2016'da Okuduğum En İyi 10 Kitap


2016'nın son günlerindeyiz. İnsanlar bir yandan geçen senenin muhasebesini yaparken bir yandan gelecek sene için hedefler, hayaller belirliyor. Böyle bir hengamede, kendimce 2016 senesinin muhasebesini yaparken kitaplar da yerini aldı listemde. Kitap, en iyi dostlarımdan. Kitap okumak en büyük meşguliyetlerimden. 2016 senesinde okuduğum kitaplar arasından en etkili ve faideli olduğunu düşündüğüm 10 kitabı bloğuma taşıdım.

2016'nın son günlerindeyiz. İnsanlar bir yandan geçen senenin muhasebesini yaparken bir yandan gelecek sene için hedefler, hayaller...

Düş'lenecek Zamanlar


Ömürden bir seneyi daha geride bırakmaya yaklaştığımız şu günlerde, zemheri ayazıyla kavrulurken yanaklarımız, bacalardan tüten dumanlara karışıyor ‘ah’larımız… Hayal ile hatıralar arasında, soğuk Kars gecelerine hapsolan düşüncelerimiz, sessizliğe meydan okurcasına haykırıyor yüreğimize. Sokaklar tipiye mahkum, şehir bembeyaz örtülerle sarılı.

Ömürden bir seneyi daha geride bırakmaya yaklaştığımız şu günlerde, zemheri ayazıyla kavrulurken yanaklarımız, bacalardan tüten dumanla...

Amak-ı Hayal - Filibeli Ahmed Hilmi I KitapYorum(4)


Şu sıralar Filibeli Ahmet Hilmi’nin Amak-ı Hayal’ini okuyorum. Henüz sonuna ulaşamamış olmama rağmen oldukça etkilendiğimi söylemeliyim. Amak-ı Hayal, Hayalin Derinlikleri anlamına geliyor. Kitapta olaylar, Raci’nin hayal aleminde gerçekleşen olaylar çerçevesinde ilerliyor. Kitabın iki karakteri Raci ve Aynalı. Aynalı Raci’ye hocalık yapar vaziyette. Aynalı’nın mekanında buluşup, kahve eşliğinde sohbet ederken, Aynalı ney çalmaya başlar. Raci’nin hayalleri Aynalı’nın ney çaldığı süre içinde gerçekleşir. 
Kitabı daha iyi anlamak ve analiz edebilmek için temel tasavvuf bilgisinin, İran, Hint, Uzakdoğu ve Yunan mitolojisinin bilinmesi faydalı olacaktır. 
Kitabın her cümlesi başlı başına bir değerlendirme konusu. İnsanı derin düşüncelere sevk ediyor. Bu yüzden kitabın genel değerlendirmesini yapmak uzun sürecektir. sayfalara sığmayacaktır. O yüzden sadece diğer bölümlere oranla daha fazla dikkatimi çeken kısımlar hakkında düşüncelerimi yazacağım.

- Raci, Aynalı’nın mekanında gene hayaller dalmıştır. Hayal aleminde bulunduğu mekanda, iyiliği temsil eden Hürmüz ile kötülüğü temsil eden Ehrimen arasında savaş olmaktadır. Ehrimen ‘nifak’ adlı savaşçısını öne çıkarır ilk önce. Nifak’ın karşısında kimse duramaz. Ta ki, Hürmüz ‘Sevgi’yi Nifak’ın karşısına gönderineceye kadar. Sevgi Nifak’ı mağlup eder. Bu defa Ehrimen Öfke’yi Sevgi’nin karşısına çıkarır. Öfke, Sevgi’yi mağlup eder. Hürmüz Hikmet’i gönderir. Hikmet, Öfke’yi mağlup eder. Ehrimen, Nefsi Emmare’yi gönderir; Nefsi Emmare hikmeti öldürür. Hürmüz son hamle olarak Nefsi Emmare’nin karşısına Aşk’ı gönderir. Aşk, Nefsi Emmare’yi esir eder ve savaşta iyilik galip gelir. (1)

- Raci bir başka hayalinde kendini yazarlar, şairler, felsefeciler arasında bulur. Eğitim, toplum, insanlık gibi mevzular konuşulmaktadır aydın sayılan kişiler arasında. Yazarlardan biri, ‘eğitimi zorunlu hale getirip, alıklık ve ahmaklık eğitimi vermemiz lazım’ görüşünü savunur. Raci, şaşkınlıkla neden böyle düşündüğünü sorar yazara. Aldığı cevap ilginçtir: ‘Bu şekilde yapılan bir eğitimle, halkın % 90’ı hiç düşünmeden, sorgulamadan, önüne verileni alarak yaşamaya başlar. Bu da yüksek tabakadaki %10’luk kesimin rahatını artırır.’ Raci bu cevap karşısında, ‘extra bir eğitime gerek yok, zaten bu haldeyiz’ der ve kendine gelir. (2)

 Açıklama ve Yorumlar:

(1) Hürmüz ile Ehrimen arasındaki savaş, Fars mitolojisinde geçmektedir.  Dünya kurulalıdan beri iyi ile kötünün, hak ile batılın, nur ile zulmetin devam edegelen mücadelesinin, bir misali niteliğinde. Günümüzde sevgisizlik, bilgisizlik(hikmet) ve aşk’ın yokluğunda kötülüklerin her geçen gün aratarak devam ettiğini gözlemlemek, iyiliğin mağlubiyetini izlemek ne acı. Ayrıca sadece insanlar arasında değil, önce insanın içinde başlıyor iyi ile kötünün mücadelesi. İç aleminde iyiliğin kazanmasını sağlayan insanların sayısı arttıkça, sevgi ile, hikmet ile ve aşk ile dünya daha iyi bir hal alacaktır.

(2) Çeşitli basın yayın organlarında mevcut eğitim sisteminin insanları düşünmekten, yorum yapmaktan, analiz etmekten uzaklaştırdığını; ahmak ve okuduğunu anlamaz, diplomalı cahiller yetiştirme vesilesi olduğunu iddia edenlerin varlığı Raci’nin hayalindeki konuşmaları tekrar tekrar düşünmeme yol açtı. Acaba eğitim yoluyla insanları ahmaklaştırmak mümkün müdür?

Şu sıralar Filibeli Ahmet Hilmi’nin Amak-ı Hayal’ini okuyorum. Henüz sonuna ulaşamamış olmama rağmen oldukça etkilendiğimi söylemeliyim...

Başarının Giden Yolda İlk Adım: Kendini Bilmek



İlim ilim ilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır.

İlim ilim ilmektir İlim kendin bilmektir Sen kendini bilmezsin Ya nice okumaktır.

Öğrenilmiş Çaresizlikten Öğrenilmiş İyimserliğe



Psikoloji ve eğitimde çok konuşulan konular vardır. Bunlardan bir tanesi de öğrenilmiş çaresizlik. Üzerinden deneyler yapılan, makaleler yazılan bir konu. Kısaca tanımlayacak olursak, öğrenilmiş çaresizlik, başarısızlıkla neticelenen girişimlerden sonra başarmaya olan inancın kaybolması, basit amaçlarda bile başarısızlık tedirginliğiyle girişimde bulunmama hali olarak ifade edilebilir. Öğrenilmiş çaresizlik durumu insanın hayatını bir çok açıdan olumsuz yönde etkiler. Ancak bu yazımda öğrenilmiş çaresizlikten çok bahsetmeyeceğim. Bir bakıma öğrenilmiş çaresizliğin karşılığı olabilecek öğrenilmiş iyimserlikten bahsedeceğim. 

Psikoloji ve eğitimde çok konuşulan konular vardır. Bunlardan bir tanesi de öğrenilmiş çaresizlik. Üzerinden deneyler yapılan, makale...

2017'ye Doğru Hayaller, Dilekler ve Hedefler #Mim



Bir senenin daha sonuna yaklaştığımız şu günlerde blogger arkadaşlarımız bir mim başlamış. Daha Mutlu Yaşam blogunun yazarı, Yurdagül Çelik bu mimde beni mimlemiş. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Mim yazısını buradan okuyabilirsiniz.


İşte Sorular😉👇👇
  1.  Kimse mükemmel değildir ama yine de eksikleri düzeltmek mümkün. Huylu huyundan geçmez mi dersin? Yoksa şu huyumu değiştirsem hiç fena olmaz mı? Nedir o huyun? 2017 için kendinde değiştirmek istediklerin neler?. 
Mutlaka kimse mükemmel değildir. Hepimin iyi-kötü, zayıf-güçlü yanları var. Bazılarını değiştirmek mümkün olmazken bazıları biraz gayret ile değişebilecek şeyler. Kendimle alakalı değiştirmek istediklerim çok az oluyor; şöyle ki, her geçen günle beraber bazı huylarımın kendiliğinden ve ben farkında olmadan değiştiğini hissediyorum. Zamanın getirmiş olduğu tecrübeler bazı huylarımı otomatik olarak değiştiriyor. 2017 senesi için düşünecek olursam, son zamanlarda biraz atalet içerisindeyim. Bu tembellik ve atalet sürecinden kurtulmaya çalışıyorum. 2017 için kendimdeki ataleti, enerji ve coşkuyla değiştirmek istiyorum.
  1. Meşhur Alaaddin'in Sihirli Lambası oldu ya kucağına düştü. Ve tabi ki 3 dilek hakkı verdi. Dikkatli düşün, klavyenden çıkan her cümleyi gerçeğe dönüştürebilir. Ne dilerdin?
Duanın gücüne inanan biri olarak, dileklerimi dualarımda dile getiriyorum. Ama hayatımıza neyin, nereden geleceği çok belli olmuyor, bazı zamanlarda. Gün olur, bir mucize ile uyanırım ve dileklerime ulaşmak hatta tercih etmek mümkün olur. Öyle bir durum olursa üç dileğim; iman çizgisinde bir hayat, sağlıklı ömür, doğal mekanlarda ailemle sakin bir hayat. 
  1. Şimdi gerçek hayata dönüyoruz, evin, çocukların, kendin, kedin.. için yeni yılda neler yapmak var aklında? Şimdiden düşünelim ki, yeni yıl kapıda hazırlıksız yakalanmayalım :)
2017 için tayin planları yapıyorum. MEB’de çalışan bir Psikolojik Danışman ve Rehber öğretmenim ve 4 senedir Kars'tayım. Yaz tatili ile tayin düşünüyorum. Gezi planlarımda var ama netleşmiş değil henüz. Atanacağım yere göre gezi planlarım şekillenmiş olacak.

  1. Piyangodan büyük ikramiye çıksa hepimiz dünyayı gezeriz değil mi? Sen neler yapmak isterdin? Bir de şöyle düşün, o istediklerin için çok  para şart mı? Belki de değildir.
Bu soruya cevabım biraz kısa olacak. Şu ana kadar hiç piyango bileti almadım. Şu an için almayı da düşünmüyorum. Genel olarak hayallerim para ile bağlantılı olmayan şeyler olduğu işin bu tür şeyleri çok düşünmüyorum. 
  1. Para para para. Para harcamadan da gerçekleştirebileceğin hayallerin vardır elbet. Haydi onları da paylaş, bekliyoruz. 
Para olmadan bazı şeyleri yapmak mümkün olmuyor. Ama para olmadan mutlu olmak mümkün. Sıcak, samimi ilişkilerin olduğu aile ve dostlar oldukça para önemini yitiriyor. Huzurlu bir hayatın devamlılığını istiyorum ve o da bedava. Ve bedava demişken Orhan Veli'nin bir şiirini paylaşmadan geçemeyeceğim. 

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
.....
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.


Bu konuda yazmak isteyen, kendini 2017’ye hazırlayan herkesi mimliyorum.

Bir senenin daha sonuna yaklaştığımız şu günlerde blogger arkadaşlarımız bir mim başlamış. Daha Mutlu Yaşam blogunun yazarı, Yurdagül...

Dikkat Dağınıklığı Olanlara Tavsiyeler


Günümüz insanlarının yakındığı hususlardan biri, dikkat dağınıklığı. Kime sorsak, 'dikkatim çabuk dağılıyor, bir işe başlıyorum ama dikkatimi uzun süre veremiyorum' gibi cümleler duyuyoruz.
Dikkat dağınıklığının bir çok sebebi var; yapılan çalışmalar yediğimiz gıdalardan, soluduğumuz havaya kadar bir çok faktörün dikkat üzerinde etkisi olduğunu gösteriyor. Ve öyle ki, dikkatimizi olumsuz etkileyen bazı şeyleri hayatımızdan atmamız mümkün değil.

Bu yazımda dikkat dağınıklığını azaltabilecek bazı zihinsel egzersizler üzerinde duracağım.

  1. Düzenli olarak kitap okumak: Düzenli olarak kitap okumak dikkat süresini artıracaktır. Okuma yaparken önemli yerlerin altını çizme, göz gezdirme gibi yöntemler kullanılabilir.
  2. Sesli okumalar yapmak: Günlük olarak yapılan yüksek sesle kitap okuma egzersizleri dikkat süresini artıracaktır. Aynı zamanda hafızayı da kuvvetlendirir.
  3. Alakasız kelime ezberleri yapmak: Birbiriyle alakalı olmayan kelime ezberleri yapmak dikkat süresinin artmasını sağlayacaktır. Mesela, coğrafya ile alakalı bir terim ezberlenip hemen akabinde tarihten bir kelimenin anlamı öğrenilebilir.
  4. Zihinsel matematik işlemleri: Kağıt-kalem veya hesap makinası kullanmadan zihinden yapılan basit toplama-çıkarma işlemleri dikkat süresini artıracaktır. 
  5. Ritmik sayımlar yapmak: 2’şerli, 3’erli ritmik sayımlar yapmak dikkat süresini artırır.
  6. Birebir çizimler yapmak: Özellikle karmaşık olabilecek şekilleri bakarak ve aynı olacak şekilde çizmeye çalışmak dikkat süresini artıracaktır. (Hattat veya ressamlar çok fazla dikkat problemi yaşamaz.)
  7. Düzenli olarak yazı yazmak: Düzenli olarak yazı yazmak dikkat dağınıklığını azaltacaktır. Çeşitli konularda denemeler, günlükler, özet yazıları dikkat süresini artırır.

Günümüz insanlarının yakındığı hususlardan biri, dikkat dağınıklığı. Kime sorsak, 'dikkatim çabuk dağılıyor, bir işe başlıyorum ama d...

Kırk Yıllık Kani, Olur mu Yani?


Bugün hepimizin çokça duyduğu, kullandığı bir sözün hikayesini anlatacağım. 
Hepimizin bu kadar da olmaz, uzun  zamandan beri bu şekilde devam ederken birden değişmez, manalarında kullandığımız sözlerden biri: 
                                                       ‘Kırk yıllık Kani, olur mu Yani?’

Söz Osmanlı Döneminde yaşayan şair, edib ve katip Tokatlı Ebubekir Kani Efendi’ye aittir. Ebubekir Kani Efendi Tokat'ta şiirle iştigal ederken, devrin yöneticilerinden birinin şiirlerini görmesi ve beğenmesi üzerine İstanbul'a gelir. Sonrasında Ebubekir Kani Efendi çeşitli şehirlerde katiplik vazifesi yapar. Muhtelif şehirlerden sonra vazifesini ifa etmek üzere Bükreş'e tayin olunur. Gene katiplik vazifesi için.

Ebubekir Kani Efendi burada bir Rum kızına sevdalanır. Kız hristiyandır ve şehrin önde gelen hristiyan ailelerinden birine mensuptur. Ebubekir Kani Edendi, aşkından işini yapamaz hale gelir, günlük meşgalelerini unutur. Gel zaman git zaman Kani Efendi, kıza derdini açıklar. Kızın verdiği cevap Kani Efendiyi zor durumda bırakacak cinstendir: 'Dinini değiştirip Hristiyan olursan seninle evlenirim.' Kani Efendi hiç beklemeden ve tereddütsüz nükteli bir şekilde cevap verir: 
                                                  'Kırk yıllık Kani, Olur mu Yani.'



Dipnot:

Yani, o devirlerde  hristiyan erkekler tarafından kullanılan bir isimdir. Kani Edendi bu sözüyle nükteli bir üslup ile 'müslüman biri dininden başka bir dine geçmez, Yani olmaz', bende dinimi ve ismimi değiştirmem demek istemiştir. 

Bugün hepimizin çokça duyduğu, kullandığı bir sözün hikayesini anlatacağım.  Hepimizin bu kadar da olmaz, uzun  zamandan beri bu şeki...

Kars Any Harabeleri


Malazgirt zaferinin Anadolunun kapılarını Türklere açtığını hepimiz biliriz. Ancak Malazgirt öncesinde Alpaslan'ın Ermeni krallığının başkenti olan Ani kentini fethettiğini çok fazla bilmeyiz. Any şehri Ermenistan'a başkentlik yapan, ticaret yolları üzerinde bulunan 100.000'in üzerinde insanın yaşadığı bir şehirdir o zamanlar. Alpaslan'ın fethinden sonra şehir İslamlaşmaya başlamış Anadolunun fethi için bir dönüm noktası olmuştur. Günümüzde harabe vaziyette bulunan Any, Any Antik Kenti yada Any Harabeleri olarak anılmaktadır.

Malazgirt zaferinin Anadolunun kapılarını Türklere açtığını hepimiz biliriz. Ancak Malazgirt öncesinde Alpaslan'ın Ermeni krallığı...

Ey Gafil İnsan



Her maddede ruh, her maddede can 
Her madde Allah'ı anıyor her an 
Gönül gözü ile bakmıyorsa can 
Nasıl görürsün ki ey gafil insan?


Huzuru her zaman kendinde ara 
Bedene ruh veren rabbinde ara 
Dikmişsin gözünü çok uzaklara 
Nasıl bulursun ki ey gafil insan?

Dokuz ay karnında taşıyan anan 
Hem can olmuş sana hem de canan 
Takdir etmedikçe rahmeti, Rahman 
Nasıl yaşarsın ki, ey gafil insan?

Yükselmişsin ama en son rütbeye 
Bilmezsin yolculuk nerden nereye 
Evrende kurulu bu nizam niye 
Nasıl düşünmezsin ey gafil insan?

Soruyor ya Veysel, o büyük üstad: 
Dünyaya gelmende ne idi maksad 
Bilmiyorsan eğer ahreti vuslat 
Nasıl görürsün ki ey gafil insan?

Sanırsın galiba ölüm çok uzak 
Asla bilemezsin ne kadar uzak 
Tecelli edince kaderi mutlak 
Mutlaka olursun ey gafil insan?

Kula kulluk etmek, en büyük hata 
Kuldan medet ummak en büyük hata 
Kulsun, kulluğunu bilmemek hata 
Nasıl bilmezsin ki ey gafil insan ?

Her maddede ruh, her maddede can  Her madde Allah' ı an ı yor her an  Gönül gözü ile bakmı yorsa can  Nas ıl görürsün ki ...

Aynalar Koridorunda Aşk - Mustafa Ulusoy l KitapYorum(3)



İz bırakan kitaplar listemde bu kez Mustafa Ulusoy’un Aynalar Koridorunda Aşk adlı romanı var. Aynalar Koridorunda Aşk, üniversitede bir hocamın tavsiyesiyle edindiğim, üzerinde düşünerek iki defa okuduğum etkileyici bir kitap. 


Günlük hayata dair meşgalelerimizi, insanlardan beklentilerimizi, hepimizin yaşadığı duyguları farklı açılardan ele almış yazar. İnsanlara ilişikin gözlemlerini ustalıkla kaleme dökmüş ve sevme/sevilme duygularını düşündüren ve sorgulayan bir dille ifade etmiş. Aşk insanın kalbini doldurmaya yeter mi? sualine cevap olabilecek nitelikte olaylar, duygusal karmaşalarımız hakkında kendimizi sorgulamamıza yol açıyor:
           
          Gerçekten seviyor muyuz?
          Sevilmek için mi seviyoruz?
          Sevdiğimiz için mi seviliyoruz?
          Aşk bizim için ne anlam ifade ediyor?

Kitaptan Alıntılar:

  • Aşk başkasının dünyasında var olmaktır.
  • Var olanın varlığını hissetmeyince yokluktan farkı kalmıyordu.
  • Yıldızlar gece çıkıyor. Yıldızları görmek isteyen insan geceye razı olmalı. Hayatın yıldızlarına ulaşmak istiyorsan, içindeki geceye razı olmalısın.
  • Modern çağın kabusu kötü izlenim bırakmak.
  • Sırça bir nesnenin yere düşünce parçalandığı gibi parçalanır aşklar. Aşk camdan bir nesnedir. Çok kolay kırılır ve insanı kolaylıkla kırılganlaştırır, elemde bırakıp acı çektirir. Aşk acı çekmektir, Mavi(isim). Bu kadar masum bir duygu, an olur insanın en temel acı kaynaklarından biri haline gelir. Aşkı taşımak zordur.
  • Değerli olduğunu bilemeyen biri asla sevemez, daima sevilmek ister
  • Yaşamakta değil, görünmekle meşguldüler
  • Bir insan başka birinin kalbini doldurabilir mi sence?
  • Hayatın başı ve sonu anlaşılmadan ortası anlaşılmaz.

İz bırakan kitaplar listemde bu kez Mustafa Ulusoy’un Aynalar Koridorunda Aşk adlı romanı var. Aynalar Koridorunda Aşk, üniversitede ...

Öğrenmek İçin Fırsatlar Oluşturun!


Çocuğundan büyüğüne, yaşlısından gencine hepimizin duyduğu bir söz var: Öğrenmenin yaşı yoktur. İnsan henüz bebek olduğu günlerde nefes alıp vermeyi öğrenir, biraz büyür emekleyip yürümeyi öğrenir, ilkokula başlar okumayı öğrenir, sonrasında öğrenmeyi öğrenir(yada öğrenemez). Bebeklik çağında başlayan öğrenme insanın ölümüne kadar devamlılığını sürdürür. Ve insan öğrendiklerini hayatın çeşitli merhalelerinde kullanmaya başlar.


Öğrenmenin yaşı olmadığı gibi zamanı ve mekanı da yoktur. Her zaman ve mekanda öğrenme mümkündür. Yeter ki insanda öğrenme isteği olsun. Öğrenmek isteyen insan sabah servisle işe yada okula giderken on tane kelimenin ingilizce karşılığını öğrenebilir. Bir tenefüs esnasında sevdiği şairin bir şiirini daha öğrenebilir. Bir arkadaşla sohbet ederken tebessümün gönül kapılarını açtığını öğrenebilir. Öğrenmek için yeterli zaman yada uygun mekan diye bir durum söz konusu değildir. Öğrenmede aslolan istektir. İstek ve samimiyet.

Birçoğumuz öğrenmenin zaman ve mekana bağlı olduğunu düşünürüz. Öğrenmede zaman ve mekan faktörü kadar kısa ve önemsiz görülen zaman aralıklarını değerlendirmek de önemlidir.  Uygun zaman ve mekan arayışı kişinin çalışmayı sürekli ertelemesine yol açar, öğrenmeye engel olur. İnsan genellikle uygun zaman ve mekanı bir arada yakalayamaz, bu iki şartı bir arada sağladığınıda da kendisinin çalışmak ve öğrenmek için hazır olmadığını, başka bir ifade ile çalışmak için ilham gelmediğini düşünür. Oysa ilhamı getirecek olan kendisidir. Öğrenmek için isteği olan kişiler her zaman ve mekanda ilhamı yakalayabilir. Unutulmamalıdır ki; ilham hiç bir zaman kendiliğinde gelmez insana, ilhama talip olmak lazımdır. 

Çocuğundan büyüğüne, yaşlısından gencine hepimizin duyduğu bir söz var: Öğrenmenin yaşı yoktur. İnsan henüz bebek olduğu günlerde nefes...

Dini ve Tecrübi Bilgiler Işığında Unutma Sebepleri



İslam inancında unutmanın en önemli sebebinin günah işlemek olduğu, Kur’an-ı Kerim okumak, namaz kılmak gibi dini vecibeleri yerine getirmenin unutmayı azalttığı vurgulanmaktadır.

İslam inancında unutmanın en önemli sebebinin günah işlemek olduğu, Kur’an-ı Kerim okumak, namaz kılmak gibi dini vecibeleri yerine g...

Ne Oldu Biz'e



Bizi biz yapan değerlerden ve onların süratli bir şekilde yok oluşa doğru geçtiğinden dem vururuz ya sürekli... Bizi biz yapan değerlerin ne olduğunun farkında bile değilken, yaptığımız fiil ve eylemlerle bu değerlerimizi yıkıma doğru sürüklediğimizden haberdar bile olmadan şikâyet eder dururuz her birimiz. Bu şikâyeti yaparken hepimiz de biliriz aslında; aramızda ayrılıklar olduğunu, ‘BİZ’ olmaktan çoktan uzaklaştığımızı, ‘Ben, Sen...’ ayrılıklarının başladığını... Ve öyle ki hepimiz biliriz; farklı mekânlarda yaşayıp aynı düşleri kuran, aynı hayallerde birleşen ve aynı şeyler için dua eden ecdadın; aynı ortamlarda farklı dünyaları yaşayan, farklı hayallerin peşinde koşan torunları olduğumuzu.

Bizi ‘Biz’ yapan değerlerin süratle yok olduğu, birçoğunun çoktan unutulduğu yüreklerimizi acıtsa da kaçınılmaz bir gerçektir. Materyalizm ve bireycilik anlayışının doruk noktasına ulaştığı günümüzde herkes kendi halinde yaşam sürmekte, herkes kendi derdinin dermanı peşinde koşmakta ve herkes kendini komşusundan, arkadaşından bir adım daha öne geçirme uğraşı vermektedir. Kapitalist sistemin bir gerekliliği olarak ortaya çıkan yanlış rekabet ortamı, insanlarımızın ‘BİZ’ duygusunu yerle bir etmiş, bunun yerine insanlarımız arasında ‘Ben, Sen...’ ayrılıkları ortaya çıkmaya başlamıştır. Kısacası, yatmadan önce komşusunun açlığını-tokluğunu düşünen nesillerin yerinde, komşusunun omuzlarına basıp daha yükseklere çıkma hayalleri kuran nesiller var şimdi.
Batı hayranlığı ve olur olmaz her noktada batıyı taklit etmeler sonucunda toplumumuz manevi ve kültürel değerlerin birçoğundan taviz vermek durumuna kalmıştır. Öyle ki bizi ‘BİZ’ yapan bu değerlerin bir bölümü ağır ağır yok oluşa doğru gitmedeyken, önemli bir bölümü de çoktan unutulmuştur.

Bizi biz yapan değerlerimizde oluşan tahribatları gidermek, toplumun bağrında açılmış yaralara merhem olmak kesinlikle çok önemlidir. Ancak bilinmelidir ki toplum olarak içimizdeki ayrılıkları gidermeden, aramızda örülü nefret duvarlarını yıkmadan; bizi ‘Biz’ yapan değerleri korumak mümkün olmayacaktır. Pir Sultan Abdal’ın ‘Gelin canlar bir olalım’ çağrısına kulak verip; Allah davası yolunda ‘bir ve beraber’ olmadıkça bu kültür yıkımının önüne geçilemeyecektir. Bu sebepten dolayı en önce yapmamız gereken şey bencilliğimizi bir tarafa atarak, ‘BİZ’ olmak, ‘Biz’ duygusuna sahip olmaktır. Yeniden ‘Biz’ olabildiğimiz vakit elbette bizi ‘Biz’ yapan değerler yeniden filizlenecektir.

Bizi biz yapan değerlerden ve onların süratli bir şekilde yok oluşa doğru geçtiğinden dem vururuz ya sürekli... Bizi biz yapan değerl...

Yorgun Yüreğim


Kara sevda döküldü başımdan aşağı
Birikti altında ayaklarımın.
Ayaklarım
Çakılı kaldı olduğu yerde.
Prangalar vurulmuş gibi
Kocaman çiviler çakılmış gibi.
Ellerim, çaresizliğin vehminde
Titredikçe titredi
Durduramadım.

Feri tükenmiş dizlerim
Hükmümden rızasını çekip
İsyan türküleri fısıldayan düşüncelerime 
Ortak olunca
Oldu her ne olduysa
Fersiz dizlerime hükmüm geçmedi
Adım atamadım
Dizlerime kadar çıkan bataklığını içinde
Çırpındıkça battım. 
Battıkça çırpındım.

Ayaklarım, ellerim
Derken
Bütün bedenim…

Yüreğime ölüm sükutu
doldu göz pınarlarımdan
Dingin akan bir derenin hışmı
Ortalığı kasıp kavuran rüzgarın sükutu
Hepsi yüreğimde
Yorgun yüreğim.

Kara sevda döküldü başımdan aşağı Birikti altında ayaklarımın. Ayaklarım Çakılı kaldı olduğu yerde. Prangalar vurulmuş gibi Ko...

Her Gün Huzursuzluğumuz Biraz Daha Artıyor.



Hepimizin şikayetçi olduğu hususlardan biri: huzursuzluk. İçimde bir sıkıntı var ama ne olduğunu bilemiyorum? diyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Sebebini bilemediğimiz huzursuzluklar, sebepsiz sıkıntılar ahvalimize tesir ediyor. Belki endişe çağında yaşamanın huzursuzluğuyla karşı karşıyayız. Belki de Sadi Şirazi’nin(1) dediği gibi endişe insanın vazgeçilmez bir parçası. Bu yüzden huzursuzluğumuz fazla, bilemiyorum.
Hayatımızdaki değişikliklerin, topraktan betona doğru kayan yaşam alanımızın, samimi ilişkilerden resmi ilişkilere geçişin.. Bir çok amilin neticesi olabilir huzursuzluğumuz?

Kendinizi sebepsiz sıkıntılardan ve huzursuzluktan muzdarip hissediyorsanız, kendinizi sorgulamanızın vakti gelmiş demektir:

Hepimizin şikayetçi olduğu hususlardan biri: huzursuzluk. İçimde bir sıkıntı var ama ne olduğunu bilemiyorum? diyenlerin sayısı her...

Dikkat Mankurtlaşıyoruz!


Mankurt, Kırgız ve Türk destanlarında anlatılan eski bir işkence yönteminin adıdır. Orta Asya halkları tarafından yaygın olarak kullanılsa da, özellikle Çinlilerin yakaladıkları Türk gençlerini akılsızlaştırma, hafızalarını silme ve bu vesile ile özgür köle olmalarını sağlamak için kullandıkları bir işkence yöntemidir*.

Mankurt, Kırgız ve Türk destanlarında anlatılan eski bir işkence yönteminin adıdır. Orta Asya halkları tarafından yaygın olarak kullan...

Hayallerim #Mim


Herkese Merhaba, yazılarım arasında kendimden bahsettiğim yazılar yok denecek kadar az. Ve bu benim ilk mimim olacak. Beni mimleyen Samet Tutal kardeşime çok teşekkür ederim.

Gelelim soruları cevaplamaya… Buyrun…

1. Hayal kurmaktan hoşlandığınız bir yer ya da zaman dilimi var mı? 

Herkese Merhaba, yazılarım arasında kendimden bahsettiğim yazılar yok denecek kadar az. Ve bu benim ilk mimim olacak. Beni mimleyen Same...

Bir Fotoğraf, Bir Fotoğraftan Ötedir Bazen



Hiç düşündünüz mü? 
Bir fotoğraf ne kadar uzağa götürebilir insanı? 
Ne kadar acıtabilir yüreğini insanın. 
Ya da insan, bir fotoğraf karesine takılıp yüreğine doldurabilir mi hüznü?

Facebook ekranımda bir anda karşıma çıkan bir fotoğraf. 
Afrika’ya alakasını ve yardım gayretlerini bildiğim bir dernek yüklemiş.

Oyun oynayan çocuklar mı?… 
Hayal kuran çocuklar mı? 
Her şeye rağmen gülücükler saçan çocuklar mı? 
Her şeye rağmen hayata tutunmaya çalışan çocuklar mı? 
Hangisi tanımlar karedeki çocukları? 
Hepsi mi, hiç biri mi? Bilinmez...

En son ne zaman oyun oynadınız? 
Oyununuz hayallerinizi barındırıyor muydu içinde? 
Ya da acılarınızı, yokluklarınızı, hayatınızı?… 

Bir fotoğraf, bir fotoğraftan ötedir bazen. Acıyı, sevgiyi, özlemi, hayali; kısaca hayatı taşır içinde. 
Hayatın acınası yüzünü, umudun yaşatma gücünü, ışıldayan gözlerin tebessümünü anlatan bir fotoğraf. 
Yalın ayak, suya hasret, umuda tutsak hayaller var ötelerde. 

Hiç düşündünüz mü? 
Ötelerde suya hasret insanların olduğunu? 
Öteleri yakın etmenin çok yolu olabileceğini? 

Hiç düşündünüz mü?  Bir fotoğraf ne kadar uzağa götürebilir insanı?  Ne kadar acıtabilir yüreğini insanın.  Ya da insan, bir fo...

Neden Unuturuz? Unutmanın Sebepleri Nelerdir?




1) Neleri Unuturuz? Neleri Unutmayız? Neden Unuturuz? başlıklı yazıyı okumak için tıklayın...
2) Dini ve Tecrübi Bilgiler Işığında Unutma Sebepleri. Okumak için tıklayın.



1) Neleri Unuturuz? Neleri Unutmayız? Neden Unuturuz? başlıklı yazıyı okumak için tıklayın ... 2) Dini ve Tecrübi Bilgiler Işığın...

Akşamdan Sabaha Bir Umuttur Yaşamak


Bu kaçıncı gece oldu sevdasız. Saymadım. Sayamadım. Yalnızlığın girdabında zaman akıp gidiyor; geceler gündüzlerle, sabahlar akşamlarla yer değişiyor. Ortamın boğucu havasına eşlik eden muhabbetler, pencereleri döven rüzgar, uzaklardan izlediğim deniz... Denizden ötelere doğru süzülen ışıklar, kara bulutlarla kaplı gökyüzü... Ve, ikisi arasında hapsolmuş hayallerim.
***
Bir asır uzunluğundaki dakikalarda, bir çırpıda tükenen günlerde geride kaldı. Rüzgar yağmur damlalarını etrafa dağıtmaya başladı. Birdenbire soğudu havalar. Vücudumu soğuk soğuk okşayan yağmur suları yürek yangınlarıma tesir etmiyor. Bedenim soğuk, yüreğim yangın yeri. 
                                                                       ***
Geceden sabaha geçişin alaca karanlığındayım. Sislerin arasından ışıklar süzülüyor, şehrin ışıkları. Sisleri öteye taşımaya çalışan rüzgar, ağaçları sallarken meydanda bayraklar dalgalanıyor. Arif Nihat Asya’nın bahsettiği rüzgarı bulmuşçasına coşkulu ve nazlı dalgalanıyor Albayrak.
***
Derin düşüncelerin koynunda uzun bir gecenin daha sabahı başlıyor. Ömrümün şafağından bir gece daha eksiliyor. 
Neticede bir umuttur yaşamak... Koyu karanlığın ortasında şafağın sökeceğini, güneşiin yeniden doğacağını bilmek, ayakta tutuyor insanı. Her gün doğumunda yeniden umuda kapılıyor yüreğim.. 

Bu kaçıncı gece oldu sevdasız. Saymadım. Sayamadım. Yalnızlığın girdabında zaman akıp gidiyor; geceler gündüzlerle, sabahlar akşamlarla...

Hayat Bulmak Bir Yudum Çayda


Çayla başladı sevdamı
Çayla büyüdü sonra 
Bir bardak çayımız, 
Bir tutam şekerimiz 
Oldu mu?
Bizimdi bütün dünya 
Bizimdi mutluluklar...

Yudumlarımıza bazen,
Mutluluk eşlik etti.a
Bazen acımızı katık ettik yanına... 
Ya da sessiz sedasız

Dalıp da uzaklara...
Sustuğumuz anlar da,
Çay kaşığı ritminde
Coştu hayallerimiz...


Bir nağme ezgisinde 
Vurdukça çay kaşığı 
Kıyısına bardağın... 
İçinden buhar buhar 
Göklere yükselen huzur 
Bize de geçiverir
Belini sarınca bardağın

Muhabbetin tadı başka, 
Çayın tadı bambaşka 
İkisi bir arada
Huzurun tadı başka... 

Çayla başladı sevdamı z  Çayla büyüdü sonra  Bir bardak çayımız,  Bir tutam şekerimiz  Oldu mu? Bizimdi bütün dünya  Bi...

Mutlululuğun Üç Formülü



Daha önce psikolojimizi olumlu etkileyecek faktörleri sıralamıştım. Şimdi mutluluk üzerine yazıyorum. Buyrun...

Daha önce psikolojimizi olumlu etkileyecek faktörleri sıralamıştım. Şimdi mutluluk üzerine yazıyorum. Buyrun...

Neleri Unuturuz? Neleri Unutmayız? Neden Unuturuz?



Unutmanın Sebepleri Nelerdir? Unutmaya Yol Açan Bilişsel ve Fizyolojik Sebepler Nelerdir? Öğrenmek için tıklayın.
Dini ve Tecrübi Bilgiler Işığında Unutma Sebepleri için tıklayın.


Unutmanın Sebepleri Nelerdir? Unutmaya Yol Açan Bilişsel ve Fizyolojik Sebepler Nelerdir? Öğrenmek için tıklayın. Dini ve Tecrübi...

Nedir İnsan Dediğimiz?

İnsan nedir? sorusu bilinen ilkçağlardan itibaren sorulagelmiş, çeşitli şekillerde cevaplandırılmış. Kimisi insan hayvandır derken, kimisi kainatın efendisi demiş; kimisi insan kötüdür derken, kimisi insan iyidir ve eşrefi mahlukattır demiş. İnsanın ne olduğuna dair tanımlamalar asırlar boyu devam etmiş, halen devam ediyor. 

İnsan nedir? sorusu bilinen ilkçağlardan itibaren sorulagelmiş, çeşitli şekillerde cevaplandırılmış. Kimisi insan hayvandır derken, kimisi k...

Yolgeçen Hanı Nerede?

Yolgeçen Hanı/Hasankeyf
Günlük hayatta sürekli kullandığımız, anlamını tam anlamıyla bilmediğimiz/düşünmediğimiz bir tabir var: Yolgeçen hanı. Geleni gideni çok olan, sürekli misafiri olan yerler için kullandığımız bir tabir. Kimi zaman ‘birader burası yol geçen hanı mı?’ şeklinde öfkemizi ifade ederken, kimi zaman ‘bizim mahallenin yolgeçen hanı burası, bu yoldan geçen buraya uğramadan gitmez’ şeklinde espirili bir dille kullandığımız tabir. 
Anlamından dolayı kafelere, lokantalara özellikle de yol güzergahında bulunan tesislere verilen isimlerden biri.

Yolgeçen Hanı/Hasankeyf Günlük hayatta sürekli kullandığımız, anlamını tam anlamıyla bilmediğimiz/düşünmediğimiz bir tabir var: Yolgeçe...

Mağaralar Şehri Hasankeyf Sular Altında Kalıyor!


Tarihi ve doğal güzellikleriyle cenneti andırır Türkiyemiz. Doğu-Batı, kuzey-güneyi ile tarihi yapıların, doğal güzelliklerin, kültürün binbir çeşidini içinde barındırır. Batman'ın Hasankeyf ilçesi bu güzelliklerden sadece bir tanesi: tarihi ve doğal güzelliğiyle, kendine has kültürüyle. 

Mağara Ev
Hasankeyf Batman'a 40 km uzaklıkta, nüfus bakımından küçük fakat muhteva itibariyle hayli geniş yelpazesi olan minik bir ilçe. Tarihi çok eski çağlara uzanıyor. Öyle ki antik dönemlere kadara uzanan bir geçmişe sahip olduğunu gösteren kazı çalışmaları mevcut. Dicle Nehri üzerinde olması önemli bir yerleşim merkezi olmasını sağlamış. Bu öneminden dolayı çeşitli devletlerin kuşatmalarına maruz kalmış, çeşitli devletlerin himayesi altına girmiş. Bu devletler sırasıyla Bizans(Roma), Sasaniler, Hz. Ömer Dönemi Müslümanlar, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler, Osmanlılar ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti(1). Bu kadar çeşitli gücün egemenliğinde kalmış olması ilçenin mimari bakımından gelişmesini sağlamış olsa da bu yapıların birçoğu günümüze ulaşamamış.

Kuzeyden süzüle süzüle gelen Dicle nehrinin iki yakasında mağaralara oyulmuş evler günümüze kadar uzanabilmiş. Bu mağaraların(evlerin) sayısı belki binlerce, saatlerce gezmekle bitmeyecek kadar geniş bir alanda. Kimisi bir tepe yamacında Dicle’nin seyrangahında, kimisi derin kanyonların arasında kuytuda kalmış. Bir zamanlar insanları ağırlayan bu mağaralar şimdi sessizliğe bürünmüş.

Hasankeyf Kalesi
Dicle’nin kıyısında sarp bir tepe üzerine kurulu Roma döneminden kalma Hasankeyf Kalesi son demlerini yaşıyor. Öyle ki, kale kendi kendine yıkılacak kadar tahrip olmuş durumda. Duvarlarında çatlaklar, kaymalar, yarıklar… mevcut. Kalenin hemen yanında Hasankeyf Köprüsünün ayakları günümüze ulaşmış. Onlar da su altında kalmamak için başka yere taşınacakları günü bekliyor.

İslam ordularının Hasankeyf'i kuşatması sırasında hayatını kaybeden İmam Abdullah için yapılmış İmam Abdullah Türbesi ile Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın Otlukbeli Savaşı'nda hayatını kaybeden oğlu için yaptırdığı Zeynel Bey Türbesi  ziyaret edilen yerler arasında. Her şehrin kendine has camisi gibi Hasankeyfin de Ulu Camisi var; kendine has mimarisiyle.

İlçede en fazla dikkat çekici nokta, Yolgeçen Hanı. Yolunuz Hasankeyfe düşerse mutlaka görmeniz lazım. Bin kişiye yakın kapasitesi bulunan han, Dicle Nehri’nden başlayıp Hasankeyf kalesinin altına kadar uzanıyor. Tabi insan emeği değil, doğal oluşumlu bir mağara. Yolgeçen Hanı, kaçak çayı ve acı kahvesi ile, yöresel lezzetleri ile misafirlerini ağırlamaya devam ediyor.

Bir zamanlar tarihin, kültürün, ticaretin merkezi yerlerinden biri olan Hasankeyf bugünlerde önemini yitirmiş. Mağaralar, mimari yapılar, daha niceleri yapılan baraj ile sular altında kalacak. Yolgeçen Hanı da Ilısu Barajının derinliklerinde kaybolacak. Ne yazık!


Dicle Nehri

Hasankeyf Mağarala

Dipnot

(1). vikipedi

Tarihi ve doğal güzellikleriyle cenneti andırır Türkiyemiz. Doğu-Batı, kuzey-güneyi ile tarihi yapıların, doğal güzelliklerin, kültürün ...

Psikolojimizi Olumlu Etkileyecek 7 Altın Kural



İnsan hayatı boyunca, hayatının her aşamasında çeşitli zorluklarla, problemlerle karşılaşır.  Bu problemlerin bazılarına hayatın doğal akışınca çözüm bulabilirken, bazılarına çözüm bulmak kolay olmayabilir. Karşılaştığımız zorluklar karşısında verdiğimiz tepkiler psikolojik sağlığımızı etkiler. Zor bir durumla karşılaştığımızda azim ve mücadele içinde olmak yada tembellik ve pes etmek psikolojik durumumuzu etkiler. Birinci durumda zorluğun üstesinden gelsek de gelemesek de kendimizi daha huzurlu hissederiz. Çünkü elimizden gelenin en iyisini yapmışızdır. İkinci durumda ise huzursuzluk ve kendini suçlama hislerine kapılırız. Zorluğu aşmak için mücadele etmediğimizden içten içe kendimizi suçlar, huzursuz oluruz.

İnsan hayatı boyunca, hayatının her aşamasında çeşitli zorluklarla, problemlerle karşılaşır.  Bu problemlerin bazılarına hayatın doğa...

Siddhartha - Hermann Hesse I KitapYorum(2)


Seneler evvel hayretle, tefekkür ederek, bazı cümleleri baştan alarak okuduğum bir kitap: Siddhartha. İnsanın kendini bulmasında etkili olduğunu düşündüğüm kitabı bugünlerde tekrar okudum. Gene hayretle ve derin düşünceler içerisinde. Bazı cümleleri tekrar tekrar okudum, bazılarını uzun uzun düşündüm. Bazılarının altını çizdim. Altını çizdiğim cümlelerin bazılarını burada paylaşıyorum.
Kendini arama yolculuğunda bir insanın hayatı üzerine kurgulanmış kitapta her kelime, her cümle bir bilgenin ağzından dökülmüş gibi duruyor, burada sadece bazı cümlelere yer verebiliyorum.

S eneler evvel hayretle, tefekkür ederek, bazı cümleleri baştan alarak okuduğum bir kitap: Siddhartha. İnsanın kendini bulmasında etk...

Mahallenin Çocukları


Güneşli bir bahar ikindisinde sokak ortasında top oynayan çocuklara ilişti gözüm. Bahar yelleri tatlı tatlı yüzümü okşamadayken çocukları görebileceğim bir noktaya geçip oturdum, kaldırım üzerine. Komşuluk kültürünün varlığını devam ettirdiği, herkesin birbirini tanıdığı mahallemizde yün çırpıyor mahallemizin kadınları, sokağın öbür ucunda.

Tüm benliğimle çocuklara odaklanmışım. Hatıralar mı sürükledi beni çocukları izlemeye, çocukluk günlerime duyduğum özlem mi bilemiyorum. Dertsiz- tasasız, gamsız oyunlar oynadığım günler çok uzaklarda şimdi. Hepsi de hayallerden ve hazin hatıralardan ibaret. Enerji yüklü vücutlarıyla bir o yana bir bu yana koşup durmada çocuklar. Saf ve temiz yüreklerini taşıdıkları bedenlerinde yorgunluk emareleri, şakaklarında ter damlaları... coşkuyla top koşturmaya devam etmedeler. Yoldan gelip-geçen arabalar homurdanmalarına yol açsa da, ‘Gol’ diye bağırdıkları vakit coşkuyla haykırıyorlar: homurdanmalarından eser kalmıyor. Yüreklerine sığmayan coşkuları dışarıya taşıyor, gözlerinden ışık huzmeleri yayılıyor. Coşkularını hiç kaybetmeden saatlerce devam ediyor oyunları. Bağırıp-çağırmalar, küfürlü konuşmalar... duvarlarda yankılanıyor.

Güneş, ışıklarını çekip almadayken şehrin üzerinden, yorgun ayaklarına ağır gelmeye başlamış vücutları. Yüzlerindeki ter damlaları üzerine tozlar yapışş, yüzleri toz-toprak içinde. Ne anlama geldiğini bilmedikleri küfürlü kelimeler oyun esnasında olduğu gibi oyun sonrasında da ağızlarından dökülüyor. Söylemek istedikleri her cümlenin başına ya da sonuna küfürlü bir/birkaç kelime eklemeyi ihmal etmiyorlar. Alışkanlık haline getirdikleri küfürlü kelimeler, kurdukları her cümlenin yüklemi durumunda: Her cümlede bulunan ortak nokta.

Masum bakışlarının ardında saf bir yürekleri olduğuna kanaat getirdiğim çocuklar anlamını bilmedikleri küfürleri çokça kullanıyor. Çocuk ya işte; ne görürse büyüklerden, aynını yapıyor. Büyüklerin çokça ve hoyratça kullandıkları kelimeleri çocuklar da kullanmaya başlamışlar, ne yazık! 

Güne ş li bir bahar ikindisinde sokak ortasında top oynayan çocuklara ili ş ti gözüm. Bahar yelleri tatlı tatlı yüzümü ok ş amada...