Leyla ile Mecnun'un İsmail Abi'si-İktibas#15


Bir insanı anlayabilmenin yolu o insanı anlamaktan geçiyor. Tanımak için ise sabır lazım. Sabır ve tahammül seviyemiz azaldığından olsa gerek insanları iyi tanıyamıyoruz. Tanımayınca da anlamak zor oluyor. Anlamak zor olunca da anlaşmak. Anlaşmazlıklarımız azaltmak için sabretmeye daha çok ihtiyacımız var belki de.

Leyla ile Mecnun dizisinin unutulmaz karakterlerinden biri, İsmail Abi. 'Her şey salla çayı demle hacı' repliği ile, iş görüşmeleri ile, eteri koklaması ile, ceketi ile hafızalarda yer tutuyor. İsmail Abi'yi anlatmak mümkün değil, kolay değil. Burak Aksak'ın kitabında bir iktibas ile İsmail Abi'yi yad etmek istedim bu hafta.

İsmail Abi biraz tuhaftır. Renkli kıyafetleri, patavatsızlıkları, sorun çözmeye çalışırken daha büyük sorunlara neden olması, konuşması oturuşu kalkışı yürüyüşü ne bileyim işte farklıdır yani. Dışarıdan baktığınızda yanınızda olmasını istemeyeceğiniz adamlardandır. Onu anlayabilmek için tanımanız, tanımak için de sabretmeniz lazım. Belki de İsmail Abi bu yüzden yalnızdır. Belki de bu yüzden girdiği hiçbir işte tutunamıyordur. Belki de bu yüzden her gün bu sahile inip denize doğru el sallıyordur. Çünkü kimse birbirini tanımak için sabretmiyor artık. Kimsenin kimseye ayıracak vakti yok. Oysa onu bir tanısanız, gözlerindeki hüznü bir görebilseniz. Kalbinde rengarenk çiçekler yetiştirir İsmail Abi. O çiçekler solmasın diye ağlayarak sulamak ister gibidir gözleri. Leyla İle Mecnun, Burak Aksak, saf-21.

2018 © Arif Öztürk

Bir insanı anlayabilmenin yolu o insanı anlamaktan geçiyor. Tanımak için ise sabır lazım. Sabır ve tahammül seviyemiz azaldığından olsa...

Lie to Me - Dizi


Blog yazarı arkadaşımız Yurdagül Çelik’in tavsiyesi üzerine Lie to Me dizisini izlemeye başladım. Dizi arayışında olduğum şu günlerde Yurdagül Çelik’in tavsiyesi çok iyi oldu. Kendisine buradan teşekkür ediyorum. Tavsiye yazısını okumak isterseniz, şurada.
Dizinin konusu, mikro ifadeleri yakalayarak kişinin yalan mı doğru söylediğini tespit etmek. Ben Cal Lightman ve Dr. Gillian Foster özellikle suçluları/mağdurları tespit etmek amacıyla mikro ifadelerden faydalanıyorlar. Foster psikolog, Lightman ise mikro ifade uzmanı.

Mikro ifade, kısaca jest ve mimiklerden hareketle insanın duygularının tespit edilmesi. Duygulara göre de kişinin yalan mı, doğru mu sçylediği görülüyor. Bazen de duyguları tespit etmeden vücut hareketlerinden hareketle söylenenin doğru mu yanlış mı olduğu biliniyor. Mesela, kişi ‘evet’ derken başını iki yana sallıyorsa muhtemelen yalan söylüyordur. Çünkü başı iki yana sallamak hayır anlamı taşır. Benzer şekilde kişi mutlu olduğunu söylerken yüzünde üzüntü ifadesi beliriyorsa kişi gerçekte mutlu değildir.

Temel nokta kişinin söyledikleri ile duygularının ve vücut hareketlerinin tutarlı olması. Yalanı tespit ettikten sonra da bilimsekl açıklamaların verilmesi dizinin güzelliklerinden.


Dizinin ilk sezonunu bitirmek üzereyken mikro ifadelere olan merakım hayli arttı. Mikro ifadelere ilişkin daha fazla araştırma yapmaya karar verdim. Fakat önce ilmi sima hakkında okumalar yapacağım. Fizyonomi olarak da izimlendirilen ilmi sima, kısaca yüz okuma demek. Yüz başta olmak üzere vücut şekillerinden hareketle kişinin özellikleri hakkında çıkarımlarda bulunmak. Kişinin yüz hatları, kol ve bazak uzunluklukları, kulağının büyüklüğü, derisinin renk tonu gibi özellikler ilmi sima için önemli şeyler. Bunlar arasında kaş, göz, burun, ağız ve kulağın konumu en önemli yeri tutuyor. Benim de merak ettiğim nokta burası zaten.

İlmi sima okumalarından sonra mikro ifadeler hakkında okumalara geçeceğim inşallah. 


2018 © Arif Öztürk

Blog yazarı arkadaşımız Yurdagül Çelik’in tavsiyesi üzerine Lie to Me dizisini izlemeye başladım. Dizi arayışında olduğum şu günlerde Y...

Mucize I KitapYorum(19)


Film Tavsiyesi: Mucize(Wonder) başlıklı yazımda Mucize filminden bahsetmiştim. Aynı sayfada Oytunla Hayat’ın yaptığı yorumla filmin bir kitaptan uyarlandığını öğrenmiş oldum. Filmi çok beğendiğim için de kitabı okuma listeme ekledim. Nihayet geçtiğimiz günlerde kitabı okudum. 

Özet ve Değerlendirme

Auggie Pulman yüzünde yüzünde şekil bozukluklarıyla gelir dünyaya. Defalarca ameliyat olsa da yüzündeki şekil bozukluğu düzelmez, yalnızca daha iyi hale gelir. Sürekli ameliyatları ve gören herkesin dikkatini çekmesi ve çekinmesi ile ilkokula gidemeyen Auggie annesinin ısrarı ile ortaokula gidecektir. Bu vakte kadar annesi evde eğitim vermiştir. Kendini görenlerin rahatsız edici bakışlarına maruz kalan, kimi zaman kırıcı laflar duyan Auggie okula gitmek istemez. Nihayet 5. sınıfa başlar. Arkadaşı yoktur, herkesin bakışı üzerindedir. Aynı zamanda kendisinin vebalı olduğu düşüncesi ile kimse dokunmak istemez Auggie’ye. Yanlışlıkla omuzları temas etse kaçmak isterler. Auggie’nin okula uyumu, sınıftaki arkadaşları tarafından kabul edilmesi, zaman zaman maruz kaldığı zorbalıklar derken… 5. sınıf biter. Auggie kendiyle barışık, okuldaki öğrenciler tarafından kabul edilmiş, samimi arkadaşları olan bir öğrenci olarak 5. sınıfı bitirir. Kitap Auggie’nin 5. sınıf serüvenini anlatmakla birlikte kankası olan Jack Will’in, ablası Olivia’nın, ablasının arkadaşı Miranda’nın iç dünyalarına ışık tutuyor. 

Auggie öğle yemeklerini okulun yemekhanesinde yalnız yer. Yalnızlığını ortadan kaldıran Summer isimli bir kız olur. Summer daha sonra en iyi arkadaşlarından biri olacaktır. Summer dışında en iyi arkadaşı olacak Jack Will’de bir süre sonra aynı masada yemek yemeye başlayacaktır. Birlikte dışlanacaklar, zorbalığa maruz kalacaklar, fakat okul idaresinin pozitif tutumunun önemli etkisi ile bir çok şeyin üstesinden geleceklerdir.

En Sevdiğim Şey

Kitapta ve filmde en sevdiğim şey: farklı kişilerin bakış açısından olayların anlatılması oldu. Farklı iç dünyalar, farklı problemler, aynı olayın farklı boyutları… Bu bakış açıları ile gördüğümüz şeylerden. Gördük ki; kötülediğimiz, kırıldığımız, küsünce ilk adımı beklediğimiz kişilerin de bir hayatı var. Ve onlar da çeşitli sorunlarla boğuşmaktalar. Öyle ki kitabın kötü karakteri durumundaki Julian’ın bakış açısından da olayları görmek güzel olurdu. Yazar Mucize ve Ben kitabı ile okuyucuya bunu da sunuyor sanırım. Önümüzdeki günlerde o kitabı da okumaya gayret edeceğim. 

Kitaptan Çıkarımlarım

Eğitim, aile ve hayata bakış açısı ile ilgili çıkarımlarım oldu. Aile ilgili çıkarımım; her çocuk ilgiye ve şefkate ihtiyaç duyar. Çocukluktan gençliğe adım atmış olsa bile. (Olivia’nın ve Miranda’nın eksikliğini en fazla hissettiği şey.)

Hayata bakış açısı ile ilgili olan ise; önyargılarımızdan sıyrılamadığımız sürece her zaman bir şeylerin eksik olacağı. Bir kimseyi dış görünüşüne bakarak değerlendirmek eksik ve yanlış oluyor. Şekli çok güzel bir elmanın içi çürük çıkabildiği gibi, şekli kötü bir elmanın lezzeti çok güzel olabiliyor.

Eğitimle alakalı çıkarımlarım daha fazla: İlk olarak derslerin çoğu seçmeli derslerden oluşuyor. Öğrenciler istediği dersi seçiyor. Bu dersler arasında spor, sanat ağırlıklı dersler de var. Hatta yılın yaratıcı yazarlık ödülü diye bir ödül dahi veriliyor. Gerçekte böyle midir, bilmem, ama güzel bir sistem. İkinci olarak okul müdürü dahil öğretmenlerin öğrencilerini iyi tanıması güzel bir durum.

Alıntılar

Sıradan olmamanın tek nedeni, kimsenin beni öyle görmemesi.
Püreyi andıran yüzüme ilk baktığında tek görebildiği, gözlerimin ne kadar güzel olduğuymuş.
Daima gerektiğinden biraz daha nazik olmaya çalış.
İhtiyacın olan tek şey sevgi.
Nazik sözlerin fazla bir maliyeti yoktur ama çok şey başarırlar. 

***
Film ile kıyaslayacak olursak verdiği mesaj itibariyle ikisi de aynı şeyi yansıtıyor. Bazı kitaplar filme uyarlanırken özünü kaybediyor. Burada o yoktu. Kitap ve filmde çok az farklılık vardı. Farklılıklardan biri Summer’in ve Julian’ın bakış açılarının yansıtıldığı bölümler kitapta yer alırken, filmde anlatılmamış yahut kısa geçilmişti. Bir de Auggie’nin işitme cihazı takması filmde yoktu. En önemli farklılıklar bunlar. Onun dışında ciddi farklılıklar yok. Sadece kitapta detaylar daha fazla.
Ailecek izlenebilecek/okunabilecek bir eser. Kitabı her yaş grubundan biri okuyabilir. Bir ortaokul öğrencisi de yetişkin bir bireyde kitabı zevkle okuyacaktır. 


2018 © Arif Öztürk

Film Tavsiyesi: Mucize(Wonder) başlıklı yazımda Mucize filminden bahsetmiştim. Aynı sayfada Oytunla Hayat’ın yaptığı yorumla filmin bir...

Büyük İskenderin Başarı Sırrı-İktibas#14


Epeyden beri yoğunluğumdan dolayı bloga yazı ekleyemedim. Geçtiğimiz pazar günü iktibas bölümüne dahi yazı ekleyememiştim. Bugün itibariyle yazı eklemeye devam edeceğim inşallah.

Büyük İskender'e dediler ki Doğu ve Batı diyarını nasıl zaptedip  hükmün altına aldın ki; önceki padişahların hazine, saltanat, asker ve ömürleri senden daha çok olmasına rağmen sana kolayca nasip olan bu fetih ve ve hükümranlık onlara nasip olmadı?
İskender dedi ki:
Allah'ın yardımıyla ele geçirdiğim hiçbir ülkenin halkını incitmedim ve geçmişteki padişahların adını iyilikten başkasıyla anmadım. Yani tamamını hayırla andım ki Allahü Teala hepsine verdiğini bana da verdi. Gülistan'dan Seçmeler, syf: 55,  Sadi Şirazi, Haz: Ozan Yılmaz. 

Demek ki kendinden öncekileri kötülemek bir fayda vermiyor.

2018 © Arif Öztürk

Epeyden beri yoğunluğumdan dolayı bloga yazı ekleyemedim. Geçtiğimiz pazar günü iktibas bölümüne dahi yazı ekleyememiştim. Bugün itibariy...

3 Film Bir Arada

Aramızdaki Sözler

Mart ayında izlediğim filmlerden biri. Şiddetli fırtınadan dolayı şehirdeki tüm uçuşlar iptal edilir. Uçak kalkmazsa kendi düğününe yetişemeyecek olan Alex Martin(bayan) ile ameliyata yetişmesi gereken cerrah Ben Bass(erkek) havaalanında karşılaşır ve özel uçak kiralamaya karar verirler. Kiraladıkları uçak merkeze uzak dağların üzerinde yere çakılır. Pilot hayatını kaybederken, Alex ve Ben ufak kazayı yaralarla atlatır. Karlı dağların üzerinde bekledikleri yardım gelmeyince gergin ve çaresiz anlar yaşarlar. Karlı dağlardan başka bir şeyin gözükmediği bir durumda kurtulmak umuduyla yola düşerler. 
Hayatta kalma mücadelesinin, çaresizliğin, öfkenin ve mücadelenin işlendiği film izlemeye değer. 

Deha

Eğitimde akademik başarıya odaklanmanın dezavantajları üzerine çıkarımda bulunulabilecek bir film. Ekonomik durumu iyi olmayan dayısının yanında, kenar mahallelerde yaşayan Mary okula başlayınca işler karmaşıklaşır. Mary’nin bir matematik dahisi olması işleri karıştırır. Öğretmenleri Mary’i üstün zekalılara yönelik bir okula götürmek isterken, dayı buna karşı çıkmaktadır. Bu arada Mary’nin varlığından habersiz anneanne ortaya çıkar. Mary çözümü bulunamayan altı problemden biriyle uğraşmaya zorlanır. Bu problem üzerine çalışırken annesi ile ilgili gerçekler ortaya çıkmaya başlar. Kızı gibi matematik dahisi olan anne problem çözmekten başka bir aktivitesi olmadığı için problemi çözdüğü gün intihar etmiştir. 

Mucize


Daha önce yazdığımı bir yazıda filmden bahsetmiştim. Şu ana kadar izlediğim en güzel filmlerden biri. Filme yapılan yorumlardan kitaptan uyarlama olduğunu öğrendim. Kitabı sipariş edip önümüzdeki günlerde okuyacağım inşallah. Hatta kitabın ikincisi bile varmış, onu da okunacaklar listeme ekledim. Film hakkındaki değerlendirmelerim için Film Tavsiyesi:Mucize(Wonder) isimli yazımı okuyabilirsiniz.

2018 © Arif Öztürk

Aramızdaki Sözler Mart ayında izlediğim filmlerden biri. Şiddetli fırtınadan dolayı şehirdeki tüm uçuşlar iptal edilir. Uçak kalkmazsa ...

İnsanlıkdışı Olmak Mümkün mü? İktibas#13


Zaman zaman karşılaştığımız vahim olaylardan sonra 'Bunu yapan insan olamaz?', yorumları yaparız. Bu vahamete sebep olan kişiyi insanlıkdışı olmakla suçlarız. Birçoğumuzun yapmış olduğu şey budur. Erich From'un aşağıdaki cümlelerini okuyunca düşünmeye başladım: çok kötü bir şey yapmak insanlıkdışı mıdır? Bu eylemi yapanlar kötü insan olabilir, fakat insanlıkdışı olur mu?
İnsan seçmekte özgür olduğu ölçüde kendi eylemlerinden sorumludur. ... Kötülük insanca bir şey, gerileme ve insanlığımızı yitirme yetisi olduğundan her birimizin içinde vardır. Bunun ne ölçüde farkında olursak, başkalarını yargılamaya hakkımız olmadığını o ölçüde anlarız. 
İnsanın yüreği katılaşabilir, insanlıktan çıkabilir fakat hiç bir zaman insanlıkdışı olamaz. Her zaman insan yüreği olarak kalır. ... (Erich Fromm, Sevginin ve Şiddetin Kaynağı. syf, 139-140)


2018 © Arif Öztürk

Zaman zaman karşılaştığımız vahim olaylardan sonra 'Bunu yapan insan olamaz?', yorumları yaparız. Bu vahamete sebep olan kişiyi...

Mart'ta Neler Okudum? 2018

kitap tavsiyeleri

Ayaklı Kütüphaneler: Dursun Gürlek tarafından yazılan kitap Osmanlı’nın  son devrinde, Cumhuriyetin ilk çeyrek asrında yaşayan kitap dostlarının hayatına ışıl tutuyor. Birbirinden tatlı anektodlar ile Gürlek’in ‘ayaklı kütüphaneler’ kitabı okunacak kitaplar listenizde kendine yer bulabilir. Bahsi geçen kitapla alakalı TavsiyeKitap: Ayaklı Kütüphaneler(5) adlı yazımı okuyabilirsiniz. 

Yoksulluk İçimizde: Mustafa Kutlu okumaya devam ediyorum. Kitabın isminden de çıkarılabileceği üzere gerçek yoksulluğun gönülde olduğunu anlatan kısa fakat hayatın içinden bir kitap.

Kor Kurt: Selman Kayabaşı okumayı sevdiğim yazarlardan. Devleti ebed müddet fikrini vurguladığı kitaplarının tamamına yakınını okudum. Fakat Korkurt’u’ diğer kitapları kadar beğenmedim. Kitapta Selçuklunun son devri, Kayı Boyu’nun Anadolu’ya gelişi gibi konular anlatılıyor. Kayabaşı’nın filme aktarılan kitabı Direniş Karatay kitabı ise okunacak kitaplar listemde.

Üçler Yediler Kırklar: Dünki Türkiye Dizisinin 6. kitabı. Osmanlı’nın Rumeli’ye geçişinde dervişlerin rolünü anlatıyor. Bunun yanısıra Orhan Bey Dönemi’nin sosyolojik yapısını, Anadolu’daki diğer beyliklerinin durumunu gözler önüne seriyor. 

İlk Osmanlılar ve Beylikler Dünyası: Tarih romanları sevdiğimi farketmişsinizdir. Tarihi roman okuyan kişiler ile tarihi dizi/film izleyen kişiler bazen hataya düşebiliyor, okudukları, gördükleri olayı tamamıyla gerçekmiş gibi algılayabiliyorlar. Halbuki, tarihi roman yazarın hayal dünyasında tarihin yeniden yorumlanmasıdır; dizi/filmlerde de durum aynıdır. Bu hataya düşmemek, zihnide yerleşen hikayeyi gerçek tarih ile mukayese etmek adına akademik tarih kitapları da okuyorum. Bu minvalde okuduğum bir kitaptı, Feridun Emecen’in bu kitabı. 


Sevginin ve Şiddetin Kaynağı: Erich Fromm’un kitaplarından biri daha. Fromm okumayı seviyorum nedense. Hatta blogda ilk paylaştığım KitapYorum yazısı Sevme Sanatı kitabı hakkındaydı. İsterseniz Sevme Sanatı - Erich Fromm I KitapYorum(1) adlı yazımı okuyabilirsiniz. 

2018 © Arif Öztürk

kitap tavsiyeleri Ayaklı Kütüphaneler: Dursun Gürlek tarafından yazılan kitap Osmanlı’nın   son devrinde, Cumhuriyetin ilk çeyrek as...

Tavuklar Yamyam Olur mu? İktibas#12

Tavuklar yamyam olur mu?

Sıhhatli yaşamak büyük bir çaba istiyor artık. Sıhhati korumak zorlaşırken, vücuda zarar veren ürünler etrafımızı sarmaya devam ediyor. Uzmanlar ahkam kesiyor; ‘kırmızı eti azaltın, beyaz eti çoğaltın.’ Beyaz et olarak da tavuk eti liderliği aldı gidiyor. Kırmızı et fiyatları sürekli artarken, çok cüzi miktarlara tavuk eti temin etmek mümkün. Bu durum tavuk etiyle alakalı şüpheleri artırıyor: Çok ucuz fiyatlara satılan tavuk eti ne kadar sıhhatli olabilir?
Tavuğun sektördeki sürecini anlatan Pişmemiş Tavuğun Başına Gelenler isimli kitaba göz atarken bir başlık dikkatimi çekti: tavuklar yamyam mı? Şöyle yazmış yazar:
Tavuklar kesimhaneye gelir, kesime alınır. Akan kanlar bir havuzda toplanır. Kesimin diğer aşamalarında tavuğun tüyleri yolunur. Bunlar da biriktirilir. Daha sonra tavuklar parçalanır ve gıda özelliği taşımayan kafalar, ayaklar, iç organlar da biriktirileceği bölmede toplanır. Biriktirilen bütün bu atıklar, yani atılması gerekenler maalesef atılmamaktadır. Pişmemiş Tavuğun Başına Gelenler, Melek Aktürk

Yazı bu şekilde devam ediyor. Yamyamlık nerede, diye düşünebilirsiniz. Devamında yazar toplanan bu atıkların ne yapıldığını detaylı bir şekilde izah ediyor. Bu atıklar işlemden geçirilerek tavuk yemi halime getiriliyor, kesime hazırlanan diğer tavuklara yediriliyor. Bu vesile ile tavuğun etinden, butundan, kanından her şeyinden kar elde ediliyor. İnsan organı yiyenler yamyam olarak tanımlanırsa tavuk organı yiyenler tavuklar da yamyam olur mu? Bir soru daha soralım: kendi kanı ile beslenen tavukların eti ne kadar sıhhatli olur?

2018 © Arif Öztürk

Tavuklar yamyam olur mu? Sıhhatli yaşamak büyük bir çaba istiyor artık. Sıhhati korumak zorlaşırken, vücuda zarar veren ürünler etraf...