırakıp yeni okullara gitmeye başlarlar. Samba Diallo’da gidenlerin kervanına kapılır. İsteksiz ama gayretli bir şekilde yeni okulda öğrenime başlar. Yeni okula giderken ve sonraki süreçte asıl amacı teyzesinin öğüdünü gerçekleştirme isteğidir. Diallobe ülkesinin prensesi olan teyzesi Samba’ya şöyle demişitr: ’Git ülkelerine, haklı olmadan insan nasıl yenebilir onu öğren!’  Samba sonra Fransa’da felsefe eğitimi alır. Yeniden ülkesine döndüğünde kafası karmakarışık durumdadır. 

Temelde doğu ile batının fikir dünyasında  meydana gelen değişimler, ağır ağır batılı hale gelen bir toplumun geçirdiği sancılar anlatılır. Yazar bunları Samba Diallo özelinde anlatır. Samba Diallo’nun iç dünyasında meydana gelen çekişmeler, bir yandan gönlünün Allah’a yakınlığının huzuru, diğer yanda gittikçe hayatını manasız hale getiren maddeye endeksli hayat. Samba, bu gelgitler arasında kendini kaybetmeye başlar. Ne tam olarak batının materyalizmini benimseyebilmiştir. Ne de İslam’ın manaya verdiği değeri koruyabilmiştir.

Alıntılar

‘Biliyorsunuz, biz siyah öğrencilerin yazgısı, bir bakıma biraz da posta tatarınınkine benziyor. Evimizden çıkarken, kesinlikle geri dönüp dönemeyeceğimizi kestiremiyoruz. Yolun sonunda kendi maceramıza yeniliyor, tutsak düşüyoruz. Birden anlıyoruz ki, tüm yolculuğumuz boyunca durmaksızın değişmiş ve sonunda bir başkası olmuşuz... Kimi kez de değişim tamamlanmaz, bizi ikircikli bir duruma sokar ve şaşkınlıkla olduğumuz yerde kalakalırız. O zaman yüreğimiz utanç dolu, saklanacak yer ararız!..’


‘Bizim ilk hareketimiz onların yaptığı gibi yenmek değil sevmektir.’


‘Tüm bunlar bir yana, insan, durmadan mal biriktirdiği şu günümüzdeki kadar mutsuz olmamıştır hiç. Dünyanın hiçbir yerinde, şu biriktirmeye meylettiği yerdeki kadar düşmemiştir. Bu da bana Batı tarihinin, insanın yekdiğerine verdiği güven duygusundan yoksun olduğunu gösteriyor. İnsanın mutluluğu için ancak Allah'ın varlığı ve güvencesi gerekir.’


Kitap ve Yazar Hakkında Yazar: Şeyh Hamidu Kan Çevirmen: Saim Akmehmet Yayınevi: Özgün Yayıncılık Sayfa: 184 sayfa ...

Kars'a Veda Ederken-2. Bölüm


Yazının birinci bölümüne Kars'a Veda Ederken-1. Bölüm başlığına tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Azeriler, Kürtler, Terekemeler ve yerliler. Kars'ta yaşayan insanlar kendilerini bu isimlerle tanımlıyorlar. Kişisel ve kültürel özellikleri, kullandıkları dil, adetleri birbirinden farklılık gösteriyor. Azeriler Azerbaycan'dan gelip yerleşmişler Kars'a, şehir merkezinde etkinler. Terekemeler Kafkasya'dan gelen insanlar. Köylerde, şehir merkezinde hayatlarını sürdürüyorlar. Kürtler ve yerliler köyde de, şehirde de var. Zaman zaman gruplar arasında anlaşmazlıklar olabiliyor(eskiden daha fazla oluyormuş). Bu anlaşmazlıklara rağmen samimi, içten diyaloglar da var gruplar arasında.

Kars Osmanlı'nın son devirlerinde Rus egemenliği altına girmiş. Meşhur 93 harbinde sonra, 40 sene Ruslar hüküm sürmüş şehirde. Günümüz Kars’ında Rusların izleri hala hala belirgin; taş binalar, caddeler, yaşam tarzı.

Kars tarihi ile de ilgi çekici bir öneme sahip. Orta Asya’dan akın akın Anadolu’ya gelen ceddimiz evvela Kars’a uğrar, yol Kars’tan geçer. Malazgirt Zaferi ile kapılar açılmadan evvel Sultan Alpaslan Kars’ı(Anı) fetheder. Anı o dönemin en gelişmiş, kalabalık şehirlerinden olup, Ermeni Krallığının başkenti konumundadır. Ticaret yollarının da üzerinde bulunması dolayısıyla kalabalık ve gelişmiştir. (Anı Harabeleri yazısına buradan ulaşabilirsiniz) 

Kars soğuğu ile meşhur şehrimiz, kar ile, tipi ile.  Soğuğu hafızalara karı, tipiyi getirse de bunların yanısıra bir de kaz var, Kars ile özdeşleşen. Ayağı kar gören kazın daha lezzetli olduğunu anlatmak için kullanılan, ’Kazın ayağına kar değmeden…’ sözü Kars, kar ve kaz arasındaki ortak kaderi ifade ediyor. Bu yüzden kaz kışın daha çok kıymetleniyor. Kışın sert geçen günlerinde hayat mücadelesi hayli zorlaşıyor. Ancak kışın da kendine has güzellikleri olabiliyor. Çıldır Gölü kış mevsiminde Kars için ilgi çeken yerlerden. Buzun üstünde mangal yapanları, at arabası ile gölün üstünde dolaşanları görmek mümkün olabiliyor. Gene Sarıkamış kayak tesisleri kış aylarında yoğun olabiliyor. Sarıkamış, ismi şehitlerimizle birlikte anılan, vatan sevdasının ruhumuzda yaptığı etkiyi hatırlatan dokusuyla Kars’ın bir ilçesi. Onbinlerce şehidimizin nidaları dağlarda yankılanırken, dik yamaçlardan dökülecekmiş gibi duran kar yığınları insanın içini ürpertiyor. Sarıkamış’ta şehitlerin hatırasını yaşatmak için her sene Şehitleri anma etkinlikleri düzenleniyor.(Etkinlikle alakalı yazı için tıklayın).

Kars’a giderken yolculuğumuzun bir kısmı Aras Nehri kıyısında seyreder. Şehre veda ederken, son kez Aras kıyısından geçtim. Derin düşüncelerin, karmaşık duyguların ortasında Aras gibi bulanık ve hayatın akışına kendini bırakmış olarak. Kars’ta geçen seneler. Hatıraları her zaman taze kalacak günler, simaları her zaman canlı kalacak insanlar; iş arkadaşları, gönül dostları, öğrenciler, Kars’ta Yaşayan Sivaslılar.

Not: 2/2

Yazının birinci bölümüne  Kars'a Veda Ederken-1 . Bölüm başlığına tıklayarak ulaşabilirsiniz. Azeriler, Kürtler, Terekemeler ve yer...

Kars'a Veda Ederken-1. Bölüm

facebook/karsfotografkulubu sayfasından alınmıştır.

Vedalar her zaman zor gelir ya insana. Bir şehre veda etmek de üzüyor insanı. Ve, insan veda ederken farkeder bazı şeyleri. Mazide kalan günlere dair keşfedilmemiş güzellikleri. Bende o şekilde daha önce farkına varamadığım onca güzelliği keşfettim. Son kez kaleden şehre bakarken, Ebul Hasan El Harakani türbesine son kez girerken, Kazımpaşa’da son çayımı yudumlarken, bir dosta veda ederken ve otobüsün camından kaleye el sallarken… Her şeyin sonunu yaşarken farkettim bazı güzellikleri. Bu güzellikler biraz da maziye duyulan özlemin, ömürden geçen günlere sitemin yankılarıydı belki. Bilemiyorum. 

Bir dosta veda eder gibi, bir dosttan ayrılır gibi bir hüzün çöktü yüreğime. Kars, mükemmel bir şehir değil. Kars’ta geçen günler de mükemmel değildi. Fakat, Kars’ta geçen senelerin biriktirdiği hatıralar, onca yaşanmışlık bir şekilde hüzne sokuyor insanı. 

Dört sene evvelinde mesleğe atılan ilk adımların heyecanı, memleketten  uzak düşecek olmanın burukluğu ile geldim Kars'a. Soğuğu ile meşhur olan şehre gelişim güz yağmurlarının toprağı dövdüğü günlere denk gelir. Şiddetli yağışlar günlerce devam etti. Ve, o günlerde şu dizeleri yazdım defterime: 



Karşıladı beni güz yağmurları
Yağmura karışıp eser rüzgarı
Sivas’tan da soğuk olur kışları
Üşürsün, dedi Kars, ta derinlerden. 
(Devamı için tıklayın)


Bir gün henüz tamam olmadan, şehrin sokaklarına aşina, birbirini dik kesen caddelere hayran olmuştum. Keşke diyordum içimden, caddeler, sokaklar biraz bakımlı olsa. Bugün veda ederken de aynı şeyleri söylüyorum.

Kars’a ilk gittiğim günler. Birbirini dik kesen sokaklarına, şehrin hamisi gibi ihtişamlı duran kalesine, kalenin burcunda her daim dalgalanan bayrağa hayran kalmıştım. Kaldığım yerden akşam saatlerinde, güneşin eteklerini şehirden çektiği vakitlerde kale burcunda dalgalanan ay-yıldızı uzun uzun seyrederdim. Rüzgarla kavga edercesine hırçın ve coşkulu dalgalandıkça, yüreğim ürperdikçe ürperirdi. Ben düşüncelere dalardım. Düşünürdüm. Hudut şehirlerinin ortak kaderini. Bu kader, savaşların, vur-kaçların, arbedelerin, iki ülke arasında el değiştirmelerin, birbirinden ayrı düşen akrabaların memleketi olarak gözümde canlanırdı. Kars böyle bir hudut şehrimizdi. Ve Osmanlı’nın son demlerinde Ruslar’ın tahakkümü altına girmişti. Kale burcunda şehit olan nice yiğitleri, ismi Kars ile özdeşleşen, hatıraları canlı duran; Gazi Ahmet Muhtar Paşa’yı, Kazım Karabekir Paşa’yı, Deli Halit Paşa’yı düşünürdüm.

Daha dün yapılmış gibi dimdik ayakta duran Kars Kalesi ilk olarak Saltuklular tarafından yapılmış. Osmanlı Devrinde çeşitli tadilatlar ile bugüne kadar ulaşmış. Bu tadilatlardan en önemlisi 3. Murad devrinde Lala Mustafa Paşa tarafından yapılan tadilat. Zira bu tadilat esnasında Ebul Hasan Harakani Hazretlerinin kabrinin yeri tesbit ile bir türbe yapılmış. Ebul Hasan Harakani Hazretleri atalarımızın Anadolu’ya ilk adımlarını attığı günlerde, savaş meydanına şehadet şerbetini içmiş. O günden bugüne hudut şehrimizde memleketin manevi bekçiğini yapıyor. Ebul Hasan Harakani Hazretleri türbesinin varlığı Kars’a olan hayranlığımda her zaman en önemli yeri tuttu. Tutmaya devam ediyor. (Ebul Hasan El Harakani Hazretleri hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.)

Yazının devamını okumak için tıklayın.

Not: 1/2

facebook/karsfotografkulubu sayfasından alınmıştır. Vedalar her zaman zor gelir ya insana. Bir şehre veda etmek de üzüyor insanı. Ve,...

Ebul Hasan El Harakani Hazretleri

Facebook/KarsFotoğrafKulübü sayfasından alınmıştır.

Kars'ta yaşadığım bir kaç sene boyunca en sevdiğim yerlerden biri Evliya Cami ve Hasan Harakani Hazretleri türbesi idi. Canım sıkıldığında, boş vakitlerimde öylesine gidip ruhumu dinlendirdiğim bir mekan. Cami ve türbe yanyana. Yanlarında eski mezarlarda var. Cami Osmanlı Döneminde Lala Mustafa tarafından yapılmış. Gene aynı gümlerde Hasan Harakani’nin kabri bulunup, caminin yanına türbe yapılmış. 

Ebul Hasan el Harakani Hazretleri, Anadolu’nun manevi mimarlarından olup, Türklerin akın akın Anadolu’ya geldiği günlerde yola çıkanlardan. Selçuklular’ın Anadolu’ya adım attığı devirlerde O da hem kılıcı ile hem de ilmi ile mücadele edenlerden. Ebul Hasan Harakani Hazretleri’nin çok sayıda talebe ve hafız yetiştirdiği, kapısına geleni boş çevirmediği, sofrasından fakirlerin eksik olmadığı, dergahının her daim açık olduğu bilinmektedir.  
Tasavvuf ehli bir çok kişinin kabri Orta Asya bölgesinde olmasında rağmen, Ebul Hasan el Harakani Hazretleri kabri Türkiye’de olan büyük velilerden biri. Anadolu’nun manevi mimarlarından olup, türbesi sürekli olarak il dışından bazen ülke dışından gelen ziyaretçileri ağırlamakta. 

Ebul Hasan el Harakani Hazretleri Çağrı Bey döneminde Anadolu’ya gelmiş. Gazneli Mahmut ile Tuğrul ve Çağrı Beyler ile görüştüğü, Gazneli Mahmud’u Hindistan içlerine, Tuğrul ve Çağrı Beyleri de batıya yani Anadolu’ya ilerlemeleri doğrultusunda desteklediği zikredilmektedir. Selçuklu ordularında savaşlara katılmış, 1033 senesinde Kars Yahniler Dağı’nda savaşırken şehit olmuştur. 

Sözlerinden

"Bir mümin kardeşini sabahtan aksama kadar incitmeyen kimse, o gün aksama kadar Peygamber Efendimizle yaşamış olur. Eğer bir mümin kardeşini incitirse, Allahü Teâlâ onun o günkü ibâdetini kabûl etmez."abul buyurmaz."

"Türkistan'dan Şam'a kadar olan sahada birinin parmağına batan diken, benim parmağıma batmıştır, birinin ayağına çarpan taş, benim ayağıma çarpmıştır. Onun acısını ben de duyarım. Bir kalpte üzüntü varsa, o kalp benim kalbimdir."

''Gönlünüz hüzünlenince bunu ganimet biliniz. Çünkü insanlar sıkıntılarının bereketiyle bir yerlere gelirler.''


''Yeryüzünde gezen nice kimse vardır ki, ölüdür; yeraltında yatan nice kimse vardır ki, diridir.''


Facebook/ KarsFotoğrafKulübü sayfasından alınmıştır. Kars'ta yaşadığım bir kaç sene boyunca en sevdiğim yerlerden biri Evliya Ca...

Bitmeyen Gece - Mitat Enç I KitapYorum(13)

Kitap Hakkında Bilgiler

Adı: Bitmeyen Gece
Yazar: Mitat Enç
Yayınevi: Ötüken Neşriyat
Sayfa: 336 sayfa

Bitmeyen Gece, Mitat Enç'in otobiyorafik romanı. Çocukluğundan emekliliğine giden yolda yaşadıklarını, şahit olduklarını, acılarını, üzüntü ve sevinçlerini anlatıyor. Yazar, İstanbul Hukuk Fakültesi'nde ilk senesini tamamlamadan gözlerinden rahatsızlanır. Bu sebeple eğitimini bırakır, İstanbul ve Viyana'da tedavi aramaya başlar. 3 senelik tedavi arayışının sonunda artık göremeyeceğini  kabullenir. 

Kitap Özeti

Yazar, Hukuk Fakültesine başladıktan sonra görmeme problemi başlar. Aslında gözlerindeki problem çocukluğundan beri vardır ama umursanmamıştır. İstanbul'da çeşitli doktorlar tarafından muayene edilir. Ancak bir sonuca ulaşamaz. Sonra bir tavsiye ile Viyana'ya gitmeye karar verirler. Viyana'da bir kaç defa ameliyat masasına yatsa da doktorların 'zamanında müdahale etseydik kurtardık' demek dışında yapabildikleri bir şey olmaz. Kabullenmek istemese de, kendince iç dünyasında dirense de körlüğü kabul etmek zorunda kalır. Viyana'da kaldığı dönemde özel eğitim ve körler okuluna gözlemci olarak katılma imkanı bulur. Bu sırada ailesinin maddi durumu da kötüye gitmektedir.

Ülkeye dönünce Viyana'dan edindiği birikim ile İzmir Körler ve Sağırlar Okulu'nda geçici öğretmenlik yapar. Memleketi Antep'ten tanıdığı Amerikalı doktor Iselly'nin öneri ve desteği ile Türkiye'de körlerin eğitimi üzerine mücadele etmeye karar verir. Gene Iselly'nin yönlendirmesi ile Amerikalı bir zengin Mitat Enç'e burs imkanı sağlar. Bu sayede Amerika'da lisansını ve yüksek lisansını tamamlar. Ülkeye döndüğünde Gazi Eğitim Enstitüsü'nde, ODTÜ'de ruhbilim ve özel eğitim konularında dersler verir. Özel Eğitim Bölümü açma girişimlerinde bulunur. Ancak bir türlü hedefe ulaşamamanın verdiği bezginliğin etkisiyle tekrar Amerika'ya gider, doktora yapar. Ülkeye döndükten kısa bir süre sonra Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi'nde açılan Özel Eğitim Bölümü'nde ders vermeye başlar. 
Ve sonrasında emeklilik...

Kitap Yorumu

Kitap biyografik özelliği ile tarihe ışık tutar. Kurtuluş Savaşı'ndan 80 darbesi sonuna kadar geçen sürede ülkenin durumuna ışık tutar. Bürokrasideki tıkanıklıklar, iş bilmezlikler, akademik camianın karanlık iç yüzü, ülkemizde özel eğitim başlama ve gelişme süreci, öğretmen okulları, köy enstitüleri, siyasiler... Anlattığı şeylerden bazılarıdır. Üzülerek söylemek gerekirse, siyasiler ve bürokratların tutumunun bir çok noktada hala aynı olduğunu görmek mümkün. Yazar, çokça karşılaştığı bir durum olarak, çokça paralar harcanıp yarım kalan projeleri gösterir. Bir müdür, müsteşar ya da bakanın başlattığı proje o kişinin değişmesinden sonra gereksiz görülüp bırakılmaktadır. Sil baştan yeniden. Aynı durum zaman zaman günümüzde de devam etmekte bence. 
Batıda ve bizde engelli bireylere bakış açısını gözler önüne seren yazar; batıda bireyselleşmeye verilen önemin de etkisiyle engelli bireylerin kendi başına yaşamayı öğrenmesi desteklenirken, bizde engelli bireylerin yardıma muhtaç hale getirildiğini ifade eder. Bunu şu örnekle de anlatır: Viyana'da iken ev sahibinin desteği ile bir çok işini kendi başına yapabilir hale gelmiştir. Ailesinin yanına dönüğünde bunaltıcı bir baskı ile karşılaşır. Ailesi koruyucu bir tutum ile her işini kendileri yapma gayreti içindedir.
Kitap genel olarak güzel. Akıcı ve merak uyandırıcı.  Özellikle eğitim ve özel eğitim ile ilgilenenlerin okumasını tavsiye ederim. Zaten MEB'de kitabın öğretmenlerce okunmasını tavsiye ediyor. 

Kitap Hakkında Bilgiler Adı: Bitmeyen Gece Yazar: Mitat Enç Yayınevi: Ötüken Neşriyat Sayfa: 336 sayfa Bitmeyen G...

Mim Yazısı #Mim


Yüreğimin İklim blogunun başlatmış olduğu bir mim etkinliği var. Güzel ve anlamlı bir mim. Bazı soruların cevapları, henüz soruları okurken hemen zihnimde canlanırken, bazı cevaplar için düşünmeme gerekti. Bu da bazı konularda farkındalık kazanmamı sağladı. Yüreğimin İklimi blogunun mim yazısını linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Benim cevaplarım için. Buyrun, başlayalım. 

SÜREKLİ ERTELEDİĞİM   Spor…

YAZIN EN ÇOK ERTELEDİĞİM  Havalar sıcak olunca herşey…

KAFAMI YASTIĞA KOYDUĞUMDA  Hemen uyurum.

EN ÖZENDİĞİM Her şeye rağmen mücadele ruhunu kaybetmeyenler….

OKUDUĞUM  KİTABIN 125. SAYFA 5. CÜMLESİ  Mitat ENÇ / BİTMEYEN GECE kitabını okuyorum.  ‘Ancak, düzenimi bilmeyen birinin gayretkeşlik gösterip bunları kendinin uygun bulduğu bir yere koyması durumunda sorunlar başlıyordu’.

SON GÖRDÜĞÜM RÜYAM Rüyalarımı çoğunlukla hatırlamıyor, hatırladıklarımı da hemen unutuyorum.

İNANDIĞIM EN BÜYÜK YALAN  Hocam, ders işlemiyoruz zaten. Biraz konuşalım mı…(Lisede derste beklemek yerine benimle sohbet etmek isteyen haylaz öğrenciler)

BİR SUÇ İŞLEYECEK OLSAM  Canımı sıkan birini dövmek isterdim galiba.

HEDİYE EDECEĞİM BİR MÜZİK 



ELİMDE OLSA ( GELENEK) Düğünlerdeki adetlerden bazıları.

DALGA GEÇTİĞİM  ÖZELLİĞİM  Çok zayıf olmam….

BENCE  İNSAN  unutmakla malüldür.

DEĞİŞTİRMEK İSTEDİĞİM ÖN YARGIM  Yok. Önyargılı biri değilim heralde.

BENİ ETKİLEYEN FİLM  Dram filmlerini daha çok severim.

















HAYATIMDA DEVAMLI DUYDUĞUM NASİHAT  Paranı düzgün harca. Bir ev sahibi ol:))

KÖTÜ BİR KAREKTER OLMAK İSTESEM Erol Taş olurum:)))

KENDİMİ DEŞARJ ETMEM İÇİN  Güzel demlenmiş bir çay eşliğinde düşüncelere dalarım.

BENİ TANIMAYAN İNSANLARIN HAKKIMDAKİ ÖNYARGILARI  Bilmiyorum. Hiç düşünmedim.

KARDEŞİMİN  gençliğin vermiş olduğu sorumsuzlukt

İZLEDİĞİM FİLMDEN REPLİKLER   Son günlerde film izlemediğim için replik koyamıyorum maalesef :(


Katılmak isteyen herkesi mimliyorum. Güzel bir mim, bence katılın.


Yüreğimin İklim blogunun başlatmış olduğu bir mim etkinliği var. Güzel ve anlamlı bir mim. Bazı soruların cevapları, henüz soruları okur...

Dualar ve Aminler - Arif Nihat Asya I KitapYorum(12)


Yazar: Arif Nihat Asya
Yayınevi: Ötüken Neşriyat 
Sayfa: 256 sayfa

Arif Nihat Asya, milli ve manevi duyguları harekete geçiren, insanın gönlünü coşturan şiirleriyle sevdiğim biri. Bayrak ve Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor şiirleriyle kendisine hayran olduğum şairin başka şiirlerini de okumak ihtiyacı ile aldım elime, Dualar ve Aminler'i. Kitapta şiirler dört bölüm altında toplanmış: Dualar ve Aminler, Divançe-i Arif, Kundaklar ve Basamaklar. Bazı şiirlerde anlamını bilmediğim kelimeler olsa da, sayfa altındaki ya da kitap sonundaki lügat imdadıma yetişti. Şiirleri ilmek ilmek okudum. Kimisinde göğsüm kabardı, coştum, taşdım. Kimisinde hüzünlendim.
Arif Nihat, şairliği bildiği noktanın çok daha ötesinde. Kitapta farklı yerlerde duyduğum birçok şiirin esas kaynağını bulmuş oldum. Sevdiğim bir çok şiirin altında Arif Nihat imzası varmış. Kitaptaki şiirler arasından bir demet sunuyorum size. Benim en çok beğendiklerim. 

Biz, kısık sesleriz... 
minareleri,
Sen, ezansız bırakma, 
Allaah'ım!
....
Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız
Ve vatansız bırakma, Allaah'ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu
Müslümansız bırakma, Allah'ım!

Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
"Hu hu"lara karışsın 
Aminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!
Döndü korlarla alevler bir ılık iklime:
Mancınık kıydı, ateş kıymadı İbrahim'e!

Yazar:   Arif Nihat Asya Yayınevi:  Ötüken Neşriyat  Sayfa:  256 sayfa Arif Nihat Asya, milli ve manevi duyguları harekete geçir...

Hoş Geldin Dedi Kars*


Bir selam etmeye kalmadan daha 
Hoş geldin dedi Kars, ta derinlerden 
Hazırdı yüreğim of ile ah'a 
Bizdensin dedi Kars, ta derinlerden.

Uzaktan seyrettim kale burcunu 
Yedim rüzgârını, içtim suyunu 
Daha çözemeden hiç bir huyunu 
Çözersin dedi Kars, ta derinlerden

Çektim ciğerime temiz havayı 
Her nefes az daha deşti yarayı 
Burda yaşam için akla karayı 
Seçersin dedi Kars, ta derinlerden

Daha olmamışken günün akşamı
Dağladı iyice gönül yaramı 
Sılada gözleri yaşlı anamı 
Özlersin dedi Kars, ta derinlerden

Geldimdi çabucak gitmeye hazır 
'Bir söz vardır dilden dile dolaşır: 
Kaleye çıkanlar yedi yıl kalır' 
Kalırsın dedi Kars, ta derinlerden.

Karşıladı beni güz yağmurları
Yağmura karışıp eser rüzgârı 
Sivas’tan da soğuk olur kışları 
Üşürsün dedi Kars, ta derinlerden

Bin yıllık tarihten bakınca geri 
Görünür ecdadın ayak izleri
Yurda giriş yapan o yiğitleri 
Görürsün dedi Kars, ta derinlerden

Alpaslan devrinde tutmuş mayası 
Hasan Harakani(k.s) olmuş ihyası 
Uzaktan bakıpta hor görme Kars’ı 
Seversin dedi Kars, ta derinlerden

Yaz dedi aklına bütün bunları
Gün gelir anarsın hatıraları 
Yazamam demeden koydu noktayı 
Yazarsın dedi Kars, ta derinlerden.


* 2013 senesinde Kars'a gittiğim ilk günlerde yazmıştım. Bugünlerde Kars'a veda edişimle hatıralar tekrar canlandı gözümde. 

Bir selam etmeye kalmadan daha  Hoş geldin dedi Kars, ta derinlerden  Hazırdı yüreğim of ile ah'a  Bizdensin dedi Kars, ...