Ana içeriğe atla

Ana Yurdun Halleri



Bugün Dünya İnsan Hakları Günü. Kutlamalar yapılıyor, mesajlar veriliyor. İnsan Haklarının önemi vurgulanıyor. Böyle bir ahval içerisinde Doğu Türkistan'dan gelen haberler yüreğimizi yakıyor. Görünüşte insan hakları, hürriyet vesair söylemler dilimizden düşmese de zulum insanlar arasında devam ediyor. Güçlü olan mazluma zulmetmeye devam ediyor. Seneler evvel Doğu Türkistan'ın durumu hakkında yazmıştım. Geçen 7-8 senede hayatımızda çok şey değişse de Doğu Türkistan'da zulum değişmemiş. Şekli, boyutu değişse de zulum aynı kalmış. Seneler evvel şöyle yazmıştım: 

Ana Yurdun Halleri
İstanbul'a3.946 uzaklıkta bir şehir, Kaşgar: Türkistan coğrafyasının en yürekli şehirlerinden. Aynı zamanda tarihte iz bırakan, zamanın bilim kültür şehirlerinden; Türk-İslam medeniyetinin şahlandığı yerlerden biri. Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig'i yazdığı, Divanı Lügati't Türk yazarı Mahmud'un dünyaya geldiği şehir. Kaşgarlı Mahmud'a ünvanını veren de burası. Yaklaşık 400 km mesafede çok köklü bir tarihi geçmişe sahip, çok fazla evliya ve alimin yetiştiği, İpek yolunun da üzerinden geçtiği Urumçi şehri.
Kaşgar, Urumçi, Hotan; Türkistan'ın önemli şehirlerinden, Türk İslam medeniyetinin yeşerdiği topraklarda yer alan onlarca şehirden sadece bir kaçı. Ve şu anda Çin hâkimiyeti altındalar; açlık ve susuzluğun yanında garip kalmışlığın da ızdırabını yaşayan binlerce insana ev sahipliği yapıyorlar. Zulum altında kültürel değerleri yok edilmeye çalışılan, her gün işkence ve esaret altında yaşayan Kazak, Uygur, Kırgız, Tacik, Afgan ve Karakalpak insanları. Kültürlerini yaşadıkları için işkenceye maruz kalan insanlar. Çoğunluğu Müslüman olan ancak; ramazanı yaşayamayan, bayramlara ulaşamayan, gizliden gizli ibadet yapmaya çalışan insanlar: yüreği yangılı, gözleri yaşlı analar-babalar; çıplak ayak, yırtık üst baş ve tüm olumsuzluklara rağmen gözleri ışıl ışıl çocuklar. Yüzü yanık, bakışları mahzun, hayalleri her adımda az daha acıtıcı olan Uygur, Türkmen, Kazak... çocukları. Abdurrahim Karakoç'un
‘Ezanlar buz tutmuş minarelerde
Yaylalar dermiş ki töremiz nerde
Yolların hasretle bittiği yerde
Her dağ yamacında bir mezar üşür’ 

diye tarif ettiği şehirler; üzerine sürekli bombaların düştüğü, eli silahlı askerlerin sokaklarında devriye gezdiği boynu bükük şehirler. Öyle ki; Kaşgarlı Mahmudun, Yusuf Has Hacibin ve isimlerini sayamadığımız nicelerinin türbeleri o topraklarda boynu bükük beklemekte, yıkık camilerin minarelerinden ezan sesleri duyulmamakta... Hürriyetlerinin önüne set çekilmiş insanlar ufuklara dalmış gözleriyle umut elçileri beklemekte, gözleri ışıl ışıl çocuklar kara günlerin biteceği zamanı beklemekte; kimileri başını secdeye koyacakken son nefesini vermekte, kimileri işkence altında can çekiştirmekte, kimileri bütün yasaklara rağmen şeref mücadelesi vermekte, ve hepsinde ortak olan nokta şu ki: sürekli ölmekteler, Müslüman kanı dökülmekte. Tıpkı, bir zamanlar Kosova'da, Üsküp'te olduğu gibi; şu anda Kerkük, Çeçenistan gibi yerlerde de devam ettiği gibi kan emiciler Müslüman kanı emmeye devam ediyor.
Bin yıl öncesinde bağrından sökün edip geldiğimiz ana yurtları şimdi boynu bükük beklemekte, uzak diyarlarda yaşayan yakın insanlardan yardım beklemekte... 


Takipte Kalın! 

Yorumlar

  1. harika gözüküyor, okumalıyım!

    YanıtlaSil
  2. Çok üzücü ve o kadar da şaşaırtıcı, hükümetin bu konuda eyyy Çin diye başlamaması!!! Suriye için savaş başlatan ama din kardeşimiz olan Türkistan için iki kelam etmeyenleri esefle kınıyorum!
    Sizin konuyu dile getirişiniz çok çok etkili ve içten olmuş. Keşke tüm sosyal medyada yer bulsanız, emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  3. hım bilmiyodum sanırım saol öğrenmiş oldum. bizim ülkede de insan hakları olabilseee :)

    YanıtlaSil
  4. Çok güzel bir yazı herkesin bildiği ve sustuğu bir konu dünya da müslamanlara insan hakları diye bir şey yoktur. Allah yardımcıları olsun

    YanıtlaSil
  5. Onlar yardım bekliyor ve biz hiç bir şey yapamıyoruz. Ancak, sosyal medya hesaplarımızdan sesleri olmaya çalışıyoruz. Devletimiz de Uygur Türklerine sahip çıkıp, Çin'e hesap sormuyor. Allah yardımcıları olsun.

    YanıtlaSil
  6. Zor bir durum, ülkemiz neden sahip çıkmıyor pek anlaşılır değil..🤔

    YanıtlaSil
  7. neden yeterince ilgilenmiyoruz anlamıyorum libya mibya derken soydaşlarla alakalı ne yapılıyor?

    YanıtlaSil
  8. Allah yardımcıları olsun olsun .

    YanıtlaSil
  9. İnsanın boğazına yumru oturtan, benliğini sarsan zulüm yaşananlar. Tanrı Türkleri korusun, bu kan dursun artık.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Anadolu'nun Üç Şems'i

Şems güneş manasını ifade eden bir kelime. Arapça kökenli bir kelime.   Uzun zamandan beri kültür coğrafyamızda kullanılan isimlerimiz arasında yerini almış: Şems, Şemsi, Şemseddin vesaire. Şems ismi ile müsemma olan üç Şems var ki, bunlar tarih ve kültürümüzde yeni ufuklar açan şahsiyetler. Bu üç şahsiyetten Şems-i Tebrizi’yi Mevlana Celaleddin Rumi ile, Akşemseddin’i Sultan Fatih ile irtibatından biliriz. Fakat bir Şems daha vardır ki, O’nu bilenlerimizin sayısı azdır. Bu kişi Şemsi Sivasi Hazretleridir. Şu anda Sivas’ta medfun olup 4. Mehmed devrinde yaşadığı bilinmektedir. Bu yazıda Anadolu’nun üç Şems’i hakkında kısa bilgi verilecektir.   Şemsi Tebrizi Hazretleri Çoğumuzun Hz. Mevlana Celaleddin Rumi ile dostluğundan bildiği bir şahsiyet Şemsi Tebrizi hazretleri. Asıl ismi Mevlana Muhammed olan Şemsi Tebrizi hazretleri bugün İran hudutları içinde olan Tebriz’de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren din ilimlerinde gösterdiği kabiliyetle dikkat çekmiş,...

Dikkat! Derin Anlam İçerir

Yaklaşık iki senedir takip ettiğim bir facebook sayfası var: Pawel Kuczynski. Pawel Kuczynski bir çizer, bir sanatçı. Hicivsel çizimler yapıyor. Yaptığı çizimleri facebook sayfasında paylaşmaya devam ediyor. Sayfada birbirinden güzel, birbirinden anlamlı çizimler mevcut. Çizimlere hem hayran kalıyorum, hem de çizimler üzerinde derin derin düşünüyorum. Derin anlam içeren çizimler. Mükemmel tespitlere vesile olan bir gözlem yeteneği çizimlerde hissediliyor. Buyrun, çizimlere yakından bakın.

Yolgeçen Hanı Nerede?

Yolgeçen Hanı/Hasankeyf Günlük hayatta sürekli kullandığımız, anlamını tam anlamıyla bilmediğimiz/düşünmediğimiz bir tabir var: Yolgeçen hanı. Geleni gideni çok olan, sürekli misafiri olan yerler için kullandığımız bir tabir. Kimi zaman ‘ birader burası yol geçen hanı mı?’ şeklinde öfkemizi ifade ederken, kimi zaman ‘bizim mahallenin yolgeçen hanı burası, bu yoldan geçen buraya uğramadan gitmez’ şeklinde espirili bir dille kullandığımız tabir.  Anlamından dolayı kafelere, lokantalara özellikle de yol güzergahında bulunan tesislere verilen isimlerden biri.