Ana içeriğe atla

Anın Hikayesi: İki Ağaç, İki Mizaç



 Geçtiğimiz günlerde bir danışan anneyle görüşüyordum. İki çocuğundan bahsetti. Aynı anne baba, aynı ev ortamı... Ama çocuklar bambaşka. Biri içine kapanık, sessiz ve hassas; diğeri öfkeli, zaman zaman saldırgan davranışlar sergileyen bir yapıda. “Neden bu kadar farklılar?” diye soruyordu.

Bu konuşmadan birkaç gün sonra doğada yürüyüş yaparken bir görüntü dikkatimi çekti: Yan yana büyümüş iki ağaç… Aynı toprağa kök salmışlar, muhtemelen kökleri birbirine dolanmış durumda. Ama biri koyu yeşil, sık ve gür bir çam; diğeri ise açık yeşil yapraklarıyla rüzgârda sallanan farklı bir ağaç türü. Aynı ortamda, aynı güneşin altında, aynı yağmurla beslenmişler ama kendi karakterlerinde büyümüşler.

Tam o an, danışan annenin sözleri geldi aklıma.

Mizaç böyle bir şey işte. Doğuştan gelen, karakterimizin temel yapı taşlarını oluşturan, kolayca değişmeyen bir özellik. Eğitimle, çevreyle, deneyimle şekillenir ama özde farklıdır. Aynı evde yetişen çocukların birbirinden bu kadar farklı olmasının en temel sebeplerinden biridir bu.

Ebeveynlik de işte tam burada bir sanata dönüşür: Her çocuğu kendi doğasına uygun şekilde anlamak, desteklemek, yönlendirmek. Aynı ağaca farklı su verilmeyeceği gibi, her çocuğa da aynı yaklaşım uygun olmayabilir.

Doğa, gören gözlere öğretir. Bazen bir dağın yamacında karşımıza çıkan iki ağaçla... Bazen bir annenin aklındaki şaşkınlıkla...


Yorumlar

  1. belki biri babaya diğeri anaya çekmiştir :)

    YanıtlaSil
  2. Eylül ayı dergisindeki yazınızı okudum. Sanki beni yazmışsınız. Babam yıllaaar önce vefat etti. Ama artık bu hâli düzeltebilecek hiçbir şey yok malesef. Ve çevrenizdeki kimsenin de bunu anlamadığını görmek daha üzücü bir durum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz çok önemli. Babanın vefatı ya da hayatta iken yokmuş gibi olması yıllar geçse de kalpte iz bırakıyor. Anlaşılmadığını hissetmek ise o yükü daha da artırabiliyor. Bu duyguları dile getirmek çok kıymetli, paylaşımınız için teşekkür ederim. Bazen acıyı yok etmek mümkün olmasa da geçmişle barışmak, onu daha huzurlu bir yere koymak insana iyi gelebilir.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İlmi sima Nedir? Fizyonomi Nedir?

Geçtiğimiz günlerde ilmi sima hakkında okumalar yaptığımı ifade etmiştim. İlmi sima nedir? Bu sorunun cevabını ve tarihsel sürecini mümkün olduğunca kısa bir şekilde izah etmeye çalıştım.  İlmi sima kısa tanımıyla vücut yapısından hareketle karakter analizi yapılmasını ifade eder. Vücut yapısı ve karakter arasında doğal bir irtibat olduğu inancı ile ortaya çıkan ilmi sima batıda ve bilimsel terminolojide fizyonomi, doğu terminolojisinde ise ilmi feraset, ilmi kıyafet gibi isimlerle bilinir. Bilimsel temelden yoksun olduğu eleştirileri yapılsa da özellikle istihbarat ve güvenlik, satı ve pazarlama alanlarında ilmi sima verilerinden faydalanılmaktadır. Filozoflar bu alana ilişkin açıklamalar yaparken, İslam âleminde bazı ulema ilmi sima bilgilerini kullanmışlardır. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri Marifetname isimli kapsamlı eserinde ilmi sima konusuna da temas etmiştir: ‘Allah insanı en güzel şekilde süsleyip nurlandırmıştır. Bunun yani sıra, insanlari şekil ve ka...

Anadolu'nun Üç Şems'i

Şems güneş manasını ifade eden bir kelime. Arapça kökenli bir kelime.   Uzun zamandan beri kültür coğrafyamızda kullanılan isimlerimiz arasında yerini almış: Şems, Şemsi, Şemseddin vesaire. Şems ismi ile müsemma olan üç Şems var ki, bunlar tarih ve kültürümüzde yeni ufuklar açan şahsiyetler. Bu üç şahsiyetten Şems-i Tebrizi’yi Mevlana Celaleddin Rumi ile, Akşemseddin’i Sultan Fatih ile irtibatından biliriz. Fakat bir Şems daha vardır ki, O’nu bilenlerimizin sayısı azdır. Bu kişi Şemsi Sivasi Hazretleridir. Şu anda Sivas’ta medfun olup 4. Mehmed devrinde yaşadığı bilinmektedir. Bu yazıda Anadolu’nun üç Şems’i hakkında kısa bilgi verilecektir.   Şemsi Tebrizi Hazretleri Çoğumuzun Hz. Mevlana Celaleddin Rumi ile dostluğundan bildiği bir şahsiyet Şemsi Tebrizi hazretleri. Asıl ismi Mevlana Muhammed olan Şemsi Tebrizi hazretleri bugün İran hudutları içinde olan Tebriz’de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren din ilimlerinde gösterdiği kabiliyetle dikkat çekmiş,...

Fareler Olmasaydı!

Bilim insanları bazı araştırmalarda insan denekler kullanamazlar. Çeşitli etik ilkeler gereği insanlar araştırmada kullanılmaz. Araştırmanın ne sonuca ulaşacağı belli değildir; deneye katılan kişi psikolojik, sosyal ve fiziki açıdan zarar görebilir. Araştırmalarda dikkat edilmesi gereken etik ilkeler gereği bazı araştırmalarda insanlar yerine hayvanlar kullanılır. Elde edilen sonuçların insanlarda da geçerli olacağı iddia edilir. Araştırmalarda kullanılan hayvanlar arasında fareler önemli bir yer tutar. Farelerin kullanıldığı çok sayıda araştırma yapılmıştır, yapılmaya devam etmektedir. Bu çalışmada farelerin kullanıldığı bazı psikoloji araştırmaları hakkında bilgi verilecektir. 1. Watson'un Albert Deneyi Etik ilkeler açısından tartışmaları hala devam eden çalışmada fareler araştırmada arka plandadır. Araştırmanın asıl deneği 1-2 yaşlarındaki küçük Albert'tir. Watson'un amacı Albert'in fareden korkup korkmayacağıdır. Fare Albert'in yanına bırakılır ve aynı z...