Beyin ve Medya - İktibas#7



Beynin çalışma sistemine kısaca göz atmak, anlatmak istediklerimizi daha iyi izah edecektir. Beyin dışardan gelebilecek ve alışılmadık her uyarıyı dikkate almak üzere çalışır. Aslında beynin bu fonksiyonu  tamamen insan yaşamını sürdürmeye yöneliktir. Fakat medyada gösterilen programların içerikleri çoğunlukla şiddete veya cinselliğe yönelik olunca, bu sistemde her seferinde devreye girer. Daha gelişmiş olması gereken düşünce sistemi, bir müddet sonra bu sistemin devreye girmesiyle yavaşlar. Hiperaktivite ve huzursuzluk artar, konsantrasyon yetisi azalır, şiddete yönelik davranışların sayısında artış meydana gelir. Kemal Sayar-Feyza Bağlan, Koruyucu Psikoloji, syf-207


Ön beyin korteksi planlama, organizasyon, ahlaki yargılama, dikkat ve özdenetimden sorumludur. Bu merkezler, çocukluk ve ergenlik boyunca gelişir. Fakat bazı araştırmalar, sürekli ve plansız TV izlemenin bu bölgelerin tembelleşmesine neden olduğunu ortaya koymaktadır. Haluk Yavuzer, Çocuk Psikolojisi, say-223

Beynin çalışma sistemine kısaca göz atmak, anlatmak istediklerimizi daha iyi izah edecektir. Beyin dışardan gelebilecek ve alışılmadı...

3 Adımda Cinsellik ve Şiddet Olaylarına Çözüm-2

1) Yapılması gereken şeylerden ilki, sağlıklı beslenme üzerinde durmak olmalıdır. Sofralarımıza renk katan fakat sağlıksız gıdalar yerine sağlıklı besinlerin tüketilmesi önemlidir. Yetkililer bu tür ürünlerin üretimi, dağıtımı, satışı gibi konularda daha titiz kontroller yapmalı. Ucuza satılan tavuklar-sucuklar, bazı şekerleme-çikolata grupları, hazır yiyecekler hatta deterjanlar… Hepsinin sağlık şartlarına uygun olarak üretilmesi ve tüketilmesi konusunda tedbirler alınmalıdır. Gıdaların kanerojen madde içerdiğini biyoruz ama cinsellik ne alaka diyebilirsiniz. Cevap şudur. Son yıllarda görüyoruz ki; gıdalar beynin işlevine zarar verebiliyor; dikkat, konsantrasyon ve karar verme becerilerini zedeleyebiliyor.

2) İkinci olarak internet ve televizyonlardaki cinsellik ve şiddet içeren ögeleri kontrol etmemiz lazım. Cinsellik ve şiddet hayatımızdan çıkaramayacağımız olgular olsa da sürekli bu olgular ile meşgul olan bir zihin bizi bitiren şeylerin başında geliyor. Dizilere, filmlere, haberlere, reklamlara ve diğer programlara bakıyoruz: hepsinin ana teması cinsellik veya şiddet. Hayatın bu iki olgusu(cinsellik, şiddet) televizyon vasıtası ile bize vazgeçilmez, her an düşünülmesi gereken olgularmış gibi sunuluyor. Toplumdaki Tv izleme oranı da dikkate alınınca bu duruma maruz kalanların sayısının hayli fazla olduğu görülebilir. Televizyonla alakalı araştırmalarda: televizyonun dikkat, konsantrasyon ve karar verme becerisini olumsuz etkilediği; cinsellik temalı programları izleyenlerin beyninde sürekli aktif kalan alanlar olduğu, bu alanların cinsellik ve şiddet dürtüleri ile alakalı olduğu görülüyor. Bu konularda çok sayıda araştırma mevcut. Ve bu yayınların birçoğu bilinçdışını hedef alıyor.

3) Üçüncü olarak aile ve çocuk eğitimleri ile insanların biliçlendirilmesi. Ebeveynlerin çocukları ile sağlıklı iletişim kurmaları, onları doğru yönlendirmeleri, etkili duygusal rehberliğin sağlanması ve cinsellik konularında bilgilendirmenin yapılması önemlidir. Çocukluk ve gençlikte riskli davranışlar, aile içinde mahremiyet gibi konular ailelere anlatılmalıdır. Ailenin yanında çocukların da eğitilmesi lazım. Sürekli söylediğim şeylerden biridir: Bir çocuğun akademik bilgileri öğrenmeden evvel kişisel-sosyal becerileri kazanması lazımdır: kişiler arası ilişkiler, mahremiyet, yabancılarla iletişim, tehlike anında çığlık atma gibi. Bu eğitimleri okullarda psikolojik danışman ve rehber öğretmenler vermektedir. Vermeye devam ediyorlar. Ancak MEB tarafından yapılan bazı düzenlemeler psikolojik danışman ve rehber öğretmenlerin işlevselliğini azaltıyor. Mesela toplam öğrencisi binleri bulan iki-üç okula bir psikolojik danışman ve rehber öğretmenin görevlendirilmesi, ilkokul ve ortaokullarda rehberlik derslerinin kaldırılması gibi. Aynı şekilde anaokullarında psikolojik danışman ve rehber öğretmen normunun olmaması anaokulu öğrencilerinin ve velilerin bu eğitimden mahrum kalmasına sebep oluyor.

2/2


Not: Burada söylenenler kesin çözüm olacak mıdır? Hayır. Fakat, bu tür olaylarda ciddi oranda azlama olacaktır. Bunları yapmak ne kadar mümkündür? TV ve internet yayınlarını kontrol etmek özgürlüğümüzü kısıtlamaz mı? Bunları yapmak etik midir? Buna benzer tartışmalar oluşabilir. Ancak en önemli şey, kişinin psikolojik algı tekniklerine maruz kalmadan istediğini yapması, istediğini düşünebilmesidir. Televizyon ise bir algı yönetim mekanizmasıdır. Vurguladığı şeyler şunladır: sürekli eğlen, aklına eseni yap, şu ürünü al, şu şekilde giyin, cinselliği ve şiddeti aklından çıkarma.


2018© Arif Öztürk

Yazının ilk bölümünü okuyun! 1) Yapılması gereken şeylerden ilki, sağlıklı beslenme üzerinde durmak olmalıdır. Sofralarımıza renk k...

3 Adımda Cinsellik ve Şiddet Olaylarına Çözüm-1


Şiddet olaylarının, cinsel sapkınlıkların medyaya haber olarak düşmediği gün kalmadı. Her sabah televizyonu açanlar yahut internetten haberlere bakanlar benzer haberlerle karşılaşıyor: taciz, tecavüz, saldırganık, yaralamak vs. Öyle ki, haber programlarında yeri garanti olan iki şey var: Birincisi siyasi parti temsilcilerinin birbirlerine karşı hakarete varan sözleri, ikincisi cinsellik ve şiddet içerikli haberler. Milletimizin her ikisinden de kurtulması lazım.
Birinci durumu artık kabullenmiş olsak da, ikinci durumu cinsel içerikli olayları, görüyor, millet olarak üzülüyoruz. Bununla birlikte her olaydan sonra, daha doğrusu normalleşen(?) olaylara göre daha trajik olan olaylardan sonra idam gelsin, hadım edelim gibi öneriler sunuyor, öfkemizi kusuyoruz. Böyle durumlarda siyasilerde günü kurtarmak adına idamdan söz etmeye başlıyor. Milletin öfkesi dinince idam da siyasilerin gündeminden düşüyor. (Bunun misali çok olsa da, en yakın misallerden biri Fetö olaylarıdır. 15 Temmuz’dan sonra insanlar öfke ile darbecilere idam gelsin dedi. Halk öfkeliyken siyasiler de idamı konuştular. Halkın öfkesi dinince siyasiler de idamı unuttu.) Burada maksadım idam gelsin, gelmesin savlarından birini savunmak değil. Bana göre idamın gelmesi bu tür olayların önüne geçemeyecek. Çünkü, bu suçları işleyen kişiler o eylemi yaptıkları vakitlerde sağlıklı düşünme yetilerini kaybediyorlar. O anda sadece beyinlerindeki cinsellik dürtüleri aktif oluyor, diğer bölümler –genellikle- devre dışı kalıyor. Hatta yapılan araştırmalara göre günlük hayatta beynin en aktif bölgeleri cinsellik ve şiddetle alakalı olanlar. Gene uzmanların ifadesine göre eskiden durum böyle değildi. Hâsılı günümüz insanının beyni cinsellik ve şiddet dürtüleri ile meşgul.

Böyle bir durumda idam getirmek probleme çözüm olur mu? Sadece cinsellik ve şiddet düşünen biri, o anda idam cezasını düşünerek yaptığı yanlış eylemden vazgeçer mi? Bence çok zor. Zira bu durumda beynin kontrol mekanizması dahi devre dışı olabilir. Bu sebeple olay yaşandıktan sonra yapılacaklardan ziyade promlemler ortaya çıkmadan önleyici çalışmalar yapmak lazım. Mesela aile ve çocuk eğitimi; devlet olarak önleyici adımların atılması gibi. Yazdıkalarımdan suçu işleyen kişileri haklı çıkarmaya çalıştığım anlaşılmasın. Suç işleyen kişi, işlediği suçun bedelini tam olarak ödemelidir. Ama ödemiyor. Demek istediğim şu: bu eylemde bulunan kişinin suçu o eylemi yaptıktan çok önce başlıyor olabilir. Senelerdir cinsellik vurgusu yapan bir film izliyor olabilir, çocukların cinsel obje olarak kullanıldığı film, dizi yahut reklam izliyor olabilir. (Ne yazık ki, böyle programlar neredeyse bütün TV kanallarında var.) Burada izleyen kişinin suçu kadar, bu programı yapan kişinin, yayınlayan kişinin, yayınlanmasına müsaade eden kişinin de suçu yok mudur? Biraz daha devam edelim ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. (Devamı var)

1/2

2018 © Arif Öztürk

Şiddet olaylarının, cinsel sapkınlıkların medyaya haber olarak düşmediği gün kalmadı. Her sabah televizyonu açanlar yahut internetten h...

Yaşamak Güzel Şey - Film Yorumu


Son dönemde izlediğim en güzel filmlerden biriydi, Yaşamak Güzel Şey. Müfit Can Saçıntı’nın bakış açısını yansıtan bir film. Hayata dair kattıkları ve hicvettiği mevzular ile izlenmeye değer bir film. Filmin başrolünde de Müfit Can Saçıntı var. 
Sosyal medyanın dozunda kullanılmaması, görmek ve yaşamak için değil görünmek için yapılan şeyler. Mesela tatil yapmak için değil tatilde görünmek için, tatil fotolarını sosyal medyada paylaşmak için yapılan çabalar. Filmde eleştirilen şeylerden.

Ezbere aşklar...

Bunun haricinde eğitime dair, aşka dair, tüketim çılgınlığına dair çok şey var hicvedilenler arasında. Reklam şirketinde çalışan biri rolünde Saçıntı, reklamların asıl maksadını gözler önüne seriyor: ‘reklamcılar olarak biz insanların ihtiyaç sıralamalarını değiştiriyoruz. Alamadığınız için üzüldüğünüz bir şey gerçekte ihtiyacınız olmayabilir, aldığınız için sevindiğiniz bir şey de ihtiyacınız olmayabilir.
Saçıntı’nın daha önceki film ve konuşmalarından bildiğim 'seçmeyi bilmek' ve 'kendi olmak' kavramlarına burada da vurgu yapılıyor. Reklamlarda olduğu için, herkeste olduğu için değil ihtiyaç olduğu için tüketmek; başkaları yaptığı için değil içinden geldiği için bir şeyler yapmak çok önemli şeyler.

Arkada boş yerler var...

Ölmeden Önce Yapılacak...

Saçıntı çağımızın klasik stresleri(iş, ev, ihtiyaçlar) ile meşgul olurken, hasta olduğunu öğreniyor. Bunun üzerine kafasına dank ediyor ve bir liste hazırlıyor, ölmeden önce yapılacaklar listesi. Listesini hazırlarken içinden geleni koyuyor tabii ki listeye. Bir eleştiri de burada geliyor: ölmeden önce izlenmesi gereken filmler, okunması gereken kitaplar, gezilmesi gereken yerler olgusuna eleştiri yapıyor. Zira böyle konularda herkese uygun bir liste bulmak mümkün değil. O yüzden annesini daha fazla aramayı, ailesi ile daha fazla vakit geçirmeyi vb. şeyleri ekliyor listesine. Ve, yapmaya başlıyor.
Filmde en sevdiğim cümle ise şuydu: 'Mutluluğun formülü olsa bu kapitalist sistemde onu şişeye koyar pazarlık malzemesi yaparlardı.'

2018 © Arif Öztürk

Son dönemde izlediğim en güzel filmlerden biriydi, Yaşamak Güzel Şey. Müfit Can Saçıntı’nın bakış açısını yansıtan bir film. Hayata dair...

Bedel Ödemek - İktibas#6


Her şeyin bir bedeli var mıdır? 
Varsa, elde ettiğiniz şeylerin bedelini ödediniz mi? 
Bedel ödemeden elde ettiğiniz şeyler oldu mu? 
Etrafımda dikkatimi çeken bir durum var: ebeveynlerin çocuk yetiştirme tarzları birbirinden farklı olsa da ortak oldukları temel bir nokta var. Çocuklarını yetiştirirken çocukların kazandıkları şeylerin bedelini çocuklarına ödetmiyorlar. Çocuk ağlamasın diye her isteği yerini getiriliyor. Bununla alakalı ziyadesiyle misal verilebilir. Mesela, çocuk kaşığı tutup ağzına götürebilecek yaşa geliyor, fakat ebeveynlerden biri ‘dökmesin’ diyerek kaşığı kendi uzatıyor çocuğun ağzına. Bu durumdan çocuğun el, kol, göz koordinasyonu olumsuz etkilenirken çocuk bedel ödemeden yemeğini yemiş oluyor. Bu çocuk aile arasında problem olmadan, sağlıklı(?) bir şekilde büyüyor. Ancak, aile dışına çıkmaya başladığında problemler de başlıyor. Zira, bedelini ödemeden bir şeyler elde etmek istiyor, sorumluluklarını yerine getiremiyor. Bu durum en fazla eğitimde görülüyor: çok sayıda öğrenci, çalışmadan başarılı olmak istiyor. Her şeyin bir bedeli varsa yemek yemenin bedeli kaşığı tutmak, kolları hareket ettirmek, dişleri çalıştırmak; derslerde başarılı olmanın bedeli derslere çalışmaktır. Misaller çoğaltılabilir, mevzu uzatılabilir. Lakin aşağıdaki iktibas da katınca meselenin özü ifade edilmiş olacak: 

‘Sen sevgili dost, elde ettiğin şeyler için nasıl bedel ödediğini düşünüyorsun.? Ya elde edemediklerin için. Evet, bazen de bir bedel ödememize rağmen eli boş döneriz. Çünkü, ipeği pamuk, altını gümüş fiyatına almak isteriz. Bir de hiç bedel ödemeden elde ettiğimizi düşündüğümüz şeyler vardır. Halbuki zaman bu düşüncemizi doğrulamaz. Zira bedelsiz alındığı düşünülen şeylerin bedeli daha ağırdır.’ Posta Kutusundaki Mızıka, A. Ali Ural

2018 © Arif Öztürk

Her şeyin bir bedeli var mıdır?  Varsa, elde ettiğiniz şeylerin bedelini ödediniz mi?  Bedel ödemeden elde ettiğiniz şeyler oldu mu...

Öğrenmeden Sonra Uyumak

Öğrenmeden hemen sonra uyumak sağlamlaştırmayı(bilginin kalıcı hafızaya kaydedilmesi, öğrenmenin pekiştirilmesi)  nasıl etkiler? Bu soruya cevap bulabilmek maksadıyla Steffan Gais ve meslektaşları tarafından 2006 yılında bir araştırma yapılır. Öğrenmeden hemen sonra uyumanın etkisini ölçmeyi amaçlayan çalışmada, lise öğrencilerinin 24 İngilizce-Almanca kelime çiftinden oluşan bir listeyi öğrenmeleri istenir. ‘Uyku grubu’ adı verilen birinci grup kelimeleri öğrendikten sonra 3 saat içinde uyurken; ‘uyanık grup’ adı verilen ikinci grup öğrendikten sonra uyumak için 10 saat geçmesini beklemiştir. Bu çalışma yapılırken günün saatini ve öğrenmeyi etkileyen diğer faktörleri kontrol edebilmek için farklı saatlerde uyuma alışkanlığı olan uyku grupları ve uyanık gruplar seçilmiştir. Kelime listelerinin çalışılmasından 24/36 saat sonra her iki gruptaki kişiler test edilmiştir. Testin sonucunda uyku grubundaki öğrencilerin uyanık gruba oranla daha fazla kelime hatırladığı, daha az kelime unuttuğu görülmüştür. Dolayısıyla öğrenmeden hemen sonra uymak sağlamlaştırmayı(bilginin pekiştirlmesi) olumlu etkilemektedir.


Çalışmanın sonucunda uyku grubunun kelime gruplarını unutma oranı 0.5 % iken, uyanık grubun unutma oranı 16 %’dır. Teste başlamadan önce her iki grupta uyumuş, yani iki grupta eşit oranda dinlenmiştir.

Not: Uykunun yukarda bahsedilen sağlamlaştırmayı nasıl sağladığı, uykudaki öğrenme sürecinin nasıl gerçekleştiği gibi konular üzerine çok sayıda araştırma yapılmıştır, yapılmaya devam etmektedir.

Kaynak: Bruce Goldstein, Bilişsel Psikoloji, Kaknüs Psikoloji


© Arif Öztürk

Öğrenmeden hemen sonra uyumak sağlamlaştırmayı(bilginin kalıcı hafızaya kaydedilmesi, öğrenmenin pekiştirilmesi)  nasıl etkiler? Bu soruya ...

Hepsi Bu! İktibas#5


Bugünlerde şehit haberleri ile ziyadesi ile üzgün durumdayız. Bugün şehitler hakkında yazmayı düşündüm. Fakat vazgeçtim, yazacağım şeylerden siyasi anlamlar çıkaran olur diye. Zira şehitlik dahi siyasi anlamlara çekiliyor, siyasi çıkarlara alet ediliyor ne yazık ki! Sonra öğretmenlik ve eğitim hakkında yazsam dedim. Gene vazgeçtim. Medyada dolaşan görüntüler var iki gündür. Sınıfın birinde öğrencilerin öğretmeni alaya alması var görüntülerde. İzlerken hayrete düştüm. Vazgeçtim, çünkü yazacak bir şey bulamadım. Düşündükçe karamsarlığım daha da arttı. Nihayet, notlarım arasında duran izlediğim bir filmden replikleri paylaşmaya karar verdim. Paylaştığım şeyler de olumsuz durumların yansıması. Ama olsun.

Hotel Rwanda, gerçek hayattan alınan ibretlik bir film. Ruanda ülkesindeki Hutu ve Tutsi’ler arasındaki iç savaşı anlatıyor. Vahşetin doruk noktaya çıktığı, cesetlerin tüm yolları kapladığı görüntüler var. Vahşetin, yıkımın ve içkıyımın arasında bir otel, sahibi Belçıkalı. Savaştan kaçan halk bu otele sığınıyor. İzlemediyseniz, mutlaka izleyin derim. Filmden aldığım iktibaslar(replik) şu şekilde: 

  • Tutsi ve Hutu…neye göre kimin tutsi, kimin hutu olduğuna karar veriliyor?
  • Belçikalılar deri rengine göre karar verdiler.
  • (Bir çocuk)Lütfen beni öldürmelerine izin vermeyin. Söz veriyorum bir daha Tutsi olmayacağım.

  • İnsanlar bu görüntüleri izlediklerinde bize yardıma gelirle değil mi? 
  • İnsanlar bu çekimi gördüklerinde “aman tanrım, bu korkunç” diyecekler ve aksam yemeklerini yemeye devam edecekler, hepsi bu.

© Arif Öztürk

Bugünlerde şehit haberleri ile ziyadesi ile üzgün durumdayız. Bugün şehitler hakkında yazmayı düşündüm. Fakat vazgeçtim, yazacağım şeyl...

Ocak'ta Neler Okudum? 2018


Eğitimin ABÇ’si - İdris Eren: Eğitimi anne, baba ve çocuk penceresinden ele alan bir kitap. Severek okudum. Ziyadesiyle istifade ettiğimi düşünüyorum. Çocuklara harfleri, rakamları öğretmenin yanı sıra sabretmeyi, azmetmeyi öğretmenin ehemmiyetini vurguluyor. Anne-babalar ve eğitimcilere tavsiye edilir.

Pazarlık Yok-Ömer Faruk Yılmaz: Kudüs meselesinin gündeme geldiği günlerde okumuştum. Kudüs, Filistin ve Sultan Abdülhamit’e dair güzel bir kitap. Dönemin ana kaynakları olan arşiv belgeleri ışığında hazırlanan kitap Sultan Abdülhamit döneminde Filistin'de Yahudi yerleşimine mümkün olduğu nispette izin verilmediğini, Filistin'den toprak satın almak isteyen Yahudilere toprak satışının yasaklandığını gözler önüne seriyor. Söylediği her cümleyi arşivdeki belgelere dayandırması kitabın en güzel tarafı.

Pozitif Psikoloji-Alan Carr: Aralık ayında okumaya başlamıştım Pozitif Psikolojiyi. Oldukça kapsamlı bir kitap. Ders kitabı niteliğinde. Pozitif psikolojinin alt alanları hakkında araştırmalar var. Mutluluk, umut, iyimserlik, akış gibi konular başlıca konular arasında. Akış hakkında öğrendiklerimi şurada yazmıştım. 

Büyün Selçuklular-Ali Öngül: Selçuklular tarihini anlatan Kilit, Anahtar, Kapı romanlarını okuduktan sonra bir bakıma okuduklarımın sağlamasını yapmak amacıyla okumuştum kitabı. Bilgi ağırlıklı bir kitap olmasına rağmen akıcı bir kitap. Kitapta unutamayacağım bir kaç anektod vardı. Birini şurada yazmıştım. 

Hüzün ve Tesadüf-Mustafa Kutlu: Bu aralar Kutlu hikayeleri okuyorum. Mustafa Kutlunun sıcak, hayatın içinden hikayelerinden biri Hüzün ve Tesadüf. Bu kitaptan da bir iktibas yapmıştım. O da şurada.

Osmancık-Tarık Buğra: Bir hocamızın tavsiyesi ile elimdeki kitapları kenara koyup bu kitabı okudum. Kayı boyunun beylikten devlete geçişinin, Osmancık'ın Osman Bey oluşunun hikayesi anlatılıyor romanda.  O dönemin tarihi ve kültürel özelliklerini iyi yansıttığını düşünüyorum. Tarık Buğra'dan okuduğum ilk eser. Yazarı okumaya devam edeceğim.

© 2018 I Arif Öztürk

Eğitimin ABÇ’si - İdris Eren: Eğitimi anne, baba ve çocuk penceresinden ele alan bir kitap. Severek okudum. Ziyadesiyle istifade ettiğ...

Ödül mü? Ceza mı? İktibas#4


Ödül ve ceza faydalı mıdır? Zararlı mıdır? Eğitimde çok tartışılan konuların başında geliyor bu sorular. Cezanın zararlı olduğu hususunda eğitimcilerin çoğu hemfikir olsa da; ödülün faydalı mı-zararlı mı olduğu hususunda muhtelif görüşler var. Kimi, ödülü topyekun zararlı bulurken, kimi faydalı buluyor. Kimisi ödülün maddi bir kazanım şeklinde değil manevi duyguları harekete geçirecek şekilde faydalı olacağını savunuyor. Burada temel mesele ödül ve ceza sonucunda kişinin yaptığı yahut yap(a)madığı davranışları içselleştirip içselleştirmediği durumu. Ödül ve cezanın zararlı olduğunu savunanlar, içselleştirmenin gerçekleşmediği için bu görüşü savunuyorlar. Diğer grupta yer alanlar ise farklı ödül stratejileri ile, kişiyi ödüle alıştırmadan ve ödülü araç olarak kullanarak kişinin iyi davranışı içselleştireceğini savunuyorlar. (Bu stratejiler üzerine bir yazı gerekebilir. Önümüzdeki süreçte bu konuyu detaylı olarak yazmayı düşünüyorum)Öyle gözüküyor ki, ödül ve cezanın mahiyeti tartışılmaya devam edecek. Zira ödülün faydalı olduğunu gösteren araştırmalar da mevcut, zararlı olduğunu gösterenler de. Ancak, durum ne olursa olsun. Ödül ve cezanın olmadığı bir hayat pek yakın gözükmüyor. Ödül ve cezanın nasıl olması gerektiğiyle alakalı olarak aşağıdaki paragrafı anlamlı bulmuştum: 

Ödül doğruyu, iyiyi sevdirmek içindir. Verilen ödül, kesilen cezadan hep büyük olmalıdır. ‘Översem şımarır’ anlayışı da ‘şunları yaparsan seni severim, yoksa sevmem’ tavrı da vicdani değildir. İmam Gazali Hazretleri övgüyü aleni(açıktan) ve fazla, yergiyi gizli ve az yapmayı tavsiye eder: ‘Çocuğun güzel ahlak ile alakalı iyi bir hareketi görülürse takdir ve taltif edilmeli, çocuğu sevindirecek şekilde mükafatlandırılmalıdır. Aynı zamanda halk arasında bile bu iyi hareketlerinden dolayı övülmelidir. Bütün bunlar çocuğu iyiliğe teşvik eder. Şayet bazen hatalı hareketi görülürse, bu hususta görmezlikten gelmeli, gizli kusurlarını araştırıp teşhir etmemelidir. Şayet bu hatalı hareketini tekrar ederse, gizlice tekdir edilmeli, bunun zararları kendisine anlatılmalıdır. Sık sık tekdir ve tazirden de sakınmalıdır.  Çünkü bu hal, çocuğu söz dinlememeye ve kötülükleri yapmaya tahrik eder.’ … Yüksek not aldığında değil ders çalıştığında çocuğu övmek; sonuca değil sürece odaklanmak, başarıyı değil öğrenmeyi takdir etmek en doğrusudur. Niyetin amelden önce gelmesi gibi, gayrette başarıya tercih edilebilir. Eğitimin ABÇ’si, İdris Eren, syf 145



© 2018 I Arif Öztürk

Ödül ve ceza faydalı mıdır? Zararlı mıdır? Eğitimde çok tartışılan konuların başında geliyor bu sorular. Cezanın zararlı olduğu hususun...

Sinema ve Ben #Mim

Merhaba, 'sinema ve ben' mimi ile buradayım. Öneri Makinesinin başlattığı mimi çoğu kişi yaptı sanırım. Sinema hakkında 3 tane soru, 5 tane de anket sorumuz var.


1.Sinemada izlediğin ilk film ?
Sinemada ilk izlediğim filmi ne yazık ki, hatırlamıyorum. Sinemaya ilk olarak ne zaman gittiğimi de hatırlamıyorum maalesef. Son zamanlarda da sinemaya pek gitmedim. Filmeleri evde izliyorum.
2.Film en güzel ........'de/a izlenir ?
Film izlemek için özel bir mekan tutkum yok. Mekandan ziyade filmi sevmem önemli oluyor.
3.Film izlerken olmazsa olmazın var mı? Varsa neler?
Film izlerken olmazsa olmazım diyebileceğim çok şey yok. Bazı filmler sessizlik istiyor, o filmleri izlerken sessiz bir ortam önemli olabiliyor. Onun dışında olmazsa olmazım yoktur. 
a)Tek başına mı kalabalık mı?
Aksiyon, komedi filmlerini kalabalıkla, dram, biyografi gibi filmleri yalnız yada az kişi ile izlemeyi seviyorum. Arkadaşlarla ve ailecek izlediğimiz filmler de güzel oluyor. 
b)Mısır mı cips mi?
Uzun zamandır cips yemiyorum. Zararlı buluyorum cipsi. Nadiren mısır, çoğunlukla da kuruyemiş tercih ediyorum. Sinemada olursam da genelde bir şey yemiyorum.
c)İki boyutlu mu üç boyutlu mu?
Üç boyutlu film izlediğim çok nadirdir. Dolayısıyla iki boyutlu diyebiliriz. 
d)Avm sineması mı,sokak sineması mı?
Sokak sineması fikri daha cazip geliyor. Fakat hiç denk gelmedim. AVM sinemaları güzel oluyor. 
e)Filmden önce filmin fragmanını izlemek mi, yorumlarını okumak mı?
Fragman ve yorumdan ziyade filmin konusu daha önemli benim için. Konuya bakıyorum, ilgimi çeken bir konu ise yorumlar olumsuz bile olsa izliyorum.

© 2018 I Arif Öztürk

Merhaba, 'sinema ve ben' mimi ile buradayım. Öneri Makinesi nin başlattığı mimi çoğu kişi yaptı sanırım. Sinema hakkında 3 tane sor...

Sır Sandığımız


Bilen kim talihi; ak mı kara mı?*
Hayır mı, şer midir, yaptıklarımız?
Taptığımız şeyler şöhret mi şan mı?
Kurtarır mı bizi taptıklarımız?

Ervahı ezelde yazılmış böyle
Dünümüz, bugünümüz ve yarınımız
O günden bugüne bellidir elbet
Şansımız, bahtımız, acımız, sancımız...
Gün olur bozulur dirlik ve düzen
Kayar altımızdan tac-u tahtımız
Çırpınıp dursak da o vakitlerde
Battıkça batar ayaklarımız
Hüzünler sevince, sevinçler hüzne
Dönüşür, talihler talihsizliğe
Vasıl olununca o büyük güne
Belirler talihi yaptıklarımız.
O gün tazelenir her şey yeniden
Şansımız, bahtımız, acımız, sancımız
Belki huzur dolar yüreğimize
Belki boşa çıkar avuçlarımız.

Hakikat sırları ifşa olunur
Saçılır ortaya sır sandığımız
O vakit anlarız, sırrın sırrını
Meğer sır değilmiş sır sandığımız.

* Şiiri ne zaman yazdığımı hatırlamıyorum. Eskileri karıştırırken karşıma çıktı. Muhtemelen 2015 senesinde yazmıştım. 

© 2018 I Arif Öztürk

Bilen kim talihi; ak mı kara mı?* Hayır mı, şer midir, yaptıklarımız? Taptığımız şeyler şöhret mi şan mı? Kurtarır mı bizi taptık...