Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Deneme etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Anadolu'nun Üç Şems'i

Şems güneş manasını ifade eden bir kelime. Arapça kökenli bir kelime.   Uzun zamandan beri kültür coğrafyamızda kullanılan isimlerimiz arasında yerini almış: Şems, Şemsi, Şemseddin vesaire. Şems ismi ile müsemma olan üç Şems var ki, bunlar tarih ve kültürümüzde yeni ufuklar açan şahsiyetler. Bu üç şahsiyetten Şems-i Tebrizi’yi Mevlana Celaleddin Rumi ile, Akşemseddin’i Sultan Fatih ile irtibatından biliriz. Fakat bir Şems daha vardır ki, O’nu bilenlerimizin sayısı azdır. Bu kişi Şemsi Sivasi Hazretleridir. Şu anda Sivas’ta medfun olup 4. Mehmed devrinde yaşadığı bilinmektedir. Bu yazıda Anadolu’nun üç Şems’i hakkında kısa bilgi verilecektir.   Şemsi Tebrizi Hazretleri Çoğumuzun Hz. Mevlana Celaleddin Rumi ile dostluğundan bildiği bir şahsiyet Şemsi Tebrizi hazretleri. Asıl ismi Mevlana Muhammed olan Şemsi Tebrizi hazretleri bugün İran hudutları içinde olan Tebriz’de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren din ilimlerinde gösterdiği kabiliyetle dikkat çekmiş,...

Elimizden Ne Gelir Ki?

Konuya geçmeden önce; Yalnızamaözgür blogunda güzel bir çekiliş var. Hediyeleri ilginizi çekecektir. Göz atın derim: http://yalnizamaozgur.blogspot.com.tr/2017/10/ce-ki-lis.html Her birimiz şikayetçiyiz bir şeylerden: hayattan, insanlardan, işten, savaşlardan, güvensizliklerden. Her birimiz bir şeylerin yanlış hatta çok yanlış olduğunu dillendiriyoruz. Bir kısırdöngü içinde, karamsarlık ve umutsuzluk haliyle bir çoğumuz aynı şeyler için hayıflanıyoruz.  Ama bu yanlışları düzeltmek adına yaptığımız ne var? Çoğu zaman hiç bir şey. Düşünüyoruz, üzülüyoruz. Çaresiz hissediyoruz: Elimizden ne gelir ki?  Biz şikayete devam ettikçe yanlışlar artarak devam ediyor. Şikayet etmek yerine çözüm üretmeye, konuşmak yerine icraat yapmaya çalışsak mutlaka daha iyi olacak. Yaptığımız iş her ne ise en iyi şekilde yapmaya çalışsak. Kısaca kendimizden emin bir şekilde, daha iyi bir dünya için çalışsak, her şeyin daha iyi olması için kelebek etkisini başlatmış...

Dikkat Çekmeye Çalışanlar

Hepimizin gözlemlediği bir durum var. Günlük hayatta çokça şahit olduğumuz, hayat var oldukça şahit olacağımız bir durum. Belli bir döneme gelmeye başlayan bebekler kendileriyle ilgilenilsin isterler. Yaptıkları her şeyle ilgilenilmesi, her hareketlerinin tepkiyle karşılanması onlar için önemlidir. Hatta bu vesileyle bir çok şeyi keşfederler. Bir misafirlikte yahut benzer durumlarda bebek kendiyle ilgilenilmediği hissine kapılır. İlgiyi yakalayabilmek için de önce makul isteklerde bulunur. Daha sonraki adım olarak farklı yollarla ilgiyi üstüne çekmeye çalışır. Bu yol genelde ebeveynlerin istemediği yollardır. Çocukluk sürecinde de bu böyle devam eder. Çocuklar bir şekilde kendileriyle ilgilenilsin isterler. Kendilerini rahat bir şekilde ifade edemedikleri, baskı altında oldukları ortamlarda ilgi ihtiyaçları farklı şekillerde göze çarpabilir. İstemsiz gibi gözüken alt ıslatma, karın ağrıları gibi. Okullarda özellikle anaokulu ve ilkokulda sık görülen bu tür davranışların sebeplerin...

Dikkat! Derin Anlam İçerir

Yaklaşık iki senedir takip ettiğim bir facebook sayfası var: Pawel Kuczynski. Pawel Kuczynski bir çizer, bir sanatçı. Hicivsel çizimler yapıyor. Yaptığı çizimleri facebook sayfasında paylaşmaya devam ediyor. Sayfada birbirinden güzel, birbirinden anlamlı çizimler mevcut. Çizimlere hem hayran kalıyorum, hem de çizimler üzerinde derin derin düşünüyorum. Derin anlam içeren çizimler. Mükemmel tespitlere vesile olan bir gözlem yeteneği çizimlerde hissediliyor. Buyrun, çizimlere yakından bakın.

Nice 100'lere

Zaman ne çabuk geçiyor. İçindeyken yavaş geçtiğini düşündüğümüz her an, ötelerden bakınca bir çırpıda tükenmiş hissi uyandırıyor insanda. Bloggerde geçen günlere uzaktan bakıyor, bir çırpıda geçiveren anlar olarak görüyorum. Blog dünyasına acemi adımlarımı attığım günler epey geride kaldı. Bazen yazacak bir şey bulamadan, bazen kağıda dökülen kelimeler bombardımanında günler geldi, geçti. Blogda 99 yazıya ulaştım, ve şu an 100. yazımla sizlerleyim. Acemice geçen ilk günlerden sonra,  blogda usta olmasak da(ustalık gibi bir niyetim de yok gerçi) kendi halimde bir şeyler karalamaya devam ediyorum. Kendi işimi görecek kadar, kendime yetecek kadar bloggerim. Okuyorum, yazıyorum, paylaşıyorum.  100. yazıya kadar neler oldu?   Bloğa deneme ve şiirle başladıktan sonra minik hikayeler ile devam ettim. Psikoloji ve eğitim alanında çalışıyor olmanın getirisi olarak psikoloji ve eğitim konularında yazılarım blogda kendine yer bulmaya başladı. Kitap yorumları blog içi...

Bir Zamanlar Midyat'ta

Askerlik için Midyat’a ilk ayak bastığım günler; hüzünlü, tedirgin, şaşkın, heyecanlı, yorgun, umutlu, meraklıyım… Belki de ilk defa bu kadar çok karmaşık duyguyu bir arada yaşıyorum. Bir şehirle tanışmak elbet biraz karmaşık oluyor.  İki uçlu değerlendirmelerin arasında beynimiz bir insanı süzer ya biz farkında olmadan, gönlüm işte öyle süzmeye başladı Estel ile Midyat’ı. Minibüs ağır ağır Estel’den Midyat’a ilerlerken yüzümü bir sağa bir sola çevirerek düşüncelere daldım. Arapça bir türkünün sözleri düşüncelerimin arka planını oluşturuyordu. Türkünün verdiği hissiyattan olsa gerek çok dinlemediğim ama ‘her nereden duydumsa’ zihnime yerleşmiş bir türkünün sözlerini hatırladım:  Estel Midyat Arası Sevdan Başım Belası Senin Bayan Gözlerin Melhem Yürek Yarası…. Türkünün sözleri zaman zaman kulaklarıma gelirdi bir yerlerden. Estel neresi, Midyat neresi bilmezdim, merak etmezdim. Bana ne idi ki, Estel’den, Midyat’tan! Kad...

Yıldızlı Geceler

Van Gogh'un 'Yıldızlı Gece' tablosu. Ne zamandır özlemişim bol yıldızlı geceleri. Betonlaşan şehirlerin yıldızların güzelliğini örtmek vazifesi gören ışıklandırmaları arasında geçen gecelerden sonra yıldızların parıldadığı gecelere atıyorum adımlarımı. Çocukluğumun yıldızlı gökleri nereye kayboldu diye zaman zaman hayıflanırdım. Meğer sokak lambaları ve diğer ışıklandırmalar yıldızların görülmesini engellermiş. Şimdi farkediyorum. Hiç düşünmediğim bir şeyi, öğrenmiş oluyorum.  Işıklandırmaların nispetle daha az olduğu, cırcır böceklerinin sabaha kadar ötüp durduğu, günün ilk ışıkları ile serçelerin şarkısının başladığı yerlerde; çocukluğumda şahit olduğum yıldızlı geceleri yeniden görmeye başladım.  Gecenin maviliği arasında yıldızlar süzülüyor, gökte ay öylece salınıp duruyor. Sırtüstü uzanıyorum, seyre dalıyorum yıldızları. Eskiden olduğu gibi saymak gayretine girişiyorum. Kendimce isimler yakıştırıyorum. Hayaller kuruyorum. Hatıralar gözümün önünden geçiyo...

Gönül Dünyamız

Hayatımız maddi düşüncelerin kıskacında sıkışıp kalıyor. Hayata dair, tüketmeye ve biriktirmeye dair planlarımız her geçen gün benliğimizi daha çok etkisi altına alıyor. Hal böyle olunca gönül dünyamızda huzursuzluklar baş göstermeye, tatminsizliklerimiz artmaya devam ediyor.  İnsanlarla ilişkilerimiz, hayal dünyamız, hayatımız metalaşırlarken; hatır-gönül için ve Allah rızası için yaptıklarımız hayatımızdan uzaklaşıyor. Yaptığımız her şeyin maddi bir karşılığı olsun istiyoruz. Yaratılanı  hoş gör, yaradandan ötürü diyen Yunus Emre'yi bile metalaşmış zihinlerimizin kıskacında düşünüyoruz. Hoşgörü söylemleriyle metalaştırdığımız Mevlana da aynı şekilde. Gönül dünyamızı etkileyen her kim varsa bir şekilde onları metalaştırıyoruz. Maddi çıkarlarımız için.  İnsanları ‘ederi kadar’, gibi kalıplara sokup bilerek yahut bilmeyerek insana da alınıp satılan bir mal hüviyeti yüklüyoruz. Olumsuz özellikler taşıdığına inandığımız insanlar için kullandığımız, ‘üç kuruşluk in...

Depresyonda mısınız?

Son yıllarda süratle arttığı söylenen depresyon, dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor. Kendisini depresyonda hissedenlerin sayısı artıyor. Depresyon ilacı kullanımı diğer ilaçlar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bu haliyle depresyon, çağımızın en önemli problemlerinden. Google'da en fazla arananlar listesinde olan bir kelime.  Bu durumun sonucu olarak, Google yeni bir uygulama için hazırlık yapıyor. Google, depresyon için arama yapanlara depresyonda mısınız? diye soracak. Ankete katılmak isteğe bağlı olup, kullanıcılar bu anket ile depresyonda olup olmadığını test edecek. Ankete katılanların kişisel bilgilerinin korunacağı, yani güvenlik zaafiyeti olmayacağı ifade ediliyor. Google yakın zamanda bu uygulamayı kullanıma sokacak. İlk olarak Amerika'da kullanılacak olan uygulama daha sonra diğer ülkelerde de uygulanacak.(BBC) Bu haber, kimilerince güzel bir haber olarak değerlendirilirken; kimilerince yanlış bir uygulama olarak görülüyor. Özellikle depresyon hasta...

Hafta Sonu Tatili Psikolojimizi Nasıl Etkiler?

Hafta sonu tatili Cumhuriyet Devrinden sonra yasal olarak kullanılmaya başlanan bir uygulama. Osmanlıda yasal olarak hafta tatili yok. Ancak, perşembe günü öğleden sonra ile Cuma gününü kapsayan izinler mevcut. Özellikle mekteplerde(okul) bu durum geçerli. Osmanlının ilk dönemlerinde ve daha önceki dönemlerde ise mesai ve hafta sonu uygulaması yok. İnsanlar klasik olarak gün doğumundan gün batımına kadar çalışıyor. Yani doğanın ritmi, biyolojik saat ritmine uygun olarak çalışıyorlar; yazın fazla, kışın az. İhtiyaçları olduğu vakitlerde şahsi ihtiyaçlarına vakit ayırıyorlar. Hafta sonu tatilinin uygulanmaya başlaması -özellikle devlet memurları- insanlar tarafından çok iyi karşılanıyor. Önce Cuma günleri olarak başlayan hafta tatili, Batı borsası ile uyuşmazlıkları önlemek amacıyla Cuma’dan Pazar’a alınıyor. Daha sonraki süreçte Cumartesi günü de tatil olarak Pazar gününe ekleniyor. Cumartesi tatiline halkın tepkisi. Trt Arşiv Hafta sonu tatilinin geçmişi ülkemizde ...

Teknoloji Tembelleştirir mi?

Teknoloji hızla gelişiyor. Gelişmeye devam ediyor. Gelişen teknolojinin bir çok noktada hayatımızı kolaylaştırdığına şüphe yok. Teknoloji, hayatımıza yenilikler ve kolaylıklar getirirken aynı zamanda bazı sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Bu kolaylıklara alışırken tembellik başta olmak üzere çeşitli sorunlar ile karşılaşıyoruz. Mesela, asansör sayesinde merdiven çıkmaya, araba ile yol yürümeye, telefon ile hafızamızı kullanmaya üşenir hale geldik. Bu üşengeçliğin vücudumuza mutlaka zararı oluyor. Vücudumuzun ihtiyacı olan hareketliliği tembelliğimiz yüzünden sağlamıyoruz. Asansörün, arabanın hayatımıza kattığı kolaylık çok güzel. Ama atalarımızın dediği gibi; ' işleyen demir pas tutmaz' . Vücudumuzu da işlek tutmamız lazım. Bunun için her gün biraz yürüyüş veya spor yapmak yeterli olabilir belki. Tembelliğimizin bir de bilişsel boyutu var. Şöyle ki, eskiden hafızamızda tuttuğumuz telefon numaraları, adresler vs. şimdi telefonumuzda kayıtlı. Bir olayın tarihini an...

Olayları Nasıl Yorumluyorsunuz?

Her gün onlarca haber izliyor, farklı şeyler duyuyoruz. Birbiriyle alakasız gözüken onlarca farklı bilgi televizyonda, sosyal medyada vs. karşımıza çıkıyor. Bunca bilgi yığını arasında bazıları bizim için daha önemli hale gelirken, bazıları hemen zihnimizden siliniyor. Duyduğumuz/gördüğümüz haberleri, bilgileri kendimizce değerlendirmeye tabi tutuyor; müspet yahut menfi yönde eleştiride bulunuyoruz. Bu noktada değerlendirme kriterimiz nedir? Olayları nasıl değerlendiriyoruz, nasıl değerlendirmemiz gerekir? ‘Cumhurbaşkanı şöyle dedi.’ ‘Fatih Terim beklenen açıklamayı yaptı.’ ‘Birileri tutuklandı/serbest kaldı.’ ‘Muhalefet lideri şöyle dedi.’ Yukardakilere benzer cümleleri her gün duyuyoruz. Hemen zihnimizde bir şeyler canlanıyor; desteklediğimiz partiye, dünya görüşümüze, sevgi-nefret durumlarımıza göre eleştiriler yapıyoruz. Seviyorsak doğru olduğu, sevmiyorsak yanlış olduğu; desteklediğimiz partiden ise doğru, diğer partilerden ise yanlış olduğu kanaatine varıyoruz....

Yürüyorum Dağlara Doğru

Yürüyorum dağlara doğru. Koşturmadan, ağır adımlarla, telaşsız, dertsiz, tasasız. Göğsüme vuran poyraza aldırış etmeden. Yorulmadan, dinlenmeden. Bu dağlar çocukluğuma şahit. Ömrümün baharı olan coşkulu, neşeli günlerime. Adımlarım yeni kuvvet bulmaya başlamışken yürüdüğüm yerler.  Böğürtlen topladığım, hayvan otlattığım, deli poyrazında yandığım, keven ateşinde piştiğim yamaçlar.  Ömrümden birer birer düşen günlere şahitler. Yürüyorum. Doğanın ritmine eşdeğer atıyorum adımlarımı. Ne hızlı, ne yavaş.  Ayaklarımın altında savrulan toprakta hatıralarım yankılanıyor. Her ağaç gölgesinde, demlenen çayların, muhabbetlerin izi.  Her hışırtının ardından elinde bir kucak odun, çalılar arasından sıyrılacak gibi duran bir dostun hatırası. Nerede o eski zamanlar demek geliyor içimden. Kendimce hayıflanıyorum.  Ciğerlerime bir hava akımı doluyor, boşalmayacak hissine kapılıyorum bir an.  Sessizlik tek hakimi şimdi dağların....

Mutluluğu Nasıl Erteliyoruz?

Mutluluk, hepimizin hafızalarında canlılığını koruyan kelime. Uğrunda çok şeyler yaptığımız, çok şeyler yapma gayreti içerisinde olduğumuz yegane hedefimiz. Mutluluk ve mutlu olmak üzerine şartlanmışlıklarımıza rağmen mutluluğu tam olarak yakalayamadığımızdan muzdarip durumdayız. Bütün arayışlarımız, çabalarımız mutlu olmak üzerine: Arabayı yenilesem daha mutlu olacağım diye düşünüyor Ahmet Bey. Mehmet Bey evin son kredisini ödediği gün olarak belirlemiş mutlu olacağı günü, Ayşe Hanım için mutlu olmak 30’una yaklaşan kızının mürüvvetini görmek. Mutlu olmayı hayal etmek ile mutluluğu beklemek ile geçiyor günler, tükeniyor ömür. Ahmet Bey yeniliyor arabasını, 'lastikleri de sıfırladık mı tamamdır?’ diye sevinmek için yeni şartını da ekliyor hemen, Mehmet Bey son krediyi yatırdığı günün akşamı ‘mobilyaları da değiştirmek lazım’ diyen eşinin sesiyle neşesini kaybediyor. Ayşe Hanım ise ‘ahir ömrümde torun sevmek isterim’ diye kızına ve damadına sitemler ediyor. İki delikanlı ...

Bakmak ve Görmek

Aynı olsa da baktığımız nokta, gördüğü farklıdır hepimizin. Bakmak ve görmek diye tabir ettiğimiz nokta işte burasıdır. Baktığımız şeylerde birbirimizden farklı şeyler görmemiz, belki en güzel hasletlerimizden biri. Hayatı kolaylaştıran, çevremizde olup bitenleri daha iyi anlamamıza vesile olan bir hasletimiz. Ancak, zihnimizde yer etmiş kalıp yargılarımız ‘görmek’ gibi güzel bir hasletimizin önüne set çekebiliyor. Bazen de farklı görme özelliğimiz kişiler arası çatışmalara sebebiyet verebiliyor. Hatta çatışmalarımızın en önemli kaynağı farklı görmek olabiliyor.  Baktığımız noktada gördüklerimiz hayata dair beklentilerimizden etkileniyor, beklentilerimizi etkiliyor. Ve, bir bakıma kendimizi görüyoruz baktığımız noktada: yaşanmışlıklarımızı, beklentilerimizi, ön yargılarımızı, düşüncelerimizi, acılarımızı, pişmanlıklarımızı, gönlümüzden geçenleri… Baktığımız yer bir aynadır, ve gördüğümüz kendimizizdir çoğu zaman. Üstü başı yırtık, pejmürde bir vaziyette bir kadın oturuyor ...

Bir Şehirle Tanışma Hikayesi: Mardin - 3

Kısıtlı vaktimizde minik bir gezinin sonuna geliyoruz ağır ağır. Mardin'in yöresel lezzetlerini tatmadan gitmek olmaz düşüncesiyle tavsiye üzerine Sultan Sofrası lokantasına giriyoruz. Ne çok dar ne çok geniş olan alana lükse kaçmadan yerleştirilmiş masa ve sandalyeler. Biraz bekleyişten sonra siparişler geliyor: Mardin Kebabı, Mardin etli ekmeği, kaburga dolması ve şembeşekten(şam böreği) oluşan bir servis tabağında. Adana Kebabı'na benzeyen Mardin kebabı, et ile hamurun içiçe geçtiği etli ekmek, Şam börek ve kaburga dolması yemeye değer. Birbirinden lezzetli yemekleri tadarken, bölgenin kendine has kabında ikram edilen ayranla yüreğimizi ferahlatıyoruz. Günün sonlarına doğru yaklaşıyorken, güneş taş duvarlar arasında parıltılarını toplamaya başlıyor. Belki talihimizden, belki dikkatsizliğimizden Mardin semalarını süsleyen güvercinleri göremeden şehirden ayrılma vaktimiz geliyor. Çatıların üzerinde oyunları, taklaları ve ani manevralarıyla izleyenleri mest eden bir kaç ...

Mutsuz Olmak İçin Ne Lazım?

Mutluluk, tüm zamanların en çok konuşulan konularından olsa gerek. Hakkında yazılan, çizilen, söylenen sözlerin sayısını tespit etmek mümkün değil. Mutluluğa nasıl ulaşılır?, mutluluğun formülü , mutluluk sırları gibi konular günümüz insanının en çok merak ettiği konular arasında. Bu yüzden bu konular çok yazılıyor. bende daha önce mutluluk hakkında yazmıştım. Yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz. Değişiklik olsun için, bu defa mutsuzluğu yazmaya karar verdim. Çoğumuz mutluluk arayışı içerisindeyiz. Günlük hayatta tanıştığım, konuştuğum insanlardan bol bol ‘ mutlu olmak için ne yapmam lazım’ sorusunu duyuyorum. İnsan psikolojisi hakkında az buçuk bilgim olduğu kanaatini taşıdıkları için soruyorlar tabi bu soruyu. Nasıl mutlu olunur? Bu soruya tam ve kesin bir cevap vermek mümkün değil. Kendimce, bir kaç cümle ile mutluluğa dair kelam ediyorum, ama biliyorum ki, yeterli olmuyor. Yeterli olmayacaktır da. Bu cümleler ile mutlu olunmaz. Herhangi birinden mutluluğa dair bir kaç...

Bloggerde Bir Sene

Herkese merhabalar…  ‘ Acaba nasıl olur?’ sorusu zihnimi meşgul ederek adım attığım blogger dünyasında bir seneyi tamamladım. 2016’nın ilk günlerinde biraz tedirgin, biraz acemice bir hal içerisinde blogumu kurdum ve ilk yayınımı paylaştım. İlk yayınımı görmek isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz. Blogdaki ilk günlerimde özellikle teknik konularda yaşadığım problemlerin ümidimi kırdığı zamanlar oldu. 4 ay gibi bir süre blogumu kendi haline bıraktım: yazı eklemedimi takip etmedim vs. Sonraları, bir şeyler yazma isteğinin ihtiyaca dönüştüğü günler yaşadım. Döndüm yeniden blogda yazmaya. Bu defa daha istekli, daha araştırmacı olarak işe koyulduğum için problemleri çözmek daha kolay oldu. Blogdaki ilk devrelerim daha çok deneme mahiyetinde geçti. Bugüne kadar süregelen ikinci devrede ise blog dünyasında bloga, insanlara, hayata dair yeni şeyler öğrenerek; blog dünyasına gerçekten adım attım.  Tabi bu süre zarfında da kişisel yoğunlukluklarımdan dolayı bloggerden...

2016'da Okuduğum En İyi 10 Kitap

2016'nın son günlerindeyiz. İnsanlar bir yandan geçen senenin muhasebesini yaparken bir yandan gelecek sene için hedefler, hayaller belirliyor. Böyle bir hengamede, kendimce 2016 senesinin muhasebesini yaparken kitaplar da yerini aldı listemde. Kitap, en iyi dostlarımdan. Kitap okumak en büyük meşguliyetlerimden. 2016 senesinde okuduğum kitaplar arasından en etkili ve faideli olduğunu düşündüğüm 10 kitabı bloğuma taşıdım.

Düş'lenecek Zamanlar

Ömürden bir seneyi daha geride bırakmaya yaklaştığımız şu günlerde, zemheri ayazıyla kavrulurken yanaklarımız, bacalardan tüten dumanlara karışıyor ‘ah’larımız… Hayal ile hatıralar arasında, soğuk Kars gecelerine hapsolan düşüncelerimiz, sessizliğe meydan okurcasına haykırıyor yüreğimize. Sokaklar tipiye mahkum, şehir bembeyaz örtülerle sarılı.