Otomatik Portakal - Anthony Burges I KitapYorum(11)

Kitap Hakkında Bilgiler

Yazar: Anthony Burgess
Çevirmen: Dost Körpe
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa: 172 sayfa

Kitap Özeti

Alex 15 yaşında, gündüzleri okula giden akşamları ise çetesiyle birlikte şiddet olaylarına karışan bir gençtir. Kendisi dahil dört kişilik çetesiyle(Alex, Dim, Pete, Georgia) akşamları hırsızlık, gasp, tecavüz, kavga ve adam yaralama gibi olaylara karışırlar. 
Bir gün çetenin lideri durumundaki Alex ile Dim arasında bir tartışma çıkar. Çetenin diğer üyeleri de Alex’in haksız olduğunu düşünür. Alex’in liderliği sorgulanmaya başlar, aralarındaki samimiyet derecesi azalır. Bir gün Pete’nin önerisiyle yaşlı bir kadının evini soymayı planlarlar. Kadının evindeki kıymetli eşyaları satarak mangır kazanma hayali kurarlar. Alex itibarını kazanma hırsı ile pencereden eve girip, yaşlı kadını etkisiz hale getirme işini üstlenir. İçeri girdiğinde yaşlı kadın polisi aramıştır. Alex yaşlı kadını etkisiz hale getirmeye çalışırken, elindeki vazo ile kadını öldürür. Bu arada çetenin diğer üyeleri kaçmış, polis eve gelmiştir. Alex kadını öldürme suçundan 14 sene hapis cezası alır.
İki sene hapiste kalan Alex, hükumetin suçluları ıslah etme projesi ile ıslah olarak(?) serbest kalır. Islah projesinde Alex iki haftalık süre boyunca şiddet içerikli filmlere maruz bırakılır. Film izlemeden önce de vücuduna kimyasal madde enjekte ederler. Sonuçta Alex kötülük karşısında şiddetli fiziksel acı duyar hale gelir. İyilik istediği için değil, ama kötülük düşününce şiddetli acılar çektiği için iyi olmaya başlar. Bu şekilde hapishaneden çıktığında amaçsız, ne yapacağını bilmeyen biri olarak sokaklarda dolaşır. Alex’in bu hali, hükumete muhalif politikacıların dikkatini çeker. Hükumeti eleştirmek için Alex’in durumunu yararlanmak isterler. Hükumetteki politikacılar da boş durmaz bu arada. Onlar da Alex’i seçim yatırımı olarak görürler.
Neticede Alex iyileşir, hür iradesi ile iyi ve kötüyü seçebilecek duruma gelir. Büyüdüğünü farkeder ve geleceğe dair planlar yapar.

Kitap Yorumum

Alex’tan hareketle yazar bozulan toplum düzenine eleştirilerde bulunuyor. İlgisiz aileler, hedefsiz gençler, ahlaki yozlaşma yazarın eleştirdiği konular arasında. Toplumdaki suç oranlarının artışına kalıcı bir çözüm bulmak yerine, bu soruna seçim yatırımı olarak yaklaşan politikacıların durumu da gözler önüne seriliyor. İnsanların iyi-kötü arasında seçim yapma ikilemini yok ederek, zorla iyiliğe yönelmeleri durumu etik açıdan yansıtılırken, toplumda bu durumun giderek artış göstermesi dikkatleri çekiyor.
Sonuç olarak yazar, ahlaki yozlaşmayı, ilgisiz aileleri, samimiyetsiz politikacıları göz önüne getiriyor. 

Kitap Hakkında Bilgiler Yazar: Anthony Burgess Çevirmen: Dost Körpe Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları Sayfa: 172 sayfa...

Hikayeler - Cahit Zarifoğlu I KitapYorum(10)


Zarifoğlu, okuması anlaşılması zor bir şair ve yazar. Daha çok şairliğiyle bildiğimiz biri. Ancak şiirleri yanında deneme, hikaye, günlük gibi nesir çalışmaları da var. Şiirlerini ve hikayelerini okurken imge yüklü kelimelerin ardındaki anlamı yakalamak zor oluyor. Bu haliyle Zarifoğlunun kendine has bir üslubu var.

Kitap içerisinde 11 hikaye var. Hikayeleri okurken zihin yoğunluğu artıyor insanın. Yoğun ve derinlikli bir anlatım, insanın zihnini her an canlı tutmaya zorluyor. Bir yandan olayları anlamlandırmaya çalışırken, bir yandan uzun ve karmaşık betimlemelerin güzelliğine hayran olmakla meşgul oluyor zihniniz. Hikayelerin ustalıklı gözlemlerin neticesi olarak ortaya çıktığını anlamak, hikayelerin vermek istediği mesajı anlamaktan çok daha kolay. Paragraflar şiir gibi cümleler ile dolu. Bu da okurken insanı zorlayan, düşündüren bir durum olarak karşımıza çıkıyor.

Kitabın son sayfasını okuyup, kapağını kapattıktan sonra düşündüm. Bu kitaptan ne anladım? Bir yandan hiç bir şey anlamamışım gibi, bir yandan düşünce dünyam genişlemiş gibi bir hisse kapıldım. Biri sorsa ‘ne anladın’ diye, anlatacak bir şeyim yok gibi. Aynı zamanda anlatmakla bitmeyecek kadar çok anladıklarım. 

Arka kapak yazısı yazarın üslubu hakkında kısa ve öz bilgi veriyor: ‘Cahit Zarifoğlu'nun Hikâyeleri, özellikle İns anlatısı, edebiyatımızda kendine özgü, özgün bir çizgidir. Sanatsal olgunun, anlatı türünde bu denli yoğun öne çıktığı nadirdir. Bu tatla okunabilen eser sayısı da sınırlıdır. Şiirin hemen yanıbaşında yer alan öyküleri de, şiiri gibi güç anlaşılır. Okundukça intibak edilen ve sevilen bir tarzı vardır.’

Alıntılar

İnsan kendi formundan, kalıbından bir iki milimetre yana kaymış, yeni çehre, yeni gök algısı, yeni yaşama olanağı belirmiştir. (syf-33)
Az az ölüyoruz her gün. Yağmurdan havadan söz eder gibi, insanın her gün az az öldüğünü görüyorum, her yanda gördüğüm insanların.(syf-84)
Bindokuzyüzyetmiş sonbaharındaotobüsü durdurunca bir ağaayakkabılar ayağımızdapeşipeşinealnımızda olankabul edenve öpen serinlik. (syf-127)

Zarifoğlu, okuması anlaşılması zor bir şair ve yazar. Daha çok şairliğiyle bildiğimiz biri. Ancak şiirleri yanında deneme, hikaye, günl...

Üniversiteye Giden Yolda Gençler



Ergenlik dönemi özelliklerinden bazıları şunlar: ergenin kendisi üzerine düşünmeye daha fazla meyilli olması, kendine aşırı güven duyması, başkalarından farklı ve biricik olduğu hissi taşıması. Bu özelliklerin getirisi olarak ergenler bazı dönemlerde gerçekçilikten uzak, akılcı olmayan şekilde düşünüp o doğrultuda davranabiliyorlar. Bu dönem gençlerin büyük çoğulluğu lise döneminde ve üniversite sınavlarına hazırlık sürecindeler.

Dört senedir lisede, ergen veya gençler ile çalışan biri olarak bu özelliklerle alakalı gözlemlerim oldu. Bu özellikler kontrol edilmediği takdirde sınav süreci için olumsuz getirilerle sonuçlanıyor. Öğrenciler kendilerine olan aşırı güvenin etkisiyle sınavı kolaylıkla yapabileceklerini, son zamanlarda biraz göz atma ile konuları öğreneceklerini sanmaktalar. Durumun böyle olmadığını farkettiklerinde ise çoğu zaman iş işten geçmiş oluyor. Özellikle mülakat/yetenek sınavlarında bu durumu daha fazla gözlemlemek mümkün. Öğrenci, 20 saniyede belli bir mesafeyi koşması gereken bir yarışta kendine çok fazla güvenebiliyor. Hiç antreman ve hazırlık yapmadığı halde, o koşuda başarılı olacağına inanıyor.

Kendilerini diğerlerinden farklı görme hissi(Kendini diğerlerinden yüksekte görme olarak algılanmasın) özellikle tercih dönemlerinde daha fazla ön plana çıkıyor. Üniversite tercihleri geçtiğimiz günlerde yapıldı. Tercih yapan öğrencilerde bu durumu şu şekilde gözlemledim. Büyük çoğunluk, seçtiğim bölümü benden başka tercih eden olmaz ki zaten, diye düşünmekte. Oysa bahsettikleri bölüm çok popüler bölümler arasında olabiliyor. Gerçekçi olmayan bir şekilde kendinden başka o bölümü tercih edenlerin sayıca az olacağını ve o bölüme çok büyük ihtimalle yerleşeceklerini düşünüyorlar.(Olayları kendini merkeze koyarak düşünme)

Üniversite mezuniyetinden sonra iş imkanı kısıtlı olan bazı bölümler var. Gene bu bölümler ile alakalı olarak gerçekdışı bir düşünceye kapılabiliyorlar. Birçoğu, mezuniyetten sonra işe(devlet kadrosuna) girecek olan az sayıda kişi arasına gireceğini düşünüyor. O kişiler arasına girme ihtimalleri var tabi. Ama iyi bir çalışmanın sonucu olabilir bu durum.

Öğrenciler yaşları itibariyle bu özellikleri fark edemeyebilirler. (Muhtemelen o dönemlerden geçerken biz bu durumun farkında değildik.) Aileler ve yetişkinler olarak bu durumun farkında olmalı, bu bilinçle öğrencilere yardımcı olma gayreti içerisine girmeliyiz. Bu durumu öğrencilere izah etmek zor olabilir. Ama bu zorluğa rağmen onlarla iletişim kurarak, anlayacakları dille durumu anlatmalıyız. Bu anlatımı yaparken, yargılayıcı, suçlayıcı, aşağılayıcı iletişim tarzlarından kesinlikle kaçınmalıyız. 

‘Üniversite hazırlık ve tercihlerle alakalı aslında olması gereken nokta öğrencinin önce kendini tanıması, sonra ilgi ve yetenekleri doğrultusunda bir meslek için hazırlık ve tercih yapmasıdır’. 

Ergenlik dönemi özelliklerinden bazıları şunlar: ergenin kendisi üzerine düşünmeye daha fazla meyilli olması, kendine aşırı güven duyma...

Bir Gün Daha Eksiliyor Ömrümüzden


Bir gün daha eksiliyor ömrümüzden.

Bir gün daha eksiliyor ömrümüzden.

Müslümanca Düşünme Üzerine - Rasim Özdenören I KitapYorum(9)


Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler. Özdenören’den okuduğum ikinci kitap. Daha önce Gül Yetiştiren Adam’ı okumuştum. Kitap 163 sayfadan oluşuyor. Kitabın ilk baskısı 1985 senesinde basılmış olup, 1999 senesinde yazar kitabı güncellemiş. Yazar, güncelleme yaparken içeriğin aynı kaldığı, sadece ifadeleri düzenleme yoluna gittiğini de açıklıyor. 

Kitap hacim olarak küçük olsa da, ihtiva ettiği mana itibariyle çok kapsamlı ve düşündürücü. Neredeyse her cümleyi tekrar tekrar okudum, üzerinde düşündüm. Kitaptan önemli olan kesitleri, daha gerçekçi ifade ile önemli olduğunu düşündüğüm kesitleri sizinle paylaşıyorum. Kitap dört bölümden oluşuyor: Panaroma, Sağlıklı Düşünmeye Doğru, Müslümanın Nitelikleri, İslam’ın Özgürlüğü.

Panaroma

Birinci bölüm müslümanların içinde bulunduğu durumun panaromasını gözler önüne seriyor. Yazar içinde bulunduğumuz durumu çeşitli yönleriyle ele alıyor. Burada kaypaklığın, kaypaklaşmaya doğru gidişin olumsuzluğu dikkat çekiyor. Yazarın ifadesine göre demokratik hayat tarzı kaypaklığı artırıyor.(Demokrasiyi tam olaraka anlayamama durumu) Yazar ‘irfanı kaybettirilen yurttaşlar’ tanımını kullanarak, irfandan uzaklaşan halimizi gösteriyor. Materyalizmin kıskacında kaybolan irfanımızı arıyor ve (b)ilimin irfansız olmayacağı vurgusunu yapıyor. İslam’a inanıp aynı zamanda İslam’a zıt olan fikirleri savunanların, olayları müslüman bakış açısıyla görmeyen müslümanların çokluğu yazarın tespitleri arasında yer alıyor. Anayasasında müslüman yazan devletlerin durumu da kısa ve öz olarak irdelendikten sonra birinci bölüm son buluyor. 

Sağlıklı Düşünmeye Doğru

Yazar bu bölüme dine niçin inandığımızı sorgulayarak başlıyor? Dine Allah’ın emri olduğu için mi inanıyoruz? Yoksa bir takım başka şeyler için mi? Bu noktada felsefe ve hikmete uygundur diye iman etmenin insanı küfre götürebileceği, önce imanın olması, sonra hikmet ile desteklenmesi gerektiği uyarısını yapıyor. Daha sonra ‘gerçek ve doğru’ kavramları ile insanların yanılgıları anlatılıyor. Şöyle ki, gerçek olan her şey doğru değildir. Dünyada müslümanların ekserisi inançları ile zıt bir yaşam tarzı sürüyorlar. Bu durum bir gerçektir, ancak doğru bir durum değildir. Gene düşüncelerimizi sağlıksız hale getiren şeylerden bazıları da dilimize yerleşmiş kelime kalıplarıdır: din adamı, dini ibadet, dini günler vs. Burada ibadet zaten dinidir. Harama yaklaşmadan geçen her an ve gün de mübah olur. İnsan, inanıyorsa zaten yükümlülükleri vardır. Herkes dinin emir ve yasaklarına uymakla yükümlüdür. Din dünya nizamını belirleyen kaideler bütünü olduğu için din adamı, dini gün gibi tamlamalar düşünmeyi ve anlamayı sağlıksız hale getirmektedir. Çağın gözüyle İslam’a bakmak ve çağa İslam’ın gözüyle bakmak ikilemi üzerinde durularak bölümün ve kitabın temel mesajı vurgulanıyor.

Müslümanın Nitelikleri

Bu bölüm müslümanların taşıması gereken niteliklerden bazılarını ifade ediyor. İlk önce yaşantıya dönük fikirler ve söylem ile eylemin birbiri ile uyumlu olması. Yazar bu konu ile alakalı olarak İslam’da felsefenin olmayışını bu duruma bağlıyor. Felsefe daha çok fikir boyutunda kalan, ütopik düşünceler bütünü iken müslümanın fikirlerinin hayata dönük yani uygulanabilir olması bu duruma açıklık getiriyor. 
Kötü bir dünyada iyi bir müslüman olarak kalmak mümkün müdür? Bu soru ile bir müslümanın niteliklerinden birinin önce iyi bir müslüman olmak olduğu vurgulanıyor. Çoğunluğun meylinin her zaman hak olmayacağı, günümüzün en önemli problemlerinden birinin çoğunluğun meylini hakikat olarak algılama hatası olduğu ifade ediliyor. Çoğunluğun meyli diye yanlışa koşmaktansa bir başına hakikati yaşamak müslümanın vasfı olmalıdır. Bilgili ve bilinçli müslüman arasında ayrım yapan yazar, bilgili olmanın müslümana yetmediğini, müslümanın bilinçli olması gerektiğini ifade ediyor. 

İslam’ın Özgürlüğü


Yazar bu bölüme başlarken, asrı saadet ile günümüz arasında bir mukayese yapıyor. İslam’da toplum yapısının temelini hukuk oluştururken günümüzde her şey iktisadi bakış açısıyla değerlendiriliyor, yorumunu yapıyor. İslam’ın diyalektik yapısını anlamak için ilk önce İslam’ın ruhunu anlamanın lüzumu vurgulanırken, bu ruhu anlamayan nice alimin  ilimleri yüzünden sapkınlığa düştüğü uyarısında bulunuyor. Asrı Saadet’ten çeşitli misallerin anlatıldığı bu bölümde İslam-kültür, İslam-bilim, İslam-felsefe, İslam-mistisizm, İslam-insan gibi konulara ilişkin kısa yorumlar yer alıyor. 

Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler. Özdenören’den okuduğum ikinci kitap. Daha önce Gül Yetiştiren Adam’ı okumuştum. Kitap 163 sayfada...

Olayları Nasıl Yorumluyorsunuz?


Her gün onlarca haber izliyor, farklı şeyler duyuyoruz. Birbiriyle alakasız gözüken onlarca farklı bilgi televizyonda, sosyal medyada vs. karşımıza çıkıyor. Bunca bilgi yığını arasında bazıları bizim için daha önemli hale gelirken, bazıları hemen zihnimizden siliniyor. Duyduğumuz/gördüğümüz haberleri, bilgileri kendimizce değerlendirmeye tabi tutuyor; müspet yahut menfi yönde eleştiride bulunuyoruz. Bu noktada değerlendirme kriterimiz nedir? Olayları nasıl değerlendiriyoruz, nasıl değerlendirmemiz gerekir?

‘Cumhurbaşkanı şöyle dedi.’
‘Fatih Terim beklenen açıklamayı yaptı.’
‘Birileri tutuklandı/serbest kaldı.’
‘Muhalefet lideri şöyle dedi.’

Yukardakilere benzer cümleleri her gün duyuyoruz. Hemen zihnimizde bir şeyler canlanıyor; desteklediğimiz partiye, dünya görüşümüze, sevgi-nefret durumlarımıza göre eleştiriler yapıyoruz. Seviyorsak doğru olduğu, sevmiyorsak yanlış olduğu; desteklediğimiz partiden ise doğru, diğer partilerden ise yanlış olduğu kanaatine varıyoruz. Hal böyle olunca da bazen yanılıyoruz. Bu tür durumları değerlendirebileceğimiz daha sağlam ve gerçekçi, somut ve net verilere ihtiyacımız var.

Ben önce islam açısından bakmaya çalışıyorum olaylara. Bir de, mesleğim icabı ilk önce olayların psikolojik, sosyolojik sebep ve sonuçları üzerinde düşünüyorum. Yapılan şeylerin insanların psikolojik durumuna, toplumun sosyolojik yapısına etkisi ne olur? Bu minvalde düşünüp doğru ve yanlış olduğu kanaatine varmaya çalışıyorum. 


Duyduğunuz, gördüğünüz şeyler siz nasıl değerlendiriyorusunuz? Değerlendirme yaparken kriteriniz nedir? Adalet, ekonomi, din, kültür, siyaset ya da başka kriterler. Değerlendirme kriterleriniz hangileridir?

Her gün onlarca haber izliyor, farklı şeyler duyuyoruz. Birbiriyle alakasız gözüken onlarca farklı bilgi televizyonda, sosyal medyada v...

Yürüyorum Dağlara Doğru


Yürüyorum dağlara doğru.
Koşturmadan, ağır adımlarla, telaşsız, dertsiz, tasasız.
Göğsüme vuran poyraza aldırış etmeden.
Yorulmadan, dinlenmeden.

Bu dağlar çocukluğuma şahit. Ömrümün baharı olan coşkulu, neşeli günlerime.
Adımlarım yeni kuvvet bulmaya başlamışken yürüdüğüm yerler. 
Böğürtlen topladığım, hayvan otlattığım, deli poyrazında yandığım, keven ateşinde piştiğim yamaçlar. 
Ömrümden birer birer düşen günlere şahitler.

Yürüyorum.
Doğanın ritmine eşdeğer atıyorum adımlarımı. Ne hızlı, ne yavaş. 
Ayaklarımın altında savrulan toprakta hatıralarım yankılanıyor.
Her ağaç gölgesinde, demlenen çayların, muhabbetlerin izi. 
Her hışırtının ardından elinde bir kucak odun, çalılar arasından sıyrılacak gibi duran bir dostun hatırası.

Nerede o eski zamanlar demek geliyor içimden. Kendimce hayıflanıyorum. 
Ciğerlerime bir hava akımı doluyor, boşalmayacak hissine kapılıyorum bir an. 

Sessizlik tek hakimi şimdi dağların. 
Rüzgarın uğultusundan başka her şey değişmiş. 
Ne dana güden çocuklar var, ne koç tokuşturan. Ne de çimler üzerinden güreş tutan. 
Tayyareler geçecek mi diye, ara ara göklere bakıyorum. Geçmiyor.
Ayaklarımı bastığım toprak ‘o eski toprak’mıdır? 
Dizlerimi okşayan yaban çiçekleri, şarıldayarak akan sular, kuytusunda dinlendiğim çeşmeler, boylu boyunca uzanan çimenler eski ile aynı mıdır? 

Bir hüzün yumağı düğümleniyor boğazıma. Rüzgar vurdukça gözlerim nemleniyor.
Yürüyorum dağlara doğru.

Yürüyorum dağlara doğru. Koşturmadan, ağır adımlarla, telaşsız, dertsiz, tasasız. Göğsüme vuran poyraza aldırış etmeden. Yorulma...

Türkiye’nin % 99'u Müslüman mı?


MAK Danışmanlık tarafından Haziran ayı içerisinde yapılan bir araştırmada toplumun dine ve dini değerlere bakışı incelendi. Yapılan açıklamada; toplumun sosyo-kültürel yapısına uygun denek belirlendiği, likert tipi ölçeklerin kullanıldığı, hata/yanılma payının % 1,3 olduğu belirtiliyor.

Çıkan sonuçlara göre, ‘Türkiye’nin % 99’u müslümandır’ kalıp yargısının gerçeği yansıtmadığı görülüyor. 'Allah’ın varlığına, birliğine bizi yaratıp yaşattığına inanıyor musunuz'? sorusunda % 86 oranında ‘evet’ cevabı, % 6 oranında sadece bizi yarattığına inanıyorum cevabı, % 4 oranlarında da ‘hayır’ ve ‘kararsızım’ cevapları verilmiş.
Araştırma sonuç raporuna göre;
  • Meleklere inananların oranı, % 75
  • Kuran-ı Kerime inananların oranı % 76
  • Peygamberlere inananların oranı % 83,
  • Kadere(hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine) inananların oranı % 55
  • Ahiret gününe inananların oranı, % 73 olarak görülüyor. 
  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (SAV) hayatını okuyanların oranı, % 23,
  • Vakit namazlarına camiye gidenlerin oranı % 13, 
  • Bayramdan bayrama camiye gidenlerin oranı % 12,
  • 5 vakit namaz kılanların oranı % 22,
  • Oruç tutanların oranı % 45 olarak görülüyor.
  • Siyasi bir seçimde adayın dinine düşkün biri olması ve eş seçiminde eşin dinine düşkün olması toplumun % 51’i tarafından çok önemli görülüyor.


Araştırma sonuçlarına bakıldığında, Türkiye’nin inanç sisteminde bir erozyon etkisinin olduğu, İslam inancının zayıflamakta olduğu söylenebilir. İnanç ile yaşantı arasında bir mukayese yaptığımızda durum daha da vahimleşiyor. Araştırma sonucunda İslam’a uygun yaşama oranı hayli düşük. Bu sonuçlara göre Türkiye’nin % 99’u müslüman olmayabilir. Müslüman olmayanların oranı artış gösteriyor olabilir.
Raporun tamamını okumak için buraya tıklayın.


MAK Danışmanlık tarafından Haziran ayı içerisinde yapılan bir araştırmada toplumun dine ve dini değerlere bakışı incelendi. Yapılan...