Öğrenmek İçin Fırsatlar Oluşturun!


Çocuğundan büyüğüne, yaşlısından gencine hepimizin duyduğu bir söz var: Öğrenmenin yaşı yoktur. İnsan henüz bebek olduğu günlerde nefes alıp vermeyi öğrenir, biraz büyür emekleyip yürümeyi öğrenir, ilkokula başlar okumayı öğrenir, sonrasında öğrenmeyi öğrenir(yada öğrenemez). Bebeklik çağında başlayan öğrenme insanın ölümüne kadar devamlılığını sürdürür. Ve insan öğrendiklerini hayatın çeşitli merhalelerinde kullanmaya başlar.


Öğrenmenin yaşı olmadığı gibi zamanı ve mekanı da yoktur. Her zaman ve mekanda öğrenme mümkündür. Yeter ki insanda öğrenme isteği olsun. Öğrenmek isteyen insan sabah servisle işe yada okula giderken on tane kelimenin ingilizce karşılığını öğrenebilir. Bir tenefüs esnasında sevdiği şairin bir şiirini daha öğrenebilir. Bir arkadaşla sohbet ederken tebessümün gönül kapılarını açtığını öğrenebilir. Öğrenmek için yeterli zaman yada uygun mekan diye bir durum söz konusu değildir. Öğrenmede aslolan istektir. İstek ve samimiyet.

Birçoğumuz öğrenmenin zaman ve mekana bağlı olduğunu düşünürüz. Öğrenmede zaman ve mekan faktörü kadar kısa ve önemsiz görülen zaman aralıklarını değerlendirmek de önemlidir.  Uygun zaman ve mekan arayışı kişinin çalışmayı sürekli ertelemesine yol açar, öğrenmeye engel olur. İnsan genellikle uygun zaman ve mekanı bir arada yakalayamaz, bu iki şartı bir arada sağladığınıda da kendisinin çalışmak ve öğrenmek için hazır olmadığını, başka bir ifade ile çalışmak için ilham gelmediğini düşünür. Oysa ilhamı getirecek olan kendisidir. Öğrenmek için isteği olan kişiler her zaman ve mekanda ilhamı yakalayabilir. Unutulmamalıdır ki; ilham hiç bir zaman kendiliğinde gelmez insana, ilhama talip olmak lazımdır. 

Çocuğundan büyüğüne, yaşlısından gencine hepimizin duyduğu bir söz var: Öğrenmenin yaşı yoktur. İnsan henüz bebek olduğu günlerde nefes...

Dini ve Tecrübi Bilgiler Işığında Unutma Sebepleri



İslam inancında unutmanın en önemli sebebinin günah işlemek olduğu, Kur’an-ı Kerim okumak, namaz kılmak gibi dini vecibeleri yerine getirmenin unutmayı azalttığı vurgulanmaktadır.

İslam inancında unutmanın en önemli sebebinin günah işlemek olduğu, Kur’an-ı Kerim okumak, namaz kılmak gibi dini vecibeleri yerine g...

Ne Oldu Biz'e



Bizi biz yapan değerlerden ve onların süratli bir şekilde yok oluşa doğru geçtiğinden dem vururuz ya sürekli... Bizi biz yapan değerlerin ne olduğunun farkında bile değilken, yaptığımız fiil ve eylemlerle bu değerlerimizi yıkıma doğru sürüklediğimizden haberdar bile olmadan şikâyet eder dururuz her birimiz. Bu şikâyeti yaparken hepimiz de biliriz aslında; aramızda ayrılıklar olduğunu, ‘BİZ’ olmaktan çoktan uzaklaştığımızı, ‘Ben, Sen...’ ayrılıklarının başladığını... Ve öyle ki hepimiz biliriz; farklı mekânlarda yaşayıp aynı düşleri kuran, aynı hayallerde birleşen ve aynı şeyler için dua eden ecdadın; aynı ortamlarda farklı dünyaları yaşayan, farklı hayallerin peşinde koşan torunları olduğumuzu.

Bizi ‘Biz’ yapan değerlerin süratle yok olduğu, birçoğunun çoktan unutulduğu yüreklerimizi acıtsa da kaçınılmaz bir gerçektir. Materyalizm ve bireycilik anlayışının doruk noktasına ulaştığı günümüzde herkes kendi halinde yaşam sürmekte, herkes kendi derdinin dermanı peşinde koşmakta ve herkes kendini komşusundan, arkadaşından bir adım daha öne geçirme uğraşı vermektedir. Kapitalist sistemin bir gerekliliği olarak ortaya çıkan yanlış rekabet ortamı, insanlarımızın ‘BİZ’ duygusunu yerle bir etmiş, bunun yerine insanlarımız arasında ‘Ben, Sen...’ ayrılıkları ortaya çıkmaya başlamıştır. Kısacası, yatmadan önce komşusunun açlığını-tokluğunu düşünen nesillerin yerinde, komşusunun omuzlarına basıp daha yükseklere çıkma hayalleri kuran nesiller var şimdi.
Batı hayranlığı ve olur olmaz her noktada batıyı taklit etmeler sonucunda toplumumuz manevi ve kültürel değerlerin birçoğundan taviz vermek durumuna kalmıştır. Öyle ki bizi ‘BİZ’ yapan bu değerlerin bir bölümü ağır ağır yok oluşa doğru gitmedeyken, önemli bir bölümü de çoktan unutulmuştur.

Bizi biz yapan değerlerimizde oluşan tahribatları gidermek, toplumun bağrında açılmış yaralara merhem olmak kesinlikle çok önemlidir. Ancak bilinmelidir ki toplum olarak içimizdeki ayrılıkları gidermeden, aramızda örülü nefret duvarlarını yıkmadan; bizi ‘Biz’ yapan değerleri korumak mümkün olmayacaktır. Pir Sultan Abdal’ın ‘Gelin canlar bir olalım’ çağrısına kulak verip; Allah davası yolunda ‘bir ve beraber’ olmadıkça bu kültür yıkımının önüne geçilemeyecektir. Bu sebepten dolayı en önce yapmamız gereken şey bencilliğimizi bir tarafa atarak, ‘BİZ’ olmak, ‘Biz’ duygusuna sahip olmaktır. Yeniden ‘Biz’ olabildiğimiz vakit elbette bizi ‘Biz’ yapan değerler yeniden filizlenecektir.

Bizi biz yapan değerlerden ve onların süratli bir şekilde yok oluşa doğru geçtiğinden dem vururuz ya sürekli... Bizi biz yapan değerl...

Yorgun Yüreğim


Kara sevda döküldü başımdan aşağı
Birikti altında ayaklarımın.
Ayaklarım
Çakılı kaldı olduğu yerde.
Prangalar vurulmuş gibi
Kocaman çiviler çakılmış gibi.
Ellerim, çaresizliğin vehminde
Titredikçe titredi
Durduramadım.

Feri tükenmiş dizlerim
Hükmümden rızasını çekip
İsyan türküleri fısıldayan düşüncelerime 
Ortak olunca
Oldu her ne olduysa
Fersiz dizlerime hükmüm geçmedi
Adım atamadım
Dizlerime kadar çıkan bataklığını içinde
Çırpındıkça battım. 
Battıkça çırpındım.

Ayaklarım, ellerim
Derken
Bütün bedenim…

Yüreğime ölüm sükutu
doldu göz pınarlarımdan
Dingin akan bir derenin hışmı
Ortalığı kasıp kavuran rüzgarın sükutu
Hepsi yüreğimde
Yorgun yüreğim.

Kara sevda döküldü başımdan aşağı Birikti altında ayaklarımın. Ayaklarım Çakılı kaldı olduğu yerde. Prangalar vurulmuş gibi Ko...

Her Gün Huzursuzluğumuz Biraz Daha Artıyor.



Hepimizin şikayetçi olduğu hususlardan biri: huzursuzluk. İçimde bir sıkıntı var ama ne olduğunu bilemiyorum? diyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Sebebini bilemediğimiz huzursuzluklar, sebepsiz sıkıntılar ahvalimize tesir ediyor. Belki endişe çağında yaşamanın huzursuzluğuyla karşı karşıyayız. Belki de Sadi Şirazi’nin(1) dediği gibi endişe insanın vazgeçilmez bir parçası. Bu yüzden huzursuzluğumuz fazla, bilemiyorum.
Hayatımızdaki değişikliklerin, topraktan betona doğru kayan yaşam alanımızın, samimi ilişkilerden resmi ilişkilere geçişin.. Bir çok amilin neticesi olabilir huzursuzluğumuz?

Kendinizi sebepsiz sıkıntılardan ve huzursuzluktan muzdarip hissediyorsanız, kendinizi sorgulamanızın vakti gelmiş demektir:

Hepimizin şikayetçi olduğu hususlardan biri: huzursuzluk. İçimde bir sıkıntı var ama ne olduğunu bilemiyorum? diyenlerin sayısı her...

Dikkat Mankurtlaşıyoruz!


Mankurt, Kırgız ve Türk destanlarında anlatılan eski bir işkence yönteminin adıdır. Orta Asya halkları tarafından yaygın olarak kullanılsa da, özellikle Çinlilerin yakaladıkları Türk gençlerini akılsızlaştırma, hafızalarını silme ve bu vesile ile özgür köle olmalarını sağlamak için kullandıkları bir işkence yöntemidir*.

Mankurt, Kırgız ve Türk destanlarında anlatılan eski bir işkence yönteminin adıdır. Orta Asya halkları tarafından yaygın olarak kullan...

Hayallerim #Mim


Herkese Merhaba, yazılarım arasında kendimden bahsettiğim yazılar yok denecek kadar az. Ve bu benim ilk mimim olacak. Beni mimleyen Samet Tutal kardeşime çok teşekkür ederim.

Gelelim soruları cevaplamaya… Buyrun…

1. Hayal kurmaktan hoşlandığınız bir yer ya da zaman dilimi var mı? 

Herkese Merhaba, yazılarım arasında kendimden bahsettiğim yazılar yok denecek kadar az. Ve bu benim ilk mimim olacak. Beni mimleyen Same...

Bir Fotoğraf, Bir Fotoğraftan Ötedir Bazen



Hiç düşündünüz mü? 
Bir fotoğraf ne kadar uzağa götürebilir insanı? 
Ne kadar acıtabilir yüreğini insanın. 
Ya da insan, bir fotoğraf karesine takılıp yüreğine doldurabilir mi hüznü?

Facebook ekranımda bir anda karşıma çıkan bir fotoğraf. 
Afrika’ya alakasını ve yardım gayretlerini bildiğim bir dernek yüklemiş.

Oyun oynayan çocuklar mı?… 
Hayal kuran çocuklar mı? 
Her şeye rağmen gülücükler saçan çocuklar mı? 
Her şeye rağmen hayata tutunmaya çalışan çocuklar mı? 
Hangisi tanımlar karedeki çocukları? 
Hepsi mi, hiç biri mi? Bilinmez...

En son ne zaman oyun oynadınız? 
Oyununuz hayallerinizi barındırıyor muydu içinde? 
Ya da acılarınızı, yokluklarınızı, hayatınızı?… 

Bir fotoğraf, bir fotoğraftan ötedir bazen. Acıyı, sevgiyi, özlemi, hayali; kısaca hayatı taşır içinde. 
Hayatın acınası yüzünü, umudun yaşatma gücünü, ışıldayan gözlerin tebessümünü anlatan bir fotoğraf. 
Yalın ayak, suya hasret, umuda tutsak hayaller var ötelerde. 

Hiç düşündünüz mü? 
Ötelerde suya hasret insanların olduğunu? 
Öteleri yakın etmenin çok yolu olabileceğini? 

Hiç düşündünüz mü?  Bir fotoğraf ne kadar uzağa götürebilir insanı?  Ne kadar acıtabilir yüreğini insanın.  Ya da insan, bir fo...