Mustafa Necati Sepetçioğlu
İrfan Yayınevi
200 sayfa
Arka
kapaktan; ‘Kişioğlunun huzuru maddenin
huzuru değildir; kişioğlunun huzurunu ben inancında aradım; inanan insanın
huzurunu gördüğüm için...İnancın, bir noktada, bütün kabukları çatlattığı ve
tohumda gizli olan yeşil umudu yaşamak ve yaşatmak çabasının gün ışığına
ulaştırdığını bizden öncelikler, bizden çok daha iyi, çok daha yararlı, çok
daha efendice biliyorlardı...bunu anladım..Bunu anladığım için de tuttukları
yolu, kullandıkları motifleri, yararlandıkları espirileri araştırdım.
Efsanelerin taşıdığı değer karşıma çıktı. Olmazlık duygusu uyandıran yanlarıyla
da çarpıcı olabilen efsaneler bunlara menkıbeler de diyebiliriz; hatta küçük fıkralar
da asıl, çizgi sessiz tablolar, fırtınalı espriler ve dopdolu bir imaj zenginliğiyle
muhteşem göründü bana. Bu kitap onun için yazıldı.’
Efsaneler,
hikâyeler, menkıbeler: Tarihin bize sunduğu güzel armağanlar. Sepetçioğlu’nun
yeniden yoğuruşu ve harmanlayışı ile bize ulaşan; tarihin satır aralarından
gönül dünyamıza yol bulan, duyulan duyulmayan onlarca hikâye bu kitapta
buluşuyor. Biraz efsane, biraz tarih. Ders alınacak, ibretlerle dolu 30’un
üzerinde efsaneden oluşuyor kitap.
Savaşın,
zulmün, fedakarlığın, cefanın, itikadın ve daha birçok şeyin kısacası hayatın
anlatıldığı ibret dolu hikâyeler. Osman Gazi’nin Edebali Tekkesinde gördüğü
rüyadan, Niğde’de Hasan Dağı’na ad veren ulu kişiye; Kufe’de babasız
çocuklarını doyurmaya çalışan kadından, Amasya’da Yeşilırmak’ın sularını seyir
ile veli olan Osmanlı Padişahı’na; Hz. Peygamber’in(sav) Çirkindeki Güzellik’i
görmemizi sağlayacak sünnetinden; Süleymaniye’nin Eğri Minarelerine uzanan
tarih yolculuğu.
Okuduklarım
arasında bazılarını diğerlerine göre daha çok sevdim. En çok beğendiğim, en
fazla düşündüğüm iki efsane/hikâye ise şunlar:
Çirkindeki
Güzellik başlığı ile anlatılan hadisede; bir köpek leşinin yanından geçerken
Hz. Peygamberin ashabına göstermiş olduğu güzellik parolası var. Daha önce
blogda bu hadiseyi yazmıştım. Okumak isterseniz: Köpeğin Dişleri.
Çok sevdiğim diğer hikâye ise Süleymaniye yapılırken Mimar sinan ile bir
çocuk arasında geçen konuşmayı içeriyor. Kalabalık Süleymaniye’nin göğe
yükselen minarelerini seyrederken, bir çocuk minarelerden birinin eğri olduğunu
söyler. Bu sözü duyan Mimar Sinan çocuğu yanına alır. İşçilerini yanına toplar.
Minarenin ucuna bir ip bağlatır ve işçilerinden ipi çekmelerini ister. İşçiler
ipi çektikçe Mimar Sinan çocuğa minarenin düzelip düzelmediğini sormaktadır.
Çocuk düzeldi deyince, işçilerine normal işlerine dönmelerini söyler. Şaşkın
kalabalık dağıldıktan sonra yardımcılarından biri Mimar Sinan’ın yanına
gelerek, İp ile çekmekle minarenin düzelmeyceğini bildiği halde neden böyle bir
şey yaptığını sorar. Mimar Sinan şu
cevabı verir: ‘Minare zaten düzgün. Çocuğu minarenin düzgün olduğuna ikna
etmeseydik, O çocuk gördüğü herkese minarenin yamuk olduğunu söyleyecekti.
Herkes minareye yamuk diye bakacağı için minareyi yamuk görecekti. Böyle
yaparak minareyi doğru görmelerini sağladık.’
2018 © Arif Öztürk
Aslına keşke kitapları puanlasanız 5 üzerinden okuduktan sonra tabi ona göre alırız. Kaleminize sağlık :)
YanıtlaSilAylık olarak yaptığım okuma listemde puanlama da yapabilirim. Öneri için teşekkürler :)
Silhımmmm sevilmez mi böyle hikayeler ama :)
YanıtlaSilBen çok severim :))
Sil