Yardımın Bağımlılığı Olur mu?


Oyun, internet, alışveriş, kumar bağımlılıklarını anladık da yardım bağımlılığı da nerden çıktı diyebilirsiniz? 
Yardımın da bağımlılığı olur muymuş diye düşünmeyin. Oluyor, hem de bal gibi oluyor. Yazının sonuna ulaştığınızda yardımın da bağımlılığı olabileceğine ikna olacaksınız. 
Yakın tarihten bir misal ile başlayalım. Geçtiğimiz günlerde Sunay Akın’ın AyHırsızı kitabını okumaya başladım. Yazar kitabın birinci bölümünde Vecihi Hürkuş’tan bahşediyor. Vecihi Hürkuş, ülkemizeki ilk pilotlardan. Uçak fabrikası kurma girişimleri oluyor, uçak motoru yapıyor.(1) Bunları okuyunca bir zamanlar uçak motoru yapabiliyormuşuz, diye düşündüm. Daha sonra işin seyrini merakla yeni şeyler öğrendim. Osmanlı Devleti’nin son devirlerinde başlayan uçak yapma girişimleri 1940’lı yıllarda ilerlemeye başlıyor. Birçok alanda olduğu gibi uçak üretilen fabrikalar da gelişiyor. Daha sonra bağımlılık sürecine başlıyoruz. 2. Dünya Savaşı’na katılmasak da Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de ekonomik sıkıntılar ortaya çıkıyor. Bu sıkıntılardan Amerika’nın yardımları(?) ile kurtuluyoruz(2). Yardım bağımlılığına misal olan bağımlılık sürecimiz başlıyor. Amerika Türkiye’ye borç veriyor, süt tozu ve mısır gönderiyor, yedek parçayı Amerika’dan almak üzere uçak vb. aletler gönderiyor. Derken; süt tozu çocuk felçlerini artırıyor(3), zeytinyağlı yiyemem türküleri eşliğinde sofralarda yer alan mısır çeşitli hastalıklara sebep oluyor, Amerika’dan bedava uçak geliyor diye uçak fabrikaları kapatılıyor. Çocuk felci ve hastalıklar için Amerika’dan ilaç satın alınıyor, bozulan uçaklar için Amerika’dan yedek parçalatın alınıyor, borç biriktikçe yardım adı altında yeni borç alınıyor. Yardım bağımlılığına ibretlik bir misal.
Burada verdiğimiz misal ülkenin yardım bağımlılığını ifade ediyor. Kişiye özel yardım bağımlılıklarına da misal verelim. Anneler çocuklarını yetiştirirken hataya düşebiliyor bu konuda. Çocuğun yapması gereken sorumlulukları, çocuk incinmesin diye, aile büyüklerinden biri yaparsa çocukta sorumluluk bilinci gelişmiyor ve çocuk sürekli etraftakilerin yardımı ile bir şeyler yapar hale geliyor. Mesela, bir çocuğun ödevini kendisi yerine ailedeki başka birileri yaparsa ve bu durum süreklilik arz ederse çocuk kendi başına ödev yapamaz hale gelir. Bu konuda yardım bağımlısı haline gelir. Okullarda, üniversitelerde, hatta daha sonrasında yardım almadan işini göremeyenlerin sayısını göz önüne alacak olursak bu durumun vehameti daha iyi anlaşılır.

Yardım etmeye ve yardım almaya karşı olduğumuz anlaşılmasın yukarda yazdıklarımızdan. Yardım bağımlığında esas nokta, ‘bana balık verme, balık tutmayı öğret’ sözü ile ifade edilen durumdur. Doğal olarak İnsanlar birbirine yardım etmelidir, edecektir; devletler birbirine yardım edecektir, edebilir. Yardım bağımlılığı anne-çocuk ilişkilerinde, arkadaşlık ilişkilerinde, kimiz zaman iş yerlerinde ortaya çıkabiliyor(4). Çocuğun yuvadan uçmasını istemeyen ebeveynler farkında olmadan çocuğu kendilerine bağımlı hale getirebiliyor, arkadaşlık ilişkilerinde bir taraf diğer tarafı kendine bağımlı hale getirebiliyor, takım ruhunun değil bireysel performansın ön plan çıktığı iş yerlerinde çalışanlar yerlerini sağlama almak adına bağımlılık durumu oluşturabiliyor. Kişisel düzeyde olan bağımlıkları kişiler fark etmeyebilir, bu durum isteyerek de olmayabilir. Fakat ülke düzeyinde olan bağımlılıklar-bizim de aleyhimize olarak yaşadığımız- yardım yapan tarafın istekleri doğrultusunda oluşur. Bazen siyasetçiler de -bilerek- seçmen üzerinde yardım bağımlılığı oluşturabilir. Mesela, ekonomik durumu iyi olmayanlara yapıla kömür yardımları gibi. Kömür yardımı yerine kişiye iş imkanı sağlansa kişi yardım yapanlara bağımlı olmaz.
Yardım bağımlığı -kişisel ve toplumsal- iki mecrada ele almaya çalıştım. İnşallah ifade edebilmişimdir. Daha fazlası için aşağıda okuma önerileri verdim, onları da okuyabilirsiniz. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum. 

1)Daha fazlası için; Sunay Akın'ın Ay Hırsızı(Apollo 11 Dünya'dan Ayrılırken adlı yazı) kitabına göz atabilirsiniz.
2)Marshall yardımı olarak bilinen yardımlar hakkında detaylı bilgi için; Yedikıta Dergisi’nin Mart-2018 sayısına bakabilirsiniz. 
3)Bu konuyla alakalı bir hatıra için BURAYI tıklayın.
4)Kişilerarası bağımlılıklar üst düzeyde yaşandığında bağımlı kişilik bozukluğu olarak değerlendirilir. Bu konuda detaylı bilgi için psikoloji kitaplarına göz atabilirsiniz. Belki bu konu hakkında da yazarım önümüzdeki günlerde.

2018 © Arif Öztürk

Oyun, internet, alışveriş, kumar bağımlılıklarını anladık da yardım bağımlılığı da nerden çıktı diyebilirsiniz?   Yardımın da bağımlı...

TavsiyeKitap: Ayaklı Kütüphaneler (5)



Ayaklı Kütüphaneler

Dursun Gürlek
Kubbealtı Neşriyat
406 sayfa

Arka kapaktan; ‘Elinizdeki bu kitap, bilgi hazinelerinden birkaç pırlantayı sinesinde barındırıyor. Okuyucuyu "yıldızları konuşturan alim"le, "kafasının içi, müdürlüğünü yaptığı kütüphane kadar zengin olan hoca efendi"yle, "ölüleri dirilten ve mezarlıklara hayat veren biyografi bilgini"yle, "kahvelerde ders veren ünlü tarihçi"yle, "Osmanlı arşivi belgelerini Bulgarların elinden kurtarmak için çırpınan, akmayan çeşmeleri görünce gözyaşı akıtan muallim"le, "Fransız işgal komutanını kütüphanesinden kovan Hafız-ı Kütüp"le, "kitapların ve kitapçıların şeyhi kabul edilen sahhaf"la tanıştırıyor.

Mükrimin Halil Yınanç Paris’te bulunduğu zamanlarda müzede bir kitap görür. Osmanlı Devri’ne ait önemli kaynaklardan biri olan Düsturname-i Enveri’dir, bu kitap. Tabii, kitabın tarihi ehemmiyeti bilinmiyordur henüz. Yınanç, müzede kitabı görünce kitabın bir kopyasını almak ister. Fakat kitabın kopyasını almak, kitabı müzeden dışarı çıkarmak yasaktır. Durum böyle olunca Mükrimin Halil Yınanç her gün müzeye gelir, ezberleyebildiği kadar ezber yapar, akşam ezberlediklerini yazıya geçirir. Bu şekilde kitabın bir kopyasını yazar. Seneler sonra Türkiye’de Düsturname-i Enveri’nin bir başka kopyası bulunur. Yınanç’ın yazdığı ile bulunan kopya incelendiğinde bir farklılık görülmez. Bu olayı aylar önce duymuş, kaynak olarak belirtilen Ayaklı Kütüphaneler kitabını not almıştım. Nihayet, kitabı okumak nasip oldu.
Kitap Osmanlı’nın son devirlerinden Cumhuriyet Türkiye’sine uzanan 16 ayaklı kütüphane hakkında bilgiler veriyor. Kısa biyografilerin yanı sıra şahısların hayatından anektodlar, kitaba ve kütüphaneye gösterilen hürmet anlatılıyor. Ayaklı kütüphaneler, kütüphaneyi hafızasında taşıyanlar, öğrendiklerini hayata tatbik edenler, daima kitapla içiçe yaşayanları insanları anlatıyor.. Coğrafyamızda nice ayaklı kütüphane, nice ilim sevdalısı olduğu muhakkak. Yazar Dursun Gürlek, bu ayaklı kütüphanelerden 16’sının hayat ve hatıralarını tatlı bir analım ile bu kitaba sığdırmış. Kitabı okurken karşınızda biri anlatıyormuş hissine kapılıyorsunuz.
Gelenbevi İsmail Efendi, Mütercim Asım, Ali Emiri Efendi, Babanzade Ahmet Naim, Muallim Cevdet, İsmail Fenni Ertuğrul, Esmail Saib Sencer, İbnülemin Mahmud Kemal, Mükrimin Halil Yınanç gibi isimler kitapta anlatılan ayaklı kütüphanelerden.
Kitapta her bir şahsiyete dair düşündüren, ibretlik anektodlar mevcut. Bunlar arasında bazılarını daha çok sevdim. Belki sizin de ilginiz çeker: 
  • Ali Emiri Efendi’nin Divan-ı Lügatüt-Türk’ü tanıması,
  • Muallim Cevdet’in Bulgarlara satılan arşiv vesikalarını kurtarma gayretleri,
  • İbnülemin Mahmud Kemal tarafından reisicumhura verilen ders.


2018 © Arif Öztürk

Ayaklı Kütüphaneler Dursun Gürlek Kubbealtı Neşriyat 406 sayfa Arka kapaktan; ‘ Elinizdeki bu kitap, bilgi hazinelerind...

Muhsin Başkan-İktibas#11


Ölüm her an kapımızı çalabilir. Ne zaman çalacağını kestirmek mümkün değil. Muhsin Yazıcıoğlu bu hakikati, ölüm hakikatini, çok güzel ifade ediyor aşağıdaki dizlerde. Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefatının sene-i devriyesinde onun sözlerini paylaşmak istiyorum. Desteklediğimiz partiden olsun-olmasın bir siyasetçinin, gazetecinin yahut bir insanın bu şekilde ölüme terk edilmesini kabullenmekte zorluk yaşıyorum. Muhsin Yazıcıoğlu 25 Mart 2009'da bir helikopter kazası(?) sonucu hayatını kaybetti. Aradan 9 sene geçmişken olayların hala açıklığa kavuşmaması ise ülkemizdeki adaletin boyutunu gözler önüne seriyor.

Muhsin Yazıcıoğlu, Gül'in Şavkı, Alperen Yayınları

Şimdi bakın! Yoldan geliyoruz.

Şimdi yine yola gideceğiz.

Hiç birimizin garantisi yok. 
Şurada ayakta duranın da, 
oturanın da garantisi yok. 
Ruh, bir saniyeliktir. 'Püf', dedi mi bir soluktur.
Bunun da nereden geleceği, nasıl geleceği,
ne şekilde yakalayacağı belli değil.
Bir saniyenize bile hâkim değilsiniz. 
Bir saniyesine bile hâkim olamadığımız, 
hükmedemediğimiz bir hayat için, 
bir dünya için fırıldak olmanın 
anlamı yoktur. 
Düz yaşayacağız, düz duracağız.
Düz yürüyeceğiz. 
Dik duracağız. 
Doğru gideceğiz. 
Allah'ın izniyle hayatım boyunca hep böyle gittim.
Bundan sonra da böyle gideceğiz.

Ölüm her an kapımızı çalabilir. Ne zaman çalacağını kestirmek mümkün değil. Muhsin Yazıcıoğlu bu hakikati, ölüm hakikatini, çok güzel if...

Hayat Yük müdür, İmkan mıdır?




Merhaba,
Hayat yük müdür, imkan mıdır? Bu soru hakkında görüşlerinizi sormuştum. Hayatı yük olarak mı görüyorsunuz, imkan olarak mı?


2018 © Arif Öztürk

Merhaba, Hayat yük müdür, imkan mıdır? Bu soru hakkında görüşlerinizi sormuştum. Hayatı yük olarak mı görüyorsunuz, imkan olarak mı?...

Çekingenlik Hastalık mıdır?-İktibas#10

Çekingenlik, sadece bir sosyal beceri eksikliğidir.

Çekingenlik meselesi hakkında yazı yazmayı düşünüyordum. Fakat aşağıda paylaşacağım yazıyı görünce yazmaktan vazgeçtim. Zira buradaki paragraf çekingenlik meselesini kısa ve öz olarak anlatmış.


Çekingenlik, kişinin istek ve ihtiyaçlarını söylemesini ve kendisini ifade etmesini engelleyen olumsuz bir hissiyat, istenmeyen bir kişilik özelliğidir. Ancak çekingenlik kavramı haddini bilmek, edep-erkan ve haya sahibi olmak, mütevazilik, mahcubiyet veya akıllı-uslu olmakla karıştırmamalıdır. Çekingenlik; içe kapanıklık, dış dünyadan kopma ve kendi iç dünyasına yönelme türünden bir kişilik bozukluğu da değildir. Çekingenliği, yetenek eksikliği veya zeka seviyesinin düşüklüğüne bağlı bir pasiflik sorunu olarak görmek de yanlıştır. Çekingenlik, sadece bir sosyal beceri eksikliğidir.Farklı yoğunluk düzeyleri olabilir. Bazı kişiler çekingenliğin verdiği sıkıntıyla bile normal hayatlarını sürdürebilir. Çekingenliğin yoğun olduğu fertler ise hiçbir dış sebep yokken başarısız, verimsiz ve musuz olabilir. Özellikle çocukluk yıllarındaki çekingenlik, eğitim ile atılganlık ve girişimcilik becerisine dönüştürülmezse kişi ile birlikte o da büyür. Kişisel gelişimi engeller. Kişi bu huyundan dolayı da kendi kendinin ayak bağı olur. Bunların yaşanmaması için davranış eğitimi ve tedavisiyle, çekingenliğin düzeltilmesi gerekir. İnsan ve Hayat Dergisi, Mart-2018, syf-59.

Çekingenlik, sadece bir sosyal beceri eksikliğidir. Çekingenlik meselesi hakkında yazı yazmayı düşünüyordum. Fakat aşağıda paylaşacağım...

Çocuklarda Telefon Kullanımı Nasıl Olmalı?


Ülkenin dört bir köşesinde en çok konuşulan meselelerinden biri de çocukların telefon kullanması meselesidir. Kars'ta bulunduğum senelerde, Mardin'de bulunduğum günlerde ve şu an bulunduğum Sivas'ta en çok karşılaştığım sorulardan biri, çocukların telefon kullanması doğru mudur? Çocukları telefondan nasıl uzaklaştırabiliriz? Telefonu ne kadar süre kullansınlar? 
Burada devreye giren bir çok faktör oluyor ve 'çocuklar telefon kullanmasın' şeklinde yaptığımız ihtarlar faydasız kalıyor. Ebeveynler telefonu ellerinden düşürmezse, çocuğu telefondan uzak tutmak mümkün olmuyor. Bir şekilde çocuk telefon vb. teknolojik aletleri kullanmak, onlarla vakit geçirmek istiyor. Bir başka faktör ise telefon ve televizyonun ebeveynin işini kolaylaştırması durumu. Çocuklar farklı bir etkinlik yapmak, çocukla oyun oynamak -zaten çok yoğun olan- ebeveynler için zor olabiliyor. Bu zorluğun karşısında çocuk telefon ile oyun oynarken diğer aile bireyleri başka işler ile meşgul olabiliyor. 
Özellikle ilk 2-3 yaş altı çocuklar telefonla, televizyonla başbaşa bırakılmasın. Hatta hiç kullanmasınlar şeklinde yapılan ihtarlar karşısında ise ebeveynden bir savunma geliyor. Çocuğa faydalı olacak eğitici videolar, programlar vs. izletiyoruz; eğitici oyunlar oynatıyoruz. Eğitici video ve oyunların ne kadar eğittiği meselesi tartışmaya açık olsa da göz göze iletişim ile verilen bir eğitimin yerini tutmayacağı aşikar. Çünkü çocukların yaşamın ilk dönemlerinde(2-3 yaş) birebir etkileşime, yüzyüze iletişime ihtiyaçları hayli fazla. Bu bakımdan bebeklik dönemi olarak adlandırılan yaş aralığında çocuklar telefondan uzak tutulmalı, sonraki yaş grubu içerisinde ise sınırlı bir kullanım sağlanmalıdır.
Çocukları telefon vb. aletlerden uzak tutmak için ilk yapılacak şey, çocuğu olumlu rol model olmaktır. Ebeveynler çocuğun yanında telefonla meşgul olmazsa, sürekli tv izlemezse çocuk da onlara göre davranacaktır. İkinci olarak çocuklarla farklı etkinlikler yapılmalı, çocukların aktif olarak dahil edileceği etkinlikler olmalıdır. Basit bir oyun bile bu etkinlikler kapsamında yer alabilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus çok fazla oyuncağa sahip olması çocuğun aktif etkinlikler yaptığı anlamına gelmez. 


             

Ülkenin dört bir köşesinde en çok konuşulan meselelerinden biri de çocukların telefon kullanması meselesidir. Kars'ta bulunduğum sen...

Film Tavsiyesi: Mucize( Wonder)


Farklı iç dünyalar, farklı problemler, farklı beklentiler… Her kişinin hayata bakış açısı farklı, hayattan ve insanlardan beklentileri farklı. Filmin başrolü Pullman olsa da bireysel farklılıkların hayatın her yerinde olduğu mesajını vermesi açısından yan karakterlerin rolü çok önemli.

Adım Aggue Pullman. Gelecek yıl beşinci sınıfa başlayacağım.
Ve daha önce hiç gerçek bir okula gitmediğim için …
…korkudan taş kesilmiş gibi hissediyorum. 


Yaşıtlarına göre fiziksel farklılıkları, yüzünde şekil bozuklukları olan,  Auggie Pullman annesinin zorlaması üzerine ortaokula başlar. O döneme kadar evde eğitim alan Pullman, yüzündeki şekil bozukluğu sebebi ile okuldaki diğer öğrencilerin dikkatini çekecektir. Zengin bir hayal dünyası olan Pullman, çoğunlukla astronot kaskı ile gezmekte, yüzündeki şekil bozukluğuyla öğrenciler tarafından dışlanmaktadır.
Dört Karakter
Filmin başrolünde Pullman olsa da film dört karakterin verdiği mesajlar ile ilerliyor. Bu dört karakterden ilki, Pullman. Yüzündeki şekil bozukluğu ile ailenin merkezinde iken okulda öğrencilerin meraklı bakışlarından başka gördüğü bir şey yoktur. Bu haliyle farklı bir dünyanın kapılarını bize aralamakta.
Jack Will: Tembel diye tabir edilen öğrencilerden biri Will. Oldukça hareketli, sportif hareketlere yatkın. Spor okuluna gitmek isterken aile ve çevre faktörü ile bu okula gelmiş. Tembel diye tarif edilen bir örencinin iç dünyasına yolculuk insana çok şey katacaktır. Filmde rolü ve verdiği mesajları ile en önemli gördüğüm karakter Jack Will.
Via: Pullman’ın ablası, liseye devam ediyor. Pullman doğuncaya kadar ailenin merkezinde. Pullman doğunca ve şekil bozukluğundan dolayı ihtiyacı fazla olunca Via aile ilgisinden mahrum kalıyor. Kardeşini çok sevse de aile şefkatine ihtiyacı var. Bu haliyle her çocuğun ebeveyn ilgisine ihtiyacı olduğu mesajını veriyor. Ve daha fazlasını…
Miranda: Via’nın en iyi arkadaşı. Anne-babası boşanmış. Anne boşanmanın etkisiyle alkolik bir yaşam sürüyor. Baba başka bir evlilik yapmış. Miranda’nın sevgi, şefkat ihtiyacının yanında maddi ihtiyaçları da var.
Bu dört karakter ve diğer karakterler, birbirlerinin iç dünyasından habersiz. Her biri diğerinden daha fazla anlayış bekliyor. Herkes kendi halini biliyor, diğerinin halinden haberdar değil. Gerçek dünyada da böyle değil mi? Hepimiz kendi derdimizi büyük görürken, etrafımızdakilerden daha fazla destek ve anlayış bekliyoruz. Karşımızdaki kişinin de bir iç dünyası olduğu aklımıza geliyor mu ki?
Bu arada öğretmenlerin ve okul müdürünün verdiği mesajları hatırlatmak lazım. Bir okul müdürü nasıl olmalı? Okulda disiplin süreci nasıl olmalı? Bu konular için de izlenmesi gerekli diye düşünüyorum.

Eğitimciler ve ebeveynler özelinde herkes için tavsiye edeceğim bir film. İzleyin.

2018 © Arif Öztürk

Farklı iç dünyalar, farklı problemler, farklı beklentiler… Her kişinin hayata bakış açısı farklı, hayattan ve insanlardan beklentileri ...

Afazi - İktibas#9


Bugünlerde yoğunluğumdan dolayı bloga giremiyorum. Yazmak, okumak noktasında aksaklıklar oldu haliyle. Pazar günleri iktibas bölümüne yazı eklemeyi aksatmamaya çalışıyorum. Ve bir iktibas ile buradayım. Daha önceki yazılarımda zaman zaman ifade ettiğim bir durum hakkında bir uzmanın kısa tanımlamasına yer vereceğim:
Celp edilmiş söz yitimi (afazi): Tıbbi bir terim olan ve konuşma/anlama meleklerinin yitirilmesi anlamına gelen afazinin toplumbilimsel türevidir. İsimlendirme, Sayın Alev Alatlı'ya aittir. Kelimelerin anlamlarında karmaşa yaratarak ve aslı/tanımı olmayan yeni kavramlar ortaya koyarak, insanların iletişim yeteneklerini baltalamak ve kişileri, aynı dili konuşmalarına rağmen, birbirlerinin dilinden anlamaz hale getirmektir.(Televizyondaki bütün tartışma programları) Beynin Sırları - Sinan Canan/Pelin Çift, Zihin Kontrol Yöntemleri başlıklı bölümde.
Celp edilmiş söz yitimi, aslında belirtileriyle uzunca bir süredir gündemimizde olan bir toplumsal sorun. Televizyonlardaki tartışma porgramlarından, köşe yazarlarının ele aldıkları konuları değerlendirmelerine; arkadaş sohbetlerimizden, uluslararası ilişkilerdeki söylemlerimize kadar bir çok yerde celp edilmiş söz yitimi sıkıntıları ile karşılaşıyoruz. Bir çok kavram ve terim, net tanım veya tarifleri yapılamadığı (yahut kasıtlı olarak net bir biçimde tanımı yapılmaktan kaçınıldığı) için, en basit konularda bile kavga nedeni haline getirilebiliyor. Canlı örneklerini, “laiklik”, “milliyetçilik”, “sosyalistlik”, “irtica”, “vatanseverlik” gibi popüler kavramlara yüklenen binbir farklı anlamı kavramaya çalışırken hepimiz yaşıyoruz zaten. Kaynak ve detaylı bilgi

2018 © Arif Öztürk

Bugünlerde yoğunluğumdan dolayı bloga giremiyorum. Yazmak, okumak noktasında aksaklıklar oldu haliyle. Pazar günleri iktibas bölümüne yaz...

Şubat'ta Neler okudum? 2018


Sır - Mustafa Kutlu*: Şu sıralar iki Mustafa Kutlu ve Mustafa Necati Sepetçioğlu kitapları okuyorum ağırlıklı olarak. Mustafa Kutlu’nun küçük, hayatın içinden hikayelerinden biri Sır. Bir çırpıda okunan, tatlı bir özelliği var kitabın.

Akasya ve Mandolin - Mustafa Kutlu: Kutlu’nun gazete yazılarından oluşan bir deneme kitabı. Yazarın hikayeleri yanında okuduğum ilk deneme kitabı. Hikayelerini daha çok sevdim ama. Belki, kitapta yer alan denemeler bundan 15-20 sene öncesini anlattığı içindir. Kitapta öğrendiğim en farklı bilgi, yüksek katlarda oturmanın insan psikolojisine olumsuz etkisi olduğu. İnsan toprağa yakın olmak istiyor demek ki. 

Konak - Mustafa Necati Sepetçioğlu: Dünki Türkiye Dizisi’nin 4. kitabı olarak okudum Konak’ı. 3. kitaptan sonra seri Osmanlılar ile devam ediyor. Ertuğrul Bey’den sonra Osman Bey’in bayrağı ele alışı, bu olaylar esnasında toplumun sosyal-kültürel yapısı hakkında ipucu sunuyor kitap. 

Anadolu Selçukluları - Ali Öngül: Daha önce okuduğum Kapı romanında anlatılan olayların tarihi gerçekler ile olan irtibatını öğrenmek maksadıyla okumuştum kitabı. Anadolu Selçukluları hakkında yeni şeyler öğrendim. Moğolların Anadolu’yu işgal ettiği o devirleri, o devirde Anadolu’nun genel durumunu okuma fırsatım oldu. 

Posta Kutusundaki Mızıka - Ali Ural: Ali Ural’dan okuduğum ilk kitap. Mektup tarzında okuduğum ikinci kitap. İlki Genç Werter’in Acıları idi. Deneme tarzında yazılan mektuplardan oluşuyor kitap. Olaylardan ziyade düşünceler üzerinde yoğunlaşan mektuplar var. Mektuplar içerisinde yer alan alıntılar da çok güzel. Kimi zaman bir cümleden, kimi zaman dört-beş cümlelik bir paragraftan oluşan alıntılar çok güzel. Bu haliyle kitabı güzelleştirmişler. 

Çatı - Mustafa Necati Sepetçioğlu: Konak’ı okuduktan sonra serinin bir sonraki kitabı Çatı’yı okudum. Osman Bey’in yaptığı faaliyetler, Karacahisar’ın fethi, Osmanlı iskan politikasının temelleri gibi meseleler bu kitapta anlatılıyor. Kitapları sırayla okuma gayretimden kitapları sevdiğimi anlamışsınızdır. Seriyi gerçekten çok güzel buldum. Zira kitabın ana kahramanı halk. Her ne kadar Osman Bey’in, Şeyh Edebali’nin isimleri anılsa da kitabın ana unsurunu halk oluşturuyor. Osman Bey’in beyliğini yönlendiren halkın ve halkın gönlünü coşturan tekkelerin ehemmiyeti vurgulanıyor. 


* Kitaplar okuma sırasına göre yazılmıştır. 

2018 © Arif Öztürk

Sır - Mustafa Kutlu*: Şu sıralar iki Mustafa Kutlu ve Mustafa Necati Sepetçioğlu kitapları okuyorum ağırlıklı olarak. Mustafa Kutlu’nun...

Anlamak - İktibas#8


Sivas Milli Eğitimin kitap okumayı teşvik amacıyla başlatmış olduğu bir proje var. Projede MEB personelinin Şubat ayında okuması için seçilen kitabı(Küçük Ağaç’ın Eğitimi) üniversitedeyken okumuştum. Kitaba göz atmak maksadıyla elime aldım kitabı. Üniversite yıllarına götürdü kitap beni. Ankara Kızılay’da Birleşik Kitabevi var. Kitaplarımı çoğunlukla oradan alırdım. Diğer yerlere göre biraz daha uygundu fiyatlar. Neyse, bunları niye anlatıyorum? Kitabı açtığımda karşıma Birleşik Kitabevi’nin ayracı çıktı. Bu ayraç vesilesi ile düşündüm Kızılay’ı, Birleşik Kitabevi’ni. 
Kitapta altını çizdiğim cümleler, sayfa kenarına yazdığım notlar var. Altı çizili cümleler arasından sizin için seçtiğim iktibas aşağıda:

Büyükbaba dedi ki anlamak gerekirmiş, Ama birçok insan anlamak istemezmiş, çünkü anlamak zahmetli bir işmiş. Bu yüzden kendi tembelliklerini örtmek içn kelimeler kullanır ve diğer insanlara miskin derlermiş. Küçük Ağaç’ın Eğitimi, Forrest Carter, syf-123
2018 © Arif Öztürk

Sivas Milli Eğitimin kitap okumayı teşvik amacıyla başlatmış olduğu bir proje var. Projede MEB personelinin Şubat ayında okuması için se...

Seni Sen Yapan Sevdiğin Şeyler # Mim

Yıldızdağı, Sivas

İnciden Notlar'ın daveti üzere bir mim yazısı ile karşınızdayım. İnciden Notlar'ın mim yazısını buradan okuyabilirsiniz. Bizi biz yapan çok şey var mutlaka. Saymakla bitmeyecek, yazmakla tükenmeyecek kadar sevdiğimiz şey çıkabilir. O yüzden 11 madde ile sınırlı tuttum yazacaklarımı. 

  • Fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusunu seviyorum. 
  • Yağmur sonrası oluşan toprak kokusunu seviyorum.
  • Yağmurun sesini dinlemeyi seviyorum. 
  • Karın yağışını seyretmeyi seviyorum. 
  • Dağ, orman yürüyüşleri yapmayı seviyorum.
  • Günbatımı vakitlerinde yürüyüş yapmayı seviyorum.
  • Kitap okumayı, kitaplar arasında vakit geçirmeyi seviyorum.
  • Futbol oynamayı seviyorum. 
  • Ailecek kahvaltı yapmayı seviyorum. 
  • Çay içmeyi seviyorum.
  • Tren camından dışarıyı seyretmeyi seviyorum.(Otobüs camından seyretmeyi de severim, ama tren daha güzel oluyor) 



2018 © Arif Öztürk

Yıldızdağı, Sivas İnciden Notlar 'ın daveti üzere bir mim yazısı ile karşınızdayım. İnciden Notlar'ın mim yazısını buradan o...

Cinsel İstismar ve Türleri


Cinsel istismar, çocuğun bir yetişkinin cinsel gereksinim ya da isteklerinin doyumu için cinsel nesne olarak kullanılması ya da kullanılmasına göz yumulması şeklinde tanımlanmaktadır. 
Bir kişinin, çocuğa yönelik cinsel haz duyma amacıyla;
·         Çocuğun cinsel organlarına dokunması veya kendi organlarına dokundurtması
·         Çocuğun karşısında teşhircilik yapması
·         Çocuğun cinsel uyarı ve doyum için kul-lanması
·         Çocuğun fuhuşa zorlanması
·         Çocuğun pornografik öğelerde cinsel obje olarak kullanılması
·     Çocuğun yanında pornografik görüntüler izlenmesi veya izlettirilmesi vb. şeyler cinsel istismara girer.     
Cinsel İstismar Türleri
Temas İçermeyen İstismar: Teşhircilik, röntgencilik yapmak, çocuğa uygun olmayan resimler göstermek, cinsel içerikli konuşmalar yapmak gibi temas içermediği halde cinsellik içeren, çocuğun yaşına uygun olmayan ses, görüntü gibi şeylere çocuğun maruz bırakılmasıdır.
Cinsel İlişki İçermeyen Dokunma: Yetişkinin çocuğa cinsel amaçlı olarak fakat ilişkiye girmeden dokunmasını ifade eder.
İstismarcının Çocuğun Vücuduna Yönelik Eylemleri: Cinsel ilişki ve tatmin edici eylemler bu grupta değerlendirilir. Şiddet kullanılarak yapılabilir. Çocukta yaşam boyu sürebilecek ve tedavi gerektirecek bir zedelenme oluşturmakta ve hemen müdahale gerektirmektedir.
Cinsel Sömürü: Çocuğa veya üçüncü kişilere para ve benzeri şeylerin verilmesi karşılığında çocuğun yetişkin tarafından cinsel obje olarak kullanılmasıdır. Fuhuş, çocuk seksi gibi durumlardır.
Cinsel İstirmarcı Kim Olabilir?
·               Herhangi bir yetişkin erkek veya kadın
·               Çocuğun herhangi bir yaşıtı
·               Çocuğun kendinden büyük başka bir ço-cuk
·               Ya da aileden biri de olabilir.
Cinsel istismara maruz kalan çocuklarda oluşabilecek psikolojik izlenimler:
·               Tekrarlayıcı, rahatsız edici düşünceler
·               Olayla ilgili kâbuslar
·               Uykuya dalmada güçlük
·               Öfke patlamaları, konsantrasyon güçlüğü
·               Yaşına uygun olmayan cinsel davranışlar, yaşadığı cinsel travmayı tekrarlama eğilimi

·     Travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, düşük benlik saygısı, intihar davranışları, damgalanmışlık hissi oluşabilmektedir.


2018 © Arif Öztürk

Cinsel istismar, çocuğun bir yetişkinin cinsel gereksinim ya da isteklerinin doyumu için cinsel nesne olarak kullanılması ya da kullan...

Çocuk İhmal ve İstismarı

Çocuk İhmali

İhmal: Çocuğun beslenme, barınma, giyim, temizlik, oyun, eğitim ve sağlık hizmetinin reddedilmesi ya da yerine getirilmemesidir. Çocuğa bakmakla yükümlü olan kişi çocuğa karşı sorumluluklarını yerine getirmemektedir. Ancak, yetişkinin bu tutumu unutkanlık ve bilgisizlik sonucu oluşmaktadır. İhmalin üç alt boyutu bulunmaktadır.
Fiziksel İhmal: Beslenme, giyinme, sağlık kontrolleri gibi şartların yerine getirilmemesi durumunu ifade eder.
Eğitimsel İhmal: Çocuğa ihtiyacı olan eğitimin verilmemesi, çocuğun eğitimden mahrum bırakılması gibi ihmalleri ifade eder.
Duygusal İhmal: Çocuğun ihtiyaç duyduğu sevgi, ilgi ve yakınlığın gösterilmemesi duygusal ihmali ifade eder.

Çocuk İstismarı

İstismar: Çocuğunu sağlığını, fiziksel ve psiko-sosyal gelişimini olumsuz etkileyen bilerek veya bilmeyerek yapılan her türlü davranış çocuk istismarı olarak değerlendirilir. Çocuğun sağlığına, hayatına, gelişimine zarar veren fiziksel ve/veya duygusal davranışlar, ticari çıkar için çocuğun kullanılması gibi davranışlar istismardır. İstismarın alt boyutları şunlardır:
Fiziksel istismar: 18 yaşından küçük çocuk ya da gencin anne babası, bakımından sorumlu kişi ya da yabancı biri tarafından sağlığına zarar verecek biçimde fiziksel şiddete maruz kalması, yaralanması veya yaralanma riski taşımasıdır.
Duygusal İstismar: Çocuğun gereksinim duyduğu ilgi ve sevgiden yoksun bırakılması ya da çocuğun duygu ve düşüncelerine ilişkin yetişkinlerin uygun olmayan tepkiler vererek çocuğun psikolojik hasara uğratmasıdır.
Ekonomik İstismar: Çocuğa bakmakla yükümlü kişinin çocuğu maddi gelir kaynağı olarak görüp çocuktan maddi kazanç elde etmesidir.
Cinsel İstismar: Çocuğun bir başkası tarafından cinsel haz amacıyla zor kullanılarak ya da ikna edilerek cinsel etkileşime maruz bırakılmasıdır.




2018 © Arif Öztürk

Çocuk İhmali İ hmal:  Çocuğun beslenme, barınma, giyim, temizlik, oyun, eğitim ve sağlık hizmetinin reddedilmesi ya da yerine getirilm...