2017'de Okuduğum En İyi 10 Kitap


Zaman çabuk geçiyor. Seneler geride kalıyor. 2017’nin son günlerindeyiz. 2016’nın son günlerinde sene boyunca okuduğum kitaplar arasından en beğendiğim 10 tanesini burada paylaşmıştım. Kendimce 2017’nin muhasebesini yaparken kitaplar da karıştı hesapların arasına. Geçen sene yazdığım yazıyı hatırlayıp bu senede ‘en beğendiğim 10 kitap’ başlıklı bir yazı yazmaya başladım. Bir sene boyunca okuduğum kitapları gözümde canlandırdım, genelde internetten sipariş verdiğim için geçmiş siparişlerime göz attım. Bunlar arasından en faydalı bulduğum 10 tanesini listeledim. Liste alfabetik sıraya göre ayarlanmıştır. 

Canlı Kitap - Ümit Yüksel
Kitap okuma sevgimi artıran, bu yönü ile çok faydalı bulduğum bir kitap. Kitabın temel vurgularından biri, canlı kitap olabilmek. Yani okuduğunu anlamak, bilmek ile kifayet etmeyip öğrendiklerini uygulamaya dökmek. Kitabı okuduktan sonra uygulama boyutuna ağırlık vermeye çalışıyorum. Kitapta okuryazar olmak ile alakalı şöyle bir tavsiye vardı: Her akşam o gün okuduklarınızdan öğrendiklerinizi not alın. Ardından o anki/günkü düşüncelerinizi yazın. Okumaya ve yazmaya başlamış olursunuz. Bu tavsiyeyi uygulamaya başladım. Her gün yapmak mümkün değil, fakat mümkün olduğu nispette yapıyorum. Faydasını da gördüğümü düşünüyorum.

Dahiler ve Deliler - Mehmed Niyazi
Kültür, sanat, edebiyat alanında önemli bir mekan olan Marmara Kahvesi etrafında geçen bir roman. Bu kahvede devrin yazarları, şairleri, tarihçileri ve daha farklı alanlarda insanlar bir araya geliyor. Güncel olaylar,  tarih, edebiyat ve sanat kahvede konuşulan şeylerden. Kitapta ayrıca yazarın hayatından kesitler de sunuluyor okuyucuya. Öyle bir kahve güzel olurdu düşüncesi, kitabı sevmemi sağladı.

Kitap hakkında blogumda yazmıştım. Kişisel gelişim kitaplarını sevmesem de bu kitap çok hoşuma gitti. Depresyondan nasıl kurtuluruz? sorusu irdelense de, günlük hayatta hepimizin yaşayabileceği olumsuz düşünce ve duyguların kontrolü noktasında faydalı bir kitap. Kitap hakkında detaylı paylaşımım için tıklayın.

Kilit - Mustafa Necati Sepetçioğlu
Tarihi romanları seven biri olarak bu kitabı ve devamını okumakta geç kaldığımı düşünüyorum. Bu kitabı okumama CahilOkur’un çekilişi vesile olmuştu. CahilOkur’a tekrar teşekkür ediyorum. Selçuklu Devleti’nin gelişme döneminden itibaren Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı günleri anlatıyor roman. Kimi zaman Sultan Alpaslan’ın otağında buluyorsunuz kendinizi, kimi zaman askerlerin arasında, kimi zaman da Ahmet Yesevi’yi yetiştiren dervişlerin arasında.

Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk - Maia Szalavitz, Bruce D. Perry
Kitabı epey zamandır okumak istiyor, baskısı kalmadığı için temin edemiyordum. Yeni baskı çıkınca 2017’nin son kitabı olarak okudum. 'Travma yaşamış çocuklara, hayatı travma olmuş çocuklara nasıl yardımcı olunur' sorusuna cevap niteliğinde faydalı bir kitap. Bebeklik döneminin beyin gelişimine etkisi, bu dönemde gerçekleşen ihmal ve istismarın açtığı hasarlar okuyucuyu şaşırtacak derecede. Kitap ile detaylı bir yazıyı önümüzdeki günlerde yazmayı planlıyorum. 

Kitap hacim olarak küçük olsa da, ihtiva ettiği mana itibariyle çok kapsamlı ve düşündürücü. Neredeyse her cümleyi tekrar tekrar okudum, üzerinde düşündüm. Kitaptan önemli olan kesitleri, daha gerçekçi ifade ile önemli olduğunu düşündüğüm kesitleri daha önce yazmıştım, okumak isterseniz tıklayın.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar
Tanpınar kendine has anlatımı, şiir gibi cümleleri ile okurken insanı hoşnut eden bir yazar. Yazar Türk toplumunun kültür değişim sürecini, yaşadığı devrin muhtelif problemlerini anlatıyor. Problemleri tartışıyor, yorumluyor. Farklı açılardan bakmamızı sağlıyor. Bir tarih ve kültür romanı olarak çok sevdiğim kitaplardan.

Kitap hakkında blogumda yazmıştım. Şurada. Tavsiye kitaplar bölümünde. Kitap, tecrübelerin ve bilimsel verilerin ışığında sağlıklı yaşama rehberi niteliğinde. Kitabın vurguladığı en önemli nokta ise sağlıklı yaşamak için tedbirler almak. Tedavi olmaktan ziyade hastalığa yakalanmamak için tedbirler almanın ehemmiyetini vurgulayan kitap bilhassa bu yönü ile başucu kitaplarımdan.

Toprak Ana - Cegiz Aytmatov
Asya steplerinin ve savaşın yazarı olarak hafızamda yer etmiş Aytmatov. Kitaplarında savaş önemli bir tema olduğu için galiba. Aytmatov'un diğer kitaplarında olduğu gibi Toprak Ana’da da savaşın getirdiği acılar, yokluklar, sıkıntılar işleniyor. Toprak Ana evlatlarını ve kocasını savaşta kaybetmiş, ölü yahut diri olduklarından bile haberdar olmayan bir kadın. Savaş öncesi kurduğu hayaller ile, savaşın getirdiği acılar arasında sıkışıp kalmış.

Yüce Hedefler Kitabı - Ebul Hasen Maverdi
İslam ulemasından Ebul Hasen Maverdi’nin kaleme aldığı kitap. Ayetlerden, hadis-i şeriflerden, yaşanmış olaylardan hareketle insanları dünya ve ahirette huzura eriştirecek bir reçete sunuyor. Bu reçeteler arasında Dünyanın Nizamı ve İnsanların Huzuru hakkında yazdıkları bana göre çok önemli şeyler.


Arif Öztürk © 2017 Her Hakkı Saklıdır

Zaman çabuk geçiyor. Seneler geride kalıyor. 2017’nin son günlerindeyiz. 2016’nın son günlerinde sene boyunca okuduğum kitaplar arasınd...

Hayatınıza AKIŞ Getirin!


Akış, mutluluk bilimi olarak anılan pozitif psikolojinin temel kavramlarından biri. Kişilerin haz duyarak yaptıkları, sadece içinde bulunulan an için değil, diğer zamanlar için de mutluluk ve motivasyon sağlayan deneyimler akış deneyimi olarak ifade edilir. Mesela, sabah yürüyüş yapmak akış deneyimi olarak tarif edilebilir. Yapılan 15 dakikalık yürüyüş gün boyu zinde ve motive olmanızı sağlar. Akış deneyimi zor ama kontrol edilebilen, içsel motivasyon sağlayan, yüksek düzeyde konsantrasyon gerektiren fiillerdir. Kişi akış deneyimi esnasında günlük yaşama dair endişelerden arınmış olur. İlk başlangıçta dışsal motivasyon olsa da zamanla dışsal motivasyon yerini içsel motivasyona bırakır. Mesela anne-babasının ısrarı ile yüzme öğrenen bir çocuk, zamanla yüzmek için kendisi istekli olabilir. Anne-babanın ısrarı dışsal motivasyon iken, çocuğun istekliliği içsel motivasyondur.

Akış deneyimi için tanımlanan 9 tane kilit özellik vardır. Bunlar;
  • içsel keyif: kişinin yaptığı işten keyif almasını ifade eder.
  • zorluk-beceri dengesi: Yapılan iş yapan kişi için ne çok zor ne de zor olmalıdır. Aksi halde kişi için anlamsız olacaktır.
  • fitlerin otomatikliği: zamanla yapılan fiilde ustalık sağlanır, hareketler otomatikleşir.
  • hedeflerin netliği: yapılacak fiil için hedefler nettir.
  • geribildirim: Deneyimin sonucunda kişi otomatik olarak geri bildirim alır. Sevinir, üzülür, tatmin düzeyini fark eder.
  • iş konsantrasyonu: Kişi yüksek düzeyde konsantrasyon sağlamalıdır.
  • kontrol hissi: Kişi yaptığı işte kontrolün kendisinde olduğunu hisseder. Mesela, müzikle uğraşan biri notaları istediği yönlendirenin kendisi olduğunu bilir.
  • özbilinç kaybı: Kişi günlük yaşama dair endişelerinden sıyrıldığı gibi iç sıkıntılarından da arınmış olur.
  • zaman dönüşümü: Akış durumlarında kişi zamanın nasıl geçtiğini farkında bil olmaz.
Akış deneyimi genellikle belli bir zorluk gerektiren işlerler ilgilidir. İşin belli bir zorluk derecesi olmalı, kişinin seviyesine uygun olmalıdır. Çok kolay yada çok zor olan durumlar akışı bozar. Akış deneyiminden sonra kişinin algısı gelişebilir.
Akış deneyimleri bireysel olabileceği gibi grup etkinlikleri de olabilir.  Özellikle sportif faaliyetler akış deneyimi için uygundur: basit egzersizler, yürüyüş yapmak, yüzmek gibi sportif faaliyetler; resim, müzik, zanaat gibi uğraşı alanları akış tanımına uyan faaliyetlerdir. Hobiler, sportif faaliyetler vb. akışın en sık olduğu alanlardır. Sonrasında iş, ders, yemek gibi faaliyetler gelir. Televizyon izlerken, dinlenirken, avare zaman geçirirken akış deneyiminin oluşmadığı tespit edilmiştir. Bu tespit depresyon konusuna da açıklık getirmektedir. Zira depresyonda olan kişiler sürekli TV karşısında fazla vakit geçirmekte, hiç bir şey yapmadan geçirdikleri vakitler çok olmaktadır. Bu durum bir kısır döngü olarak devam eder.
Akış deneyimi oluşturmak için bir hedef belirleyip, belirlediğiniz hedefe ilişkin alt hedefler oluşturun. Alt hedefleri kademe kademe gerçekleştirin. Mesela, yabancı dil öğrenimi, ahşap yakma, oyma, yontma, resim, yüzme vb. konularda hedefler oluşturabilirsiniz?
İnşallah faydalı olmuşuzdur.
Blog yazmak, doğa yürüyüşleri, zaman zaman yüzmek benim için akış deneyimlerinden bazıları. Peki, sizin ne gibi akış deneyimleriniz var?

Arif Öztürk © 2017 Her Hakkı Saklıdır

Akış, mutluluk bilimi olarak anılan pozitif psikoloji nin temel kavramlarından biri. Kişilerin haz duyarak yaptıkları, sadece içinde bu...

Seni Tanıyabilir miyiz? #Mim

1-Kaç yaşındasın, mesleğin nedir?
27 ile 28’in arasında bir yerdeyim. Mesleğim, Psikolojik Danışma ve Rehberlik. Şu an bir ortaokulda Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen olarak çalışıyorum. 

2-Nerede yaşıyorsun en sevdiğin yerin fotoğrafını paylaşır mısın?
Memleketim olan Sivas’ın küçük bir ilçesinde yaşıyorum. Memlekette en sevdiğim yerlerden biri, Sivas Kent Meydanı. Tarih ile iç içe geçen modern bir mekan. 

3-Günlük hayatta seni mutlu eden şey nedir?
Sabah ailece kahvaltı etmek, işten dönerken oğlumun heyecanla beni karşılaması

4-En sevdiğin meşguliyetin/hobin nedir?
En sevdiğim şey olarak kitap okumak diyebilirim. Kitap okumanın dışında yazmak sevdiğim şeylerden. Bloga ekleyeceğim yazılar, defterlerin arasında biriken muhtelif konularda denemeler… Okumak ve yazmak beni rahatlatıyor kısaca. Ara ara film izlemek ve futbol oynamak sevdiğim şeylerden.

5-Evinin en sevdiğin köşesinden bir fotoğraf paylaşır mısın?
Dinlendiğim, kitap okuduğum, düşündüğüm, yazdığım köşe 
6-En sevdiğin kitap ve ondan bir bölüm paylaşır mısın?
En sevdiğim kitaplardan biri; İmam Gazali’nin Ey Oğul kitabı. Kitapta şöyle bir cümle var: ‘Ey Oğul, Gereğini yerine getirmediğin bilgileri sürekli öğrenedurmak, tam bir delilik olduğu gibi, bilgi olmadan hayırlı işleri sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmek de mümkün değildir.’

7-Şahit olduğun bir mucize var mı?
Bu alemin varlığı, alemdeki nizam ve intizamın devamı, hayata dair çok şey mucize bence. Bir bebeğin doğması ile yeni bir hayata ilk adımlar dahi mucize.

8-En çok görmek istediğin ülke hangisidir?
Görmek istediğim yerler çok aslında: Üniversitede öğrenci iken bir şiirden iktibas ile şöyle not almıştım: 
'Silinen Gözlerin Hasreti Katı
Kırım'dan Hazar'a Koştursam Atı
Taşkent Yaylasında Madımak Otu
Yolmadan Ölürsem Ona Yanarım'
Orta Asya bölgeleri görmek istediğim yerlerden. 

9-Sana göre en büyük başarın nedir?
Başardığım şeyleri küçük büyük diye bir ayrıma tabi tutmuyorum. Şu ana kadar hiç düşünmedim yani. Her başarı büyüktür bence; emek ister, sabır ister, mücadele ister, azim ister.

10-Ölmeden önce mutlaka yapmak istediğin şeyler nelerdir?
Ölümden önce mutlaka yapmam lazım dediğim bir şey olmadı şu ana kadar. Tabii, hayallerim, yapmak istediklerim oldu fakat net bir şekilde mutlaka yapmam lazım dediğim şeyler yok şu anda.Yapmak istediklerim için elimde gelen gayreti gösteriyorum, 

Dileyen herkesi mimi yapmaya davet ediyorum.

Arif Öztürk © 2017 Her Hakkı Saklıdır

1-Kaç yaşındasın, mesleğin nedir? 27 ile 28’in arasında bir yerdeyim. Mesleğim, Psikolojik Danışma ve Rehberlik. Şu an bir ortaokulda Psi...

Yeni Yıldan Beklentilerim # Mim



Biraz geriden gelen bir mim yazısı ile buradayım. Kıymetli Mücahit Doğan 'Yeni Yıldan Beklentiler' yazısında yaklaşık iki hafta önce mimlemişti. Onun mim yazısını buradan okuyabilirsiniz. Ancak bugün yazabildim. Başta Mücahit olmak üzere kusura bakmamanızı istirham ediyorum.

  • Doğada vakit geçirmeyi sevdiğim daha önceki mim yazılarında da vurguluyordum. Gene bu vurgu ile başlıyorum. Doğada daha fazla vakit geçirmek, bizim dünyamıza uzak gibi duran kainat mucizelerine daha fazla şahit olmak istiyorum. Yürüyüşler, geziler vs. ile doğada geçirdiğim vakti artırmak istiyorum, çünkü kendimi iyi hissetmeme ve farkındalığının artmasına vesile oluyor. 
  • Psikolojik testler ve psikolojik danışma konusunda farklı eğitimler almak istiyorum. Yaptığım bireysel görüşmelerde zaman zaman psikolojik testler aracılığı ile değerlendirme yapma ihtiyacı oluyor. Zaman zaman da psikolojik danışma boyutunda farklı tekniklerin faydası olabiliyor. Bu ihtiyacı giderebilmek adına psikolojik testler konusunda eğitimler, farklı teknikler konusunda kendimi geliştirmek için de psikolojik danışma konusunda gelişimime katkı sağlayacak eğitimler almayı düşünüyorum. Bu eğitimlerde tarih önemli olacak tabi. 
  • Okumaya yazmaya devam edeceğim tabi ki. İhtiyaç hissettiğim yada dikkatimi çeken kitapları okuma listeme ekliyor, genelde sıra ile okumaya gayret ediyorum. Blog yazılarımın yanı sıra daha ciddi ve araştırma boyutu olan yazılar yazmayı planlıyorum. Bir meseleyi etraflıca ele alan yazılar gibi. Mesela, dikkat hakkında bir çok yazı var blogda. Bu yazıları belli bir sistematiğe sokmak, bu yolla hem okuyucuya düzenli bilgi sunmak, hem de karmaşıklığı gidermek istiyorum.


Biraz geriden gelen bir mim yazısı ile buradayım. Kıymetli Mücahit Doğan 'Yeni Yıldan Beklentiler' yazısında yaklaşık iki haf...

Mutluluğun Önündeki Engeller?

Daha önce mutluluk hakkında farklı yazılar yazmıştım. Şuradan bakabilirsiniz. Biraz daha sistematik olması açısından daha önceki yazılarımdan farklı olarak bu yazıyı yazma ihtiyacı hissediyorum. Hepimizi mutlu eden şeylerin farklı olması gibi bizi mutsuz eden şeyler de farklı olmakla beraber temelde mutluluğu engel olan şeyler belli noktalarda birbiri ile benzerlik göstermektedir. Bu benzerliklerden hareketle mutluluk engelleri farklı şekillerde kategorize edilmektedir.

Mutluluğun önündeki engeller neler olabilir? Beraber bakalım. 

Haz Veren Durumlara Alışma

Yeni bir kıyafet aldığımızda, arabayı yenilediğimizde yada hayalimizdeki evi satın aldığımızda mutlu oluruz. Fakat bu yeniliğe kısa sürede alışır, daha iyi ve yenilerinin hayalini kurarız. Bu da mutluluğu engeller. Sigara, alkol, madde vb. bağımlılık süreçlerinde de işleyen süreç aynıdır. Mesela, ilk sigara ile elde edilen doyum miktarı 10 iken 5. sigaradan sonra elde edilen doyum miktarı 7-8 gibi bir değerdir. İçilen sigara miktarı arttıkça elde edilen doyum azalır. Doyum azaldıkça da insan daha fazla sigara içme isteği duyar(hedonik adaptasyon). İlk denemede insana hoş bir duygu yaşatan bağımlılıkların uzun vadede mutluluğu azaltmasının sebebi de bu alışma sürecidir. Bu durum nefsin tatmin olmaması, sürekli daha fazlasını istemesi ile alakalıdır. Nefis kontrol altına alınmadığı müddetçe mutluluk tam anlamıyla sağlanamaz. İslam ulemasından Maverdi’nin şahsi huzur ve mutluluk için itaatkar bir nefsin varlığını ifade etmesi ile psikologlar tarafından ortaya atılan alışma sürecinin mutluluğu engellediği görüşü birbiri ile benzerdir.(Maverdi’nin görüşlerini daha önce yazmıştım. Şuradan okuyabilirsiniz.) Psikologların görüşlerinde nefs tabiri kullanılmasa da haz veren durumlara alışma ve daha fazla haz isteği nefsin bitmeyen istekleri ile alakalıdır. Nitekim, Peygamber Efendimiz(sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: 'Akıllı kişi nefsine hakim olandır'.

Olumsuz Sosyal Karşılaştırmalar

Geride bıraktığımız ay okuduğum kitaplardan birinde şöyle bir sahne geçiyor. Saat 20:33’ü gösterirken Mualla Hanım salonda yalnızlık ve çaresizlik içinde düşünmektedir: ‘Üst dairede oturan kadın ne şanslı. Kocası ve çocukları ile huzurlu bir hayat sürüyor’.  Halbuki, Mualla Hanım bu düşünceler içindeyken üst komşu bir başına oturmuş, gittikçe eve geç gelmeye başlayan kocası ile arasındaki problemleri düşünmektedir. Ara ara alt katta oturan Mualla Hanım’a kayıyordur düşünceleri: ‘ne rahat kadın, emekli olmuş keyfi yerinde’.
Genel olarak kendimizi başkaları ile kıyaslamaya meyilliyizdir. Hatta çoğunlukla başkalarının olumsuz durumlarını görmezden gelerek olumlu şeyler hakkında mukayese yaparız. Onlar şunu yapıyor, onlar da şu var bizde niye yok gibi. Bu düşüncelerimiz mutluğun önünde bir engel olarak durur. Bu tür durumlarda kıskançlık ve haset boyutuna kaçtığımız da olur kimi zaman. Halbuki, haset etmek yerine gıpta ederek bu engel giderilebilir. Cerrahpaşa şarkısının ‘herkesin bir derdi var, durur içerisinde’ sözlerinde verilen mesaj bu noktada hatırdan çıkarmamız gereken önemli bir husustur. Bize toz pembe görünen hayatlar, yaşayan kişiler için zillet olabilir. ‘Dışı seni yakar içi de beni’, deyimi bu durumu ifade eder.

Kazanımlara Eşit Olmayan Tepkiler

Eskiler anlatırlar, bir insanı kırk gün sırtında taşırsın, biraz soluklanayım diye birkaç dakika mola verirsin. Verdiğin mola ile sırtında taşıdığın insan için bir hiç haline gelmişsindir. Sırtında taşıdığın kırk günü değil de mola verdiğin o anı görür gözleri.
Hayata çoğunlukla o adam gibi bakarız. Hayamızdaki olumlu şeyleri küçük bir olumsuzluğun ardından silip atarız. Olumsuz olaylara olumlulara göre, sosyal ilişkilerimizdeki zorluklara olumlu tecrübelerimize göre, kötü eleştiriye iyiye göre, kayıplara kazançlara göre daha kuvvetli tepkiler veririz. Bu durum genel ruh halimizi etkiler ve mutsuzluğa sebep olur. Halbuki olumlu ve olumsuz her duruma gerçek etkileri nispetinde tepki versek üzüntümüz anlık üzüntüler halini alır. 

Bunların dışında mutluluğa engel olan çok madde sıralanabilir. Fakat buradaki maddeler hemen herkeste görülen, kişiye ve duruma göre nadiren farklılaşan engellerdir. Alışma, olumsuz sosyal karşılaştırma, olumsuz durumlara daha fazla tepki gibi durumlar -istisnaları olmakla birlikte-genel geçer olarak herkeste olabilen durumlardır.

Yararlanılan Kaynaklar

Pozitif Psikoloji, Alan Carr, Kaknüs Yayınları
Yüce Hedefler Kitabı, Maverdi, Büyüyenay Yayınevi

Daha önce mutluluk hakkında farklı yazılar yazmıştım. Şuradan  bakabilirsiniz. Biraz daha sistematik olması açısından daha önceki yazılarım...

Bizi İnsan Yapan Nedir? I İnsan Belgeseli

Dünyanın dört bir yanından insan manzaraları, zenginler-fakirler, gençler-yaşlılar, siyahiler-beyazlar…

Üvey babam beni sürekli döverdi. Sevdiği için dövdüğünü söylerdi. Uzun yıllar sevginin incitici olduğunu düşündüm. Sevdiğim herkesi incittim. Acı verdiğim ölçüde sevgiye değer biçtim.’ Bu cümle ile başlıyor belgesel.

Mutluluğa verilen cevaplar ile devam ediyor: 
'Çocuklarımın akşam ev gelmesi' diyor, biri.
Yaşlı bir kadın, 'yağmur ve soğuktan koruyan küçük bir kulübe', olarak tanımlıyor.
Bir başkası, 'toprakta değil yatakta uyumak', diyor.
Ve bir başkasının cevabı, 'sabah ağrısız uyanmak'.

Sonrası savaş ile devam ediyor. ‘Önceleri sadece hastalıktan ölürdük’, diyor ihtiyar bir adam, ‘bizim savaşımız öldürmezdi’.


Mevzu aşka gelince ‘ruhu dolduran şeydir’ diye bir tanımlama geliyor. Daha çok laf söyleniyor aşka dair, fakat bu cümle hepsine bedel.

Ve, bir kadın, ‘annemin beni satmak istemesini asla unutamayacağım’ diyor, peşi sıra hikayesini anlatıyor. 

Göçün verdiği zahmetler. Göç olayına mültecilerin penceresinden bakma fırsatı yakalıyoruz.

Mevzu yoksulluğa geliyor. ‘Yemek zorunda olup yiyememek, okula gitmek sorunda olup gidememektir’ diye açıklıyor biri. 

Sonra, yaşlılık ve ölüme geliyor mevzu. Ve ardından hayata yüklenen anlama.

Belgesel sona ererken bir kadın mesaj veriyor: ‘Kim olduğunuzu asla unutmayın. Her zaman gülümseyin. Çünkü gülümsemek herkesin anladığı tek dildir.

Dünyanın dört bir yanından insan manzaraları, zenginler-fakirler, gençler-yaşlılar, siyahiler-beyazlar… ‘ Üvey babam beni sürekli döv...

Kasım'da Neler Okudum? 2017



İhtiyar Savaşçı: Kasım ayı okumalarım İhtiyar Savaşçı ile başladı. Cengiz Dağcı’nın Kırım’ı, Kırım’ın öksüzlüğünü, Kırım Türklerinin dramını anlattığı kitaplarından biri. Çok dramatik olsa da Cengiz Dağcı kitapları okumayı seviyorum. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Kırım’dan sürgüne gönderilen insanların acıklı hikayesi. Savaşçı yıllar süren savaşın sonunda köyüne gitmektedir. Yüreği neşe ile, yüreği umut ile doludur. Gece yarısı köyüne girdiği vakte kadar kadar neşesi sürecektir. Fakat köye girdiğinde neşenin yerini çaresizlik ve keder alır. Kurşuna dizilenler, asılanlar, sürgüne gitmesi için toplananlar… Köyü viraneye dönmüştür. Sürgüne gönderilecek çocukların yanında Melek Hanım ile karşılaşır. Köyde yetişkin olarak bir kendisi, bir Melek Hanım kalmıştır. Orta Asya’da, sürgünyerinde Melek Hanım ile evlenirler. Hayatta kalabilen çocukların hamisi olurlar.

Anahtar: Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun Kilit kitabını ekim ayında okumuştum. O kitabın devamı olarak Anahtar kitabını okudum. İki kitabı da çok sevdim. Hatta şu an serinin üçüncü kitabı Kapı’yı bitirmek üzereyim. Kitap Selçuklu Sultanı Melikşah dönemini, Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı devirleri, Kutalmış Oğlu Süleyman Şah’ın Anadolu’daki ilerleyişini roman şeklinde anlatıyor. Bu kitaplar ile tanışmam Cahil Okur'un kitap çekilişi vesilesi ile olmuştu. Ona da tekrar teşekkür ediyorum.

Kuş Bakışı Zeka: TÜZDER’den (Tüm Üstün Zekalılar Derneği) Tunahan Coşkun tarafından yazılan bir kitap. Zeka ve üstün zekalılar hakkında detaya inmeden kısa fakat doyurucu bilgiler mevcut. Zekanın dünü ve bugünü, zeka testleri, Selçuklu ve Osmanlı devrinde üstün zekalıların durumu, Türkiye’de üstün zekalılara yönelik çalışmalar, zekayı geliştirmek için yapılabilecekler, zeka oyunları ve daha fazlası hakkında kitapta güzel bilgiler bulacaksınız.

Hayat Apartmanı: Kitabın yazarı Mustafa Ulusoy. Yazarı üniversitede okurken bir hocamın tavsiyesi üzerine Aynalar Koridorunda Aşk kitabı ile tanımıştım. Kitabı çok sevdim ve yazarın diğer kitaplarını okudum. Yeni çıkanlar listesinde Hayat Apartmanı’nı görünce hemen aldım. Kitap emekli matematik öğretmeni Mualla Hanım’ın ölüm anını anlatıyor. Mualla Hanımın son vakitleri ve bu bir vakit içerisinde hayatına giren insanların hayatları, Mualla Hanım can çekişirken aynı vakitlerde başka yerde başka hayatların durumu anlatılıyor.

İnsan ve Hayat Dergisi(Kasım sayısı): Takip ettiğim bir süreli yayın. Bu ayki ana teması Anadolu’nun Ayaklı Kütüphaneleri idi. İlgiyle okudum. Daha önce Osmanlı ve Cumhuriyet Devrinden ayaklı kütüphaneleri derginin daha önceki sayılarında okumuştum. Bu sayı Anadolunun muhtelif yerlerinde kitap ile iç içe ömür süren insanları ön plana çıkarıyor. Sağlıklı beslenme ve tavuk, Taş Devri tanımlamasına farklı bir bakış ve daha fazlasını ilgiyle okudum.





İhtiyar Savaşçı: Kasım ayı okumalarım İhtiyar Savaşçı ile başladı. Cengiz Dağcı’nın Kırım’ı, Kırım’ın öksüzlüğünü, Kırım Türklerinin...

Kendinden Başla

Günümüz Türkiye’sinin en önemli problemlerinden biri bu durum: Lafa gelince çoğunluğun doğru söylemesi, icraata gelince ise çoğunluğun yanlış davranması.

İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye bir çocuk getirirler. Çocuğun bal yemeden duramıyor, bala karşı alerjisi olduğu için vücudunda yaralar çıkıyormuş. Ana-baba üzüntü içerisinde İmam-ı Azam’a durumu anlatırlar: 'Nice hekimlere gittik, nice tedbirler aldık, fakat nafile. Ne tedavi imkanı bulduk, ne de çocuğu bal yemekten vazgeçirebildik. Nihayet, tavsiye üzerine size geldik.' 
İmam-ı Azam çocuğun ailesini dinledikten sonra, ‘kırk gün sonra gelin’ der. Aile zaten gergin bir haleti ruhiye içerisindedir. İmam’ın  anlam veremedikleri ‘kırk gün sonra gelin’ cümlesine içten içe öfkelenirler. Başka çare yok diyerek kırk gün sonra çocukla beraber gelirler.
İmam-ı Azam çocukla kısa bir görüşme yaptıktan sonra  müşfik bir eda ile çocuğa ‘bundan sonra bal yeme evladım’ der. Sonra da çocuğun ailesine, ‘tamam gidebilirsiniz’ der. Ana-baba ‘kırk gün bunun için mi bekledik’ diye içlerinden geçirirler. Fakat Ebu Hanife’ye itimatları tamdır. Ne de olsa devrin en büyük alimlerinden.
Eve dönerler ve sonraki günlerde görürler ki, çocukları artık bala müptela değil. İmam-ı Azam’a bu durumun hikmetini sormak ve teşekkürlerini sunmak maksadı ile tekrar ziyaret ederler. ‘Efendim, evladımıza bir cümle söylediniz. Baldan vazgeçirdiniz. Bunun hikmeti nedir?’
İmam-ı Azam bütün ana-babalara ve eğitimcilere ibret olabilecek şu cevabı verir: ‘Kırk günce bende bal yiyordum. Bal yiyen birinin, başkasına bal yeme demesi tesir etmez. Sizi de bu yüzden ‘kırk gün son gelin’ diye gönderdim. Bu sürede kendim bal yemeyi kestim, önce kendim denedim. Sonra çocuğa söyledim ve tesiri oldu.’ 

‘Çocuğum bizi dinlemiyor’, ‘hiç ders çalışmıyor’, ‘çok televizyon izliyor, engel olamıyoruz’ vb. durumlar için şikayete gelen velilerin sayısı çok fazla. Hatta çoğu velinin en önemli şikayeti ‘çocuğun yapma dedikleri şeyi yapıyor olması’. Bu gibi durumlarda İmam-ı Azam’ın bu hikayesini anlatıyorum. İbret olabilmesi için.
Ana-babalar ‘dediğimi yap, yaptığımı yapma’ mantığı ile hareket ettikleri için söyledikleri sözlerin tesiri olmuyor. Anne-baba heyecanla o gün için seçtikleri diziyi izlerken çocuğa ders çalış diyorlar, tesiri olmuyor. Baba bir fırt daha çektiği sigaranın dumanını gençlik çağlarına ilk adımlarını atan oğlunun suratına üfleyerek, çocuğa sigara içmemesi gerektiğini söylüyor, tesiri olmuyor. Ana-babaların durumu ile öğretmenlerin durumunda ortak noktalar var. Mesela öğretmen, aylardır bir kitap(ders kitabı haricinde) açmadığı halde öğrencilere kitap okumanın önemini anlatıyor, tesiri olmuyor. İçinde şiddetle sigara içme isteği varken ve tenefüs saatini bekliyorken, öğrencilere sigaranın zararlarını anlatıyor, tesiri olmuyor. İmamların, din görevlilerinin durumu da bu şekilde: Televizyon kanallarında güzel ahlakı anlatan ünlü prof’lar, program bittikten sonra anlattıkları ile kendileri mesul değilmiş gibi davranıyor, anlattıklarının insanlara tesiri olmuyor. Cuma günü vaaz kürsüsünde anlattıkları ile dinleyenleri mest eden imam cumadan sonra anlattıklarını sadece anlatmış olmak için anlattığını göstermek istercesine söylediklerinin tersini yapıyor.
Günümüz Türkiye’sinin en önemli problemlerinden biri bu durum: Lafa gelince çoğunluğun doğru söylemesi, icraata gelince ise çoğunluğun yanlış davranması. Ana-babaların bu meseleleri bilmemesi normal. Fakat imamların ve eğitimcilerin bu meseleleri çok iyi bildiğini düşünüyorum.


Not: Bu yazıyı yazmaktaki gayem öğretmen, din görevlisi ve ana-babaları kötülemek değildir. Sadece var olan bir probleme ilişkin gözlemlerimi ifade ediyorum. Yaşantısı ile iyi örnek olan öğretmen, din görevlisi ve ana-babaların varlığını inkar edilemez. 

Günümüz Türkiye’sinin en önemli problemlerinden biri bu durum: Lafa gelince çoğunluğun doğru söylemesi, icraata gelince ise çoğunluğun yan...