Ana içeriğe atla

Dikkat Mankurtlaşıyoruz!


Mankurt, Kırgız ve Türk destanlarında anlatılan eski bir işkence yönteminin adıdır. Orta Asya halkları tarafından yaygın olarak kullanılsa da, özellikle Çinlilerin yakaladıkları Türk gençlerini akılsızlaştırma, hafızalarını silme ve bu vesile ile özgür köle olmalarını sağlamak için kullandıkları bir işkence yöntemidir*.




Gün Olur Asra Bedel isimli romanında Aytmatov, mankurtlaşmayı şu şekilde anlatır: Kişinin kafası iyice kazındıktan sonra, devenin boyun derisi gerginleştirilerek kafaya geçirilir. Kişi kafasında deve derisi olduğu halde bir kaç gün güneş altında bekletilir, büzüşen deri kafaya yapışır ve kafayla bütünleşir. Bu arada uzamaya başlayan saçlar da deriyi delemedikleri için içe doğru uzamaya başlar. İçe doğru uzayan saçların beyne olan baskısı beynin fonksiyonlarını yitirmesine, düşünme ve hafızanın hasar görmesine sebep olur. Şiddetli acıların sonrasında kişi düşünemeyen, geçmişini bilmeyen, kimseyi tanımayan, kaygıları olmayan ve söylenilenleri yerine getiren biri haline gelir. Artık bu kişi ‘mankurt’ olmuştur. 

Son yıllarda artmaya başlayan zihin kontrolü tartışmaları mankurtlaşmayı akıllara getiriyor. Şöyle ki, televizyon karşısında gerçek dünyadan uzak geçen zamanlar, teknolojik oyunlarla zihinlerin uyuştuğu dakikalar, güdümlü medyanın kontrolünde tarihe ve kültüre olan yabancılaşma; mankurtlaşma olgusunun çeşitli şekillerde tezahürü olabilir. Özellikle televizyon programlarının insanları mankurtlaştıran, zihinleri uyuşturan bir mahiyete sahip olduğu iddia ediliyor. Yarışmalar, diziler, haberler ve eğlence programları insanların kendini ve memleketi olduğundan farklı algılamasına sebep olabiliyor. Yani -belki de- altın çağını yaşayan teknoloji zihin kontrolünde etkin olarak kullanılabiliyor.

Yöntem olarak mankurtlaş(ma)tırma tarihe karışmış olsa da geçmişini, milli/manevi değerlerini bilmeyen, düşüncelerini harekete geçirecek herhangi bir kaygısı olmayan, anlık hazların peşinde koşan insanların çokluğu mankurtlaşma olgusunu akıllara getirmektedir. Modern hayatla beraber zihin kontrol yöntemlerinin de değiştiği muhakkaktır ve bu başıboşluk, amaçsızlık, vurdumduymazlık bu yöntemlerden etkileniyor olabilir.

İnternet, tv, telefon vs. derken, modern dünyada insanların çok fazla veriye maruz kaldıkları için uzun süreli hafızaları çalışmaz hale geliyor. İnsanların unutma oranlarında artış oluyor, bilişsel tembellik** ve dikkat sürelerinde düşüş oluyor. Bu durum insanları geçmişi hatırlamaz hale getirirken; iki gün üst üste söylediği sözler birbiriyle çelişen siyasiler ile medya sektörü tarafından algıları şekillendirmede  kullanılabiliyor.

Dipnot

* Vikipedi

** Bilişsel tembellik: Biliş sistemini, düşünce gücünü kullanmama durumu. Hatırlatıcılar, kayıt ediciler, telefon rehberleri vb. hafızayı köreltir, bilişsel tembelliğe yol açar. İnsanlar bir numarayı ezberlemek, herhangi bir şeyi hatırlamak yerine telefona kaydetmeyi tercih ederler. Bu da hafızanın gelişmesini geriye çeker.

Foto Kaynak: medeniyetvakfikonya.org

Yorumlar

  1. Bu işkence yöntemini duymuştum dehşet verici gerçekten. Ne yazık ki böyle bir durum söz konusu daha doğrusu insanlar düşünmemeyi seçiyor,irdelememeyi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Genel olarak düşünmemek düşünmekten daha kolay geliyor insanlara. O yüzden olsa gerek düşünmemek daha çok tercih ediliyor.

      Sil
  2. Kulaktan kulağa olan bir bilgiydi benim için ve bu işkencenin ne için ve neden yapıldığını araştırmamıştım. Teşekkürler, işkence ile şu zamanda oluşan bilinçli tembellik kavramlarını çok iyi birleştirmişsiniz :)

    YanıtlaSil
  3. Teknolojik gelişmeler bir süre sonra insanları yönlendirmek için kullanılıyor. Farkına bile varmıyoruz. Dikkatli ve bilinçli olmak gerekiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle haklısınız. Bilinçli olmak çok mühim. Teşekkürler

      Sil
  4. "Gün Olur Asra Bedel" şahane bir roman. Aytmatov, Asya Türklerinin özellikle Kırgızların çilesini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Mankurtu da bu romanda öğrenmiştim ve çok şaşırmıştım gerçekten.

    YanıtlaSil
  5. Toplumumuz çoktan dejenere oldu. Tarihimizi geçmişimizi unuttuk. Şöyle bir kafamızı kaldırıp baksak günlük koşuşturmadan başka neyimiz kaldi ki. Tek derdidimiz evimize gidip, pijamalarımızla tv izlemek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Dertlerimiz değişti. Hem de çok.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Anadolu'nun Üç Şems'i

Şems güneş manasını ifade eden bir kelime. Arapça kökenli bir kelime.   Uzun zamandan beri kültür coğrafyamızda kullanılan isimlerimiz arasında yerini almış: Şems, Şemsi, Şemseddin vesaire. Şems ismi ile müsemma olan üç Şems var ki, bunlar tarih ve kültürümüzde yeni ufuklar açan şahsiyetler. Bu üç şahsiyetten Şems-i Tebrizi’yi Mevlana Celaleddin Rumi ile, Akşemseddin’i Sultan Fatih ile irtibatından biliriz. Fakat bir Şems daha vardır ki, O’nu bilenlerimizin sayısı azdır. Bu kişi Şemsi Sivasi Hazretleridir. Şu anda Sivas’ta medfun olup 4. Mehmed devrinde yaşadığı bilinmektedir. Bu yazıda Anadolu’nun üç Şems’i hakkında kısa bilgi verilecektir.   Şemsi Tebrizi Hazretleri Çoğumuzun Hz. Mevlana Celaleddin Rumi ile dostluğundan bildiği bir şahsiyet Şemsi Tebrizi hazretleri. Asıl ismi Mevlana Muhammed olan Şemsi Tebrizi hazretleri bugün İran hudutları içinde olan Tebriz’de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren din ilimlerinde gösterdiği kabiliyetle dikkat çekmiş,...

Dikkat! Derin Anlam İçerir

Yaklaşık iki senedir takip ettiğim bir facebook sayfası var: Pawel Kuczynski. Pawel Kuczynski bir çizer, bir sanatçı. Hicivsel çizimler yapıyor. Yaptığı çizimleri facebook sayfasında paylaşmaya devam ediyor. Sayfada birbirinden güzel, birbirinden anlamlı çizimler mevcut. Çizimlere hem hayran kalıyorum, hem de çizimler üzerinde derin derin düşünüyorum. Derin anlam içeren çizimler. Mükemmel tespitlere vesile olan bir gözlem yeteneği çizimlerde hissediliyor. Buyrun, çizimlere yakından bakın.

Yolgeçen Hanı Nerede?

Yolgeçen Hanı/Hasankeyf Günlük hayatta sürekli kullandığımız, anlamını tam anlamıyla bilmediğimiz/düşünmediğimiz bir tabir var: Yolgeçen hanı. Geleni gideni çok olan, sürekli misafiri olan yerler için kullandığımız bir tabir. Kimi zaman ‘ birader burası yol geçen hanı mı?’ şeklinde öfkemizi ifade ederken, kimi zaman ‘bizim mahallenin yolgeçen hanı burası, bu yoldan geçen buraya uğramadan gitmez’ şeklinde espirili bir dille kullandığımız tabir.  Anlamından dolayı kafelere, lokantalara özellikle de yol güzergahında bulunan tesislere verilen isimlerden biri.