Huzursuz Bacak-KitapYorum(26)


'İçimde yıllar sonra memlekete dönmenin sevinci, ellerimde bavullar, havaalanının kalabalık telaşından kurtulup bir taksiye doğru yürürken azıcık terlemiş alnıma huzurun sessiz, sakin, ama garip bir şekilde ürpertici eli dokunuverdi.' cümlesiyle başlıyor hikayemiz. Bu girizgahtan sonra doktorasını tamamlayıp Türkiye'ye dönen Ömer Faruk'un yaşadıklarını adım adım takip ediyoruz. Günün akşamında bu değişime isyan edercesine bir bacak ağrısı başlıyor kahramanımızda. Esasında ağrı da değil, bir huzursuzluk. Huzursuz bacak.
Attığı her adımda Ömer Faruk, bizlere kişilerin ve kurumların nasıl değişime uğradığını gösteriyor.
Gençlik yıllarında ortak emeller taşıdıkları arkadaşlarını ziyaret ediyor bir bir. Her biri bir iş tutmuş, herkes yolunu almış. Birçoğu gençlik emellerini çoktan unutmuş.
Çocukluğunuzun geçtiği mahalleye uzun bir aradan sonra gelirsiniz de hatıralarınız depreşir ya hani. Eski lezzeti yakalayacağınız düşünürken derin bir hayal kırıklığı gelir adımlarınızın peşinde. Ömer Faruk da aynı şeyi yaşar huzursuz bacağıyla. Bu hayal kırıklığının ardında sosyal ve ekonomik değişimi, kültürel yabancılaşmayı görürüz. Ulvi amaçların yerini günübirlik hevesler, üretimin yerini tüketim, liyakatin yerini kayırmacılık almıştır. Vaziyet böyle iken kahramanımız Ömer Faruk biraz insanlardan kaçmak, biraz kendiyle baş başa kalmak ümidiyle babadan kalma çiftliğe gider. Ömer Faruk'a çiftliğe kadar eşlik eden huzursuz bacağı burada huzura kavuşur. Lezzetini tattığı bir doğal çilekten sonra çiftlikte kalıp çilek yetiştirmeye karar verir. Kitabın son sürprizi olarak da Kanaat Ekonomisi adında bir kitap yazmaya başlar. Fakat endişelidir: 'Herkes kanaatin önemini bilecek ama  kim uygulayacak ki!' 
Bireysel ve sosyal hayata dair tespit ve tahlilleriyle, kanaat ekonomisi gibi önemli bir vurgusuyla Huzursuz Bacak kitabını kısaca özet geçtik. Şimdi, kitaptan birkaç iktibasla devam edelim.


"İnsanoğlu unutkan ve nankördür. Elindekinin kıymetini bilmez, kaybedince mızıldanır. " (syf-50)
"- Ee, sen neler yapıyorsun? Hâlâ aynı fikirlerde misin? 
Hiç duraksamadım:
- Evet. Hâlâ zenginlerin servetinden fakirlerin hakkını nasıl alabiliriz, bunun formülünü arıyorum.
Hiç duraksamadım:- Evet. Hâlâ zenginlerin servetinden fakirlerin hakkını nasıl alabiliriz, bunun formülünü arıyorum. " (syf-95)
Marka insanların şahsiyetini siler, onları tek tip yapar. İmza çeşitliliktir. Şahsiyetin muhafazası, kimliğin ispatıdır. (syf-99)
" Nereye bir gökdelen dikilmişse, orada paganist gücün paradan başka ilah tanımayan kanunu geçer. " (syf-119)
Buralardan uzaklaşmak lazım ama nereye gidebilirim? Her yer aynı.. (syf-158)

'İçimde yıllar sonra memlekete dönmenin sevinci, ellerimde bavullar, havaalanının kalabalık telaşından kurtulup bir taksiye doğru yür...

Siyasetçidir Ne Yapsa Yeridir


Çok televizyon izleyen biri değilim. Haberleri de çok takip etmiyorum. Bazen sadece manşetlere göz atarım. Haber takip etme anlayışım bundan ibaret.
Son zamanlarda siyaset anlamında garip şeyler oluyormuş. Apo İmralı'dan mektup yazmış, mektubu medyayla paylaşılmış. Siyasi parti liderleri bu olaya ilişkin klasik çizgilerinin dışında açıklama yapmışlar. Hatta bir kişi(siyasetçi değil sanırım) son zamanların modası 'yerli ve milli' kategorisine Apo'yu da dahil etmiş.
Bu açıklamaları duyanlardan bazıları şaşırmış. Bazıları öfkelenmiş. Bazıları, daha düne kadar olan kanaatlerini değiştirip siyasi parti liderleri gibi klasikleşen çizgilerinin dışına çıkıyorlar.
Bazı arkadaşlarım ve takipçilerim bu olaylara ilişkin yorumumu soruyorlar. Ancak siyaset hakkında yazmayı istemediğim için bu konu hakkında yazmayacağım. Mevcut siyasete ilişkin düşüncelerim kendimde kalacak.
Bu olaylar siyasi gidişatı ve seçim sonuçlarını nasıl etkiler? Bu konuda da net bir fikrim yok.
Siyaset hakkında söyleyeceğim tek şey şudur: 'Bu ülkenin gelişmesi önündeki en büyük engel siyasi partilerdir'.
Etrafımda bu tür olaylar hakkında konuşulurken, Apo'nun mektubuna, bu konuda yapılan açıklamalara şaşırmadığıma şaşıran arkadaşlarım oluyor. Bu kişilere de 'Evlidir Ne Yapsa Yeridir' filminden ilhamla şunu söylüyorum: 'Siyasetçidir, ne yapsa yeridir.' 
Siyasi tartışmalara niye girmediğimi, bu tür olaylara niye şaşırmadığımı birkaç sene önce yazmıştım. O yazının linkini aşağıya koyuyorum. Siyasete bakışım biraz net olsa da yazımı okumanızı isterim.

Buyrun: Siyasi Partiler ve Spor Kulüpleri Ne İşe Yarar?

Çok televizyon izleyen biri değilim. Haberleri de çok takip etmiyorum. Bazen sadece manşetlere göz atarım. Haber takip etme anlayışım bun...

TavsiyeKitap: Kitleler Psikolojisi(12)

Kitleler Psikolojisi yayınlandığı 1985 yılından bu yana güncelliğini yitirmeyen bir kitap. Defalarca baskısı yapılan, Türkiye'de birçok yayın evi tarafından basılmış durumda. Benim okuduğum kitap Say Yayınlarından çıkma. Kitap uzun zamandır okuma listemde. En son Yurdagül Çelik'in kitap hakkındaki yazısını okuyunca kitabı okuma listemde önlere aldım. İlgilenirseniz onun yazısı da şurada.
Kitleler Psikolojisi
Gustave Le Bon
Çev: Elif Kanur
Say Yayınları

Kitap üç kısımdan oluşuyor: Kitlenin Ruhu, Kitlenin Düşünce ve İnançları, Farklı Kitle Kategorilerinin Sınıflandırılması ve Tanımlaması.


İlk kısım olan Kitlelerin Ruhu kısmında Gustave Le Bon, Kitlenin genel özelliklerini açıklamakla işe başlıyor. Tutarsızlık, anonimlik gibi özelliklerin kitlelerin genel özellikleri arasında sıralarken, meclisler vb. toplulukların kitle olmaktan öteye gidemediğini iddia ediyor. Bu özellikleri sıraladıktan sonra yazar sırasıyla kitlenin duygularını, fikirlerini ve kitlenin inançlarını tartışıyor. Burada vurguladığı en önemli nokta bana göre kitlenin telkine açıklığını ifade etmiş olması. Bu noktada vurguladığı şey şu: kitleler duyguları çok aşırı halde ve telkine açık olarak yaşar; çünkü akıl yürütme becerisi büyük oranda devre dışı kalmıştır.

İkinci kısımda Gustave Le Bon, Kitlenin Düşünce ve İnançlarını doğrudan ve dolaylı yönden etkileyen faktörleri sıralıyor. Bu faktörler arasında ırk önemli bir yer tutuyor. Le Bon, 'kitlenin çoğunlukla yaşadığı yanılsamalar ise kitlenin düşünce ve inançlarını doğrudan ve önemli oranda etkiliyor', diyereke kitlenin inançlarında yanılsamlarını etkisine değiniyor. Akabinde kitle önderleri ve ikna etme yöntemleri ile kitlenin sabit ve sabit olmayan inançları tartışılıyor.
Son kısım Farklı Kitle Kategorilerinin Sınıflandırılması ve Tanımlamasına ayrılmış. Gustave Le Bon bu kısımda önce kitleleri sınıflandırıyor: Homojen ve heterojen kitleler olarak. Ardından Mücrim (suçlular) kitleleri, jürileri, seçmen kitleyi ve nihai olarak parlementer meclisleri tartışıyor. Le Bon bu kitlelerin tanımını yapıyor, niye kitle olduklarını açıklıyor. Ona göre bu topluluklar meclisler de dahil olmak üzere kitle olmaktan başka bir işleve sahip değil.

Kitabı okurken ülkemiz birçok açıdan gözlerimde canlandı. Özellikle tartışmalı bir seçimin yaklaştığı şu günlerde seçmen kitle, ikna etme yolları gibi konularda Le Bon'un ifade ettiği şeylerin yaşandığını, uygulandığını gördüm. Bu noktada seçmenin yaşadığı veya seçmene sunulan yanılsamalar çok dikkatimi çekiyor. Le Bon'un parlementer meclisleri kitle olarak görmesine de kesinlikle katılıyorum. Zira Le Bon, meclisleri de kitle olarak görmekle orada bulunan insanların akıl yürütme yetisini kullanmaktan uzaklaştığını ifade ediyor. Ülkemiz meclisini, bazen başka ülkelerin meclisini, oyladıkları tasarı hakkında, 'oy verdim ama öyle bir madde olduğunu bilmiyordum' diyen vekillerin varlığına şahit olunca Le Bon'un meclislerde kitledir tespitine katılmamak mümkün değil. 

Kitleler Psikolojisi yayınlandığı 1985 yılından bu yana güncelliğini yitirmeyen bir kitap. Defalarca baskısı yapılan, Türkiye'de bir...

Tomara Şelalesi

Sivas'ın Karadeniz'e uzanan eli olan Akıncılar'dan başlayıp, Gölova'dan devam eden yolculuğumuz Giresun, Gümüşhane, Sivas üçgeninde devam etti. İklim olarak, kültür olarak, mekan olarak bu üçgeni ziyadesiyle hissettik. Mekan olarak bir Giresun'a yaklaştık, bir Sivas'a. Buralar üç şehir merkezine de uzak olsada il sınırları itibariyle bu üç şehrin kıyısında bulunan yerler. Karadeniz'e girdiğinizi hissettiren virajlı yolları dönerken yöre insanının mekansal anlamda olduğu gibi kültürel anlamda da birbirleriyle olan benzerliğini düşündüm. Neyse mevzuya dağıtmayalım. 


Tomara Şelalesi, Gümüşhane ili Şiran ilçesinde bir şelale. Şiran'a 23, Gümüşhane'ye 113 km uzaklıkta olan şelaleye biz Sivas, Akıncılar ilçesinden gittik. Akıncılar'dan Tomara şelalesi ise yaklaşık 100 km. Karadeniz'in virajlı yollarında süren yolculuk zaman zaman yorucu olsa da şelalenin güzelliği, ortamın doğal florası, berrak ve köpüklü suların kayaların arasından fışkırması bu yorgunluğu unutturuyor.


Tomara Şelalesinin bir diğer adıda Kırk Gözeler. Şelale tek bir kaynaktan değil, irili ufaklı 40 kaynaktan çıktığı için bu ismi almış. Köpükler o kadar berrak, manzara o kadar güzel ki... Arka planda kalan yeşilliklerle birleşince şelalenin seyir keyfi daha da artıyor.


Şelalenin dereyle birleştiği noktada ayaklarını suya sokan insanlar var. Biz de ayaklarımızı suya soktuk. Fakat su o kadar soğuk ki, hemen çıkarmak istiyorsunuz ayaklarınızı sudan.

Oğlumla seyir terasına doğru çıkıyoruz.
Şelale tabiat parkı olarak kabul edilmiş. Etrafa yapılan tesisler şelaleye olan ilgiyi artırmış olmalı. Marketi, mescidi, lokantası, temiz lavaboları, yürüyüş yolları ve seyir terası ile bir kompleks haline getirilmiş alan. Seyir terasından şelalenin manzarasını izlemek diğer yerlere göre daha keyif veriyor.














Sivas'ın Karadeniz'e uzanan eli olan Akıncılar'dan başlayıp, Gölova'dan devam eden yolculuğumuz Giresun, Gümüşhane, Sivas ü...

Yedikıta Dergisi - Haziran 2019 (Sayı:130)


Haziran sayısında 'Mukaddes toprakların Portekizlilere karşı ilk müdafaası' ana başlığıyla tarih severlere ulaşan Yedikıta, dolu içeriğiyle herkese hitap ediyor. 
Osmanlı'nın hakimiyeti henüz oralara ulaşmamışken, Selman Reis'in gayretleri ile Kızıldeniz'i ve akabinde Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere'yi hedef alan Portekizlilere karşı verilen mücadele Prof. Dr. İdris Bostan'ın ifadeleriyle okuyucuya ulaşıyor.
Geçmişten günümüze Maveraünnehir.. İlgimi çeken başlıklar arasında. Maveraünnehir'in mazisine kısa bir yolculuk sayılacak bu bölüm; Maveraünnehir'de kimler yetişmiş, nasıl yaşamışlar suallerine cevap arıyor. 
2. Abdülhamit ve Yıldız istihbaratı, Mescid-i Haram’da Osmanlı Revakları, Osmanlı Toprakları gibi diğer konular da ilgiyle okunacak başlıklar arasında. Berceste kısmında yer alan vecize insanı kendiyle hesaplaşmaya götürüyor: 'Çok hizmet etmiştir "Etmedim" diyen' Behcet (Ahmed)

Daha fazlası dergide ve https://yedikita.com.tr adresinde.

Haziran sayısında 'Mukaddes toprakların Portekizlilere karşı ilk müdafaası' ana başlığıyla tarih severlere ulaşan Yedikıta, dolu ...

Bayramdan Sonra


'Nerede o eski bayramlar' diye sitem eden mahallenin büyükleri birer birer aramızdan ayrılırken bizler eski bayramlara özlem duymaya başlıyoruz. 'Nerede o eski bayramlar' galatının kulaklarımızdaki aksi dilimizde yeniden hayat buluyor. Bayram günleri yaklaştıkça artan heyecanımız bayram biterken yerini özleme bırakıyor. 

Eski bayramlara özlemi ilk olarak bayram namazı vaktinde hissediyorum. Son birkaç bayramda camiye bir başıma yöneliyorum. Yol arkadaşım ile gurbet ile vuslat arasında ayrı diyarlardayız. Halbuki evden çıktığım anda 'Hadi geç kalacağız.' diye karşıdan gelen sesi kulaklarımda tazeliğini koruyor.
Namaz sonrası bayram kahvaltısı buruk başlıyor. Komşulardan İsmail dayının, 'büyüksüz ev eksik olur' sözünü düşünürken büyüksüz ilk bayramın hüznü yüreklerime doluyor. Hakikaten eksik oluyormuş büyüksüz ev, özellikle de bayram günleri. Her bayram geleni gideni eksik olmayan, mahallelinin bayramlarda ilk adresi olan evimiz kocaman bir sessizliğin ortasında şimdi. Öyle ki, sokak bile sükuta boğulmuş gibi hissediyorum.
Burukluğumu bir yana bırakıp bayram tebriği için yola düşüyorum. Uzak yakın arkadaşlar, akrabalar, komşular... Bugün bayramlaşma günüdür. Adımlarımın gittiği evlerde şekerler eski zamanlara göre daha lüks, ikramlar daha fazla. Ancak şekerler eski sıcaklığını yitirmiş, ikramlar samimiyetten uzak. Belki de bana öyle geliyor. Bir de içimizi ısıtan çayların yerini meşrubat gurubu(kola, fanta, gazoz vs.) kapmış gibi. Esasen samimiyetin yokluğunu bu durumdan anlıyorum.
Uzaktaki eş, dost, akrabaya telefonlar ediyoruz, mesajlar gönderiyoruz. İyi dilek temennileriyle süslü kelimeler yüreğimizden süzülüp karşı tarafa ulaşıyor. 

Her neyse... Bir bayram daha geride kalırken, eski bayramlar daha güzeldi düşüncesinden kendini alamıyorum. Esasında eski bayramlar değil güzel olan. Bu cümlenin esası 'Eskiden daha güzeldi bayramlar.' şeklinde olmalı.  Bayramlarda değişen çok şey olmasa da zaman değiştikçe eski güzellikleri fark edemiyoruz.
Belki çocukluğumuzdan biraz daha uzaklaştığımız için, belki bayramlarda şekere doyduğumuz için eski bayramlar daha hoş geliyor bize. Her geçen gün hayat meşgalesi içine daha fazla dalarak çocukluğumuzun saflığını kaybettiğimiz için samimiyetini, dolayısıyla güzelliğini yitiriyor bayramlar.
Hasılı, sormak lazım okuyucuya; Bayram çocuklara mı güzel, yoksa çocukken mi güzeldi? 

' Nerede o eski bayramlar ' diye sitem eden mahallenin büyükleri birer birer aramızdan ayrılırken bizler eski bayramlara özlem d...

Bayram...


Yer gök bayram diyor bu sabah! Takvimler bayramı işaret ediyor. Her bayram sabahı ulvi bir sükunet doluyor yüreğime. Nerede o eski bayramlar! diye sitemlerimiz her bayram artıyor olsa da bayramlar hala güzel.
Bayram deyince çok şeyler geliyor aklımıza: şekerler, baklavalar, bayramlıklar, eş-dost-akrabalar vs. Bunlara ilaveten bir de Abdürrahim Karakoç'un Bayramlar Bayram Ola şiiri gelir aklıma. Sebebini anlayamadığım bir şekilde bu şiiri düşünürüm ne hikmetse. 
Aşağıya şiirden birkaç dize bırakıyorum. 
Bu vesileyle bayramınızı tebrik eder, hayırlı bayramlar dilerim. 

Alem-i İslam'a rahmet su gibi
Aksın bayram olsun bayramlarınız.
Evleriniz cennet kokusu gibi
Koksun bayram olsun bayramlarınız.
Uygur Kazak Kırgız Azeri'nizden
Gitmesin gardaşlık nazarınızdan
Zalimler zulmünü üzerinizden
Çeksin bayram olsun bayramlarınız.
Haksızlık almasın Hak'kın yerini
Aşsın boyunuzdan aşkın derini
Kimi gözyaşını kimi terini
Döksün bayram olsun bayramlarınız.
Kök bir dallar ayrı ki İslam bir gül
Afganistan bir gül Türkistan bir gül
Vahdet bahçesine her insan bir gül
Diksin bayram olsun bayramlarınız.
Mağdurlar mazlumlar ersin felaha
Vuslata varanlar varsın bir daha
İrfan tohumunu gece sabaha
Eksin bayram olsun bayramlarınız.
Kandır zalimlerin zulüm çiçeği
Öldürür cehalet ölüm çiçeği
Gençler yakasına ilim çiçeği
Taksın bayram olsun bayramlarınız.
Hazreti Resul'ün nurlu katına
Gitmek isteyenler binsin atına
Küfrün saltanatı yerin altına
Çöksün bayram olsun bayramlarınız.
Ne makam ne para olamaz ölçek
Kurtuluş İslam'da vallahi gerçek
Bu mübarek sevda bizleri tek tek
Yaksın bayram olsun bayramlarınız.

Abdurrahim Karakoç


Yer gök bayram diyor bu sabah! Takvimler bayramı işaret ediyor. Her bayram sabahı ulvi bir sükunet doluyor yüreğime. Nerede o eski bayram...

Mayıs Ayında Neler Okudum? 2019



Mayıs ayı okumalarıma geçmeden önce kitap alışverişimden bahsedeyim. Kidega.com üzerinden yaptığım alışverişte siparişim 50 tl üzerinde olduğu için kitap hediye ettiler. Sundukları 5 kitap arasından İçimizdeki Şeytan kitabını seçtim. Gene aynı alışverişte enpara kartımı kullandığım için 10 tl indirim kazandım. Bu indirimi de her ayın beşi gibi hesaba iade ediyorlar. Kampanya birkaç ay devam edecekmiş. Siz kıymetli okuyuculara bilgi vermek istedim. 

Şimdi gelelim Mayıs'ta okuduklarıma.

Müslüman Psikologların Çıkmazı

İsmiyle ilgi ve merak uyandıran bir kitap: Müslüman Psikologların Çıkmazı. Mayıs ayı okumalarımda ilk sırada yer aldı. Batı ve İslam ekseninde psikoloji ekollerini tartışıyor. Psikolojiye ilgi duyanların okumasını tavsiye ederim. Kitapla ilgili detaylı bilgi Tavsiye Kitap: Müslüman Psikologların Çıkmazı(11) adresinde mevcut.

Ülker Fırtınası - Safiye Erol

Az bilinen Cumhuriyet dönemi yazarlarından biri Safiye Erol. Güzel üslubu ile aşk, insan, musiki etrafında Cumhuriyet dönemi çatışmalarını ele alıyor. Kitap hakkında daha fazlası için Ülker Fırtınası - Safiye Erol I KitapYorum(23) linkine tıklayın.

Yetenekli Çocuğun Dramı - Alice Miller

Alice Miller çocukluk dönemi bastırılan duygular üzerine çalışan bir terapist. Yetenekli Çocuğun Dramı’nda çocukluk dönemi yeteneklerinden olan duyguların bastırılmak suretiye yok oluşunu anlatıyor. Detaylar, Yetenekli Çocuğun Dramı - Alice Miller I KitapYorum(24) adresinde.

Tarla Kuşunun Sesi - Mustafa Kutlu

Tarla Kuşunun Sesi kitabında Kutlu, toprağı, vatanı, aşkı, maziyle atiyi harmanlıyor. Yaylaları, köyleri, küçük kasabalarda geçen hayatları usta bir dille, doğal akışını bozmadan anlatıyor. Severek okuduğum, notlar aldığım bir hikaye oldu. Kitap hakkında yorumum Tarla Kuşunun Sesi - Mustafa Kutlu I KitapYorum(25) adresinde.

Kendini Bulmak - İmam Gazali

Mayıs ayında bitirdiğim son kitap. Hüccetül İslam İmam Gazali’nin Kendini Bulmak kitabı. Gazali kendini bilen Ragbini bilir hadisi şerifi ışığında kendini tanımanın ehemmiyetini anlatıyor. Kendini tanımak, Dünyayı tanımak, Allah’ı tanımak gibi bölümlerin yer aldığı kitap kendini bulma yolculuğunda faydalı bir rehber olabilir. 

Mayıs ayı okumalarıma geçmeden önce kitap alışverişimden bahsedeyim. Kidega.com üzerinden yaptığım alışverişte siparişim 50 tl üzer...

Beni Korkutan Ne? Heidi Howarth


Beni Korkutan Ne?
Heidi Howarth (Yazar)
Daniel Howarth (Çizer)
Ekrem Emre Sezer(Çevirmen)
Tübitak Yayınları

Zaman zaman çocuklar için faydalı olacağını düşündüğüm kitaplar hakkında da paylaşım yapacağım blogda. Oğlumun sevgiyle ve ilgiyle takip ettiği kitaplardan biri olan Beni Korkutan Ne? bu minvalde bir paylaşım. Kapağında 6+ yaş üzeri için tavsiye edilse de, kitap 4 yaşına yaklaşan oğlumun gayet ilgisini çekti. 

Arka kapak yazısında şu şekilde tanıtılıyor kitap: 'Güçlü cesur ve korkusuz... Leopar denince akla İşte bunlar gelir. Peki ya birazcık korkak bir leopar olsaydınız Tıpkı Minik Leopar gibi...
O bu kitapta korkmanın bir zayıflık değil güvende olmayı sağlayan bir duygu olduğunu ve anne babasının da her zaman her konuda düşündüğü kadar güçlü cesur ve korkusuz olmadığını öğreniyor. Minik Leopar'ın korkularına dair neler keşfettiğini görmek için siz de ona katılın.'


Tübitak Yayınlarından çıkan Beni Korkutan Ne?, çocuklarda sıklıkla görülen korkuları ele alıyor. Temel duygulardan biri olan korku duygusunu minik leoparın yaşadıklarından hareketle okuyucuya sunan kitap, çocukların korku duygusunu anlamasını kolaylaştıracak türden. Başarı-başarısızlık, cesaret-korku gibi özelliklerin artmaya başladığı 6- yaş döneminin bu çatışmalarını çocuğunuza aktarmak için ideal bir kitap. Aynı zamanda abi/abla - kardeş atışmaları da var kitapta. 

Beni Korkutan Ne? Heidi Howarth (Yazar) Daniel Howarth (Çizer) Ekrem Emre Sezer(Çevirmen) Tübitak Yayınları Zaman zaman çocuk...

Tarla Kuşunun Sesi - Mustafa Kutlu I KitapYorum(25)


Mustafa Kutlu hikayeleri okumaya devam ediyorum. Tarla Kuşunun Sesi kitabında Kutlu, toprağı, vatanı, aşkı, maziyle atiyi harmanlıyor. Yaylaları, köyleri, küçük kasabalarda geçen hayatları usta bir dille, doğal akışını bozmadan anlatıyor. Kutlu'nun bir çok hikayesinde olduğu gibi Tarla Kuşunun Sesi'nde de hayat toprağın etrafında şekilleniyor.
Kutlu, Osmanlı'nın son devirlerini, Sultan Abdülhamit'i, İttihatçıları, Çanakkale'yi, Anadolu'nun kurtuluş mücadelesini, Cumhuriyet'i ve inkılapları halkın bakış açısıyla ele alıyor. Sonrasında daha yakın tarihe geliyoruz. Deniz kıyılarının betonlaşma serüveninden ipuçları yakalarken, eski ile yeni kuşağın çatışmalarını okuyoruz.
Özet ve Yorum
Hikaye iki kısımdan oluşuyor. Birinci kısım Molla Murat'ın yaşadıkları etrafında şekilleniyor. İkinci kısım ise Molla Murat'ın torunu Hamit etrafında şekilleniyor.

Birinci kısımda destansı bir anlatımla Molla Murat'ın hikayesini okuyoruz. Molla Murat Sultan Abdülhamit döneminde yaylalarda yaşayan bir yörük. Bir bey kızına sevdalanır. Evlenirler, fakat kaderin cilvesi evlilikleri biter. Molla Murat daha sonraki süreçte başkasıyla evlenir. Zaman geçip giderken çocukları olur. İlk çocuğunu evlendirdiği günlerde 1. dünya savaşı patlak verir. Savaş sona erdiğinde köyden, kasabadan giden diğer gençler gibi Molla Murat'ın çocukları da cepheden dönmez. Babası cepheye gittiği günlerde dünyaya gelen Hamit, Molla Murat'ın evlad ü iyalinden kalan tek kişidir. Molla Murat'ın variyeti Hamit'e kalacaktır.
Molla Murat ömrü boyunca Sultan Abdülhamit dönemi olaylarına, sancılı savaş yıllarına, Cumhuriyete, yapılan devrimlere, bu devrimlerin halktaki yansımalarına şahitlik eder.
Hikayenin ikinci kısmında Hamit'i ve çocuklarının hayatı yer alıyor. Hamit Bey, kendilerine sonsuz nimetler veren, zenginleştiren toprağa ehemmiyet verirken; çocukları toprakları bir an evvel satıp kısa yoldan çok zengin olmak hayalindedir. Bu durum baba ile çocuklar arasında çatışmalara sebep olmaktadır.
Hikayenin bu kısmında yıldız futbolcu olmak hayali ile heba olan hayatları, zengin olma hırsıyla her şeyi yapmayı göze alanları görürüz. Aynı zamanda çok parayla büyük şehirden gelip güzelim toprağı betonlaştıranları, hazır paranın çabuk yendiğini hesap etmeyip toprağını terk edenleri görürüz. Neticede, Hamit Bey'in toraklarını satmamak mücadelesi devam ediyor.

Mustafa Kutlu hikayeleri okumaya devam ediyorum. Tarla Kuşunun Sesi kitabında Kutlu, toprağı, vatanı, aşkı, maziyle atiyi harmanlıyor. Ya...

Vatan Nedir? İktibas#38


...Vatan kültür değildir, sadece dil, sadece müzik, sadece halk oyunu, sadece din, sadece bayrak, sadece sadaka taşı, sadece vergi, sadece milli gelir değildir. Vatan kişinin karnının doyduğu yer de olabilir gözyaşının aktığı yer de. 
...Bu sebeple Çanakkale Şehitleri, Sarıkamış, Sakarya, Mohaç, Niğbolu, İstanbul’un fethi, İstiklal Savaşı ve İstiklal Marşı vatandır. Vatanın tapusu şehitlerin mezar taşlarıdır. 
...Vatan sevmektir, benimsemektir, önemsemektir. Vatan mevcudun mânasıdır. Vatan ecdadın mirasıdır. Vatan nutuk değil vasiyettir. Hem vasiyet hem nasihattır. Vatan verilmiş sözdür. Söz namustur. Namusun ne olduğunu namussuzlardan başka herkes bilir. 
...Vatan Yunus'tur. Yunus Emre'dir, neden, çünkü vatan onun yokluğunda yerine koyacak bir şey bulamamaktır. Vatan dayanışma, paylaşma, adalet, şefkat, merhamet ve fazilettir. 
Vatan bu dünyada ahiret için çalışacak bir imtihan mekanıdır. Vatan kitaplar, kütüphaneler, alimler, şeyhler, tekkeler, üniversiteler, taş-toprak-kuş-ağaç ve uçsuz bucaksız bozkırdır. Bozkırda esen rüzgardır. Kangal iti, sürü, çoban ve kavaldır. Vatan Nemrut'ta batan güneş, İshakpaşa Sarayı'na dolan gün ışığıdır. Vatan Ayasofya, Hacı Bayram, Akşemseddin, Eyup Sultan ve Hacı Bektaş'tır. Tarla Kuşunun Sesi, Mustafa Kutlu. Sayfa, 87-88.

... Vatan kültür değildir, sadece dil, sadece müzik, sadece halk oyunu, sadece din, sadece bayrak, sadece sadaka taşı, sadece vergi, sad...

Yetenekli Çocuğun Dramı - Alice Miller I KitapYorum(24)


Alice Miller bir psikoterapist.
Çocukluk döneminde bastırılmış ve bilinçdışına itilmiş duyguların ortaya çıkarılmasını, bunun çoğunlukla terapi ile mümkün olduğunu ifade ediyor. Öyle ki, çocukluk döneminde bastırılan duygular kişinin hayatı boyunca etkili oluyor, kişiyi bunalım veya büyüklük tutkusuna itiyor. Miller'in büyüklük tutkusu ile kastettiği şey, kibirlenmek değil; daima 'bir şeyler başarmak' peşinde olmak.
Alice Miller, erken çocukluk döneminde insanların aile ve çevre tarafından -bilerek yada bilmeyerek-baskı gördüğünü, mevcut yetenekleri olan duygularının köreldiğini savunuyor. Ebeveynler yaptıkları ile çocukların duygularını bastırmasına, çocukların aşağılanmasına sebep oluyorlar. Miller bu durumları çeşitli misaller üzerinden ele almış. Mesela, 'sen yapamazsın, yiyemezsin' gibi söylemlerin çocuklar için aşağılayıcı olduğunu(misaller üzerinden); çocuğa şarta bağlı sevgi sunmanın çocuğun duygularını körelttiğini ifade ediyor. Ebeveyn baskısı ile çocuğun üzüntü, öfke ve bazen sevinç duygusunun bastırılması, çocuğun aile tarafından arzulanan biri hale gelmesine katkı sağlasa da esasında çocuk benliğini kaybediyor. 
Miller, 'Duyguların körelmesi ile 'sahte benlik' geliştiriyorlar' diyor. Bu sahte benlikten kurtulmak ancak duygulanma yeteneğinin yeniden kazanılması ile mümkün. Miller'in terapide odaklandığı nokta da sahte benlikten kurtulmak, duyguları yeniden yaşamak.
Neticede Alice Miller benlik gelişiminde duyguların önemini vurguladığı Yetenekli Çocuğun Dramı'nda, duygulanma yeteneği elinden alınan çocukların durumunu ele alıyor.

Kitaptan İktibaslar

Annenin çocuğa onun tüm yaşamı boyunca mutlaka ihtiyaç duyacağı şeyleri verebilmesinin ön koşulu annenin yeni doğan bebekten ayrı bir mekanda tutulmamasıdır.
İnsanları genellikle öldüren, bilinçli olarak yaşanınca gerçeği ortaya çıkarabilen duyguların bilinçten itilmesi, yok sayılıp bastırılmasıdır.
Giderek daha açık biçimde görülüyor ki, psikanaliz çocukluk gerçeğinin önemini kabullenmek konusunda artık tümüyle Freud'un bakış açısına bağlı kalmamakta ve eski katılığından da gittikçe daha fazla vazgeçmektedir.

Alice Miller bir psikoterapist. Çocukluk döneminde bastırılmış ve bilinçdışına itilmiş duyguların ortaya çıkarılmasını, bunun çoğunlukl...

İnsan ve Hayat Mayıs 2019


Düzenli takip ettiğim dergilerden biri, İnsan ve Hayat. Mayıs sayısı merakımı cezbeden içeriklerle geldi: Tuna'dan İstanbul'a Beş Asırlık Dostluk temasıyla birlikte güncel mevzular. 
Balkanlarda Türk izlerinin peşinde seyahat, Yavuz Bülent Bakiler'in kitaplarını hatırlattı bana. Balkanlarda Osmanlı mimarisinin izlerini, kaybolan tarihi ve kültürü okurken; Karlofça Antlaşmasının yapıldığı yerde kurulan çadırı öğrendim. 4 kapılı çadırın bir kapısı senelerce kapalı tutulmuş. Osmanlı'yı ve Türkleri temsil eden bu kapı, 'Artık Türkler buralara gelemez.' düşüncesiyle uzun senelerce kapalı kalmış. 

Diğer içerikler arasında hitabetin püf noktaları, Afrika Günlükleri, İki Çocukla Umre gibi yazılar var. Afrika Günlüklerinde duyguların dili olmadığını(kocası ölen bir kadına taziyeye gittiklerini anlatıyor yazar) bir kez daha öğreniyor, dergiye yeni eklenen bir bölümde İstanbul'da yaşayan Endonezyalı çift ile yapılan mülakatı okuyoruz. Şöyle diyor, Endonezyalı çift: 'Buraya gelmeden Türkiye'yi Avrupa ülkesi sanıyorduk. Ama değilmiş.'. Daha sonra ise Türkiye'de evlenmenin zorluğundan bahsediyorlar.

Son olarak, dergiden not ettiğim şu cümle ile yazıyı tamam edelim: 'İnsanın en iyi şekilde ilim öğrenebilmesi için gözünün maviye de, yeşile de doyması gerekir.'

Düzenli takip ettiğim dergilerden biri, İnsan ve Hayat. Mayıs sayısı merakımı cezbeden içeriklerle geldi: Tuna'dan İstanbul'a Beş...

Ülker Fırtınası - Safiye Erol I KitapYorum(23)


Safiye Erol, geç keşfettiğim bir yazar. Semiha Ayverdi'nin defaatle ifade ettiği gibi, 'harika bir üslupçu'. Okuduğum ilk romanı Ciğerdelen'de, Türk varlığının Balkanlar'dan adım adım çekilişini ustalıkla anlatırken; Ülker Fırtınası'nda Cumhuriyet sonrası İstanbul'un panoramasını sunuyor. Bu panoramada aşk var, insan var, musiki var. Aynı zamanda doğu ile batı arasında sıkışan hayatlar var. Cumhuriyet'in 10. senesi, soyadı kanunu, harf inkılabı da o dönemde oluyor. Bütün bu olanların hayata tesirini görmek mümkün.

Özet ve Yorum

Nuran Avrupa'da musiki tahsilini tamamlayıp gelmiştir. Alafranga musikiye tutkulu, alaturka musikiye karşıdır. Lakin tahsilini tamamlayıp İstanbul'a geldiği günlerde alaturka musiki yapan Sermet'e aşık olur. Evlenme hayalleri kurarken Sermet'in evli ve dört çocuk sahibi öğrenir. Bu noktadan sonra ne evlenebilirler, ne de ayrılabilirler.
Böylece Nuran için Ülker Fırtınası başlar. Ülker Fırtınası gelip geçse de Nuran ve Sermet birbirleriyle görüşmeye devam ederler.
Nuran'ın kuzenleri; Selçuk ile Turan da Avrupa'da tahsil görmüştür. Romanda Nuran, Sermet, Turan, Selçuk, Dilruba Hanım, Numan, Ali Fethi Bey gibi karakterler etrafında vuku bulan olaylar, şark ile garbın mücadelesine şahitlik ediyor.
Neticede aşk, insan, musiki üçgeninde 1930'lu senelerin İstanbul'u dimağımızda canlanıyor. 

Neleri Sevdim/Sevmedim

Giriş cümlelerimde ifade ettiğim gibi kitabın üslubu çok güzel. Olay örgüsü, tasvirler vs. de güzel. Sevmediğim bir şey varsa, o da, olay örgüsünün yasak aşklar üzerine kurgulanmış olması olabilir.

Kitaptan İktibaslar

Sevgimden şüphe ederek beni incitmeyiniz.

Hakikat nerede başlar?Kelimelerin tükendiği yerde...

Hatırlamak tekrar yaşamak demektir.

İdeal Türk ,Türk olmanın mesûliyetini, millete karşı borcunu en çok duyan ve ona göre çalışan adamdır.

Safiye Erol, geç keşfettiğim bir yazar. Semiha Ayverdi'nin defaatle ifade ettiği gibi, 'harika bir üslupçu'. Okuduğum ilk rom...

Tavsiye Kitap: Müslüman Psikologların Çıkmazı(11)


Müslüman Psikologların Çıkmazı
Prof. Dr. Malik Bedri
Mahya Yayıncılık
3. Baskı-2018

Müslüman psikologlar bir çıkmazın içinde midir? Müslüman psikologlar sağa sola bakmadan batılı psikologların peşinde kertenkele deliğine mi girmektedir? Bu çıkmazdan kurtulmak mümkün müdür? Kertenkele deliğine girmeyen Müslüman psikolog olur mu?

Prof. Dr. Malik Bedri bu sorular ışığında Müslüman psikologların durumunu sorguluyor. Peygamber Efendimiz’in(sav), ‘Onlar bir kertenkele deliğine girseler, sizler de onları takip edeceksiniz.’ hadisi şerifini referans noktası olarak seçtiğini söyleyebiliriz. Bu sorgulamaları yaparken psikoloji bilimini ve batı psikolojisini toptan reddetmek gibi bir yola girmiyor. Bilhassa psikoloji ekollerinin referans noktası olan insan doğasının felsefi/psikolojik temelleri noktasında batı psikolojisine karşı çıkıyor. Fıtratı dikkate almayan psikolojinin Müslümanları çıkmaza sürüklediğini ifade ediyor.

Psikoloji bilimine yön veren ekollerden biri olan davranışçılığın dini, koşullandırma ve reflekslerden ibaret görmesi İslam düşüncesine ters düşüyor. Gene öğrenilen her şeyin ödül ve cezanın etkisiyle koşullanma yoluyla öğrenildiği iddiası da yazarın davranışçılığa yaptığı eleştirilerden. Aynı zamanda davranışçıların temel vurgusu olan koşullanma insan var olalıdan beri kullanılmaktadır. Yazar bu duruma eski Arapların şahinleri koşullandırmasını misal veriyor.  Koşullanma üzerine İslam ulemasının çalışmaları olduğunu hatırlatan yazar, İmam Gazali’nin koşullanma refleksi üzerine yapılan bir araştırmaya atıfla iddiasını kuvvetlendiriyor.

Sonraki bölümlerde Freud ekolünün bilimsel olmadığı ve İslamın insan doğası tanımı ile tezat teşkil ettiğini vurgulayan yazar; ‘çocuk her zaman haklıdır.’ şeklinde özetlediği batıda çocuk psikolojisi tanımının kültürel/dini normları dikkate almadığını ifade ediyor. Bu haliyle batının çocuk psikolojisi teori ve uygulamalarının elemeye tabi tutulmadan Müslüman toplumlarda uygulanmasını akademik ve sosyal suç olarak görüyor.

Freud ekolünün bilimsel dayanağı olmaması ve psikoterapide yeterince işlevsel olmaması sebebiyle batı psikolojisinde bile artık kullanılmamaya başladığı, buna karşın bazı Müslüman psikologların evrensel gerçeklermiş gibi Freud’un görüş ve yöntemlerini Müslüman toplumlarda uygulamaya çalıştığını belirtiyor.

Yazar Müslüman psikologların bu çıkmazdan kurtulabileceklerini, bu minvalde ilk adımların atıldığını ifade ediyor. Müslüman psikologların ise bilhassa psikoterapi, psikometri, sosyal psikoloji, eğitim psikolojisi, kişilik psikolojisi gibi alanlarda İslami temelleri olan çalışmalar yapmaları; batı psikolojisinin kültür ve dini normlara uyarlanıp kullanılmasının İslama ve Müslümanlara faydalı olacağı görüşünü dile getiriyor.

Netice itibariyle Malik Bedri bu kitabında batı psikolojisinin işlevsel metodlarını kullanabileceğimizi, İslami temelleri olan psikoloji araştırma ve çalışmalarının artması gerektiğini vurguluyor.

Müslüman Psikologların Çıkmazı Prof. Dr. Malik Bedri Mahya Yayıncılık 3. Baskı-2018 Müslüman psikologlar bir çıkmazın içinde mi...

Nisan Ayında Okuduklarım-2019

Kendini Bulmak - İhsan Fazlıoğlu

Geçtiğimiz aylarda yazarın Kendini Aramak isimli kitabını okumuştum. kitap onun devamı niteliğinde. Tarihi, felsefi ve dini perspektiflerden hareketle insanı bulmaya çalışıyor. Yazarın kullandığı felsefi dil zaman zaman kitabı anlaşılmaz hale getiriyor.

Rehberlikte Bütüncül Psikoterapi - Tahir Özakkaş

Tahir Özakkaş, Psikoterapi üzerine eğitimler veren bir psikiyatrisi. Kitap, yazarın çeşitli kurumlarda yaptığı konuşmaların dökümünden oluşuyor. Ergenleri anlamak ve kişilik özellikleri üzerinde kültürün etkisi dikkat çeken başlıklar arasında yer alıyor. Farklı yerlerde olsa da aynı konular konuşulduğu için kitabın bazı bölümlerinde tekrarlar. var.

Modern Psikoloji Tarihi

Psikolojinin felsefeden ayrılarak bilim haline gelmesi süreci ile daha sonraki gelişimini anlatıyor kitap. Psikoloji öğrencileri için ders kitabı niteliğinde(Belki ders kitabı olarak kullanılıyordur).

Fark Et Düşün Hisset Yaşa - Hakan Türkçapar

Nisan ayının en verimli kitabı. Aynı zamanda -yukarıdaki kitapların aksine- herkese hitap ediyor. Ülkemizde Bilişsel Davranışçı Terapinin önde gelen isimlerinden Hakan Türkçapar'ın kaleme aldığı kitap kendi kendine yardım kitabı. Anlaşılır, sade ve kısa içeriği sayesinde herkesin okuyabileceği bir kitap. Günübirlik sıkıntıların çözümünde faydalı olacağını düşünüyorum.

Kendini Bulmak - İhsan Fazlıoğlu Geçtiğimiz aylarda yazarın Kendini Aramak isimli kitabını okumuştum. kitap onun devamı niteliğinde. Ta...

Hayatın Dengesini Ararken-İktibas#37




Teknoloji hızla gelişiyor. Bu gelişim hayatımıza güzel şeyler getirdiği gibi güzel şeyler de götürüyor hayatımızdan. Teknolojinin getirdiklerini ve götürdüklerini saymak bile zor artık. Daha önce Teknoloji Tembelleştirir mi? diye sorduğum bir soru ile teknolojinin getirdiklerini/götürdüklerini sorgulamıştık.
Hayatımın büyük bir kısmı köyde ve kırsallığı ön planda olan ilçelerde geçti. Bu sebeple doğaya/toprağa yakın olmayı önemsiyorum. Kırsaldan uzakta kaldığım zamanlarda telefon/bilgisayar üzerinden doğaya yakın olmaya çalışırdım. Kuş cıvıltılarını, orman veya ırmak esintilerini telefon üzerinden dinlerdim. Gerçek ortamdaki hissiyatı vermese de ciddi bir rahatlama sağlıyordu. Teknolojik gelişmenin dolaylı sonuçlarından kentleşmenin getirdiği doğadan uzaklaşma durumunu, gene teknolojinin getirisi olan İnternet üzerinden yaşıyordum.
Bu durum Hasan Bacanlı'nın Küçük Prens ile konuşturduğu bir kızın söylediklerinden sonra geldi aklıma. Hayatımızda konfor artıyor fakat bizim bir miktar konforsuzluğa (hareketliliğe) olan ihtiyacımız devam ediyor. Konforlu bir hayat için de bir miktar konforsuzluk şart gibi gözüküyor. Sözü uzatmadan bu düşünceleri tetikleyen cümleleri paylaşayım:
'İnsanlar çeşmeleri evlerine kadar getirdiler. Sonra da çeşmeye kadar giderken yapacakları yürümenin yerini tutacak yürüyüş bandı almak zorunda kaldılar.' dedi kız. 'Bir yandan suyu getirdiler ama suya gitmenin yararını unuttular. Şimdi de yürüyüş bandı ile sadece fiziksel etkilerini yeniden kazanmaya çalışıyorlar. Artık çeşmeye yürümenin psikolojik etkisini kimse hatırlamıyor. Onu başka türlü almanın yolu da yok.' Küçük Prens'in Peşinde, Hasan Bacanlı, syf:76.

Teknoloji hızla gelişiyor. Bu gelişim hayatımıza güzel şeyler getirdiği gibi güzel şeyler de götürüyor hayatımızdan. Teknolojinin ...

7 Madde İle Müslümanların Problemleri



Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla müslümanların problemleri üzerine tartışmalarımız oldu. Problemlerin neler olduğu konusunda hem fikir olamasak da Türkiye’de yahut dünyada müslümanların karşı karşıya olduğu problemler üzerine düşünmek açısından faydalı bir tartışma oldu, benim açımdan. Bu düşünmeler neticesinde çeşitli sıkıntılar fark ettim. Aklıma gelen sıkıntıları sizinle de paylaşmak istedim. Belki benim aklıma gelmeyenler de vardır. 
Parantez içerisinde paylaştığım rakamları dipnot olarak koydum. Yazdığım şeyleri duyduğum haber kaynakları, iddialar, araştırmalar, fetvalar vs. dipnotlara ilişin açıklamlarda mevcut.

  1. Müslümanların yaşadıkları sıkıntılar üzerine ilk aklıma gelenlerden biri geçtiğimiz haftalarda yaşanan Suud prensinin Kabe’nin üstüne çıkması hadisesi oldu.(1) Benzer şekilde Kabe’nin etrafında çok katlı binaların durumu da problemlerden biri olarak gözüme çarptı.(2)
  2. Türkiye’de sayıları hızla artan domuz çiftliklerini de problem olarak görüyorum. Problem olarak gördüğüm nokta şurası: geçtiğimiz haftalarda ünlü bir pide firması tarafından kullanılan ürünlerde domuz eti bulunması.(3) Malumunuz olduğu üzere domuz eti yemek müslümanlara yasak kılınmıştır. İsteyenin domuz eti isteyenin sığır eti alabileceği şekilde düzenlemelerin olmaması problem olarak karşımıza çıkıyor. Yukarda bahsettiğim haberlere benzer iddialar zaman zaman gündeme geliyor.(4) Yetkililerin bu konuda açıklama yapmıyor olması, sayıları yüzün üzerinde olan domuz çiftliklerinin[1996 senesinde 80’in üzerindeymiş. Şimdi 100’ün üzerinde olduğu söyleniyor.(5)] amacının ne olduğu(ithalat olmadığına göre, nüfusun büyük çoğunluğu müslüman olduğuna göre bu etler ne oluyor!) gibi konular anlaşılmayı bekliyor. Aryıca ünlü et ve süt ürünleri firmalarının domuz çiftliklerinin de olması durumu daha da şaibeli hale getiriyor.(6) son olarak edindiğim bir bilgi de Türkiye’deki domuz eti üretimine dair: Türkiye’de senede 6 milyon ton kırmızı et tüketiliyor. Gene Türkiye’de senede 3 milyon ton domuz eti üretiliyor.(7)
  3. Problem olarak gördüğüm hususlardan bir tanesi de Et ve Süt Kurumu’nca ithal edilen etlerin durumu.(8) İslam’da müslümanların yiyebileceği etler belli kuralları taşıyor olmalıdır. Helal beslenme, helal kesim gibi kurallar bu noktada önemlidir. İthal edilen etlerin İslami usüllere göre kesilip kesilmemesi hususunda endişelerimin olması bu maddeye yer vermeme sebep oldu. Ayrıca ithal edilen etler ne etidir? İslami usüllere göre kesilmiş midir? 
  4. Eğitim boyutunda da bazen sıkıntılar olabiliyor. Sosyal sıkıntıların yanısıra dikkatimi çeken İslami sıkıntılar da var. Bunlardan biri imam hatip lisesi öğrencilerinin deizme kayıyor olduğu iddiası.(9) Bu iddiaya ilişkin araştırma(10) raporu gündemi meşgul etmiş, birçok siyasetçi ve ilahiyatçı bu iddialara karşı gelmişti. Fakat karşı gelenler arasında ciddi ve sağlam açıklamaları maalesef göremedik. Varsa da ben göremedim. 
  5. Bir diğer problem helal sertifikalı alkol iddiaları hakkında.(11) Geçtiğimiz aylarda haberlerde karşıma çıkan durum karşısında hayret ettim.(12)(13) Üzerinde helal sertifikası logosu bulunan alkoller, bir alkol firmasının helal bira üretme açıklamaları karşısında hala hayretteyim. Bu helal sertifikasını kim veriyor. Üzerinde helal sertifikalı o ürünler gerçekten helal mi? 
  6. Bir diğer mesele helal sertifikalar hakkında. Oradaki sıkıntı şu: Helal sertifikası veren kuruluşların birbiri ile akreditasyonu yok. Yani bir kurumun helal sertifikası verdiği ürüne, bir başka kurum helal sertifikası vermiyor. Çünkü dikkate aldıkları kriterlerde farklılık olabiliyor. Mesela, bir piliç üzerinden açıklayalım. Bir kurum tavuk üretiminde sadece tavuğun kesim şeklini dikkate alırken, bir diğer kurum tavuğun beslenmesinden tüketiciye ulaşıncaya kadar tüm süreci dikkate alıyor. Bu fark ile ilk kurumun helal dediği tavuğa ikinci kurum helal değil diyor. Buna benzer problemler de tüketiciyi şüphe de bırakıyor. Buna benzer şekilde sertifika Beren kurumların ücret karşılığı çalışması, günümüz şartlarında,  insanın aklına şüphe düşürüyor. Acaba parayı veren düdüğü çalıyor mu? 
  7. Bir diğer problem sigaranın haramlığı hakkında. Geçtiğimiz haftalarda Diyanet İşleri Başkanı’nın bu konularda açıklaması oldu: ‘Sigara haram olduğunu milletimize anlatmalıyız’, diye.(14) Problem olarak tanımladığım durum bu değil. Sigara’nın haramlığını(15) milletimize anlatmadan önce imamlara anlatmanın lüzumu. Zira, birçok imam sigara içmeye devam ediyor. Devam etmek bir yana sigaranın haram olduğunu düşünmüyor. Haram değil tahrimen (harama yakın) mekruh diyorlar.

Notlar

Burada saydığım problemler müslümanların bir boşlukta olduğu ile alakalı problemler. Ve maddeleri çoğaltmak mümkün: Beyaz etteki durum, tesettür tartışmaları gibi şeyler sayılabilir. Faiz meselesini saymıyorum bile. Zira faizin durumunu herkes biliyor. Fakat mevcut sistem içerisinden faize bulaşmamak da çok zor gibi.  Maddeleri çoğaltmadan problem olarak gördüğüm esas noktaya gelmek istiyorum. 
Netice itibariyle; 
- müslümanların helal beslenme noktasında muhtelif sıkıntılar yaşadığı,
- haramın helalin birbirine karışıyor olduğu,
- müslümanları helal ile haramı öğreneceği yerlerin güvensizliği/tutarsızlığı gibi problemler görülüyor. 

Dipnotlar

  1. https://www.yenicaggazetesi.com.tr/prens-selman-kabenin-catisina-cikti-223477h.htm
  2. https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/214703-yeni-mekke-projesi-degil-sanki-kabeyi-yoketme-plani#
  3. https://www.youtube.com/watch?v=ER341V9rW2A
  4. https://www.youtube.com/results?search_query=domuz+ti+pide
  5. http://www.gidaraporu.com/turkiye-domuz-ciftlikleri_g.htm
  6. https://teyit.org/turkiyedeki-bes-markanin-urunlerinde-domuz-eti-kullandigi-iddiasi/
  7. Helali Arama Stratejileri, İnsan ve Hayat kitaplığı, 2019
  8. https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/et-ve-sut-kurumu-300-tir-et-ithal-ediyor-2658536/
  9. https://www.mynet.com/imam-hatipliler-deizme-kayiyor-iddiasi-110103963504
  10. https://www.aydin.edu.tr/tr-tr/arastirma/arastirmamerkezleri/tarmer/programlarimiz/katıldigimiz-programlar/PublishingImages/Pages/Van---Yüzüncü-Yıl-Üniversitesi---Uluslararası-Deizm-Sempozyumu/Sempozyum%20Yayını%20-%20Din%20Karşıtı%20Çağdaş%20Akımlar%20ve%20Deizm%20-%20Van%202017.pdf (İmam Hatip Liselerinde İnanç Soru(n)ları, FatmaGünaydın. Sayfa 321-337)
  11. https://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/08/130802_economist_alkolsuz_bira
  12. http://www.gidaraporu.com/alkolsuz-halal-bira-ve-sarap-aldatmacasi_g.htm
  13. https://www.milligazete.com.tr/haber/1106314/helal-icki-aldatmacasi
  14. https://www.diyanet.tv/sigaranin-haram-oldugunu-milletimize-anlatmaliyiz
  15. https://www.youtube.com/watch?v=BduR0V-elY8.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla müslümanların problemleri üzerine tartışmalarımız oldu. Problemlerin neler olduğu konusunda h...

İyi Şeyler de Oluyor-İktibas#36


7Gün7Bilgi-6. Bölüm başlıklı paylaşımımda yer alan bir cümle okuyucularımın dikkatini çekti. Helali Arama Stratejileri kitabından iktibasla paylaştığım cümle benim de dikkatimi çekmişti. Cümle şu: 'Kötülükler konuşuldukça artarken, iyilikler konuşulmadığı için azalır.' Okuyucunun da dikkatini çekmesi üzerine iyi şeyleri konuşmaya daha fazla ağırlık vermemiz lazım, diye düşündüm. Her gün etrafımızda, ülkemizde, dünyada iyi ve kötü şeyler meydana geliyor. Bu olaylardan kötü olanlarını daha çok dillendiriyoruz. Öyle ki, 'kötü haber tez yayılır' sözü de durumun böyle olduğunu gösteriyor.
Bu konu üzerine düşünürken, iyi şeyleri de konuşmamız gerektiğini düşünmeye başladım. Bu sebeple iktibas bölümünde iyi bir olayı sizinle paylaşacağım. İyi şeyler de yazmalıyım, kararından sonra Yedikıta Dergisi'ne göz atarken bir iyi haberle karşılaştım. Tarih ve kütüphane konusuyla yakından ilgisi olan haber 'Bir Sandık Kaç Tarih Eder?' başlığıyla veriliyor. 
1800'lü yıllarda Konya'da yaşayan ve Hocazade Mehmed Efendi namıyla bilinen zatın, torunlarına bıraktığı sandıktan adeta tarih çıktı. Bazısı 400 yıllık olan kitapların 42 tanesi yazma eser, 80 tanesi ise nadir hüviyete sahip matbu kitaptan meydana geliyor. 5. kuşak torunları tarafından Konya Yazma Eserler Bölge Müdürlüğüne bağışalanan nadir kitaplar, Osmanlı medreselerinde okutulan sarf, nahiv, fıkıh, hadis, tefsir ve mantık ilimlerini ihtiva ediyor. ... koleksiyon; bakımi kayıt ve dijitalleştirme için kütüphaneye taşındı. Yedikıta Dergisi, Nisan 2019, Sayı: 128.
Bu paylaşımla birlikte zaman zaman blogumda iyi şeylere de yer vermeye çalışacağım. Belki de İyi Şeyler'e dair bir bölüm de açabilirim.

7Gün7Bilgi-6. Bölüm başlıklı paylaşımımda yer alan bir cümle okuyucularımın dikkatini çekti. Helali Arama Stratejileri kitabından iktiba...

7Gün7Bilgi-6. Bölüm



  • Psikoloji/Sağlık


Bağımlılıklar temelde iki sebebi vardır: Haz alma ve acıdan kaçma. İnsanlar bir şeyler yaparak haz alacaklarını yahut acıdan kurtulacaklarını(geçici olarak) koşullanma yoluyla öğrenirler. Her türlü bağımlılığın temelinde bu iki sebebi görmek mümkündür.

  • Sağlık/Gıda

Ülkemizde bir senede 6 milyon ton kırmızı et tüketiliyor. Gene ülkemizde senede 3 milyon ton domuz eti üretiliyor. Helali Arama Stratejileri kitabı

  • Sağlık/Uyku

Yapılan bir araştırmaya göre güneş doğmadan önce uyanmak beyni olumlu etkiliyor. Güneş doğduktan sonra uyanan insanların beyninde hücreler arası sıvı birikmeleri oluşuyor. Bu durum zamanla beyin ödemine yol açabiliyor. Mustafa Ulusoy, Yakınlık kitabı

  • Tarih

Hindistan'ın İngiliz sömürgesi altında olduğu yıllarda İngilizler halktan birçok şey için vergi almaktadır. Bu vergilerden bir tanesi de tuvalet için uygulanmaktadır. Evlerinde tuvaleti olanlardan ayrıca vergi alınmaktadır.

  • Tarih/İslam/Hayvan Hakları

Peygamberimizden(sav) çok hadis rivayet eden zatlardan biri olan Ebu Hureyre(ra) kediyi incitmemek için yaptığı bir davranışla bilinir. Kedilere her zaman iyi davranan Ebu Hureyre(ra) bir gün otururken, hırkasının üzerinde kedi uyumaktadır. Ebu Hureyr'nin (ra) kalkması icap eder ve kediyi rahatsı etmek istemez.Şöyle bir çözüm bulur: Hırkanın birazını keserek kediyi rahatsız etmeden olduğu yerden kalkar. Bu sebeple kendisine Ebu Hureyre lakabı verilir. Ebu Hureyre: Kedilerin Babası.

  • Bir Söz

Kötülükler konuştukça artarken, iyilikler konuşulmadığı için azalır. Helali arama Stratejileri kitabından.

  • Kelime

Asalak: 1. Hayvan ve bitkinin dokularından beslenen, onu zayıflatan, parazit.
2. Başkasının sırtından geçinen

Psikoloji/Sağlık Bağımlılıklar temelde iki sebebi vardır: Haz alma ve acıdan kaçma. İnsanlar bir şeyler yaparak haz alacaklarını y...

Mart Ayında Okuduklarım-2019


Dört Halifenin Menkıbeleri - Şemseddin Sivasi

Anadolu’nun Üç Şemsi’nden biri olan Şemseddin Sivasi Hazretleri tarafından kaleme alınan kitap, dört halifenin hayatından menkıbeler sunuyor. Dört büyük halife, ehli beyt, cennetle müjdelenen sahabeler gibi konularda menkıbelerden oluşan kitap bilhassa dört büyük halifenin Peygamberimiz nazarındaki kıymeti gözler önüne seriyor.

Sosyal Beceri Eğitimi - Hasan Bacanlı

Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanıyla alakalı okuduğum kitaplardan biri. Alanda çalışanlara hitap eden bir kitap.

Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar - Adem Güneş

Daha önceki bir yazımda kitap hakkında yorumlarımı yazmıştım: TavsiyeKitap: Doğru Bilinen Yanlışlar(9) Çocuk eğitimi noktasında temel noktalara temas eden kitap bilhassa anne-babalara hitap ediyor. Anne-baba adayları da kitaptan ziyadesiyle istifade edebilir. 

Tarihin Satır Aralarından

Kitap isminden anlaşıldığı üzere Tarihin Satır Aralarında kalmış anektodları okuyucu ile buluşturuyor.  Bir yazıda Niğde’nin bir köyünde kurulan vakfın, kışın aç kalan yabani hayvanlara yiyecek sağlamak amacıyla kurulduğunu okurken; bir başka yazıda El Cezeri’nin yaptığı abdest alma makinesini göreceksiniz. Tarihten kısa kısa kesitler okumayı sevenler için ideal.

Helali Arama Stratejileri

İnsan ve Hayat Kitaplığı’nın belki de en mühim kitabı. Baskıları hızla tükenen kitap; gelişimi hızla artan gıda endüstrisindeki süreci ele alıyor. Ekmekten, çikolataya; tavuktan, bulyona; kırmızı etten çiğ köfteye ve daha fazlasına uzanan bir yolda helal ve haram süreçleri elekten geçiriliyor. Domuz eti kullanımı, çikolata vb. ürünlere katılan koruyucu katkı maddelerinin muhtevası, una katılan kıl benzeri maddeler değerlendiriliyor. Helal ve sağlıklı gıdaya öncelik verenlere rehber bir kitap. 

Küçük Prensin Peşinde - Hasan Bacanlı

Kitap Küçük Prens’te eksik kalan noktaları tamam ediyor. Küçük Prens'in Peşinde I KitapYorum(22) isimli yazıda ifade ettiğim üzere Küçük Prens’i sevenlerin bu kitabıda seveceğini düşünüyorum. 

Dört Halifenin Menkıbeleri - Şemseddin Sivasi Anadolu’nun Üç Şemsi ’nden biri olan Şemseddin Sivasi Hazretleri tarafından kaleme al...